Ülkenin Bekası İçin Şehit ve Gazi Öğretmenler Canlarını Kanlarını Verdiler

Gaziler Dergisi Araştırma Servisi


PKK terörünün azıp, dehşet saçtığı 90’lı yıllarda 120 öğretmenimizi şehit verdik. Milletin yüreğinde gazi unvanı alan yüzlerce öğretmenimiz, şehitlerin bıraktığı yerden beyrakları alarak, büyük bir cesaret ve fedakarlık örneği sergileyerek görevlerini sürdürüyorlar

            Her yıl 24 Kasım günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır. 1 Kasım 1928’de 1353 sayılı kanunla Arap alfabesi yerine Latin alfabesini kabul eden genç Türkiye, yurt genelinde yeni alfabenin öğrenilmesi için büyük bir seferberlik başlattı. 24 Kasım 1928 tarihinde milli seferberlik adına Millet Mektepleri açılmıştı.

            Atatürk’ün doğumunun 100. yıldönümü münasebetiyle 1981’de, Millet Mekteplerinin açılışı ve Atatürk’ün başöğretmenliğe kabul tarihi olan 24 Kasım günü Öğretmenler Günü olarak kanunlaştı. O tarihten bu güne her yıl Öğretmenler Günü kutlanmaktadır.

            Tek ve büyük bir eksikle… Şehit öğretmen yakınları ve  gazi unvanı alamayan öğretmenlerin eksiklikleriyle… 24 Kasımlar kutlanır.

O gün öğretmenin toplum içindeki yeri, konumu, değeri, önemi belirtilir. Öğretmenlerin sorunları dile getirilir. O gün milli eğitimimize hizmet etmiş, saygınlık kazanmış öğretmenler anılır. Stajyer öğretmenler 24 Kasımda Öğretmen Andı içerek göreve başlarlar.

2000’li yıllarda başlayan bir uygulama, etkinlik de göze çarpmaktadır. 24 Kasım günü idari ve mülki amirler öncülüğünde Şehit öğretmenler için saygı duruşunda bulunulur. Hep bir ağızdan İstiklal Marşı söylenir. Yeterli midir? Örneğin, öğretmenin de gazi olabileceği düşüncesi adına bir cümle , bir duruş, bir tavır sergilenmiş midir? Şehit öğretmen yakınlarına gerekli duyarlılık gösterilmiş midir?

Devlet ve özel eğitim kurumlarının tamamı şehit öğretmen köşesi açmış mıdır? Her ilimizde Şehit Öğretmen anıtı var mıdır?

Unutmayalım, Şehit Öğretmenler anıtı Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için ödenen bedellerin bir mührüdür.

Öğretmen Kimdir, Milli Mücadelede Yeri Nedir?

Öğretmenlik bir meslektir, sürekli bir öğretme görevidir. Öğretmen sadece “öğretme” işi ile sınırlı kalmaz, yetinmez. Çünkü “öğretme “ ve “eğitme”  işleri iç içe işlerdir ve uğraşlar sonucu gerçeklik kazanır. Böylece öğretmenlik daha geniş bir anlam kazanır. Bu anlamda öğretmenlik, eğitmenliği de kapsar. Dolayısıyla geniş bir tanımlama ile öğretmenlik; öğretim odaklı bir eğitimcilik işidir.
Atatürk’ün öğretmenlerle ilgili mesajı düşündürücüdür; “Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.” (1925)
Kurtuluş Savaşı’nda öğretmenlerin topluma öncülük ettiği tarihe yazılmıştır. Öğüt Kurulları ile toplumu bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşı fikirlerine hazırlamışlardır. Atatürk’ün yanında Erzurum Kongresine 5, Sivas Kongresine 1 temsilci ile katılmışlardır. 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’ne seçilen 337 milletvekili arasında 30 öğretmen görev almıştır.
Cepheye giden öğretmenler de olmuştur. Hatta bazıları şehit düşmüştür. İstiklal Madalyası sahibi öğretmenleri de hatırlamalıyız. İlk büyük direniş mitingi sayılan İstanbul Sultanahmet Mitingi’ni de dönemin 14 eğitim kuruluşunun kurduğu Milli Kongre Cephesi organize etmiştir.
Zeliha Faika Ünlüer, bir öğretmendi. 1918’de Erzurum Kız Merkez Mektebi müdürüydü. Milli mücadele yıllarında Erzurum’da ulusal bilinç ve heyecanı ile kurtuluş ideasını gerek okulda gerek toplumda canlı tutulması için önemli uğraşlar verdi. 1919’da Muradiye Camiinde bir toplantı yapıldı. Faika hanım o toplantıda bir konuşma yaptı ve sadrazama , ABD yetkililerine bir telgraf çekti. Telgrafta “medeniyetin vahşeti kaldırması beklenirken, batılıların, Türklere karşı yok etme politikasına giriştiği” vurgulanıyordu. Bu anlamda telgraf açık bir meydan okumaydı.

Yine bir başka öncü Halide Edip Adıvar’ı anımsayalım. Kurtuluş Savaşı’nda askeri üniforma giyen ve böylece onbaşı rütbesi alan Adıvar(1920) Sultanahmet Mitinginde İzmir’in işgalini protesto ediyordu.
Örnekleri çoğaltmak mümkün, kadın, erkek, genç, yaşlı öğretmenler Kurtuluş Savaşı’nda saflarda yerlerini aldılar. Bugün Terörle Mücadelede olduğu gibi…

Terörle Mücadelenin Eğitim Neferleri

70 yıl sonra öğretmenlerin ülkenin bekası ile ilgili yeni bir savaşa katılmaları gerekiyordu. Farklı bir savaştı Terörle Mücadele. Çünkü düşman, çizmelerini taşeronlarına giydiriyordu. Hem asker hem de öğretmen olarak bilinen Atatürk modelini içselleştirmiş öğretmenler kaçmadı, isyan etmedi ve savaş tarlalarına gelincik gibi ekildiler. Güneydoğu ve doğuda gelincik tarlalarını eken biçen öğretmenler, şehit oldular, gazi oldular.
Hantepe öğretmen katliamının üzerinden 11 yıl geçti. Hafızalara kazınan vahşeti unutmadık. Bir gece vakti yılan gibi yaklaşan ölüm, en ücra köşelere aydınlık için giden öğretmenlerin kapısını çaldı. “Köylünüm bir ihtiyacı vardır” diyerek, koştular kapıya . karşılarında teröristlerin parlayan çeliğini buldular. 7 öğretmen, 4’ü bayan 3’ü erkek… teröristlerin namlularının ucundaydı…
PKK Terör örgütü militanları 3 bayan öğretmeni propaganda yaptıktan sonra serbest bıraktı. “hayır, olmaz’” dedi Nesrin öğretmen. Kara Fatma, Nene Hatun, Güllü Bacı gibi. Yavuklusu Cuma öğretmenle birlikte çıkmak istedi son yolculuğa. “Beni de götürün” demişti.

Öyle de yaptılar melun zorbalar. Diz çöktürüp, şehit ettiler; Cuma İbiş, Mustafa Saadettin Küçük, Uğur Edirneli öğretmenleri , Nesrin öğretmenle birlikte…

“Buralara gelmeyin. Bu bölgede görev yapmanızı istemiyoruz. En kısa sürede ya istifa edin ya da hepinizi öldürürüz” diyordu havlayan teröristler. Aldırmadılar. Bugün Hantape’de öğretim sürüyor, yiğitler kalemleri ve sözleriyle görev yapıyorlar, silahları yok. Silahsız birini öldürmek nasıl bir duygudur? Medeniyet dediğimiz tek dişi kalmış canavar bu duyguyu anlatabilir mi?

Gazi Öğretmenler Anlatıyor

Konya, Merhaba gazetesinden Mehmet Gülüm, Gazi Öğretmen Cemal Ünlü ile 24 Kasım 2006’da bir söyleşi yaptı. Gazi öğretmen Cemal’in başından geçen tüyler ürpertici sahneleri taşıdı gazete sayfalarına.

1993 yılında teröristler tarafından saldırıya uğrayan Cemal öğretmenin bedeninden kurşunlar çıkarılmıştı. İnat etti. Yaşama sarıldı ve eğitim ordusunda yerini tekrar aldı.
6 öğretmen arkadaşı ile birlikte saldırıya uğrayan Gazi Öğretmen Ünlü yaşadıklarını anlattı:” Önceden bize gelerek, Ermeni soykırımından ve Atatürk’ten bahsetmemizi, okulun bahçesinden Türk bayrağını indirmemizi isteyen PKK’lılar bu sefer farklı bir amaç için gelmişti. Okulun etrafını saran onlarca PKK’lı benden dışarı çıkmamı diğer arkadaşlarımı da toplamamı istediler. Okulda 10 öğretmen vardı. Ben dahil 6 sını küçük bir lojmana topladılar. Öldürüleceğimizi anlamıştık. Teröristlerden ikisi içeri girip ellerindeki keleş marka silahla odayı taradılar. Tüm öğretmenler yere yıkılmıştı. Daha sonra lojmana bir el bombası atıp gittiler. Vücudumun değişik yerlerinden kan akıyordu. Diğer öğretmen arkadaşların hepsi ölmüştü. Oradan sağ kurtulduğuma hala inanamıyorum. Cenabı Allah’ın büyük hikmeti. Öldürmeyen Allah öldürmüyor.”

Allah öldürmüyor ama , mevcut akıl tutulması öldürecek kahraman gazilerimizi…
Yaşanılan bu vahşete karşı devletin kendisini hala gazi kabul etmediğini vurgulayan Cemal öğretmen şöyle sitem ediyor; “Devletin verdiği görevi yerine getirmek için gittiğim yerde saldırıya uğradım. Neden devlet beni gazi olarak kabul etmiyor? Yaşadıklarım, çektiğim sıkıntılar benim gazi olmam için yeterli sebep değil mi? O zaman ben neyim, ben gazi değil miyim? Devlete küs değilim sadece kırgınım.”
Öğretmen sendikaları Milli Eğitim Bakanlığı’ndan öğretmenlere de gazilik unvanı verilmesini istiyorlar. Milli Eğitim Bankı ne düşünüyor yoksa “ öğretmenin de gazisi olur mu?” yaklaşımında mı? Eğer böyle bir yaklaşım egemense vay halimize…

Oysa Kurtuluş Savaşında öğretmenlerin çabalarına , mücadelelerine bir göz atmak, öğretmenleri Terörle Mücadele Gazisi olarak tanımak açısından yeterli gelecektir.

Örnek Sayılabilecek Etkinlikler

Geleneksel, resmi kutlamaları şehitlik ve gazilik olgusu kapsamında daha farklı değerlendirmeliyiz. Bu konuda yapılacak pozitif ayrımcılık, katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin yoğun bir psikolojik savaş tehdidi altında bulunduğu yediden yetmişe herkesin belleğinde.
Şehitlik ve gazilik olgusunda, sanki akıl tutulması denilen bir ruh halini yaşıyoruz. Aslında bu ruhsal durum psikolojik savaşın doğal bir sonucu. Dolayısıyla psikolojik savaşa maruz kalanlar, kaldığını anlayanlar basireti elden bırakmayarak, aklı hemen devreye sokmalıdır. Anti-psikolojik savaş yöntemlerini hayat geçirmelidir. Bu yöntemlerin en belirgin özelliği ise biline ezberi bozmaktır.
Gaziler kendilerini güvende hissetmiyor, kızgınlar, memnuniyetsizler, öfkeli bir ortam oluştu, hatalar yapılıyor. Böylelikle kalede gedik açıldı. Bu gedik giderek büyüyor. Önlem alınmazsa kaleye girilecek, kale içerden yıkılacak.

Ezberi bozan birkaç örneği aktarmaya çalışalım. Sinop’un Gerze ilçesi kaymakamı E. Can Tartop,1994 yılında Erzurum Tekmen ilçesinde öğretmenlik görevini ifa ederken , şehit düşen Nurullah Savaş’ın anne ve babasını evlerinde ziyaret etti. Daha sonra aile ile birlikte şehidin mezarına gittiler… uşak öğretmen evi’nde 122 şehit öğretmenin fotoğrafları , özgeçmişleri ve şehit oldukları olayın bilgilerini yansıtan “Şehit Öğretmenler Anısına “ konulu sergi açıldı… 11 Eylül 1994’te Tunceli Mazgirt ilçesi , Darıkent beldesinde terör örgütü mensuplarınca şehit edilen 6 öğretmenimizin anısına Tunceli valiliği ve Mazgirt kaymakamlığınca yaptırılan “ şehit Öğretmen Anıtı ve Çeşmesi”  Vali Mustafa Erkal ile öğretmen ve öğrencilerin bulunduğu geniş bir katılımla açıldı… Şehit Hüseyin Kocabaş Çok Programlı Lisesi Müdürü Oğuzhan Kaynar, Şehit Hüseyin Kocabaş’ın annesine plaket verdi…

Bu örnekleri çoğaltmamız mümkün. Mülki ve İdari Amirlerin öncülüğünde geniş bir tabanda pek çok projelere imza atılabilir. Türkiye’nin ücra köşelerine gönderdiğimiz eğitim neferlerine; şehit olduklarında ya da gazi olarak döndüklerinde unutulmadıklarını göstermek adına , 24 kasım günlerini daha farklı bir anlayışla değerlendirmemiz sadece borcumuzu bir nebze olsun ödemek olacaktır.

Ünlü ya da ünsüz, her bireyin bilgi kanalları öğretmenler tarafından açılır. Bazı kazanımlara sahipsek, bunda öğretmenlerimizin de payı olduğunu hatırlayalım.