FLAŞ HABER

BİR BAKANIN SÖZLERİ VE SAVAŞTA ŞAFAK…

Şafak vakitlerinin ayrı bir önemi vardır savaşta; sırları içinde gizli olağandışı bir güne kapı aralar.
Rolünüzü oynamaya sayılı dakikalar kalmıştır ki bir perde açılır içinizde, bir sinema şeridi düşer üstüne , saniyeler içinde oynar ve biter…

Esintiler de yok olur çok geçmeden. Sırt çantalarından baş kaldıramaz olur mektuplar. Oynaşamazsınız içindeki elem, keder, sevda ve hüzün dolu cümlelerle…

Sarmalanmışsınızdır…
Kazdığınız derin çukurlara başka bir gözle bakmaya başladığınız an ; ölüme de hazırsınız demektir…
“Harp Bir Sanattır” öğretisiyle yetişmişsinizdir ama sahne alma heyecanı sanatçılarınkine hiç benzemez. Arkasında iz bırakmayan , içinde kan, gözyaşı, acı ve vahşet barındırmayan hiçbir savaşın olmadığını bile bile can atarsınız başrol oynamaya.

Günaha da, sevaba da açıktır şafak vakitleri !..

Az sonra oynayacağınız rolün örtülü kalması gereken taraflarına yanlı bir refleks geliştirmeye isteklisinizdir. Savunma mekanizmalarınız hazırdır. Size düşen görev; rolünüzü kahramanca oynamak, oryantalist bir cömertlikle günün birinde açılıp saçılma olasılığına karşı sonsuza kadar mahremiyetini korumaktır…

Travmalarına karışmaz, uyarmaz şafak vakitleri…

Üstündeki şalı kaldırmaya gerek olmayacaktır figüranı olacağınız ayrıntıların… Nice sarsıcı hikâyeler gömülecektir içinize ve sizi hiç terk etmeyeceklerdir mezara kadar…

Ahh, şu Seiko marka kol saati…

Ahh, orgazma dönüşen şu dehşet…

Nasıl olsa yazmayacaktır tarih kitapları ve hiç kimselere anlatamayacaksınızdır bunları.
Ya şehit olacaksınızdır,ya da gazi. Mertebeler sunacaktır, yazgınıza hazırlar sizi !
Savaşın en kirlenmemiş anlarıdır, en masalımsı duyguları yaşatır şafak vakitleri…
Sahne alma sıramı ben de bekledim bir zamanlar, o ana dair yaşamışlıklarım var!

Şöyle düşülmüşler not defterime:
14 Ağustos 1974
Saat 04:50
Tabiat derin uykusunda.
250 metre ilerideki düşman mevzilerinde hiçbir hareket yok.
Komuta Merkezi’ndeki silah arkadaşlarımla vedalaşmamızın üzerinden tam 5 saat geride kalmış. ve artık cephenin en önündeyim.

Şafak sökmek üzere.
Koordinatlarını belirlediğim hedef listesini almak üzere harita çantama uzandığımda, memleket esintileriyle dolu mektuplar takılıyor elime…

Pembe,beyaz,sarı renkli zarflar içindeler.
Sevgi ve hasret dolu sözcükler bir şerit gibi kayıyor gözlerimin önünden…

Yığınla soru zihnimi kemiriyor, sancıları yüreğime oturuyor aniden:
Doğacak çocuğumu görebilecek miyim? Fısılda bana ey şafak vakti !
Gene akmış zaman,
Saat tam 05.30
Sayfayı çevirme anı…
Ve artık telsizimiz de açık, dinleme modundayız…

İleri Gözetleyici Çavuşum ve şoförüm heyecan içindeler.
Kucaklaşıp, helâlleşiyoruz.
Bizden zafer bekleyen milletimiz için ölmeye hazırız !..
Toprak siperlerden huşu içinde göğe uzanan ellerimiz karşılıksız kalmıyor;
Allah’a öyle yakınız ki…

Bedenim titriyor… Titremek de ne kelime, sarsılıyor adeta…
Akrep ve yelkovan şimdi de 05:44’ün üzerinde. Harekâtın başlayacağı saatten tam 14 dakikayı geride bırakmışız.

Cephede hiçbir kıpırtı yok hâlâ…
Bir terslik mi var acaba?
Mürettebatım gözlerimin içine bakıyor sorarcasına, ama benim gözlerim Beşparmak Dağlarında…
Sırtları yalayıp gökyüzüne tırmanan koyu silüetler görünüyor uzaklardan.
Avına kilitlenmiş Kartallara benziyorlar!
Gök yarılıyor sanki, dağlar yankılanıyor, yer sarsılıyor uğultudan !
Süzülüp akmaya başlıyorlar bize doğru!…
Akın akın!..
Vuslat bu olsa gerek…

Gözyaşlarımızın toprağa karıştığı an ; tam 05:45
Rabbim de şahittir ki, yaşamayanlar idrak edemezler bu anı ve hiç de anlamayacaklar beni…
Tüm canlı mahlukat canhıraş uyanmış durumda,Jetlerimiz arka arkaya dalmaya başlıyorlar hemen önümüzdeki düşman mevzilerine.
Mahşeri bir an…

Toprak kaynıyor, alevler yükseliyor jetlerimizin ardından…
Düşünüyorum da;

Beni gözyaşlarına boğan ve bu gün de silip atamadığım hikayeler şafak vakitlerinde başlamış hep !..
Şafak vakitlerinde ruhumun titremesi işte bu yüzden !..
Rejinin komutu, perdenin açılması , ardından başlayan taarruz. Sahne alma anımız, bedenleri yalayıp geçen kurşunlar , tepelere dikilen Bayrak hikayeleri, şehit düşen fidan gibi delikanlılar, omuzlarımıza başlarını yaslamış yaşlı ninelerin üniformamıza süzülen gözyaşları, bir anda ay yıldızlı Bayraklarla donanan esir şehirler, İstiklal Marşını birlikte haykırdığımız esaret zincirlerini henüz kırmış paramparça yürekler , kabarıp coşan Akdeniz ve nihayet zafer bekleyen bir milletin sevincine saat tam 19:45 de binlerce kilometre uzaktan selam duruşumuz…

Daha niceleri !

Ve ne ayrıntılar !..

Hep şafaktan sonra…

“Nasip işidir, kısmettir bunlar ” diyen bir Bakan’dan sonra şimdi nasıl aklımdan geçmesin ki:
Amortisi şehitlere ve gazilere, büyük ikramiyesi sömürenlerine çıkan bir lotarya çekilişimiydi bütün bu yaşadıklarımız?

Eğer öyle ise; tüm günahlar affola !..
Gene de değişmeyecektir içimdeki yeri;
Durudur, paktır, masumdur şafak vakitleri !…

Bektaş Tufan Güneş
26.12.2012 -İzmir

Yoruma kapalı.

Scroll To Top