Gazilik, Malullüğün Yüzdesine Bağlanmamalı Gönül Penceresi |
On binlerce terörle Mücadele gazisi, maluliyet oranı %40’ın altında kaldığı gerekçesiyle gazilik onurundan, gazilik haklarından devletin ve toplumun gözü önünde yoksun bırakılıyor. Anayasa devletin gazilere sahip çıkmasını, onlara yaraşır bir hayat seviyesini hükme bağlamasına rağmen, paye ile ödüllendirilmediği gerçeği ile karşı karşıyayız. Türk toplumunun kavramı, ne yazık ki ülke genelinde hak ettiği değeri görmezken, buna paralel ilginç çelişkiler yumağında sessizliğe gömülüyor. Terörle Mücadele gazilerini yakından ilgilendiren ana çelişki; Kore ve Kıbrıs gazileri herhangi bir kritere tabi tutulmadan, görev alanların hepsi gazi kabul edilirken, Terörle Mücadele gazilerinin malullük yüzdense bağlanması noktasında vuku buluyor. “Kör gözüne parmağım” şeklinde bir yaklaşım sergileyen bu çelişki, Terörle Mücadele gazilerinin salt savaşma gücünü, motivasyonunu olumsuz etkilemekle kalmıyor, çağın vebası olan terörle savaşta, etkin bir mücadele sergilemede de ciddi ve önemli bir engel teşkil ediyor. Hepimiz şehitlik ve gazilik olgularının en yüce değer olduğu konusunda hemfikiriz. F.Bacan’dan bir alıntı sunmak istiyorum; “En yüce sayılabilecek, ama pek seyrek erişilen bir onur da ülkesi uğruna gözünü bile kırpmadan ölüm tehlikesine atılmaktır.” Hele Atatürk’ün konuya olan değeri açık ve net sözlerle belirtilmesi ders niteliğini taşır; “Siz, vatanı için, milleti için, namusu için canını ortaya koyan böyle insanları, bu kadar mı tanıyorsunuz? Eğer siz onları tanımazsanız, geleceğinizi göremezsiniz, hedeflerinizi bilemezsiniz”. Yine Kuran-ı Kerim’den , Al-i İmran suresinin 156. Ayetini bir kez daha okuyalım; “Ey iman edenler! Sizler , inkar edenler ve yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri( gazileri) hakkında ‘Eğer bizim yanımızda kalsalardı ölmezler, öldürülmezlerdi’ diyenler gibi olmayın” Terörle Mücadele Gazileri, dağda ovada, karda kışta, kışlada, karakolda, okulda büyük bir özveri örneği göstererek, hayatlarını risk ederek, isyan etmeden, görevden kaçmadan, saflarda yerlerini aldılar. Onların, böylesi bir mantık fukaralığının elinde oyuncak olmalarına izin vermek, haklarını çiğnemek en büyük adaletsizliktir. Düşünen ve sorgulayan beyinlerin ortak olduğu payda, Türkiye’nin kritik bir coğrafyada yer almasıdır. Olası güçlü bir Türkiye, düşman yapılanmalarının hiç de tasvip etmediği bir projedir. Dolayısıyla Türkiye’nin ekonomik açıdan sürekli zayıf olmasını arzularken, siyasi istikrarsızlığın, stabilizasyonunun gerçekleşmesini de kabul edemeyen güç odakları, kaos yaratma peşinde koşmaktadırlar. Bu bağlamda meseleye baktığımızda , terörle uzun yıllar mücadele edeceğimizi rahatlıkla görebiliriz. Terörle mücadele içinde bulunduğumuz çağın, getirdiği bir savaş fenomenidir. Farklı stratejilerin ve taktiklerin uygulanma sahasında gözlemlendiği asimetrik bir savaştır terörle mücadele. Böyle bir savaşın zaferle sonuçlanması için motivasyon faktörünün öne çıkarılması adeta bir zorunluluktur. C.V. Clausewitz ‘in şu söylemi üzerinde düşünmeliyiz; “Savaş üzerine” adlı yapıtında motivasyon konusuna dikkatimizi çekiyor. “Fiziki nedenler ve sonuçlar hemen hemen silahın odundan yapılmış kundağı gibidir; moral nedenler ve sonuçları ise asıl madenden, parlak yontulmuş silahın bizzat kendisidir denilebilir.” Tarih, bize manevi değerlerin ne anlama geldiğini ve şaşırtıcı sonuçlarını gayet güzel izah etmektedir. Yakın bir zaman diliminde, vazife malulü yani gazi polislerin Emekli Sandığı tarafından gazilik unvanlarının iptal edildiğini esefle izliyoruz. Sakatlıkları 6. ve 5. derecede olanların hakları geri alınıyor. Ürkütücü bir tablo ile yüz yüzeyiz. Sonuçları itibariyle hem gazilik olgusu üzerindeki ortak bakışı zedeleyecek hem de terörle mücadeleye zarar verecek bir yola doğru çekiliyoruz. Bakınız bir gazi polis ne diyor : “Geçmişte Kıbrıs Harekatında ve Kore’de 72 saat görev yapanlar gazi sayılmışlardır. Buna karşılık bölücü terör örgütüne karşı yapılan savaşta görev alıp, takip yapıp, çatışma sırasında düşmanın ateşlediği silahtan bedenine isabet alan kolluk kuvveti mensuplarının yaralarının yüzdelik gibi bir aritmetiğe tabi tutulması haksız bir yaklaşımdır.” Yukarıdaki sözlere hak vermemenin bir olanağı var mı? Bu tipten sakat ve gayri ciddi uygulamaların sonuçları nasıl olumlu olabilir? Uygulama alanına , sahaya inilmedikçe yaşanılanlar analiz edilmedikçe bir arpa boyu yol alamayız. Hak çiğneme , haksızlık etme doğrultusunda yürümeye devam ederiz. |