KIBRIS VE KORE GAZİLERİ İÇİN

MADALYA TESPİT DAVASI AÇILACAK

 

            Bu bana göre Silahlı Kuvvetlerde asrın davası olacaktır. Kazanmak elbet isteğimizdir ancak kazanamasak da şunu yapmış olacağız; Sayın Genelkurmay başkanımız Org. Yaşar Büyükanıt Harbiyelilere yapmış olduğu son derece beğendiğim bir konuşmasında “siz Harbiyeliler, meslek yaşantınız boyunca her şeyi sorgulayın, sorgulama değişim ve gelişimin ilk aşamasıdır.” Demiştir. İşte hareket noktamız bu olmuştur. Çünkü ben de bir Harbiyeliyim hem de 68 kuşağı bir Harbiyeli. Şimdi dava açılmasının asıl nedenine geliyorum.( Milli savunma Bakanlığı dilekçemize olumlu cevap verirse davayı açmayabiliriz.) Kıbrıs Barış harekatına iştirak eden gazilerden emsallerine göre  ( emsallerine göre üstün hizmet gösterdiği nasıl tespit edildi? Fotoğraf mı çekildi, gizli kameraya mı alındı, kamera zaman zaman geriye mi alındı, olaya bir jüri ile mi bakıldı, olağanüstü yetenek gösterilmesi hangi olayda nasıl oldu, nasıl olunca olağanüstü yetenek gösterilmiş oldu, bunlar malumunuz değildi. Değerler tamamen kişilere göre izafi olup, ortam yer ve tehlikeye maruz kalış yönüyle tam açık değildi.) 633 gaziye, 926 sayılı TSK Personel Kanununun 204. md.si uyarınca çıkarılan savaş takdirnamesi, madalya ve nişanlar yönetmeliği gereğince ilgili kuvvet komutanlıklarıyla J. Genel K.lığının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca üstün cesaret ve feragat madalyası , başarı madalyası ve liyakat madalyası verilmesine  karar alınmış ve madalyalar,1986 yılında sahiplerine verilmiştir. Buraya kadar her şey doğrudur. Bundan sonra bazı şeyler yanlıştır, şöyle ki ;

1)      Övünç Madalyası: “1. derecede savaşa katılıp herhangi bir disiplinsiz durumu görülmeyenlere verilir.” Dendiği halde nedense bu madalyanın verilmesi hiç düşünülmemiştir.
2)      Liyakat Madalyası: “Görevlerin başarılmasında büyük beceriklilik veya çeşitli görevlerde başarı gösterenlere verilir” dendiği halde bu madalya da hiç düşünülmemiştir.
3)      Hizmet Madalyası: “Üstün Hizmet Madalyasıyla taltif edilemeyecek derecede başarı gösterenlere verilir.”

Denen bu madalyayı da mı alamazdık? Peki bu niye düşünülmedi? Biz hiçbir şey yapmamış olabilir miyiz? Yani harp sahasında biz hiç mi olmadık? Harp sahasında olmadıysak biz neredeydik o zaman? Bir an için harp sahasında olmadığımızı düşünürsek peki 19 Temmuz 1974 gecesi Erilet/Kayseri’den C-130, C-160 uçaklarıyla havalanan ve 20 Temmuz sabaha karşı 06:00’da Kanlıköy-Yılmazköy-Ayvasıl hattına gelenler, 175 m.den uçağın kapısı açılınca aşağı atlayanlar, Kıbrıs’a bağımsızlık ve hürriyet getirenler, Türk’ün şanını yükseltenler , arazi alanlar, bölgeyi temizleyenler, hava başını tutanlar, canını ortaya koyanlar, arazide 28 Temmuza kadar kalıp daha sonra 14 Ağustosta 2.harekatın başlamasıyla birlikte, Serdarlı, Mehmetçik, Apostolos Andreas’a giden ve Dipkarpası alan kimlerdi acaba? Bunlar hayal miydi? Hayalse bu işler nasıl gerçekleşti acaba? Biz görevimizi yaptık. Görevimizi madalya alalım diye yapmadık ama siz bir ayrım yaptınız. 633 kişiye madalya verdiniz, bize vermediniz. Onlar süpermen de biz savaş kaçağı mıydık? Hepimiz silahlı kuvvetleri seviyoruz. Yeniden dünyaya gelsek, yeniden bu silahlı kuvvetlerin içinde oluruz. Silahlı kuvvetlerle hiçbir sorunumuz olmadı, olamaz da zaten. Biz bir haksızlığın önlenmesini istiyoruz. Kore gazileri için 54 yıl, Kıbrıs gazileri için 34 yıldır devam eden bir haksızlık için mücadele ediyoruz. İşte dava açma sebebimiz bunlardır. Başka hiçbir art niyetimiz yoktur, olamaz da.

Kimler Madalya Almıştır, Kimler Alamamıştır Neden?

            Kimler madalya almıştır bilmiyoruz. Çünkü ismen yayınlanmadı. Yalnızca 633 kişi olduğunu biliyoruz. Kimler altın aldı kimler gümüş aldı, kimler bronz aldı onu da bilmiyoruz. Herhalde bilmemiz de istenmiyor olmalı. Bilinirse biraz huzursuzluk olur diye düşünülüyor olmalı. Hayır , huzursuzluk artık olmaz. Zaten olacağı kadar oldu.
            1952’den beri Kore gazileri, 1986’dan beri Kıbrıs gazileri zaten huzursuz. Kıbrıs gazileri daha huzursuz çünkü Kore gazilerine hiç olmazsa Kore hükümeti 16.500 adet madalya gönderdi.( Hep düşünürüm, neden Türk hükümeti değil de, Kore hükümeti diye, bir türlü makul ve mantıki bir cevap bulamadım.) Türk hükümeti onları bir gemiyle Tusan’a gönderdi. Onlar da orada Türk’ün şanını yükselttiler. Kimileri şehit oldu, kimileri gazi, kimileri bacağını kaybetti, kimileri kolunu. Onlar kendilerine verilen görevi en iyi şekilde yaptılar. Peki Türk hükümeti niye görevini yapmadı? Yapmış olsaydı onlar madalyaları Kore hükümetinden değil, Türk hükümetinden alırlardı. Onlar çok gururludur. Ayağa kalkıp bir şey söylemiyorlarsa utandıklarındandır. Onlar için bir Albay emeklisi olarak ben de utanıyorum ve bir şey yapmak istiyorum. Onun için Kore gazilerinden bahsediyorum. Ya Kıbrıs gazileri …Onları ne sen sor ne ben söyleyeyim.
            Madalya alanlar hak ettiler, alamayanlar zaten hak etmiş olsalardı madalya alırlardı dersek( şimdiye kadar hep böyle dedik) sorun çözülmüş olur mu? Sorun çözülmüş olsaydı 35 bin kişi kadar olan sayı mutlu olsaydı, biz o zaman niye dava açacaktık? Türkiye Muharip Gaziler Derneği’nin 25 YTL ye sattığı ( bir zamanlar madalya/nişanlar parayla satıldı) o madalyayı alırdık sorun çözülürdü. Sizce sorunun çözümü o kadar basit mi? Biz parayla satılan madalyayı istemiyoruz. Biz TBMM’den çıkacak bir madalya istiyoruz. Hak ettiğimiz madalyayı istiyoruz. Hak ettik mi hak etmedik mi bağımsız bir kurulca yeniden incelenmesini istiyoruz. İsteğimiz bu kadar masumdur.

 

Bir savaşta Madalyaya Layık Olmak İçin Ne Yapmak Gerekir, Biz Yaptık mı?

            Bir savaşta madalyaya layık olmak için şunları yapmalıyız.

  1. Türk’ün şanını yükseltmeliyiz
  2. Harbin yönünü değiştirmeye katkıda bulunmalıyız(kimse harbin yönünü tek başına değiştiremez, bu mümkün değildir.)
  3. Görevden kaçmamalı, verilen görevi layıkıyla yapmalı, görevde noksan olmamalıdır.
  4. Mühim bir sebebi yoksa hava değişimi alıp, harp sahasını terk etmemelidir.
  5. Harp sahasından ayrı düşecek uzun süreli (1 haftadan fazla) izin almamalı, aldı ise tecavüzünde bulunmamalıyız.
  6. Harp sahasındaki birliklerle uyum içinde ekip çalışması yaparak, üst birliklerle, desteklenen birliklerle, koordineli bir biçimde harbi olumlu yönde götürecek şekilde çalışmış olmalıyız
  7. Harp sahasını izinsiz terk etmemeli, hiçbir disiplinsiz durum göstermemeliyiz.

Bunları yaparsak şu madalyalardan bir tanesini almak üzere aday olabiliriz.
İşte madalyalar;

  1. 1. derce savaş madalyası
  2. 2. derece savaş madalyası
  3. 1. derece şeref madalyası
  4. 2. derece şeref madalyası
  5. 1. derece övünç madalyası
  6. 2. derece övünç madalyası
  7. Üstün hizmet madalyası
  8. Üstün cesaret ve feragat madalyası
  9. Başarı madalyası
  10. Liyakat madalyası
  11. Hizmet madalyası
  12. Şeref nişanı
  13. Övünç nişanı
  14. Hizmet nişanı alabiliriz

 

14 madalya ve nişan var. Değeri, darphaneye ısmarlanırsa öyle pahalı da değil. Aşağı yukarı 10 ytl. Kadar. Yani yarım kilo kıyma parası, 3 kilo elma parası, 1 kilo çay parası çok mu sizce? 52.811 kişinin hepsine verildiğini düşünsek, toplam 5 milyon ytl ediyor. Amerika bunu bazen 1 kişiye veriyor, bizim o kadar kıymetimiz yok mu? Bu 14 madalya ve nişandan bize hiç biri uymadı. Peki 633 kişiye nasıl uydu onu merak ediyoruz. Savaşan , canını ortaya koyan ve harp sahasına kendini atan olarak.

Şimdiye Kadar Kimlere Neden Madalya Verildi?

      Şimdiye kadar Kasım 1920 de , 66 sayılı kanunla İstiklal Madalyası toplu olarak 85 bin kişiye verilmiştir. Osmanlılarda altın, gümüş, tunç olarak üç madalya vardı. Savaşlardaki yararlılıklar karşılığında verilen “iftihar, imtiyaz, muharebe madalyaları” göğse takılırdı. 1709 da “ferahi” çıkarılan ilk Osmanlı madalyasıdır. 1754 de Sikke-i Cedit madalyası çıkarıldı. 1801 de Vakayı Mısır madalyası çıkarıldı. II. Mahmut döneminde , 1824 de Hilali Osmani, 1831 de İşkodra, 1833 de Hünkar İskelesi ve Atik İştihar madalyaları çıkarıldı. Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamit döneminde  çıkarılan madalya ve nişanlar sayıca ve derce çeşitlilik göstermeye başladı. Son Osmanlı madalyası 1914 yılında I. Dünya Savaşı sırasında çıkarıldı.
2005 yılında , özellikle 21 Nisan’da Yunanistan’ın çıkardığı ve 21 bin EOKA mensubuna verdiği madalyalara dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu kişiler Kıbrıs’ı bize bırakıp gittiler. Yani Yunanistan’ın şanını yükseltmediler ama Yunanistan onlara büyük bir kadirbilirlik göstererek madalya verdi. Yunanistan harp sahasını terk edene madalya veriyor da, biz harp sahasını alana elde tutana , o bölgeyi temizleyene niye vermiyoruz acaba?   İşte merak ettiğim konu budur. Versek kıyamet mi kopar? Kıyamet kopmaz ama Kore gazilerinin en genci 74 yaşında , Kıbrıs gazilerinin en genci 54 yaşında sevinirler. Onları sevindirmemiz iyi bir şey olmaz mı? Mali portresi nedir ki? Size bir olay anlatmak istiyorum

      2002 yılında Kore’de Türk Milli Takımı  Dünya Üçüncüsü oldu. Takımda oynayan, oynamayan, gol atan, atmayan, kalede olan, bekte olan, hatta yedekte olan herkese Devlet Üstün Hizmet Madalyası verildi. Biz onları kıskanmıyoruz, kıskanmadık. Aynı şeyin bize de yapılmasını istiyoruz. Bize de yapılması için biz de futbolcu, halterci, güreşçi, basketbolcu mu olmalıyız? Onlarda tehlike ne kadar, bizde ne kadardı herkes biliyor. Yeniden tehlikeleri anlatmamız mı gerekiyor? Anladığınızı düşünüyorum.

Biz Madalya Konusunu “Olan Oldu, Alan Aldı, Almayan da Sesini Çıkarmasın, Sineye Çeksin” Deseydik Olur muydu?


      Biz elbet şunu söyleyebiliriz.”Aradan Kore gazileri için 56 yıl, Kıbrıs gazileri için 34 yıl geçti. O gün 1 yaşında olanlar bugün 56 yaşında o gün 20 yaşında askere gidenler bugün 76 yaşında oldu. Bırakın inceldiği yerden kopsun bundan sonra madalya alsak nolur, almasak nolur” diyebiliriz. Deriz belki ama doğru hareket etmemiş oluruz. Benim dedem Halil Gürcan 1882 Osmancalı/Manisa doğumlu, Çanakkale’ye gitti bir da ha dönmedi. Türkiye’de başvurmadığım yer kalmadı, akıbeti hakkında hiçbir cevap alamadım. Bırakınız madalyayı, nerede şehit olduğunu dahi öğrenemedim. Böyle mi olmalıydı? Babam 6 yaşında yetim kaldı, ben dedemi hiç göremedim. Madalya istemedik ama en azından akıbetini öğrenmeli değil miydik?

      Sorduğumuz zaman şu cevabı verdiler.1926 yılında Manisa nüfus müdürlüğünün deposu yandı, kendisiyle ilgili hiçbir bilgi ve kayda rastlanmadı. Aldığımız cevap işte buydu. Şehit vermiş bir ailenin aldığı cevap bu. Ben de gazi oldum. Hadi birincisinde yapılacak bir şey yoktu, sineye çektik. Ama ikincisinde hala yapılacak bir şey var. Bunu da mı sineye çekelim. Sineye çekersek bize de yazık değil mi?


Madalya Konusunda “Ben Dava Açtım, Açacağım “Diye Ayıp Olur mu? Kınanmam mı Gerekiyor?

      Madalya konusu elbet  davalık olmamalıydı. Benim dava açmama gerek kalmadan çözülmüş olmalıydı. Ama nedense bazı olaylar davalık olmadan çözülmüyor. Konuyu yıllardır bir çok platformda medyaya anlatıyorum. Gazetelere, dergilere yazılar yazıyorum ama nedense bir türlü konuyu çözemediler. Gerek Muharip Gaziler Derneği Başkanlığı / Ankara gerek TBMM milletvekilleri ve gerek Milli Savunma Bakanlığına yazmış olduğum yazılarda şunları şunları yapın diye bir noktada yol gösterdim. Kimin ne yapması gerektiğini açık açık anlattım. Söylemek istediklerimi en son 19 Eylül 2007’deki Hürriyet gazetesi Ankara Oya Armutçu köşesinde yazdım. Tekrar bekledim şimdiye kadar şunlar yapıldı.

      TBMM, CHP milletvekilleri sayın Canan Arıtman, sayın Ensari Öğüt ,sayın Abdürrezzak Erten, sayın Enver Öktem, sayın Selçuk Ayhan, sayın M: Ali Susam, olayla ilgilendi. Sayın Enver Öktem, Milli Savunma bakanlığına önerge verdi. Fakat konu şimdiye kadar sonuçlanmadı. Ben önce avukatım vasıtasıyla Milli Savunma Bakanlığı Ankara’ya dilekçe vereceğim.olayları tüm teferruatıyla anlatacağım. Gerekirse olayla ilgili albay rütbesinde 3 şahit getireceğim. Bütün Hava İndirme Tugayı ve Komando Tugayı da 20 Temmuz -14 Ağustos arasında görev yapmış erbaş ve erlerin dinlenmesini isteyeceğim ve madalyaya layık mıyız, değil miyiz tespit ettireceğim.

      Milli Savunma Bakanlığı muhtemelen bana şu cevabı verecek; “siz madalya listesinde yolsunuz, sizi sıralı sicil amirleriniz madalyaya layık görmemişler yapılacak bir şey yok olayın üzerinden 34 sene geçmiş.” Diyecekler. Halbuki bilmeyecekler ki o 20-28 Temmuz arası harbin en civcivli olduğu zamanda, herkesin kendi canını düşündüğü zamanda, kimsenin kimseyle fazla ilgilenmediği zamanda sıralı sicil amirlerim yanımda olmadılar ki. Ben sıralı 2. sicil amirimi 28 Temmuzda gördüm. O beni harp anında hiç görmedi öyleyse hakkımda nasıl karar verdi? Olsa olsa şöyle olur diye mi? Ben 20 Temmuz 1974’de , 24 saatlik tayinle Eğridir’den Kayseriye geldim. 11 Ocak 1975’de tekrar birliğime döndüm. Madalyalar 12 yıl sonra dağıtıldı. 12 yıl içerisinde ben savaşmış olduğum birlikte yoktum. Gözden ıraktım, bir noktada gönülden de ırak oldum. Paraşütle atladı, arazi aldım, düşmanı yok ettim, hava başı tuttum, Dipkarpas’ta en uçta Yunan bayrağını ben indirdim, Türk’ün şanını yükselttim. Harbin yönünü kendi çapımda değiştirdim. Bunlar madalya almak için yetmiyor mu? Peki yetmiyorsa yetenler ne yaptı onu merak ediyorum. Benim 8 tane üstün cesaretle, harekatın en iyi sevk ve idaresiyle, lojistik hizmetlerin iyi yönetilmesi ve üstün birlik yetiştirmeyle ilgili şerit rozetim var. 100’e yakın takdir yazım var. Bunları yapan ben 1974’de harple ilgili başarısız bir sevk idare göstermiş olabilir miyim? İşte bunun için dava açtım, tespitini istiyorum. Bu konuda ben kınanacak en son kişi olmalıyım hatta kınanmayı bırakın ayağa kalktığım için takdir edilmeli miyim? Yorumu size bırakıyorum.