"Gaziler Bakanlık İstiyor " Tespitini Yapan Gaziler Dergisi Sorunları Açıyor Gaziler Dergisi araştırma servisi |
Ciddi bir inceleme yapıldığında , gazilerin kemikleşmiş sorunlarının örtüsünü kaldıran Gaziler Dergisi, aynı zamanda çözüm de üretiyor. Dile kolay gelebilir,oysa tam 25 yıl, çeyrek asır, 300 ay 9 bin 125 gün, gazilerimizin haklarını taleplerini içinde bulundukları koşulları araştırıp yazmak azımsanacak ya da seviyesi düşürülecek bir çaba olmaması gerekir. Evet, bu bir gerçek. Gazilik kavramı tarihteki değerini süreç içerisinde kaybetti. Bu olgu ile toplum yüzleşmek zorunda. Sorunlar yumağı koca bir dağ gibi durmaktadır. Gazilik olgusunun üst bir toplumsal değer olarak ele alınması cumhuriyetin kuruluşundan öncedir.Meclis 1921'de bağımsızlık adına hayatlarını risk edenlere şükran ifadesini, Atatürk'e gazi unvanını ıygun görerek sunmuştu.Bu duruşun ivedilikle uygulanması dikkat çekici olmuştu.İlk meclis üyeleri net bir tavır koymuşlardı.Diyorlardı ki bu ülkeye kem gözle bakan, önce gazilerimizi incelesin. Fakat bu tavır yıllar içinde örselendi. İlgisizlik, duyarsızlığı beraberinde getirdi. Gazilik, kahramanlık ekseninde asılı kaldı. Zamanla gaziler, resmi törenlerin figüranları haline dönüştürüldü. Ve gözden ırak olan gönülden de ıraklaştı. İşte bu noktada, Türk basınında , gazilik kulvarında haklı bir yere sahip olan 25 yıllık Gaziler dergisi,güçlü,heybetli yüce bir değer olan gazilik olgusunu, bir at sineği misali harekete geçirdi, kımıldamasın vesile oldu.Yapmış olduğu haber, makaleler aracılığıyla ulusal basının dikkatini çekti. Ve gazilik olgusu üzerinde bir kamuoyu oluşturulması sürecini başlattı. Gaziler Dergisi Basın Hayatında Yıl 1983 Mart. Karla kaplı İstanbul'un soğuk günleri. Şehrin en eski, tarihi yeri Beyoğlu. Ve 6 metrekare bir büro.İşte Gaziler Dergisi bu zaman, yer ve koşullarda doğdu. O döneme baktığımızda gazilik alanında bazı radikal değişiklikleri şöyle sıralayabiliriz; çıkartılan bir yasa ile gazi adını taşıyan tüm dernekler kapatıldı, tüm gaziler Ankara merkezli iki derneğin üyesi olmak zorunda bırakıldı. Bundan böyle gazilerin sorunları dernek düzeyinde ele alınacak ve çalışmalar tek bir merkezden yürütülecekti. Ulusal basın bu meseleyi görmezden geldi. Radikal değişiklikler ilk bakışta doğru gözükebilir, ancak uygulamada ve tarihsel süreçte, hataları, yanlışları, çıkmazları giderek büyük bir sorunun doğmasına neden olabilir. Nitekim de öyle oldu. 25 yıl önce gazilerle ilgili bir dergi çıkarmayı planlayan kurucumuz Kadir Palalar, merkezi yönetimin en ücra köşedeki gaziye ulaşmasının mümkün olmadığını vurguladıktan sonra , dönemin konularını şöyle özetledi; "Eğer gazilik olgusunun tek bir merkezden yönetmek istiyorsak, derneklere değil, bakanlığa ihtiyacımız olmalı. Ayrıca gazi ya da vatandaşı "gazi adını alarak dernek kuramaz" anlayışı ile sınırlamanın, Anayasanın eşitlik, dernek kurma, kimseye ayrıcalık tanınmaz prensipleriyle çeliştiği rahatlıkla görülüyordu. 2847 sayılı yasanın tutarlılığı yoktu. Bununla birlikte bölücü örgütün terör eylemleri büyük bir gazi nüfusunun zamanla oluşacağını açık ve net göstermekteydi. Bu kafanın duvara toslaması an meselesiydi. Gaziler Dergisinin ilk yıllarında yayın politikası ağırlıkla kahramanlığa odaklıydı.. Çünkü "savaşı kazandık, zafer bizim oldu, askerimizin gücünü tüm dünyaya gösterdik" çerçevesinde yaşadıklarını dile getiriyordu gazilerimiz. Görüştüğümüz, röportaj yaptığımız gaziler "Vatan sağ olsun, devlet çağırırsa gönüllü olarak savaş meydanlarına yine giderim" derken zamanla söylemlerini değiştirdiler. Önceleri ilgisizlik ve duyarsızlıktan yakındılar. Sonraları unutulmuşluktan bezdiler. Sembolik olan gazi maaşları enflasyonun ezici oranları karşısında kuşa çevrildi. Pek çok gazi taleplerini dinleyecek, çözüm üretecek yetkili bir merci bulamadılar. Terörle mücadele gazilerinin gazi unvanı alamaması ise bardağı taşıran son damla oldu. Gazilerle İlgili Gerçeğin Fotoğrafları Böylesine kaos içeren bunalımlı dönemi ortaya koymak , yaşanılanların fotoğrafını çekmek Türk basınında Gaziler Dergisine nasip oldu. 1992 yılında "Gazinin Dramı" başlıklı kapak gerçeğin ilk fotoğrafı oldu. Gaziler öyle bildiğimiz gibi gönenç içinde yaşamıyorlardı. Gaziye iş vermeyi amaçlayan zihniyet gayriciddi bir yaklaşım sergilemişti. Kore Gazisi Şaban Kılıç a umumi tuvalet temizleyiciliği görevi layık görülmüştü. Kapak fotoğrafı kimilerinin hüznünü, yapılan yanlışlığa tepkilerini tetiklerken, gazileri temsil ettiğini vurgulayanlar ise "gazilerin aşağılandığını" iddia ederek aleyhimizde dava açtı. Ancak bu bir gerçekti, Gaziler Dergisi de üzerine düşeni yapmış, gerçeği fotoğraflamıştı.
Savaş dönüşü rehabilite edilmeden toplumun içine bırakılan gaziler, gazetelerin 3. sayfalarında yer alan cinayet haberlerinin baş aktörleri olmaya başlamıştı.İntihar eden gaziler, polisler, toplumun ve yetkililerin pek dikkatini çekmiyordu. Gaziler Dergisi yaptığı yayınlar ve seminerlerle tıpta PTSD adı verilen "Savaş Sendromu" diye dillendirilen bu illeti kamuoyunun önüne serdi. Gazilerle yapılan röportajlar yaşanılanların hiç de öyle yabana atılacak şeyler olmadığını açık ve net vurgulamaktaydı. Ve bir başka tozlu örtüyü kaldırdı, Gaziler Dergisi; madalya sorunu yıllardır ele alınmamıştı. Bu alanda bir boşluk vardı. Bu boşluğu Türkiye Muharip Gaziler Derneği " madalya satarak" doldurmaya çalışıyordu. Buna izin verilemezdi ve öyle oldu, madalya satışı durduruldu. Evet gazilere madalya vermeyi unutmuştuk. Kore gazileri madalyalarını G. Kore Cumhuriyeti'nden almışlardı. Kıbrıs gazileri, TSK’nin iç kanunları gereğince 1000 küsur kadar madalya ile taltif edilmişlerdi. Yaklaşık 33 bin Kıbrıs gazisi vardı madalya alamayan. Gaziler Dergisi kampanya başlattı. "Madalyamı verin" başlığı altındaki imza kampanyası halen sürmektedir. Gaziler Dergisinden Dev Bir Adım : Gazi Bakanlığı Gazi nüfusunu ilgilendiren pek çok sorun ortalıkta ucu açık bir şekilde dolaşmaktaydı. Sorunlar biliniyordu ama çözüm üretecek bir merci olmadığından dolayı, sürekli öteleme taktiği ile varlığını sürdürmekteydi. Gelişmiş ülkelerde gazi nüfusunun sorunları nasıl çözülüyordu? Sorunun yanıtını alabilmek için yurtdışında geniş bir araştırma başlattık. Gördüğümüz tablo bizleri şok etti. Gelişmiş ülkeler gazilik olgusu ile yakından ilgilenmiş ve geliştirmişlerdi. Gazilerin sosyal statüleri, ekonomik durumları, sağlanan olanaklar bizleri şaşırtacak boyuttaydı. Gelişmiş ülkeler gazi nüfusuyla ilgilenecek merciyi bakanlık düzeyine taşımışlar ve Gazi Bakanlığı adı altında kurulan bakanlıkla gazilerin sorunlarını çözmeyi hükümete havale etmişlerdi. Devasa bütçeleri ile Gazi Bakanları geniş gazi nüfusunun yanında yer alıyor, gazilerin unutulmadıklarını varlığıyla kanıtlıyordu. Hastaneler, rehabilitasyon merkezleri, gazi evleri, mezarlıkları ile göz kamaştırıyordu. Hatta son ABD seçimlerinde iktidarı bile belirleyecek güç odakları durumundaydı gazi toplumu. Yani bizdeki gibi sessiz , sakin, bilinçsiz değillerdi. Haklarını almak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Büyük bir oy potansiyeli olduklarının ayrımındaydılar. Dikkat edin herkes bir hak talebi için sokağa çıkıyor; kadın hakları, insan hakları, çevre hakları gibi konularda sivil toplum örgütleri basın bildirileri ile , mitinglerle, toplantı ve yürüyüşlerle ses getiriyor. Neden gaziler sokağa çıkıp haklarını aramıyor? BU sorunun yanıtı için şunu diyebilir miyiz? " onlar güçlü bir organizasyona sahip değiller." Yapılması Gereken Nedir? Elbette bilineni yeniden keşfetmeyeceğiz.Türkiye'de gazi bakanlığı yok. İşte bu noktada Gaziler Dergisi, gazi bakanlığı kurulması için bir imza kampanyası başlattı. Ülkenin dört bir yanından ve yaklaşık 6 yılda toplanan imzalar 2004 yılında Meclis Dilekçe Komisyonuna teslim edildi.Üzerinden dört yıl geçti bekliyoruz. Ve Türk basın hayatında tek bir yayın organı, Gaziler Dergisi, bu konunun takipçisi. Diğerleri nerede? her konuda ahkam kesen toplumu yönlendiren medya ne yapıyor bu konuda ? Bilmek istersiniz diye söyleyelim; Gazilik Yolunda 25 Yıldır Tek Başına Yürüyoruz Evet, sevgili okurlar, 25 yıldır bu zor, çetin ve dikenli yolda tek başına yürüyoruz. Son 2-3 yıldır Türk basınından bir destek geldi ama yeterli değil ve cılız bir ses. Hepimiz Türkiye'nin kritik bir coğrafyada olduğunun bilincindeyiz. İç ve dış mihraklar provokasyonlarla ülkeyi kaosa sürüklemek istiyor. Terör, halkta panik,korku, endişe ve güvensizlik yaratıyor. Yaşanılanlar büyük bir tehdit ve tehlike altında olduğumuza ve güvenlik meselesinin önemine işaret ediyor. Güvenliğimizi kim alıyor? Bu uğurda kim can veriyor? Hayatını hiçe sayarak savaşa giden kim? Hepimiz biliyoruz şehitler ve gaziler. Peki neden onlara yeterli düzeyde yaklaşamıyoruz? Neden onların seslerine kulaklarımızı tıkıyoruz? Ve neden onları unutuyoruz? Açık ve gizli düşmana karşı kim siper ediyor bedenini? Neden çok sayıda nitelikli basın organı ve sivil toplum örgütleriyle gazilerin ve şehit ailelerinin yanında değiliz? Lafla peynir ekmek gemisi yürümez derler, neden daha aktif olamıyoruz? Bağımsızlığımız ve özgürlüğümüzün teminatı olan gazilere sahip çıkmadıkça güvenli bir gelecekten ne kadar söz edebiliriz? 25 yılda bizi maddi ve manevi katkıları ile destekleyen tüm dostlarımızı içten kucaklıyor ve yolumuza devam edeceğimizi, ısrarcı olduğumuzu da kamuoyuna bildirmek istiyoruz.
|