Telefon sesini duyup ahizeyi kaldırdığımda, daha ağzımı açmadan, telefonun diğer ucundaki ses bu soruyu sordu.
-Alo Gaziler Dergisi mi ?
-Evet dedim ve;
-Ben emekli polis memuru FETHİ PEKİN Yetkili biriyle görüşebilirmiyim.
-Buyrun efendim ben yetkiliyim. Nasıl yardımcı olabilirim size?
-Vaktiniz varsa biraz konuşabilirmiyiz?
-Tabi sizi dinliyorum.
Yasalara göre emekli olan, ama bize göre Gazi olduktan sonra emekli olan polis memuru Fethi Pekin, önce biraz özgeçmişinden bahsetti sonra hakli yakinmalarini bir bir siraliyacakti.Anlaşilan oydu ki, bu telefon konuşmasi uzun sürecekti. Araya girip telefon numarasini vermesini bizim onu arayip konuşmaya o şekilde devam etmemizi teklif ettim. Memnuniyetle kabul etti. Aradim ve sohbet başladi.
-Fethi bey. İsterseniz sohbetimizi soru cevap şeklinde yapalım. Örneğin kaç yaşındasınız?
-53 yaşindayim.
-Dergimiz elinize nasıl ulaştı? Yada dergimizle nasıl ve nerede tanıştınız?
-Polis lokalinin dinlenme salonunda gördüm. Merak edip inceledim. Gördümki derginiz bütünüyle bize hitap ediyor. Beni bizi,bizleri dile getiriyor. Son satırın kadar okudum. Ben ve benim gibilerinde Gazi olması gerektiğini derginizden yani sizlerden öğrendim.
-Peki Fethi bey; Gazi olmanız gerektiği, daha doğrusu gazi olduğunuzu öğrendiğinizde neler hissettiniz?
- Önce çok sevindim. Gururlandım, yeteri kadar görevimi yapamamış ve malülen emekliye ayrılmış işe yaramaz bir polis memuru ezikliğinden kurtulup, gazi olarak emekliye ayrılmış olmanın onurunu duydum içimde. Ama bu şerefli payeyi bana siz veriyordunuz. Polis teşkilatı hatta devlet çoktan unutmuştu beni.
-Fethi bey öyle düşünmeyin. Size katilmiyorum. Bu devlet mutlaka sizlere sahip çikacaktir, merak etmeyin.
-Sayın Pekin emekli olduktan sonraki yaşamınızdan biraz söz edermisiniz?
-Önce şunu söylemek istiyorum . Devletin bu güne kadar bizlere sahip çikmadigini kabul etmenizi bu konuya içten ve duyarli temennilerinize teşekkür ederim. Dilegim yada dilegimiz odur ki bari bundan sonra bizlere devletimizin birazcik el uzatmasi.
Gelelim emekli olduktan sonraki yaşantima. Hastanede iken rapor verilecegini biliyordum. Zira sag diz kapagim parçalanmış vücudumun bir çok yerinde kirik ve ezikler vardi.Diz kapagimin parçalanip bacagimi artik kullanamiyacagimi alçilar alindiktan sonra ögrendim.Bu demektir ki ömür boyu ya koltuk degnegi yada bastonla yaşıyacaktım.Bastonlu,koltuk deynekli bir polis olmayacagına göre malülen emekli edilmem kaçınıilmazdı. Aylarca sokaga çıkmadım. Çıkamadım. Meslektaşlarım, birkaç eşim dostum evimi ziyaret ediyolardı.Gün oldu onlar da gelmez oldular.
-Peki bir işe girmeyi yada evde bir ugraş arama yoluna gitmedinizmi?
-Ben mesleğime o kadar bağlı bir memurdumki henüz görevdeyken bile emeklilik yaşım gelipte emekli olduğum zaman nasıl yaşayacağımın endişesini taşıyordum.Bu endişem beklenenden çok önce gerçekleşti.Yani şunu söylemek istiyorum.Biraz abartılı olacak ama ben sanki polis doğmuş,polis ölecektim. Bazen düşünüyorum da diyorumki kendi kendime keşke sakat kalacağıma ölseydim,çünkü ben başka bir iş yapamam.
Konuşmamizin bu bölümünde biraz heyecanlandi ve biraz titrekçe bir sesle ?beyefendi,polisim ben polis.Başka bir iş yapamam...?dedi.
Peki ama ne olmuştu da meslegine tutkudan da öte bir duyguyla bu denli sirilsiklam aşik olan Polis memuru Fethi Pekin bu hale gelmişti...Sorduk.
-Sizi anlıyoruz Fethi Bey.Bizi bağışlayın o kötü günleri size yeniden yaşatmak istemiyoruz fakat,okuyucularımıza olay gününü kısaca özetliyebilirmisiniz?
-Anlatalım.Fikirtepe karakolunda görevliydim.Gece nöbetindeyken.Bir hırsızlık ihbarı üzerine semtin arka sokaklarında devriye geziyorduk.Unutmam mümkün değil,çünkü kayıp düşmeme yağmur sebep olmuştu.Yani Yağmurlu bir geceydi Sokağın birinden koşarak kaçmaya çalışan birini görüp,yaya olarak iki,üç polis arkadaş kaçmaya çalışan bu iki kişinin peşine düştük.Bir çıkmaz sokakta kıstırıldığını anlayınca dört katlı bir evin yağmur borusuna tırmanmaya başladı.Yan tarafta iki katlı bir evin duvarından aylamayı başarmıştı. Arkasından bende tırmandım.Duvara çıkmıştım ki,biraz acele davranmış olacağım karanlıkta duvarın kalınlığını hesap etmeden atlamaya çalışınca ayağım burkuldu bu arada da kayıp dengemi kaybettim ve yüz üstü aşağıdaki beton zemine düştüm.Sonrası malum.
-Geçen onca zamandan sonra,geçmiş olsun demenin bir anlamı yok ama,biz yine de size geçmiş olsun diyelim. Fethi bey kaç çocuğunuz var?
-İki oğlum bir kızım var.Çok kötü günler yaşadığımdan eğitimlerini yeterince yaptıramadım.Orta okulu bitiren bir oğlumu Polis yapmak istedim fakat daha fazla torpilliler alındı.Benim oğlum,mesleğe giremedi.Bu olay da benim için bir yıkım nedeni oldu.Askere gidinceye kadar orada burada çalıştı.Askerden sonra garsonluk yapmaya başladı.Ortancası kız o da orta okuldan sonra biçki dikiş kursuna gitti.Sonra evlendi gitti.En küçüklerini okutabilmek için elimizden geleni yapıyoruz.Yalan söylemiyorum bu yüzden sigarayı bile bıraktım.
-Fethi bey yakın çevrenizde sizin durumunuzda olan meslektaşınız varmı?
-Yakın çevremde benim durumumda olan meslektaşım yok ama,tanıdığım bir kaç kıbrıs gazisi var onlar da çok madur durumdalar.Haa birde güneydoğudan dönen çocuklar varki,onların durumları bizden daha kötü.İlerde ne halde olurlar allah bilir.Allah yardım etsin.
-Durumları kötü derken neyi kastediyorsunuz? Biraz açıklarmısınız?
-Birkere bedenen özürlü olan gencecik vatan çocukları,ne yapacaklarını bilmez bir halde yavaş yavaş bunalıma itiliyorlar.Derginizde belirttiğiniz gibi bu çocuklara gazi ünvanı da verilmiyor.Sağlam üniversite mezunlarının iş bulup geçimini temin edemediği bir ortamda bu insanlara kim iş verir.Konu ettiğiniz şu GAZİ BAKANLIĞI'nı bir kurdura bilseniz yada kurdurabilsek,sorunlarımızın büyük bir kısmının ortadan kalkacağına inanıyorum.
-Peki bu bakanlığın kurulması için başlattığımız kampanyaya çevrenizdeki tanıdık,tanımadık kişileri fiilen teşvik etmenizi istesek katılırmısınız?
-Memnuniyetle.hemde önce kendi camiamdan başlarım.Emniyey Müdürlüğü önüne bir sandalye koyar,yakamada emekli,mağdur polis hüviyetimi takar imza toplarım.Her halde bu nedenle beni oradan kovmazlar.
-Sayın Pekin böyle bir davranışla karşı karşıya geleceğinizi hiç zannetmiyoruz,üstelik büyük bir coşkuyla katılınacağına inanıyoruz.
-Fethi bey biraz geçkalınmış bir soru olacak ama,bir duyguyu sizin ağzınızdan fakat samimi yaklaşımlarla öğrenmek istiyoruz.
"Polis olmak nasıl bir duygudur? ya da bu soruyu şu şekilde sorabiliriz;
"Polis üniformasını giydiğıniz,veya sivil olarak görev alıp cebinize polis hüviyeti koyduğnuz zamanki duygularınızı aktarabilirmisiniz?
-Sayın kardeşim bu sorunuza cevap verebilecek kadar pek öylece edebi kültüre sahip değilim.Yinede dilim döndüğü kadar cevap vermeye çalışayım.Bu anlatılması çok zor bir duygu.O çok sevdiğim üniformayı giydiğim zaman insan önce kendiyle hesaplaşıyor.Polis olmadan öncekiyaşamım gözden geçiyor herşeyden evvel kişisel yada ne bileyim toplumsal hatalar içinde başkalarına zarar verdiyse ve bu yüzden polis olmadan polisle karşı karşıya geldiyse ve bu yüzden kimin haklı kimin haksız olduğunun mantığını ilk kez hissediyor insan.Çünkü kişilik değiştiriyorsunuz.Hatta ve hatta özgürlüğünüzden öz veride bulunuyorsunuz.Siz artık sıradan bir vatandaş gibi davranamassınız.Mesela diyelimki mesai saatleri dışında,içki içebilirsiniz ama dilediğiniz gibi hareket edemessiniz.Yani içki içmek sebest ama sahroş olmak yasak.Elinizdeki bir kağıt parçasını sokağın her hangi bir yerine atamassınız.Toplumun değer yargıları böyle.Güvenin,adil ve tarafsız davranma kişiliğinin özü,yanı sıra toplum kurallarının temsilcisisiniz.Başka türlü davrandığınızda kınanırsınız.Çevrenizde fısıltılaşan sözcüklerden şunlar çınlatır kulağınızı;bir"POLİS MEMURU BÖYLE DAVRANMAZ" ve hatta toplum sizi davranışlarınız daki,kişilikleriniz deki olumlu rotayı siz istemeseniz bile onlar belirler.Sonuçta bu rota sizin hayat çizginiz haline gelir.
Doğru olmak,dürüst yaşayıp adil davranmak,ön yargılı olmamak,yanlışla doğru,iyi ile kötü arasında köprü olmak ve buna benzer kitaplar dolusu cümlelerle ifade etmek mümkündür.
-Çok teşekkür ediyoruz.Bu kadarıda yeter dileğimiz odur ki tüm polis memurlarımız sizinle bu duygularınızı paylaşır.
Fethi bey bize sizin bir sorunuz olabilir mi?
-Tabi olacak. Bu sorudan ziyade derginizi okuduktan sonra merak ettiğim bir konu .
Bu güne kadar devlet memurlarından sadece askerin gazi olduğunu,o da savaş olupta katılır yara alınırsa şeklinde biliniyordu.Ama şimdi sizler Türkiye Cumhuriyeti Devleti hüviyeti taşıyıp,devleti adına verdiği her uğraştan sonra maduriyete uğrayan herkezin,hatta hangi kesimden olursa olsun gazi olması gereğini savunuyorsunuz.Bu doğrumu? Doğruysa bu güne kadar,önce sizlerin neler yaptığı ile bizlerin neler yapabileceği konusundaki önerileriniz ne olabilir?
-Evet.Sorunuza yanıt olarak şunları söyleyebiliriz.
Bu güne kadar gazilik ünvanı savaş esnasında yaralanan askerlere veriliyordu,bu hepimizin bildiği bir doğrudur.Fakat bizler izledik,araştırdık ve görerek şöyle bir mantığa inandık.İnandık diyorum zira bu mantık kanımızca zaten evrenseldir.Yalnız bizim ülkemize özgü bir yaklaşım değildir.Tüm dünya ülkeleri insanlarını kapsayan bir felsefedir.
Biz insanlar savaşı türlendirmişiz. Sıcak savaş,soğuk savaş.ve demişiz ki,sıcak savaşa katılıpta ölen şehit,yaralanırsa gazi olur.Bu yaralanmada sadece fizyolojik şekilde olmalıdır.Pekala ya cephede savaşan askere arkadan destek olan sivil toplum ne şekilde isimlendirilmelidir.Yani bu insanların maddi manevi kayıpları olmuyor mu? Savaş esnasında bir silah fabrikasında,orduya mühimmat yetiştirmek için ter döken işçi,usta çalıştığı fabrikaya düşen bir bombayla yaralanırsa ne olur.Bir hiç mi? Yalın bir ifadeyle sadece basit,olağan bir cephe gerisi yaralısı mı? Hayır. İşte bizim mantığımızın kabul etmediği bu tablo cephedeki askerle,cephe gerisindeki sivil toplumu bir birinden soyutlamayan bir mantıktır.Bu resmi ve gayri resmi olan bu toplumlar birbirlerini tamamlıyan parçalardır. Mücadele ortaktır. Savaş her iki kesim içinde vardır ve savaş gerçeğini her iki kesim için belki değişik şekillerde ama müştereken yaşarlar. Bu mücadele içinde polis'in ise ayrı bir yeri ve önemi vardır. Cephe gerisindeki sosyal ve toplumsal olayların değerlendirilmesini ve doğacak her türlü karmaşayı ortadan kaldırma görevide barıştaki şartlardan daha güç bir uğraşısıyla polise verilmiştir. Bu görevi giderek genişletebiliriz.İtfaiyeciler, zabıta memurları, sağlık görevlileri, tarım işçileri, savaşa fakir ve düşünceleriyle katılan diplomatlar,dünyada savaş aleyhtarları olan yazar çizer esnafı, savaşın ortasında doğma şansızlığına mahkum olan bebekler,çocuklar ve öğretmenler. Daha geneli ile sıcak savaşın içinde bulunan her insanbizim anlatmaya çalıştığımız her mantığın içindedir.Bu mantığın şart koştuğu başkaca bir durum ise şöyle açıklanabilir.Diyelimki cepheden yara almadan dönen bir asker kahraman olarak ilan ediliyor ama gazi ünvanı verilmez. Çünkü bu yasalara göre yanlıştır.Kaldıki tıbbın bile kabul ettiği çoğu zamanda kalıcılığını bırakmayan bir başka yaralanma şekli zihinsel olanıdır. Buna SAVAŞ SONRASI SENDROMU denilmektedir. Bu insanların ruhsal dengeleri bozulmaktadır. Tedavisi güç depresyonlar içinde çoğu kez mahvolup gittikleri ise bilinmektedir.Ya bu insanların çocukları,eşleri,ana ve babaları ne oluyorlar. Duydukları acıyı sizler anlayabilirmisiniz. Anlarsınız diyorum çünkü bizler sizler kadar tarif edemeyiz.
Bu bağlamda bizim tezimiz bu insanların da gazilik ünvanına layık görülmesidir. Sonuçta Anayasamızda mevcut olan 61. maddenin işlerlik kazanarak yürürlüğe girmesidir. Diğer taraftan sizlerden istediğimiz; Bu işi sadece kendinize özgü bir toplumsal yara olarak görmememiz ve bizi başlattığımız bu uğraşta sesinizi bize duyurmak ve müşterek kabul ettiğimiz bu sorunu bir ülke sorunu gibi kabul edip sahip çıkmaktır.
-Çok teşekkür ederim bu duyduklarımı çevremdeki tüm insanlara anlatacağım ve derginizin herkez tarafından okunmasını sağlamaya çalışacağım.109.sayınızada bekliyorum.Tekrar teşekkür ederim.
-Bizler teşekkür ederiz.Sizlerle tekrar ama bu kez telefonla değil yüz yüze görüşmeyi yeğleriz.
Bundan sonraki yaşamınızda kolaylık diler,sağlıklı,esenlikli günler içinde olmanızı canı yürekten isteriz.
Aynı dilekleri aldıktan sonra kapatılan ahizelerin iki ucunda birbirini hiç tanımayan fakat aynı ülkenin iki gazi insanı her halde birbirlerini hayal edip düşünüyorlardır.
Biri POLİS, diğeri FİKİR GAZİSİ
Röportaj Bülent Savaş
Yıl, 97 Sayı 109
|