Çanakkale Destanı ve 18 Mart Şehitler Günü
Gaziler Dergisi Araştırma Servisi
Fazıl Hüsnü Dağlarca, Çanakkale Destanı (1965) adlı yapıtında; Çanakkale; Yeni Türkiye’ nin Önsözüdür der. Çanakkale’ de bir milletin umutları yeniden yeşermeye başlamıştır. “Hasta Adam”, Çanakkale Geçilmez ilacıyla ayağa kalkmıştır. İstiklal Harbi’ nin mayası, rotası, ruhu ve cumhuriyetin temelleri Çanakkale’ de vücut bulmuştur.
Yenilgilerin getirdiği, yılgınlık, bezginlik bu zaferle ortadan kalkmış, yerini bağımsızlık ateşine bırakmıştır.
Ulusun önderi Atatürk,, Çanakkale Savaşları ile tarihin sahnesine çıkmıştır. Harp tarihçilerine şu mesajı iletmeyi de unutmamıştır: “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”.
Vatan, bayrak ve özgürlük temasını ele alan Kuva-yi Milliye ruhu da bu alanda oluşmuştur.
Geleneklerimiz üç şeye kına yakıldığını belirler:
|
18 Mart 1915
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ na katıldıktan sonra, yapılacak askeri bir girişimle Boğazların ele geçirilmesi tasarısı İngiliz Bahriye Bakanı Wiston Churchill aitti. Çünkü Çanakkale Boğazı geçilirse, İstanbul� u ele geçirmek mümkün olacaktı.
W. Churchill’ in bu tasarısının dayandığı temel nokta; Boğazlar ele geçirildiği takdirde, Osmanlı’ nın barajı kabullenmekten başka bir çaresinin kalmayacağı, böylelikle Rusya ile ilişkinin direkt olarak kurulacağına dayanıyordu. Ayrıca bu harekat başarı ile sonuçlanırsa Balkan devletlerine de göz dağı verilecekti.
19 Şubat 1915’ ten itibaren ortak bir İngiliz-Fransız donanması denizden Çanakkale Boğazının iki tarafında yer alan Saddülbahir ve Kumkale� deki Türk tabyalarını bombardımana başladılar. Bu saldırıları 18 Mart� a kadar devam etti. Nihayet, 18 Mart 1915 günü havanın güneşli, rüzgarsız ve denizin sakin olduğu sırada, müttefik donanması Çanakkale Boğazına girerek boğazı geçme girişiminde bulundu. Ancak bu teşebbüs bir felaketle sonuçlandı. Saat 10.30’ da öncü harp gemisi Queen Elizabeth boğaza girdi. Çanakkale Boğazı� nın her iki yanındaki tabyaları top ateşine tuttu. Ardından Agamennon, Lord Nelson ve Inflexible adlı güçlü harp gemileri Kilitbahir’ deki müstahkem mevkileri dövmeye başladı.
Saat 11.50’ de, karadan, Türk havan bataryaları ve küçük çaptaki toplar harp gemilerin ateşle cevap verdi. Öğleye doğru harp gemileri hasar tespiti yaptı. İnflexible’ in direkleri yandı ve sancak tarafından yara aldı. Agemennon ise on iki yerinden vuruldu.
Donanmaya kumanda eden Amiral De Robeck, yedekteki gemileri öne sürdü. Bu sırada Bouvet isabet aldı ve yana yatıp battı. Kaptan Rageot ile mürettebattan 639 kişi boğuldu.
İngilizlerin Akdeniz’ deki filo komutanı Amiral Carden’ in, 2 Mart 1915 tarihli telgrafı şu mesajı içeriyordu:
“ Havalar müsait gittiği takdirde iki hafta sonra İstanbul’ da olabileceğimizi ümit ediyorum.”
Ancak, itilaf Devletleri’ nin harp gemileri tüm zorlamalara karşın Boğaz’ ı geçemedi. Bu taarruzun olumsuz neticesini General İan Hamilton, 19 Mart günü İngiliz Harbiye Nazırı Lord Kıtchener’ e gönderdiği mesajda belirtir:
 |
“ Boğaz’ ın düşünüldüğü gibi, sadece donanmanın zorlanmasıyla geçilebileceğine inanmıyorum.”
Saldırgan filodan altı gemi boğazın sularına gömüldü. Bu sayı İtilaf Devletleri’ nin Akdeniz filosunun üçte biri demekti. Ayrıca 2 binden fazla bahriyeli boğuldu ya da kayboldu. Hava kararmaya başladığında saldırgan filodan geri kalanlar Ege Denizi’ ne açıldı. Böylece Çanakkale deniz muharebelerinin sonu gelmişti. 19 Mart’ ta ne de onu takip eden günlerde Boğaz denizden zorlanmadı. |
Çanakkale Zaferi’ nin Şehitler Günü Kabul Edilmesi
Tüm şehitlerimizi daha geniş bir katılımla anmak, mezarları önünde saygıyla eğilmek için 18 Mart gününün Şehitler Günü olarak kabul edilmesi, 4768 nolu 27.06.2002 tarihli yasayla belirlendi. Bu kanunun ilk iki maddesini aktaralım:
Madde 1: 18 Mart Şehitler Günü, 19 Eylül Gaziler Günüdür. Anılan günlerde bütün kamu kurum ve kuruluşlarının öncülüğünde, halkımızın ve sivil kuruluşların iştiraki ile her yıl anma töreni düzenlenir.
Madde 2: Şehitler ve Gaziler günlerinin anma törenleri ile ilgili yönetmelik, Kanunun yayımı tarihinden itibaren dört ay içinde spordan sorumlu Devlet Bakanlığı ile Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri ve Milli Eğitim bakanlıklarınca müştereken düzenlenir.
Ülkemizin bağımsızlığı, bütünlüğü ve cumhuriyet uğruna canlarını hiçe sayarak ölüme koşan, yurdumuzun ve dünyanın dört bir köşesinde, şehitliklerde, elbiseleri dahi çıkarılmadan bilinmeyen yerlerde, kefensiz, bazıları da mezar taşı olmadan, ama görevini yapmış olmanın huzuru içerisinde yatan kahraman şehitlerimizi, ülkemizin esenliği yurttaşlarımızın can ve mal güvenliği için canlarını feda eden cesur yürek şehit polislerimizi, hak ve menfaatlerimizi koruma uğrunda görev yaparken çeşitli ülkelerde hain saldırılara maruz kalan Dışişleri Bakanlığı mensubu şehitlerimizi, yurdumuzun en ücra köşelerinde insanımızı aydınlatma yolunda cefakar ve fedakarca görev yaparken şehit edilen öğretmenlerimizi bu kanunla her yıl anacağız.
Neden 18 Mart 1915 Deniz Zaferi diye sorabilirsiniz. 18 Mart Çanakkale’ in geçilemeyeceğinin, Türk milletinin esir edilemeyeceğinin, Türk Vatanı’nın parçalanamayacağının tüm dünyaya haykırıldığı gündür. İşte bu sebepledir ki, 18 Mart, Yüce Meclisimiz tarafından 27 Haziran 2002 tarihinde 4768 sayılı yasa ile şehitler günü olarak kabul edilmiştir.
Milli sembol kabul ettiğimiz bu günde, şehitlerimizi, toplu olarak, şanlarına yaraşır bir ortak tarihte anmak istememiz ve bu tarih olarak 18 Mart tarihini kabul etmemiz de takdire şayan bir vefa ve incelik örneğidir.
Ölümsüzlerin Tanrıya Kavuştuğu Gün
Kur-an-ı Kerim’ de pek çok ayet, şehitlerin yüce bir katta ödüllendirileceği hatta onlara ölü denmesinin yanlış olduğu betimlenir. Onlar ölümsüzlük şerbeti içerek Tanrıya kavuşurlar. Hayatının baharında üstün değerler adına görevlerini ifa ederken bu dünyaya veda ederler.
İşte Şehitler Günü, bedenin vatan ve bayrak uğruna destanlaştığı gündür. Vazifesini yerine getirenin son rütbesi; “Şehitlik” tir.
Bununla birlikte Şehitler Günü; oğluna kına yakıp, alnını öpen şehit asker ana ve babalarıyla, oğlunu, kızını vatana hizmet için, yetiştiren şehit polis, öğretmen, diplomat ve diğer kamu görevlimizin ana babalarının onurlandığı, onurlandırıldığı bir gündür.
Bu yıl şehitliklerde düzenlenen törenlerde, bağımsızlığımızı kanlarıyla, canlarıyla bize hediye edenleri andık. İlginç bir anekdot ise, törenlere ilk kez Kuvva-yi Milliye kadınlarının da katılmasıydı.
Gazi torunları olan kadınların Çanakkale�de bulunmaktan gurur duyduklarını ve gerektiğinde Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, her zaman ve her yerde görev üstlenebileceklerini belirtmesi, bu topraklarda oynanan çirkin oyunlara atılan bir tokattı.
Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Mustafa Yurtkan aydınlarımıza bir göndermede bulunuyor: Çanakkale’ de aydınlarımızı da gömdük. Bugün aydınlara düşen görev, şehitlerimizin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ ni sırtlamaktır.
Şehitler, gururla destanlaştılar, anıtlaştılar. Yakılan türkülerde, ezgilerde ağıtların odak noktasını oluşturdular.
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü uğruna verilen mücadelede erimizi, astsubayımızı, subayımızı, generalimizi, polisimizi, diplomatımızı, öğretmenimizi ve pek çok kamu görevlimizi şehit verdik. Onlar kahramandı... Onlar cesurdu... Onlar gerektiği için canlarını verdiler. Aziz şehitlerimiz sizleri unutmayacağız.
|