Bosna Hersek'teki katliama hep seyircimi kalınacak?
Aylardır Öldürülen Binlerce İnsanın Tecavüze Uğrayan Kadın ve Çocukların Hesabının Kimden Sorulacağı İnsan Haklarını İhlal Eden Sorumluların Cezasının Ne Olacağı ve Dünya Ülkelerinin Bundan Sonraki Girişimlerinin Ne Şekilde Gelişeceği Belirsiz.
Bosna Hersek'in bilinen ilk sakinleri bir Hint Avrupa halkı olan İlliryalılar'dır. İlliryalılar'dan sonra Bosna Hersek Romalılar tarafından işgal edilmiştir. VII. yüzyılda bölgeye Slavlar yerleşmeye başlamış: XII. yüzyıl ortalarından 1463'e kadar Macar hakimiyetinde kalan Bosna Hersek bu tarihte Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir.
Bosna Hersek'te Osmanlı idaresi süresince halkın büyük bölümü İslamiyeti kabul etmiş ve İslam kültürü burada hızla gelişmiştir. Bosna Hersek 1876-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Osmanlı hakimiyetinden çıkıp Avusturya Macaristan imparatorluğu'nun kontrolüne girmiştir. 7 Ekim 1908'de Avusturya Macaristan İmparatorluğu burayı kendine başlamış ve kırk yıl süren Avusturya Macaristan idaresi boyunca Bosna Hersek'in sınırlarında fazla bir değişiklik olmamıştır.
Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra dağılması ile bölgede bir güç boşluğu doğmuş. Bosna Hersek Sırp, Hırvat ve Sloven Kırallığı'nın bir parçası olmuş ve Sırbistan'la birleştirilmiştir.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Yugoslav Kırallığı'nın dağılması ile birlikte Bosna Hersek toprakları işgal edilip paylaşılmıştır. Komünist Parti tarafından kontrol edilen bağımsızlık mücadelesi.
29 Kasım 1945'te Yugoslav Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla sonuçlanmıştır. Bosna Hersek'de 2 Temmuz 1944'de müslüman Sırp ve Hırvatlar'ın eşit statüde katıldıkları Demokratik Yugoslav Federasyonu'nun bir üyesi olmuştur.
Bosna-Hersek 4.3 milyonluk bir nüfusa sahiptir. Bu nüfusun %44'ünü Müslümanlar, %33'ünü Sırplar ve %17'sini Hırvatlar oluşturmaktadır. Dini ve kültürel farklılıklara rağmen bu bölgede Müslüman, Sırp ve Hırvatlar uzun bir süre uzlaşmayı, bir takım milliyetci isteklere tercih etmişlerdir. Son zamanlara kadar hiçbir etnik grup ayrılma isteğini dile getirmemişti. Ancak son günlerde Büyük Sırbistan emellerinin bir parçası olarak, Bosna Hersek'teki Sırplar harekete geçirilmiştir.
Bosna Hersek'in tarihine bakıldığında, bölge halkının tarih boyunca devamlı baskı ve zulümlerle karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Bu bölgede yaşayan insanların Bogamil mezhebinden olmaları, Papalığın ve Sırpların burayı yaklaşık üç yüz yıl süren dini baskı altında tutmasına neden olmuştur. Bu mezhep hristiyanlığın bazı inançlarını, reddetmiştir. Osmanlı Devleti'nin bu bölgedeki idaresi Bosna'daki Bogamillerin kitle halinde islamiyeti kabullerine neden olmuştur.
Boşnak Bogamiller islamın hoşgörüsüne sığınmışlardır.
Bosna-Hersek'te yaşayan Müslüman, Ortadoks, Katolik, Hristiyanlar, Osmanlının bu bölgede hükümdar olduğu dönemde huzur ve asayis içerisinde yaşamışlardır. Bu bölgede huzurun bozulması ve zulüm döneminin başlaması. Osmanlıların buralardan elini çekmesiyle ortaya çıkmıştır. Avusturya Macaristan imparatorluğu'nun bölgeyi önce geçici olarak işgali, daha sonra ihlak etmesi, bu bölgede zulmün ve baskının başladığı dönemdir. Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nun iki hakim milletinden birisi olan Macarlar, Bosna Müslümanlarına karşı daha toleranslı ve tarafsız davranmışlardır. Buna karşılık, Avusturyalılar, destekledikleri Katolik, Hırvatların müslümanlara yaptıkları zulüm ve baskıyı kamufle etmek için değişik bahaneler ileri sürmüşlerdir. Mahalli idarelerde görevli müslümanların görevden uzaklaştırılması, müslüman kadınları kaçırıp zorla dinlerinin değiştirilmesi müslüman çocukların katolik okullarına gitmeye mecbur edilmeleri, camilerin kiliselere çevrilmesi, cami ve tarla yakmak bu zulüm ve baskılardan sadece birkaçıdır.
Bosna-Hersek'te müslümanlara yapılan katliam ve mezalimin uzun yıllardan beri hazırlanan planın bir parçası olduğu bellidir. Bunun en son göstergesi de Boşnak Müslümanlara Hırvatların 29 Şubat 1992'de bağımsızlıkları lehine oy kullanmalarından sonra başlayan Bosna Hersek olaylarıdır.
Eski Yugoslavya Cumhuriyetlerinden Bosna Hersek Şubat 1992'de bağımsızlığını ilan ettikten sonra, bu cumhuriyetin bazı bölgelerindeki Sırplar, Yugoslav ordusunun ve Sırbistan desteği ile kendi bağımsızlıklarını ilan etmişler ve Sırbistan'la birleşerek kendi büyük Sırbistan ülkelerini gerçekleştirmek üzere saldırılara başlamışlardır. Bu amaca bağlı olaak da ilk etapta Bosna'daki müslüman nüfusu kendi bölgelerinden atmayı hedefleyen etnik arındırma çalışmalarına girişmişlerdir.
Sırplar işgal altında tuttukları Bosna Hersek'de yaşaan müslümanları göçe zorlamakta, bu bölgede kalan müslümanlar ise Sırpların katliamına uğramaktadır. Bosna-Hersek'in başkenti Saraybosna aylardır kuşatma altında tutulmakta ve burada yaşayan insanlar top ve silah sesleri altında, Sırpların yanısıra açlık ve soğukla da savaşarak yaşamlarını sürdürmeye çalışmakta.
Zaman zaman taraflar ateşkes ilan etmekte. Ancak en fazla onbeş yirmi gün süren ateşkes sonrası, savaş önceki hızından hiçbir şey kaybetmeden devam ediyor. Bosna Hersek'de yaşanan dramın boyutları her geçen gün artıyor,ve tüm dünyanın gözü önünde bir ulus yok edilmee çalışılıyor. Boşnak milisler tüm imkansızlıklara rağmen, kendilerine silah ve asker bakımından üstün olan Sırplara karşı direnmekte kararlı. Sırp askerlerini acımasızca uyguladıkları katliam onları yıldırmıyor, hiçbir şeyden haberi olmayan küçücük çocukların öldürülmesi, müslüman kadınlara tecavüz edilmesi, soğuğa dayanamıyıp hayatını kaybeden yaşlıların cesetleri, onlara Sırplara karşı verdikleri savaşta herşeyi göze alan bir hırs kazandırılıyor.
Devletler arası ilişkilerde demokratikleşmenin, insan haklarına saygının ve hoşgörünün ön planda olduğu kabul edilen bir dönemde, Bosna Hersek sorunu giderek ciddi boyutlara ulaşırken, dünya ülkelerini olaylara tepkisiz kaldığı ve Sırpları durdurmak için yapılan tek girişimin Sırbistan'a kınama mesajları vermek olduğu görülüyor.
Uluslararası topluluklar ve Avrupa ülkeleri Bosna Hersek'e yardım elini ancak geçtiğimiz aylarda uzatabiliyor. Fransa Dış İşleri Bakanı Ocak ayının başında Roland Dumas Bosna'daki toplama kamplarında bulunan müslümaları kurtarmak için uluslararası harekat çağrısı yaptı ve gerekirse tek başına hareket edeceğini bildirdi. Bir süre sonra ise müdahelenin ancak BM çerçevesinde gerçekleştirilmeşi gerektiği şeklinde bir bldiri verdi.
ABD'nin Bush dönemindeki ilgisizliği Clinton'un başkan olmasıyla yerini askeri müdahale konusundaki daha ılımlı görüşlere bıraktı. Ancak bu görüş diğer ülkeler tarafından onaylanmadı.
Rusya ve İngiltere, Bosna Hersek'e askeri müdahelede bulunulmasına karşı. Rusya, böyle bir müdahalede bulunulduğu takdirde Sırp tarafında olacağını ve onlara yardım edeceğini belirtiyor.
BM ise Bosna-Hersek'e sadece insani yardım yapmakla yetiniyor. Bölgede BM ait barış gücü bulunuyor ama her hangi bir fonksyonu yok. Hatta Sırplar BM barış gücü askerlerini hedef almaktan çekinmiyorlar. BM Güvenlik Konseyi savaşın askeri değil diplomatik yollarla halledilmesi konusunda ısrarlı.
Sırplar, Müslüman Boşnaklara hava köprüsü yoluyla yapılan yardımları engellemek ve elindeki ağır silahlarla Boşnakları yok etmek amacını teşviken BM Güvenlik konseyinin tek düşüncesi diplomatik yollarla barışa gitmek. Onları düşündüren Boşnaklara yapılan baskı ve zulüm değil, Sırpların Saraybosna'da sürdürdükleri kuşatmanın Sancak ve Kosova'ya yönelmesi halinde çıkabilecek bir Balkan Savaşı olasılığı.
Bosna-Hersek olayına en büyük tepki öncelikle Türkiye'den geldi. Daha sonra islam ülkeleride olaylara tepki gösterme yolunda kararlar aldılar.
İslami konferans örgütü, BM Güvenlik Konseyi'nden Bosna Hersek'te güç kullanılması için karar almasını istedi. Ayrıca BM askeri müdahale kararı vermezse islam ülkelerinin Bosna Hersek'e asker göndermesi konusunda karar aldılar. Ancak bu tür girişimlerde BM Güvenlik Konseyi'ni etkilemedi.
Türkiye'de olaya gösterilen tepki çok büyük. Dünya ülkeleri olaya tepkisiz kalırken Türkiye'de ilkokul çocukları bile Bosna Hersek olayına tepkilerini göstermek için bir imza kampanyası başlattılar ve BM'e çağrıda bulundular. "Ne olur bu katliamı bir an önce durdurun" diyen çocukların duyarlılığı birer ilgisizlik anıtı olan dünya ülkeleri temsilcilerine bir uyarı idi.
Çocuklardan sonra kadınlarımızda düzenledikleri Gaziosmanpaşa mitinginde, sessiz kalan uluslararası kuruluşları ve Sırparı protesto ettiler ve sorumluların yargılanmasını istediler.
Milliyet gazeteside bir kampanya açarak halkımızdan BM Genel Sekreteri Butros Galiye gönderilmek üzere bir mektup yazmasını istedi. Mektupta Sırplar kınanıyor ve BM'in harekete geçip Bosna Hersek'teki insan ve kadın ihlallerini önlemesi isteniyor.
Türkiye Batının Bosna Hersek'e insani yardım ulaştırılması yönündeki kararların yetersiz olduğunu, diplomatik arayışların yanı sıra askeri müdahale gerektiğini savunuyor aylardır. Bosna Hersek'teki katliama son vermek için Sırp mevzilerine hava bombardımanı yapılması Sırpların elindeki ağır silahların BM tarafından toplanması isteniyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi üyeleri bu görüş doğrultusunda hareket etmeyi düşünmüyorlar.
Ayrıca Butros Gali basın yayın organlarının yayınlarının Bosna Hersek üzerine yoğunlaşmasının barışı engellediğini iddia ediyor. Barışı sağlamak konusunda yapılan girişimlerden biri Ağustos ayı içinde yapılan Londra toplantılarıdır. Bu konferanta taraflar arasında çatışmanın son bulması yolundaki çabalar son bulması yolundaki çabalar sonuç vermedi.
Aralık ayında ise Cenevre'de Lord ve Cyrus Vance bakanlığında bir konferans düzenledi. Konferansta Bosna'nın on özerk bölgeye bölünmesi önerisi Bosna Hersek lideri İzzetbegoviç tarafından kabul edilmedi. Sırplar ise Bağımsız Sırp devleti ülküsünden vazgeçemediler. Bu durumda bir anlaşama zemininin hazırlanması mümkün olmadı.
Ocak 1993'de Cenevre konferansının ikinci turu başladı. Bu kez Sırp lideri Karadziç BM baş planına şartlı evet dedi. Bu plan bir harita ile bir anayasal taslak içeriyor. Buna göre Bosna Hersek 10 otonom bölgeden oluşuyor. Ama bu, 10 kesimli Cumhuriyet tek egemenliğe sahip üniter bir devlet olacak. Bölgenin sınırları görüşmeler sırasında çizilecek. Anayasal sistem ülkede üç halkın varlığını kabul ediyor ve izzetbegoviç bu planı kabul ettikleri zaman büyük tavizler vermiş olacaklarını söylüyor.
Sırp lideri kararın onaylanması için parlementosuna sunması gerektiğini ve ancak parlemento onaylarsa "evet" diyeceğini belirtiyor ve şu anda parlementodan gelecek cevap bekleniyor. Bu durum Sırpların bir oyalama taktiği olarak görülüyor ve çatışmaların hiç bir şekilde durdurulmadığı gözleniyor.
Bu gün için Sırpların ne zaman ateşkese razı olacakları, silahlarını bırakmak için neyi bekledikleri, etnik temizlik amacıyla yurtlarından olan Müslüman Boşnakların sonunun ne olacağı gibi sorulara hala cevap bulunamadı. Aylardır öldürülen binlerce insanın, tecavüze uğrayan kadın ve çocukların hesabının kimden sorulacağı, sorumluların ne şekilde cezalandırılacağı ve dünya ülkelerinin bundan sonraki girişimlerinin ne olacağı belirsiz. Uluslararası kuruluşlar ve dünya ülkeleri Türkiye'den başka hemen hemen hiç bir ülkeden yardım görmeyen Bosna Hersek'in nasıl haritadan silindiği ve bir toplumun nasıl yok olduğunu sadece uzaktan seyretmeklemi yetinecekler?...
Yıl 1993, sayı 81
|

Bir Savaş Stratejisi : "TECAVÜZ"
Bosna Hersek'teki katliam sürecinde, askerlerine ne kadar fazla tecavüz ederlerse o kadar iyi savaşacakları düşüncesiyle bu emri veriyor Sırp komutanlar. "Tecavüz edin" ve yaşlarına bakılmaksızın, çocuk olsun, genç olsun, yaşlı olsun; anne babalarının, kardeşlerinin yada çocuklarının önünde tecavüz ediliyor Müslüman kadınlara. Onlar aldıkları emirleri yerine getiriyor ve savaşı kazanmak için her yolu mübah görüyorlar.
Çoğu Müslüman, onbinlerce kadının ırzına geçen Sırp askerlerinin bu emri komutanlarından aldıkları tecavüz kurbanlarıyla görgü tanıklarının ve tutsak edilen Sırp askerlerinin ifadesiyle doğrulanıyor.
Sayılarının 30 bin ile 50 bin arasında değiştiği tahmin edilen kadınlara ve genç kızlara yapılan bu toplu tecavüzden zaman zaman 6-7 yaşındaki çocuklar bile paylarına düşeni almak zorunda kalıyorlar. Bir insanın durup dururken 7 yaşındaki bir çocuğa tecavüz edecek kadar hayvanlaşabilmesi insanı korkuturken, insanlığından da utanıyor.
Barış zamanına benzemez, savaş günleri. Bir yokediştir savaş. Yok ettiğide insandır, tüm dünya insanlığıdır. Savaş sonucunu, haklıyı haksızı hatayı doğruyu tarih belirler. Ama bu tarih, 7 yaşında bilemediği sebeple, tanımadığı bir cani tarafından tecavüz edilen bir çocuğa neyi anlatabilir ?...
Tecavüz bir savaş stratejisidir. Sanki savaşmak, insanları öldürerek yok etmek yetmez savaşana. Sanki o kadar yıkım, o kadar acı az gelir. Ve kadına tecavüz edilir. Her savaşta vardır, bu acımasız, bu soysuz eylem! Vardır ama, hiçbir savaşta bu kadar ön plana çıkmamıştır.
Bosna Hersek'te aylardır süren savaşta, toplu kadın tecavüzü, bu savaşın stratejisi haline gelmiştir. 50 bin kadının birden tecavüze uğraması sanki tecavüz için savaş başlatıldığı imajını yaratıyor. Bosna Hersek'te Müslüman Boşnaklara karşı Sırpların sürdürdüğü korkunç katliam içindeki bu utanç tablosuna karşı Avrupa ülkeleri tarafından sürdürülen girişimler sonuçsuz kalmakta ve bu katliama "dur" demek için yeterli çaba gösterilmemektedir.
Bosna Hersek'te tecavüze uğrayan kadınlara en büyük destek dünya kadınlarından geldi. Tayland'ın başkenti Bangkok'ta dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen 150 kadın "Women Oxercoming Violence" yani "Kadınlar Şiddetin Hkkında Geliyor" toplantıları için buluştu. Toplantılarda kadınlara yönelik her türlü şiddet ele alındı ama özellikle gündemdeki sorun olan asker tecavüzü üzerinde duruldu.
WRI ( Uluslarca, Savaş Direnişçileri) örgütünün düzenlediği bu konferanslar kadına karşı şiddetin özellikle savaşlarda askeri zulüm, fiziksel zorbalık ya da tecavüz olaylarının giderek artması üzerine kadınların ortak kararlar almaları amacını taşıyor. Bangkok toplantılarına ulaştırılan en değerli öneriler bir süre önce Prag'da toplanan "Doğu Avrupa'da Kadın Hareketleri Konferansı" sonuçlandı. Prag kadınları tüm dünyaya çağrıda bulunuyor. İlk olarak sıcak tecavüz bölgesi Bosna'daki kampların kapatılmasını istiyorlardı. Yaptıkları açıklamalar şöyleydi: "İşgal edilmiş topraklardaki kampların tümünde cinsel tecavüze uğrayan kadınların sayısı korkunç boyutlarda. Tecavüzler askerler tarafından bilinçli olarak yapılıyor ve bir savaş taktiği olarak görülüyor. Tecavüzler gizli tutuluyor, isimler bilinmiyor. Biz bu nedenle tecavüzlerin savaş cinayetleri sınıfına sokulmasını talep ediyoruz. "Prag kadınları son olarak tüm düna kadınlarına sesleniyor, onlardan yardım ve destek istiyor.
Bangkok'ta 150 kadının toplanması da bu seslenişe bir cevap niteliğinde. Şu anda yürürlükte olan yasaların ve yargılama usullerinin yeersiz olduğunu söyleyen bu kadınlar savaşı mazeret gösterip tecavüzün olağan sayılmasını protesto ettiler ve savaş tecavüzlerinin affa uğramasına da karşı çıktılar. Bu gün bile her an silah tehtidi altında tecavüze uğrayan kadınlar için tüm dünyayı sorumluluk duymaya çağırdılar ve uluslararası tüm kurum ve kuruluşlara da çağrıda bulundular. Savaşta tecavüze uğrayan kadınlar için fiziksel ve ruhsal destek vermek amacıyla kurulan "kriz merkezleri" ni çoğaltmak için harekete geçtiler. Geçmişte ve şimdi savaşlarda tecavüze uğrayan kadınları bulup yaşadıklarını belgelemek ve yapılanları sergilemek istiyorlar.
Müslüman olsun, hristiyan veya ateist olsun, sonuçta bir insanlık yok ediliyor. Bosna Hersek'te yaşananlar sadece müslümanların değil, tüm ünsanların utancıdır. Bir kadına tecavüz edilirken dünyanın her yanındaki kadnlara tecavüz edilmektedir. Sadece kadın değil, kadınlık tecavüze uğramıştır.
Yedi müslüman kadına tecavüz ettiğini, bu kadınlardan ikisini öldürdüğünü, ayrıca on sekiz cinayet işlediğini itiraf eden şimdi Saraybosna'daki bir askeri ceza evinde bulunan, Sırp ordusunda er rütbesiyle görevli 21 yaşındaki Borislav Herak Komutanlarından morallerini yükseltmek için kadınlara tecavüz etmeleri yolunda emirler aldıklarını belirtiyor ve "Bize tecavüz edersek daha iyi savaşacağımızı söylüyorlardı" diyor. Bu sözleri ile Herak Bosna'da yaşanılan bir gerçeği kanıtlamış bulunuyor. Ayrıca Herak kedisini ve arkadaşlarını "Sonja Cafe" dedikleri, Saraybosna'nın dışında bulunan bir tecavüz kampını sık sık ziyaret ettiklerini bu kampta 70 kadar müslüman kadının bulunduğunu da belirtiyor.
Sırp askerleri'nden Cvjetin Maksimaviç de tecavüz suçlularından biri. Cezaya çarptırılan az sayıdaki mütecaviz askerlerin arasında. Maksimaviç'in kendisini savunmak için söylediği tek söz "emir aldım" demekti.
Sırp askerleri kendilerini "biz emirlere uyuyoruz" şeklinde savunurken vahşeti yaşayan tecavüze uğrayan müslüman kadınlardan biri başından geçenleri şöyle anlatıyordu :
Savaştan önce Dobaj'da yaşıyordum. Dobaj, düşmanın eline geçince Grobska'ya kaçtım. Ancak Sırplar da oraya geldiler. Erkekleri tutukladılar, kadın ve çocukları alı koyup kenti ateşe verdiler. Bazı çocuklar da anne ve babalarından uzaklaştırdılar. Bizi bir köye götürüp okula kapattılar. Daha sonra Dobaj'a götürdüler. Götürüldüğümüz kampın tek amacı vardı: Buradakileri olabildiğince aşağılamak. Orada kaldığım süre içinde bana defalarca tecavüz ettiler, işkence yaptılar. Sırplar bu kampları çocuk yapma fabrikasına dönüştürdüler.
Askerler listeden isimlerimizi okuyup ayrılmamızı söylüyor, ayrılmak istemeyenleri dövüyorlardı. Onlar öyle basitçe öldürmüyorlar. Kurbanlarını boğuyorlar, bizim için silahla ölmek büyük talihti 7-8 yaşındaki kızlara bile tecavüz ettiler ve kızlar kan kaybından öldüler. Sekiz ölü çocuk gördüm.
Sırplar tarafından tecavüze uğrayan bu Bosna'lı Müslüman kadın, şimdi karnında Sırp vahşetinin bebeğini taşıyor ve doğuracağı bu bebeğin yüzüne nasıl bakacağını düşünüyor.
Bir başka tecavüz kurbanı ise hamile kalmış ve görmek istemediği çocuğunu bir muhabire vermiş. Çetniklerin kadınları evlerde tuttuklarını ve akşamları evlere gelip kendilerine tecavüz ettiklerini, karşı koyanları öldürdüklerini anlatıyor.
"Çetnikler önce kadınlara tecavüz ediyor daha sonra ilk üç ayı geçirip çocukları aldırmasınlar diye kadınları kamplara kapatıyorlar. Hamile kalmayanları da öldürüyorlar. Amaçlarının tüm müslüman kadınlara Sırp çocuğu doğurtmak olduğunu söylüyorlar" diyen bu Bosnalı kadın "benim gibi binlerce kadın var onların durumu ne olacak? Ben şanslıydım çocuğumu verdim, ailem beni kabul etti. Ama benim gibi kaç kişi çocuğunu verebilir ve ailesi tarafından kabul edilir? sorularına cevap arıyor, ve tüm dünyayı yardıma çağırıyor. Bosna Hersek'te tecavüz kamplarından kaç tane olduğu bilinmiyor. Ama tahminler 50 bin kadının tecavüze uğradığı yolunda.
Alman Parlementosunun bayan milletvekillerinden, Hür Demokrat Parti Üyesi Üta Wülref, 11 Aralık 1992 'de meclis'teki oturumda Sırpların toplama kamplarında 50 bin kadının ırzına geçtiklerini açıklamıştı. Bu tarihin üzerinden günler geçti. Ve Bosna'daki katliam hala sürüyor. Tecavüz edilen kadınların sayısı her gün artıyor ve tecavüz sonucu hamile kalan kadınlar için her hangi bir yardım yapılmıyor. Vahşeti yaşayan kadınlarn çoğu bu çocukları dünyaya getirmek zorunda.
Bosna'da yaşanan bu insanlık suçuna bir an önce 'dur' denilmelidir. Oradaki müslüman kadınların uğradığı mezalim, susarak karşılanamaz. İnsanlık gururunun bu şekilde ezilmesine daha fazla seyirci kalınamaz. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin yaşadığını görmek istiyoruz!...
Yıl 1993, sayı 81
|

Almanya'da tedavi gören,
BOSNALI GAZİLERİN GÖZYAŞLARI
Avrupa'nın göbeğinde büyük bir dıram var.Medeni olduğunu bas bas bağırarak ilan eden devletler sadece ve sadece uzaktan bakmakla yetiniyorlar. Bosna'da şehitler var,gaziler var,gözü yaşlı analar öksüz yavrular var.İşte Bosna dıramının bir başka yüzü.
Enis Baştanoğlu, Sevgi Aykaç,Adalet Günel,S edat Karaman, Saffet Deniz,Sertaç Erbaşı,İbrahim Veyseloviç ve muhabirimiz Esin Tekiğe'den oluşan bir heyet Bosna Hersek hastanasini ziyaret etti.Hastanenin başhekimi Saffer Kavgiç şunları söyledi:"Münih'in uzak bir semtinde bulunan ve askeri garnizon olarak kullanılan bu iki binayı Almanlar bize kiraladı.Bosna'da ameliyat edilemeyen, tedavileri imkansızlıklar yüzünden mümkün olmayan yaralılar özel müsaadeyle özel müsaadeyle buraya gönderiliyorlar. Biz derhal Alman hastanelerini arayıp acil ve önemli ameliyatların yapılmasını sağlıyoruz. 5-6 ameliyat ücretsiz olarak yapılıyor.diğerlerini ise ödemek zorundayız.
Her ay 20-25 hasta geliyor,iyileşince gidiyor.Maalesef kapasitemiz yetmiyor bazı durumlarda.Almanya'da bir hastanenin günlüğü 670 mark,istensiv günlüğü 1100 DM.Gerisini siz düşünün. Bir hastamız önemli bir ameliyattan sonra 2,5 ay intensiv istasyonunda kaldı.80.000-DM ödenmek zorunda"
Bosna konsolosunu temsilen hastanede görev yapan Şatara Salih ise Münih'teki bu hastanenin transit merkezi olduğunu belirterek,her türlü malzemeye ve bilhassa ameliyat paralarını ödemek için nakit paraya had safhada ihtiyaç olduğunu sözlerine ilave etti. Savaş yaralılarına yapılan her türlü yardımın yiyecekten paraya kadar listelere geçirilip,yardım yapan kişilere resmi damgalı makpuzlar ve tastiknamekler de verildiğini söyleyen Şatara Salih:Türk heyetinin hastaneye yaptığı ziyaretin hastalara büyük bir moral verdiğini,bundan çok duygulandıklarını,tekrar tekrar belirtti. TÜDEK'in eski başkanı Enis Baştanoğlu'nun,yabancılar dairesinden Sevgi Aykaç'ın,Tek ak wando spor okulunun ve derneğinin başkanı Sedat Karaman'ın,kupa kazanmış sporcu Saffet Deniz'in,öğretmen ve Bavyera Kültür Derneğinin ikinci başkanı Sertaç Erbaşı'nın,Bosna-Hersek Merhamet Derneğinden İbrahim Veyseloviç'in, İslam Dostları Cemiyetinin kurucu üyelerinden ve gazeteci Esin Tekige'nin kısa konuşmalarının özü şöyleydi.
"Bizler bütün kalbimizle sizlerin yanındayız.Kardeşlik ve dostluğumuzu ispatlamak için bir başlangıç yapmak istiyoruz.Bir yardım kampanyası olabilir.Avrupa'nın göbeğinde işlenen bu katliama hala sehirci kalınması haçlı zihniyetinden başka bir şey değildir.
Tarih Avrupa'nın ve Birleşmiş Milletlerin bu ilgisizliğinden utansın.Bu bir soykırımdır!"
Özürlü Çocuklar Derneğinin başkanı Adalet Günel şu açıklamayı yaptı:
"Hastanenize elimizden geldiğince araç gereç yardımı yapacağız. Ve ilk fırsatta da Harp yaralıları için bir moral gecesi düzenleyeceğiz.
" ESİN TEKİGE ,Enis Baştanoğlu,İbrahim Veyseloviç, Sertaç Karaman,Sevgi Aykaç,Adalet Günel, Saffet Deniz, Saffer Kavgiç,Şarara Salih Bosna’lı gazilerin Almanya’da tedavi gördükler hastaneyi ziyaret eden Türk ekibini büyük bir sevinç ve saygı ile karşılayan gaziler gözyaşlarını tutamadılar.
|

KATLİAM
Acı çekerek ölmek yerine bir kurşun veya şarapnel parçasıyla ölmenin şans olarak nitelendirildiği Bosna-Hersek'te,katliamlara devam ediyor.Yaşına,cinsine bakmadan silahlı,silahsız yöre halkının türlü işkencelerle yok edilmesi karşısında hala somut atılımlar gerçekleştiremedi,sözüm ona uygar dünya çoğu müslüman Boşnak olan,katliamlardan kurtulmuş bir çok kişi bir birbirinden vahşi cinayatlere tanıklık ettiklerini, Sırpların elindeki bir çok sivili gırtlaklarını keserek öldürdüklerini Kızıl Haç yetkililerine anlatıyorlar.
ABD'li senatörler tarafından hazırlanan bir raporda, Bosna Hersek'te Sırpların İşkence ve öldürme yollarıyla, etnik arındırma yaptıkları doğrulandı.Raporda "Bosna Hersek'teki köylerin boşaltılması için rastdele katliamlar gerçekleştiriliyor.Bazı köylerde de müslüman nüfus planlı,bir şekilde yok edilmiş"deniliyor.
Aynı rapora göre yaşları 15'den büyük Hırvat ve Müslüman erkeklerin,kendilerine karşı savaşabilir düşüncesiyle,toplama kamplarına kapatıldığı belirtiliyor. Tutuklulara her türlü,işkencenin yapıldığı tecavüz edildiği dayak atıldığıda doğrulanmış.
Konuyla ilgili ayrıntılı açıklama almak için gittiğimiz. İSTANBUL ANADOLU YAKASINDA OTURAN YUGOSLAV GÖÇMENLERİ SOSYAL DAYANIŞMA, YARDIMLAŞMA VE KÜLTÜR DERNEĞİ konu hakkındaki sorularımızı yanıtladı.
KSMG:Bosna-Hersek meselesinin tarihçesi hakkında bilgi alarak başlayalım dilerseniz?..
İ.HOCAOĞLU:Boşnaklar,1354 yılında Gelibolu Yarımadasına geçen,1389'da 1.Kosova Savaşı ile Balkanların kapısını aralayan 1463'te Bosna-Hersek'in fethi ile Balkanlara yerleşen Osmanlı ile kan bağı olan,bir kısmı da İslamiyeti ve Türklüğü Osmanlı sayesinde benimsemiş Balkan kökenli ama tarihsel süreç içinde sahip oldukları yöresel kültürlerine Türk-İslam kültürünü katmış ve benimsemiş insanlardır.
Tarihte 93 Harbi olarak bilinen olaydan sonra 1878 Berlin Kongresi sonucu Bosna Hersekin Avusturya, Macaristan İmparatorluğuna terk edilişi ile başlayan göç dalgası Balkan Harbi sonucu Novipazar Sancağı'nın Sırbistan Karadağ'a geçmesi ve 1.Dünya Savaşı'nın Patlak vermesi ile hızlanmıştır.Bu göç ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün özel ilgileri ile 1928 tarihli göç antlaşması ile hazırlanmış ve 1970'li yıllara kadar sürmüştür. Bütün Türkiye'de 4 milyonu aşkın göçmem yaşamaktadır.Bunlarınçok büyük bir kısmının birinci derecede akrabaları Bosna-Hersek'te ve Sancak'tayaşamaktadır.
KSMG:Bosna-Hersek meselesine bakış açınız nedir?
İ.HOCAOĞLU:Bizimle birlikte 500 yıl önce Türk-İslam kültürüyle tanışan Boşnak kardeşlerimiz bugün o 500 yıllık Türk-İslam mirasını yürekleri ile silahsız ve birazda "sahipsiz" canları pahasına savunmak ve yaşatmak misyonunu üstlenmiş bulunmaktadırlar.Evleri,işyerleri tahrip edilmekte olan bu insanlar sonu belirsiz yolculuklar çıkarlarken camilerinin minarelerine Sırp bayrakları çekilmektedir. Din görevlileri minarelerde öldürülmekte ve eziyetler savunmasız silahsız kadın ve çocuklara zorla seyrettirilmektedir.
Bosna'da yaşayan insanlara yardım konusu ise bizim için hem insanlık hemde tarihi bir borçtur. 1.Dünya Savaşı öncesi bizden koparılan o bölgedeki kardeşlerimiz.
1.Dünya Savaşı sırasında yörelerinden akın,akın olayların deyimi ile "CURUMLİYA" (Gönüllüler) ordusuna katılmış, Çanakkale'de Galiçya'da ve diğer cephelerde Anadolu insanı ile omuz omuza Türk varlığı için savaşmış,şehit düşmüş,sağ kalanlar 1.Dünya Savaşı sonrası burada kalarak Kurtuluş Savaşında Anadolu insanı ile birlikte Misak-ı Milli sınırları için canını vermişlerdir.Gün o insanlara sahip çıkma günüdür.Bosna'ya her türlü yardımı ancak Türkiye yapabilir.Zira dünyada bir tek Türkiye'den beklentileri vardır.
KSMG:BM'nin savaşa yaklaşımını nasıl karşılıyorsunuz?
İ.HOCAOĞLU:Tüm ülkelerin liderleri öncelikler kedi iktidarlarının bu konudan dolayı sarsılmasından çekindikleri için konuyu hep göz ardı etmektedirler. Medeniyetin beşiği olduğunu iddia ettikleri Avrupa'nın göbeğinde hemde gözlerinin önünde yapılan oraçağ vahşetine seyirci kalmaktadırlar zira burada katliama maruz lalanlar Müslüman Türkler aynı insan hakları havarileri lafa gelince ülkemizde bilmem nerede bir kişiye yapılan işkenceyi tüm dünyaya şikayet etme terbiyesizliğini çok rahat göstermektedir.Onların insanhaklarından anladığı her halde yanlız Hıristiyan Avrupalılar için geçerlidir.
KSMG:Kan dökülmesini ortadan kaldıracak çözümler nelerdir?
İ.HOCAOĞLU:Bu konuda en büyük görev şüphesiz Türkiye'ye düşmektedir.Bu anlamda Türkiye'nin sorumluluk ve görevleri diğer batılı ülkeler gibi diplomatik destek vermekle bitmemelidir.Orada ateşkesin sağlanması için tüm dünyayı seferber etmeli, acil olarak BM'den Sırbistan'a somut yaptırım istemeli, BM'in derhal bölgeye etkin bir barış gücü gönderilmesini sağlamalı, gerekiyor ise BM'in o konudaki giderlerine de iştirak etmelidir. Bölgeye gönderilecek barış gücüne Türk askeri de katılmalıdır.
Teşekkür Ederim.
|

|
Sayı.02.01.93
Tarih: 18 / 01 / 1993
BASIN BİLDİRİSİ
Kurtuluş Savaşı Mücahit Gaziler Dergisi olarak. BK Kararlarını çiğnedi diye Irak'a Devletleri Hükümetini bomba yağdıran fakat Bosna-Hersek'teki katliama seyirci kalan Batılı Hükümetleri ve Amerika Birleşik kınıyoruz.
Bu vesile ile Dergimizin ülke genelindeki tüm temsilciliklerinden A.B.D. yeni başkanı Sayın Bill Clinton'a protesto faksı çekme kararı aldık.
Irak ve Bosna'da uygulanan çifte standartı anlamakta güçlük çektiğimizi belirterek İnsan Haklarının en ateşli savunucularına (!) soruyoruz;
-Tecavüz edilen yüzlerce kadın ve çocuk yaştaki kızlar insan değil mi?
- Soğuk ve açlıktan ölen binlerce kişi insan değil mi?
- Bosna-Hersek'te petrol veya altın madenleri yok diye mi müdahale edilmiyor?
Kurtuluş Savaşı Mücahit Gaziler Dergisi Bursa Temsilciliği Hüseyin Yağız
Sayı:03.01.93
Konu: Bosna -Hersek Bay Bill Clinton Başkan Amerika Birleşik Devletleri.
Bay Başkan Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığına seçilmiş olmanız nedeniyle,samimi ve saygılı tebriklerimizi lütfen kabul ediniz. Dünya sorunlarına insalcıl yaklaşımınız, dünya barışı ve refahının daha iyiye doğru gelişmesine ilişkin yeni umutlar vaad etmektedir.
Dünya birliğinin bir üyesi olarak bu fırsatı, orta avrupada Bosna - Hersek halkına karşı gelişen Sırp saldırıları sonucu oluşan insanlık trajedisi karşısındaki derin üzüntümüzü dile getirmek için değerlendirebiliriz. Sırp zulmü ve katli büyük boyutlara ulaşmış ve insanlığa karşı eşi görülmemiş bir zorbalığa hatta adlandırmak istemesekte bir soykırıma dönüşmüştür.
Sayın Başkan, bu soykırımın durdurulması için B.M. güçlerinin harekete geçirilmesini öncelikli konu olarak ele alacağınız inacı içerisindeyiz.
Derin saygılarımla, Hüseyin Yağız Bası sözcüsü
03 / 01 / 1993
GAZETELERDEN BAZI ALINTILAR
OLAY GAZETESİ
Yıl:7 Sayı:2271 Tarıh:22 Ocak 1993 Cumartesi
Mücahit gazilerin örnek kampanyası Bosnalı çocukların 1993 yılı Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmesi için bir kampanya başlatan Mücahit Gaziler Dergisi tüm vatandaşları bu amaçla,İsveç'in başkenti Stokholm'daki Nobel Barış Komitesi'ne mektup,faks ve telgraf yollamaya çağırdı. Dergi adına yapılan yazılı açıklamada, Avrupa'nın göbeğindeki bosna vahşetine seyirci kalanlar kınanırken,"Küçücük çocukların öldürülmesi insan olanların kabul edebileceği bir şey değildir. Bu yüzden bosnalı çocukların Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmesini istiyoruz"denildi.
TÜRKİYE GAZETESİ
21 Ocak 1993 Cuma "Nobel Barış Ödülü Bosnalı çocuklar verilsin Bursa (İHA)
-Mücahit Gaziler Dergisi,Nobel Barış Ödülü'nün Bosnalı çocuklara verilmesini teklif etti. Mücahit Gaziler Dergisi'nden yapılan açıklamada "İkibinli yılların eşiğinde bütün dünyada bir barış balonu uçurulmuş,fakat çabuk sönmüştür. Bizler istiyoruz ki hiçbir yerde savaş olmasın,insanlar ölmesin. Bosna vahşetini yaşatanları ve seyirci kalanları şiddetle kınıyoruz" denildi. Bütün vatandaşların Nobel Barış Konseyi'ni faks, telgraf ve mektup bombardımanına tutması istendi.
Nobel Barış Konseyi'nin faks numarası şöyle:
0046 8 663 09 20
BURSA HAKİMİYET
19 OCAK 1993 SALI
Yeni başkana telgraf
Kurtuluş Savaşı Mücahit Gaziler Dergisi tarafından BM karalarını çiğnedi Irak'a bomba yağdıran ABD ve Batılı ülkelere eleştiride bulundu. Dergi temsilcileri ABD'nin yeni başkanı Clinton'a bir telgraf çekerek onbinlerce insanın öldürüldüğü,onbinlerce kız ve kadının tecavüze uğradığı Bosna-Hersek'e niçin müdahale edilmediğini sordu.
BURSA MARMARA
19 OCAK 1993 ABD'ye kınama Kurtuluş Savaşı Mücahit Gaziler Dergisi BM karalarını çiğnedi diye Irak'a bomba yağdıran fakat Bosna-Hersekteki katliama seyirci kalan bütün hükümetleri ve ABD hükümetini kınadı. Dergi'nin ülke genelindeki tüm temsilciliklerinden ABD yeni başkanı Sayın Bill Clintona protesto faksı çekme kararı alındı. Protesto faksında şöyle denildi. Irak ve Bosna'da uygulanan çifte standartı anlamakta güçlük çektiğimizi belirterek insan haklarının en ateşli savunucularını (!) kınıyoruz. Tecavüz edilen yüzlerce kadın ve çocuk yaştaki kızlar insan değil mi? Soğuk ve açlıktan ölen binlerce kişi insan değil mi? Bona - Hersekte petrol ve altın madenleri yok diye mi müdahale edilmiyor? |
|
|