Çağın Vebası Terördür ;

Bu Uğurda Yaşamlarını Feda Edenlere Hak Ettikleri Değer Verilmelidir

Kadir PALALAR

Terörle mücadele asimetrik bir savaştır. Terör, devletin her kurumunda görev ifa edenleri hedefine alır. Kahpece ve vahşice saldırır. Türkiye, terörle mücadeleye, askerini, polisini, öğretmeninin, diplomatını, hakimini, savcısını, köy korucusunu, kurban vermiştir. Geriye ise on binlerce gazi bırakmıştır. Toplumun her kesimi elini vicdanına koyarak, gazilerimize gereken önemin verilip verilmediğini sorgulamalıdır.

 

Devlet işlerindeki fırtınaları önceden kestirmek yerinde olur; bu fırtınalar en çok bütün güçlerin dengede olduğu zamanlarda azar. Kritik coğrafyasıyla Türkiye, sürekli bir biçimde kaos ortamına çekilmek istenen ülkelerin hemen hemen başında yer alır.İç ve dış mihraklar Osmanlı'dan beri süregelen bu alışkanlıklarını farklı yöntemlerle uygulama alanına sokarlar.Yıllardır oğu
ve güneydoğu bölgemizde olup bitenleri ibret alacak şekilde değerlendiremeyen ya da kavrayamayan siyasi kadrolar, üyük hesap hatası yaptılar. Ülkeyi dengede tutacak uzlaşma kültürünü bu topraklarda yeşertemediler. Zaman zaman teröre yenik düşmemizin baş aktörleri oldular.Terör, istikrarı bozmaya yönelik eylemlerle gündemi saptırır. Yarattığı panik, endişe ve korku ortamıyla büyük fırtınalar koparır; can ve mal güvenliği dengesini yitirir. Ülkemiz ve dünya , terör bataklığına çekilmek isteniyor. İnsanlık yeni bir felaketle karşı karşıya. Terörle mücadelede pek çok canın verildiğini biliyoruz, geriye pek çok zinin ve gözü yaşlı anaların, eşlerin, çocukların kaldığını da görüyoruz. Yeryüzünde ortak bir terör tanımının yapılmaması, süper güçlerin terör örgütlerini kullanması nedeniyle de daha uzun yıllar terörle mücadele etmek zorunda kalacağımızı kavramakta güçlük çekmiyoruz.

Çağın Vebası Terör

İnsanlık tarihine baktığımızda pek çok büyük felaketlere tanık oluruz. Din savaşlarının, ölümcül mikropların, I. ve II. Dünya Savaşlarının milyonlarca insanın ölümüne, yerleşim birimlerinin tahrip edilmesine, açlık ve sefalete yol açtığını ders kitaplarından bile öğrenebiliriz. Bu felaketler her ne kadar isim ve boyut değiştirseler de ortak paydanın insanlığı yok etmek
amacı güttüğü ortadadır. Evet, 21. Yüzyılda insanlığın kapısını başka bir felaket çalıyor: TERÖR. ıÇağın Vebası Terörı öyle bir esiyor ki, hem ulusal güvenliği hem de kişisel güvenliği tehdit ediyor. Milenyumda insanlığın karşılaşabileceği en büyük
felaket olmaya da devam edecek gibi görünüyor. Terörizme tarihin her döneminde ve bütün ülkelerde rastlanmıştır. Eski
Yunan tarihçilerinden Ksenophos, psikolojik savaşın etkilerinden bahsetmektedir. Terörizme başvurulmasını açıkça savuna Ropespierre'in hüküm sürdüğü dönem, ıterör dönemiı olarak adlandırılır. Amerikan iç savaşından sonra (1861-1865) yenilgiye uğrayan güneyliler, ıyeniden inşa ı yanlılarını sindirmek için, Ku Klux Klan adlı terör örgütünü kurarak bir dönem
Amerika'da korku rüzgarları estirmişlerdir. 19. Yüzyılda terör, Batı'nın anarşi yanlılarının en önemli aracı olur. Siyasal ve sosyal değişiklikler yaratmak için en iyi ve en geçerli yolun terör olduğuna inananlar, devletin her kademesine saldırır. 1865-1905 yılları arasında bir dizi hükümdar, devlet başkanı ve devlet görevlisi, anarşistlerin silah ve bombalı saldırılarına maruz kalır. 20. Yüzyılda terör, sağ- sol kamplarında bölünen dünyada ısoğuk savaşı olarak adlandırılan dönemde de varlığını giderek yükselen bir ivmeyle sürdürdü. Otomatik silahların ve elektrikle patlatılan kompakt patlayıcıların geliştirilmesi, teröristlere büyük bir hareketlilik ve güç kazandırdı.


Terörizm siyasal kurumları, silah ve şiddet kullanarak sarsmak ya da yıldırmak amacında olan birey ya da grupları belirler.Modern iletişim araçlarının devreye girmesiyle, terörizmin halk üzerindeki ürkütücü etkisi daha da arttı. Şiddet eylemlerinin televizyonlarda gösterilmesi, haber konusu olması ve bu yolla milyonlarca kişiye ulaşması terörizmin işine
yaradı.

Terör, Devlet Görevlilerini Hedef Seçer

Terörle mücadele, farklı bir savaş biçimidir. Öncelikle düzenli ordu savaşı değildir. Nizami ordunun dağınık ve vur-kaç taktiği güden silahlı gruplarla girdiği bir mücadeledir. Bununla birlikte terör, bir ülkenin polisini, öğretmenini, yargıcını, savcısını ve diğer kamu görevlilerini hedef seçer. Terör bütün devlet kuruluşlarının düşmanıdır. Hatırlanacağı gibi, Ermeni terörü ASALA , yüzlerce diplomatımızın yaşamına hain saldırılarla son verdi. Bölücü terör, askerin yanı sıra yüzlerce polisin ve öğretmenin de hayatına mal oldu. On binlerce vatandaşımızı teröre kurban verdik. Ve vermeye de devam ediyoruz.

Yaklaşık 25 yıldır terör nedeniyle maddi ve manevi kayıplara uğradık. Örneğin PKK ile yapılan mücadelenin boyutlarını ve şiddetini doğru ve iyi anlayabilmek için yakın tarihimizde yer alan savaşlarda verdiğimiz kayıpları hatırlamak ve bilmekte yarar vardır. 1912-1913 Balkan Savaşı 4307 şehit, 1919-1922 İstiklal Savaşı 10.885 şehit, 1950-1953 Kore Savaşı 731 şehit, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı 486 şehit ile gerçekleşti. PKK ile girilen mücadelede ise 3 bin 990 asker, 157 polis, 1115 köy korucusu olmak üzere 5262 şehit verdik. Bu süreçte, halk ve silahlı kuvvetler büyük fedakarlıkta bulundular. Kamu görevlileri, savaş tarlalarında terörden korkmadan ve hatta cesaretle üzerine giderek, o bölgelerde devlet kurumlarının işlemesini sağladılar. Ordumuz, çağımızın en büyük bölgesel çatışmasından başarıyla çıkmasını bildi. Ama kayıpları ağır oldu. Her yıl 10-12 milyar dolar, bu mücadele için sarf edildi. Bu paralar ekonomik kalkınmaya ayrılsaydı, kişi
başı gayri safi milli hasıla 5 bin doları çoktan geçer, ekonomik kriz dönemlerini hiç yaşamayabilirdik. Olanlar oldu. Ancak soruna kökten bir çözüm getirilemedi. Dünya kamuoyuna terörden dolayı uğradığımız maddi ve manevi kayıpları anlatmakta yetersiz kaldık. Üstelik, bölgemizde Büyük Ortadoğu Projesi ( BOP ) adı altında, yeni yol haritalarının çizildiği bir dönemde ıterörıden çektiğimiz sıkıntılar dağ gibi dururken, gelmiş geçmiş hükümetlerin hantal duruşunu anlamak mümkün değil. Genelkurmay, terörle mücadelede eksik kalan sosyal ve ekonomik boyutları yıllardır dile getirirken, iktidarda olanların sessizliği çok düşündürücü.

Yine ülkenin pek çok sorununu çözmeye talip olan parti programlarında gazilikle ilgili tek bir satırın bile bulunmaması da pek manidar. Ya gerçekten görmüyorlar, sadece bakıyorlar ya da önem vermiyorlar. Bakınız, yüzlerce şehit cenazesine tanıklık ettik, nutuklar attık, yeminler ettik. Ancak şehitlerin tanıklarına, gazilere sahip çıkacak adımları yeterli düzeyde atmadık. Yasal boşluklar nedeniyle binlerce kahraman gaziye ıgaziı unvanını layık görmedik. Onlara sahip çıkmadık. Madalya vermeyi bile lüks gördük. Peki nasıl teşvik edecektik, nasıl moral verecektik, dağlarda , devlet dairelerinde korkusuzca mücadele edenlere ı yaşadığımız çilenin acısını, verdiğimiz kayıpların terör nedeniyle olduğunu Avrupa'ya ve dünyaya nasıl anlatacağız ı Anlamayanlara gazilerin birer sayıdan ibaret olmadıklarını belirtmeden, yaşadıklarını, hissettiklerini göstermeden,anlatabilmek mümkün müı

Terörle birlikte, değişen koşullar nedeniyle gazilik kavramını yeniden değerlendirmek, tanımlamak durumuyla karşı karşıyayız. Teröre maruz kalmış devlet görevlilerini gazilik kapsamına almalıyız. Polisin, öğretmenin de gazi sanına layık olabileceğini tüm dünyaya duyururken, terörün daha net ve daha iyi anlaşılabilmesine de katkı sağlayabiliriz.

Askerin Dışındaki Terör Gazileri

POLİSLER :


Milli mücadelede polisimizin sergilediği vatanseverlik, 66 polisimize
İstiklal Madalyası verilmesiyle kanıtlanmıştır. O yıllar polisimizin bir
yanda Rum ve Ermeni çetelerinin vahşi eylemlerini engellemeye yönelik
duruşuna ve Milli Mücadeleye olan katkılarına tanıklık etmiştir. Göstermiş
oldukları fedakarlığın neticesi ya azledilmişler ya da Malta'ya sürgüne
gönderilmişlerdi. Bazı illerde polisler, Damat Ferit Paşa Hükümetini
tanımadıklarını ve Kuva-i Milliye emrine girdiklerini açıkça ilan
etmişlerdir. Bu konudaki en önemli belge, Büyük Millet Meclisi'nin
02.06.1920 tarih ve ikinci celsede, Kastamonu Valisi Cemal Bey'in, Zonguldak
polislerinin Kuva-i Milliye emrine girerek, Damat Ferit Paşa Hükümetini
tanımadıklarına dair okuduğu telgraftır.

İlerleyen yıllarda polis özellikle sağ-sol çatışmasında çok sayıda kurban
vermiştir. Bu dönemde pek çok polis, gazi unvanı almıştır. Bölücü terörün
gündeme gelmesiyle polis yine ordunun ardından iki numaralı hedef haline
gelmiş ve teröre kurban verilen polis sayısı bir hayli artmıştır. Yüzlerce
polisimiz şehit olmuştur. Ancak polisin gazi olduğu unutulmuş ı vazife
malulüı sıfatıyla olay ötelenmiştir.

Güneydoğu illerinde terörle Mücadelede görev yapan polis, herhangi bir
rehabilitasyona tabi tutulmadan batı illerinin ağır sosyo-ekonomik
koşullarında yalnız bırakılmıştır. Gazilerin sinsi hastalığı olarak
dillendirilen Travma Sonrası Stres Bozukluğu (PTSD: Post Travmatic Stres
Disorder ) polisin de yakasına yapışmıştır. Bunun en büyük kanıtı polis
intiharlarıdır. Emniyet Genel Müdürlüğü sözcüsü İsmail Çalışkan, son 15
yılda 381 personelin çeşitli nedenlerden dolayı intihar ettiğini
söylemektedir. İsmail Çalışkan ı Çalışma koşulları polisi fizyolojik ve
psikolojik olarak etkilemektedirı diyerek , polisin psikolojik problemlerine
işaret etmektedir.

ÖĞRETMENLER :

147 öğretmen, terörle mücadelede şehit oldu. Nuriye Ak, Yasemin Tekin, Neşe
Alten, Nevzat Akdemir, Hayati Kapukaya, Ramazan Ergun ı Bugün
hatırlamadığımız pek çokları gibi, arşivlerde dosyalanan istatistiksel
veriler arasında birer sayı oldular.

Dikkat edilirse, terör kadın- erkek ayrımı yapmıyor.Bunu biliyoruz.
Öğretmenler de sonuçta birer devlet memuru. Ancak neden terörün bu kadar
öncelikli hedefi oldular ve olmaya devam ediyorlar acaba ı

Terör karanlığı sever, karanlıkta iş görür. Cehalet, terörün en iyi
arkadaşıdır. Eğitim şehitleri ise karanlığı aydınlatan birer mumdular. Bu
nedenle terörün öncelikli hedefi haline geldiler kadın erkek demeden. Onlar,
toplumun unuttuğu uzak diyarlara giderken bunu biliyorlardı. Hedef
olduklarını bile bile, aydınlığı, eğitimi, bilgiyi ülkenin en ücra
köşelerine taşımaya and içmiş kınalı kuzulardı onlar. Bölücü terörün
ıGelmeyin vururuz, istifa edin ı şeklindeki tehditlerine aldırmadan, eğitim
adına, genç beyinleri karanlıktan kurtarmak adına hayatlarını riske
attılar.Bu noktayı daha iyi ve doğru kavrayabilmek için yaşanılan bir örneği
kısaca aktaralım.

Diyarbakır'ın Hantepe köyünde bir gece vakti, adı lojman olan barınakta
uykularından uyandırıldılar. 7 öğretmen o gece lojmandan alınıp, dağa
çıkarıldılar. Dört öğretmen diğerlerinin gözleri önünde acımasızca şehit
edildiler. Üç öğretmen ise geri döndü.Ölen öğretmenlere şehit denildi. Tören
yapıldı. Ya geriye kalan üç öğretmenı O gece şehit olmadıkları için belki
bugün hala acı duyan o üç öğretmene ıgaziı den başka ne sıfat vereceğizı

DİPLOMATLAR :

1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi ile örtüşmeyen soykırım ( ! )
iddiasıyla Batı kamuoyunu etkisi altına almak isteyen Ermeni Diasporası,
1919 yılında başlatılan NEMESİS( tehcirin intikamı) çalışmalarına hız
vererek ve Türk diplomatlarına terörist yöntemlerle saldırarak ses
getirmeyi amaçlamıştı. NEMESİS, eski Yunan efsanelerinde ; adalet ve intikam
tanrısı olarak geçer. Bu harekatı başlatan Ermeni diasporası, hareketlerine
bu ismi vererek, kendilerine büyük bir katliam yapıldığını, dolayısıyla
intikamının alınması gerektiğini vurgulamış, bunu da çok kanlı yöntemlerle
gerçekleştirmiştir.Erivan 'da toplanan Ermenistan II. Kongresi (1919)
dönemin Osmanlı yöneticileri hakkında idam kararı verip, militanları
aracılığıyla suikastlar düzenlemişlerdi. Mart 1921 tarihinde İçişleri bakanı
Talat Paşa'nın Berlin'de katledilmesi diplomatlarımıza yönelik Ermeni
terörünün ilk örneklerindendir.

Bu doğrultuda 1973 Santa Barbara cinayeti ile başlatılan terör eylemleri
1982 yılına kadar sürdü. 5 yıllık bu vahşi ve kanlı dönemde 34 Türk
diplomatı şehit edildi. Bir çoğu da yaralandı.

1985 yılına gelindiğinde Ermeni terörü bitmişti. Bu kez de Ermeniler farklı
bir yol izleyerek, propaganda faaliyetlerine ve psikolojik harekata
başlamışlardı. Bu yeni dönemde, dünya genelinde , çeşitli ülke
parlamentolarına getirdikleri Ermeni Tasarısı çalışmaları ve propaganda
amaçlı kitap, broşür, kongre, panel, sinema ve son yıllarda etkin bir
iletişim aracı olan Internet ağının kullanımını ortaya koymuşlardır. Genelde
pek başarılı olamasalar da bazı ülke parlamentolarından sözde Ermeni
soykırımını tanıyan kararlar çıkartmayı başarmışlardır.

Ancak, şehit ve gazi olan diplomatlarımıza gösterdiğimiz ilgiye bakarsak,
Avrupa'yı suçlamadan önce çuvaldızı kendimize batırmalıyız.Ermeni
Diasporasının söylemlerine yanıt olarak, yaptıkları terör eylemlerini ve
kurbanları yani şehit ve gazilerimizi ortaya koymadığımız takdirde , batı
kamuoyunun ilgisini çekemeyeceğimiz ortadadır. Onlara verilecek en güzel
yanıt, şehit diplomatlarımızı, toplumun belleğine kazımak, gazi
diplomatlarımızı ise her fırsatta hatırlayıp, medyada, göz önünde tutmaktır.
Biz onları unutursak, Hitler'i, Mussolini'yi yaratan Avrupa'dan onları
hatırlamasını beklemek, ancak safdillik olacaktır