Eşim Benim Yerime Şehit Oldu

Röportaj: Kore Gazisi Mustafa Gündoğan

1930 Gümüşhane doğumluydu. 1950’de askere alındı. 20 yaşında cesur ve atak bir delikanlıydı. Kaderin ağını örmeye başladığını anlayabilecek yaşta değildi. Ancak vatan ve millet sevgisinin yanı sıra ülkesinin adını dış dünyaya duyurmayı, Türk askerinin şanını yüceltmeyi bir sorumluluk olarak taşımaktaydı.
Henüz 6 aylık bir askerdi. Üstelik askere alındığında evliydi. Bu arada dünya yeni bir kutuplaşmanın eşiğindeydi. Bir yandan ABD’nin diğer yanda Rusya’nın başı çektiği gizli savaş Kore’de açığa çıkmıştı.

Yıl 1950… Türkiye Kore Savaşı’nda bir tavır takındı. NATO’ya girmek dönemin koşullarında Türkiye’nin lehineydi.

Komutan askerlerini topladı. Savaşa gitmek isteyen gönüllülere seslendi. Henüz 20’lerinde olan gençler, ülke menfaatlerini ilgilendiren bu konuda birer adım öne çıktılar.

Mustafa Gündoğan da savaşa gitmek için bir adım atanların arasındaydı. Henüz 6 aylık asker ve evli olan Mustafa Gündoğan savaşmak için Kore yolculuğuna hazırlandı. Kısa bir süre sonra yaklaşık bir ay süren Kore yolculuğu dualar içinde başladı.

“Eşim Özlem Acısına Dayanamadı”

Tazeyken kolay katlanılır özleme. Tüm acılar zamanla unutulur hafiflerken, özlem yavaş yavaş işler insanın içine. İnsanın yüreğindeki küçücük bir tohum gibidir özlem. Eğer gerçek sevgiden alıyorsa gücünü, zaman onu besler büyütür. Bir sarmaşık misali sarar usulca tüm dünyanı. Bir gün gelir artık her yerde onu görür, onu duyarsın. Elini uzatsan dokunacağını sanırsın. Bazen de uzatırsın elini boşluğa ve seslenirsin ona…

En yakın dostundan daha yakındır özlediğin. Ama her yerde onu görmek acını hafifletmez. Ulaşamamak sevdiğine, belki de sana ihtiyacı varken, yanında olamamak…
Yaşamaktan suçluluk duymaya başlarsın bir süre sonra. Çaresizce elin kolun bağlı beklersin saatlerce, günlerce ve aylarca…

Elin yemeğe giderken, “O aç mıdır tok mudur acaba?” diye düşer aklına. Onun tatmadıkları an gelir haram olur sana. Paylaşamadığın her güzellik canını acıtmaya başlar. Her güzel şey sevdiğinle paylaştığında güzeldir çünkü… İçindeki minik özlem tohumu büyüyüp güçlenirken, sen tükenirsin. Dayanmaya çalışırsın bir ümitle, ona kavuşacağın günün ümidiyle, eğer gücün yeterse… Yüreğindeki tohum dev bir ağaca döndüğünde, tükenirsin sen de.

Kore gazisi Mustafa Gündoğan’ın eşi işte böyle bir yaşantının içinde, tüm gücüyle mücadele etmeye çalışırken, ölüme doğru açtı yelkenleri. Gazimiz Kore’ye eşi ise kara toprağa doğru çıktı yolculuğa.

“Mecnun gibi dağlarda dolaştım. Mağaralarda kaldım. Yanımda hiç kimse yoktu. Yavaş yavaş beni teselli ettiler. Zamanla alıştım onsuzluğa. Belki de bu Allah’ın bir takdiriydi. Benim yerime o şehit olmuştu.” Diyor Kore gazisi öyküsünü bizlere aktarırken.

Kore Savaşı Unutulmaz, Unutturulmaz

Kore’ye gönüllü mü yoksa görevli mi gittiniz?

6 aylık askerken Kore Savaşı başlamıştı. Subaylarımız Kore’den bahsediyorlardı. Bir gün haber geldi. Üsteğmenimiz bizi topladı ve dedi ki; “ Kore’ye gönüllü gitmek isteyen var mı?” oradaki ilk savaşı önlemek için asker istemişlerdi. O zamanlar ABD ve Rusya arasında bir kutuplaşma vardı. Biz de NATO askeri olarak, hükümetin müsaadesiyle gönüllü olarak gönderildik.

Kore yolculuğunuzda yaşadığınız ilginç bir anınızı Gaziler Dergisi okurlarıyla paylaşabilir misiniz?

Kızıldeniz’den dualar ederek gittik. 28 günde Kore’nin Seul şehrine vardık. Oradan bizi birliğimizin olduğu yere gönderdiler. Harp tamamıyla hızlanmış, sokaklarda çocuklar aç susuz kalmış durumdaydı. Trende giderken çocuklar bize;” yemek verin” diye bağırıyorlardı. Bunu hiç unutmuyorum. Oradaki insanların çaresizliği, çocukların bağırışları, açlıkları anlatılacak gibi değildi…

Birliğinize dönükten sonra neler oldu?

Sonrasında, 28 gün süren gemi yolculuğu sonrasında birliğimize geri döndük. İskenderun’dan bindik. Kızıldeniz’de biraz kaynama oldu ama başka bir sorun olmadı çünkü harp gemisiydi.

Kore’de bir savaş oldu. Bu savaşı gençlerimiz yeterince bilmiyor. O dönem neler yaşadınız?

Kunuri Savaşı’nın olduğu yere gittik. Harbin azametinden doğa mahvolmuştu, ağaçlar hep kurumuştu. Bize gereken talimatı verdiler. Daha önceki birliğimde gözetleme dersi almıştım. Ondan dolayı yüzbaşı beni seçti. Beni cepheye piyadenin içine, bir üsteğmen telsizci ve bir şoförle birlikte görevlendirdiler. O ara savunmaya geçilmişti. Savunma hattında düşmanın baskınlarını önlemek için savunmaya geçtik.

Devamlı baskın yapıyorlardı, askerleri esir almak için. Biz de karşılık verip savaşıyoruz. Yaralananlar, şehit olanlar oldu. Düşman savunmaya çekildiğinde, gözetleme olarak etrafa bakıyorduk. Görünüşte bir şey yok ama, yer altına düşman saklanmıştı. Tepelere çıktık. Ama hiç düşman yoktu. Gizlenmişlerdi, kukla yapmışlardı bizi kandırmak için. O ara yanımdaki piyada arkadaşım ayağa kalktı, düşman çıktı. Ateş açtılar. Yanımdaki arkadaşımın boğazından kurşun geçti, onu taşıyamayacağımı anladım ve geri çekildim. O ara üst teğmen ateş idare merkezine “düşman var” diye iletti biz cepheden çekilirken uçaklar bombardımana başladı. Bizim de panolaraımız vardı uçaklar bizi görsün diye onları açtık. Çarpışma 1-2 saat sürdü. Onların ateşi sustu, biz geri çekildik sürekli böyle savaştık.

Kum kalesi diye bir yerde tepeye hakim olmak için sırtlarında ateş püskürtme cihazıyla girdiler. Biz de onları takip ettik ve düşmanı yok edip tepeyi işgal ettik. Tepe, düşman hakimiyetini gözetlemek için yüksek ve güzel bir yerdi.

Başka bir cephede, gözetleme sığınağında, el bombalarım ve silahlarımla sayıklıyordum. Düşman geliyor. Piyade eri ve telsizci gece döbet tutuyordu.düşman o kadar kurnaz davranıyordu ki. Aydınlanma merkezinin, mayın tarlasını geçtiler. Sığınağa geliyorlar ve içeri el bombası attılar. Ben o ara sıçradım. Uyuyamıyordum ama uykuluydum. Anladım ki düşman hattımıza girdi o ara irtibat halindeyim. Düşman üzerime ateş etmeye başladı. Kurşunlar üstümden geçti Reşit adlı arkadaşımla konuştum. Allah bana bir güç verdi. El bombalarını sağa sola attım. Düşmandan 3 kişi öldürdüm. Diğerleri yaralandı. Arkadaşım yaralandı. Yaralanan arkadaşımı sürükleyerek aşağı çektik. Düşmanları çıkardık, subaymışlar. Ölüleri aldık, çünkü sığınağımızın yanındaydı. Yaralı arkadaşımızı sıhhiyeliler götürdü. Eğer sğınaktan içeri girmiş olsaydılar, ateş altında kalır ve gece kimin kimi vurduğu belli olmazdı, hepimiz ölebilirdik.

Sonrasında arkadaşım merkezden telefon etti. “sana Tokyo izni çıktı” dedi. Ama ben inanamadım, aramızda şakalaştık. Muvaffakiyetimden dolayı uçakla Tokyo’ya gönderildim. 5 kişiydik. ABD birliklerine götürdüler, kılık kıyafetimizide aldılar. Tokyo’yu gezdik. 1 hafta eğlendik ve tekrar uçakla birliğimize döndük. 8.ayda Tokyo’ya gittim sonra tekrar savaşa gittik. O sırada savaş devam ediyordu. Değiştirme birliği geldi ve her şeyimizi teslim ettik. Daha sonra bizi gemiye bindirip Türkiye’ye gönderdiler. 1 yıl Kore de kaldım.

Gazilere gerçekten gereken önemi veriyor muyuz?

Sizce savaş nedir? Şehitlik, gazilik kavramları size ne anlam ifade ediyor?

Atalarımız “ne zaman ki sizi yurdunuzdan çıakrmak isteyen olursa savaşın, gazi de olsan şehit de olsan Allah katında kıymetin vardır” derler hep. İnsanlar binlerce yıldır savaşıyor. Haklı, haksız pek çok savaş var. Önce savaşta hangi taraftasın haklı mı haksız mısın? Bu önemli. Şehitler savaşın anıtlarıdır gaziler ise tanıkları.

Bir Kore gazisinin bakış açısıyla Türkiye de gazilere gereken önem verildi mi? Ne gibi eksiklikler tespit ettiniz?

Hem veriliyor hem veirlmiyor. Sadece bir maaş veriliyor. Hastanelerde çok iyi bakıyorlar. Serbest dolaşım kartlarımız var. Bence iyi. Ancak yeterli düzeyde hassasiyetin gösterildiğini söylemek kolay değil.

Kore gazilerini kapsayan dernek ya da fakıflar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dernekteki arkadaşlar çalışıp haklarını alıyorlar. Devamlı derneğe gidip gelemiyorum. Yaşlılık işte. Belki ara sıra dernek yetkilileri bizim gibi yaşları 80’e ulaşmış gazileri evlerinde ziyaret etseler daha iyi olur diye düşünüyorum.

Gazilerin defin töreninin sessiz sedasız yapılığına tanıklık ediyoruz. Ayrıca gaziler mezarlığına değil, belediye mezarlığına gömülüyorlar. Sizce bu yaklaşım doğru mu? Ne yapılabilir?

Gaziler mezarlığına koyulursa çok daha iyi olur. Çünkü biz Kore’ye Türkiye’yi temsil etmek için gittik. Vatandaş bir gazi mezarlığı önünde durup “bu insanlar bizler için ölüme gittiler” diyerek dua etse ne kaybeder, kötü mü olur?

Kore gazileri, Kore devleti tarafından verilen madalya ile taltif edildiler. Kıbrıs gazilerinin büyük bölümü madalya almadı. Terörle mücadele gazilerinde de durum hemen hemen aynı. Meclis tarafından bastırılıp, tüm gazilere ayrım yapılmadan dağıtılacak gazi madalyası hususunda görüşlerinizi aktarır mısınız?

Gaziler arasında ayrım yapılmamalı. Madem ki savaşa gitmiş, bu yüzden madalya verilmeli. Aslında o zaman madalyaya kıymet vermiyorduk canımızı vatanımızı kurtarmıştık. Şimdi o günlerden bir tane madalyam var. 2 tane olması gerekiyordu. Türkiye henüz bir madalya vermedi. Kore devletleri ise madalyalarımızı geciktirmeden yolladı. Ölmeden devletimden bir madalya almak çok güzel olurdu.