19.Yıl Tebliği

Uzun bir süreç... Her bilgi ve belge bir çok an’ ın izlerinde “ Gaziler Dergisi” kazanında pişti. şehit ve Gazi Olgusuna, politik,ekonomik ve siyasal kaygılardan uzak araştırmacı ve objektif bir gözlük takılarak eğinildi.

Türkiye’de ilk kez Mart 1992’de, gazilerin,yaşadığı ekonomik ve sosyal sıkıntıları; resmi geçit töreni dışında ve hamasi edebiyattan uzakta, kamuoyu gündemene taşıyan...
şehit ve Gaziler üzerinde dönen politik, ekonomik ve şahsi çıkar dolaplarını deşifre eden... Kan sıkıntısı çekilen sıcak savaş döneminde, şubat-1993’de ‘Kan Bağışı’ kampanyası ile yetkililerin, siyasetçilerin, ordunun, iş dünyasının ve halkın takdirine mazhar olan... Yabancı ülke gazilerine tanınan yasal hakları, sağlanan programları, gazi organizasyonlarını ve işlevlerini Türkiye gazilerinin bilgisine sunan... Çözüm için Ocak-1996’da ‘Gazi Bakanlığı’ kampanyasını başlatarak bu konuda ki kesmekeşliğin ve yetersizliğin giderilmesini öneren... Gaziler Dergisi ve Çalışanlarının iddiası şudur: “Biz, Türkiye’de ‘gazilik’ olgusu üzerine yayın yapan ilk ve tek dergiyiz. Yetkimizi, İstanbul Valiliği tarafından verilen Mart 1983 K-542-10406 sayılı belge ile aldık. Gücümüz de, dördüncü kuvvet basından kaynaklanır.Amacımız, gazilik olgusunun her bir harfinin detayları üzerine odaklanmak, kamuoyunu bu konularla ilgili bilgilendirmek, yetkilileri uyarıp harekete geçirmektir. Ancak, tüm bu faaliyetler gerçekleştirilirken zaman zaman bazı yetkililer tarafından araştırılmadan, değerlendirilmeden önyargılı tavırları ile karşılaşmaktayız. Elbette ak ile kara ortaya çıkmalı... şehitler ve gaziler üzerine politik ve ekonomik çıkar amaçlı manipulasyonlar deşifre edilmeli... Bu noktada herkes hemfikir. Ateş olmayan yerde duman tütmez... Ama duman hangi yönde? Bunun yanıtını düşünerek, tartışarak ve inceleyerek bulmaya çalışalım. Günah keçisi olmak kimsenin kabulleneceği bir durum değildir. Kore Savaşı’ndan bugünlere, 52 yıllık gazilik kavramını karıştırdığımızda; yeterli ilgi gösterilmeyen, bir kaç kurum dışında desteklenmeyen ve problemleriyle giderek büyüyen bir çerçeveyi karşımızda ki duvarda çivili görürüz. Bakmasanız ya da görmemezlikten gelseniz de o, duvarda anlaşılacağı günü bekler. Gazilik olgusunu yardım, bağış gibi konulara indirgemeden irdelemenin tam zamanıdır. Gazilerle ilgili birçok yasa ya meclis raflarında ya da henüz hazırlanmadı. Türkiye’ nin jeo-politik konumu, yaşadığı terör savaşı ve 11 Eylül saldırıları’ nı birbirine bağlıyabilen ortalama bir zeka gazilerimize sahip çıkmanın gereğini algılıyabilir.Genel seçim yaklaşırken, Gazi Temsilcilerine bir görev düşmekte; Gazilerin ayrıca oy veren birer vatandaş olduğu gerçeğini siyasi partilere ve programlarına hatırlatmak, zirve de bir üst düzey toplantı düzenlemek. Bu konularda adım atmak isteyen her kuruma, kişiye açık olduğumuzu beyan ediyoruz. Dergi sayfalarımızı, gazilik olgusu ile ilgili her türlü düşünceye, tartışmaya açıyoruz. Gün ışığına bügüne değin gereğince! çıkmayan “Gazilik” meselesini aydınlığa kavuşturmak için gelin birlikte olalım...”

BİZDEN

Travma Ve Rehabilitasyon

Travma geçiren insanların 1/3’ ü ruhsal ve bedensel rahatsızlıklar yaşadığını, psikoloji sayesinde son 50 yıldır öğrenmekteyiz. Deprem, şiddet, afet ve savaş gibi olayların bireyin psikolojik yapısını etkilediğini giderek iç organları tahrip ettiği, bilim ve tıp çevrelerince tartışılıyor.

Tesbit edilen programlar, uygulamada olumlu neticeler veriyor. ABD’ nin konuyla ilgili yatırımları milyonlarca dolar düzeyinde...

Bu perspektifte, Travma Sonrası Stres Bozukluğu’ na geniş bir açıdan yaklaşıp, kamuoyunu bu noktaya odaklamak için dergi sayfalarında yer verildi. TSSB, üzerinde fazlaca düşünülmesi gereken bir konu. Okuduğunuzda hak vereceksiniz.

Toplumu ilgilendiren bazı kampanyalar vardır. Bir dönem okul yaptırma arzusu ve düşüncesi vardı. Bu trend iyice yayılmıştı. Öyle ki, artık okul vardı öğrenci yoktu... šüphesiz bir kampanya güncelliği, öncüleri, kadrosu ve örneğiyle değerlendirilir.

TSK Rehabilitasyon Merkezi’ ni bir kez daha tanıtıyoruz. Çünkü merkez, TSSB’ nin güncel ve ciddi bir sorun olduğunu somut olarak ortaya koymakta “ Türkiye Mehmetçikle Elele” kampanyasının gelirini değerlendiren Genelkurmay Başkanlığı Karargah’ ından çıkan, “gazi mehmetçikler için hizmet verecek ve onları tekrar sağlıklı yaşama döndürücek modern bir Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon Merkezi kurulması” kararı da “öncüleri ve kadroyu” belirliyor. Sonuç olarak da “ Rehabilitasyon Merkezi” ortaya çıkıyor.

Bir çağrıda bulunmak istiyorum: Rehabilitasyon Merkezleri kurmak amacıyla sivil toplum örgütleri birlikte hareket etsinler, holdingler ve kişiler klinikleri desteklesinler. Sakın! bu konu da ekonomik krizden bahsetmeyin. Kim, travmadan kurtulmak istemezki...

Metin YALABIK

 

WVF ( Dünya Gaziler Federasyonu)'nın Sunumu

“Hiç kimse barışın derin anlamını, savaşta çarpışanlardan daha fazla konuşamaz”

Her şey, Rahip P. Salois’ in incelemek için önerdiği WVF’nin (Dünya Gaziler Federasyonu) sitesinin açılımıyla başladı. UN (Birleşmiş Milletler) ve Avrupa Konseyi nezdinde “danışmanlık” statüsünde kabul gören WVF’ ye tarafımızdan gönderilen 1 šubat 2002 tarihli (bkz s. 45) yazışma kurumun Genel Sekreteri Marek Hagmajer’ in imzasıyla 24 šubat 2002 tarihinde (bkz say. 45) yanıtlandı. WVF’ye yönelttiğimiz sorular özetle “Türkiye’ deki üye derneklerin isimleri ve gazilerimizle ilgili çalışmaların ve faaliyetlerin” tarafımıza bildirilmesiydi. Böylelikle WVF, ilk kez ulusal basınımızın gündemine geliyordu. Gazilerimize ve kamuoyuna tanıtılıyordu.

Genel Sekreter M. Hagmajer ‘Gaziler Dergisi’ ne teşekkür ve saygılarını ilettikten sonra Türkiye’ deki üye derneklerin adını veriyordu: 2847 sayılı yasaya bağlı Türkiye Harp Malülü Gazileri, šehit Dul ve Yetimleri Derneği, WVF’ nin kurucu üyesiydi ve TESUD (Türkiye Emekli Subaylar Derneği)’ de kurumun diğer bir üyesiydi... Ayrıca daha fazla bilgi sağlamak içinde TESUD’ dan Dr. Sıtkı Aydınel’ in telefonları ve adresi bildirilmişti. Ancak Dr. Sıtkı Aydınel görevi Tuğgeneral Mehmet KARATEKE’ ye devretmişti.

TESUD ile kısa sürede irtibata geçtik ve istediğimiz bilgiler TESUD Genel Başkanı Emekli Tuğgeneral Mehmet KARATEKE imzasıyla 15 Mart 2002’ de dergi merkezine ulaştı. TESUD özetle, WVF ile ilgili bağlantıda TMGD (Türkiye Muharip Gaziler Derneği)’ ni adres gösteriyor, bu konuda onu muhatap kılıyor, ayrıca ülke geneline gazilerin yegane yasal temsilcisinin TMGD olduğunu ve 2001 - PARİS toplantısı’ na Başbakanlık tasarruf tedbirleri nedeni ile ödenek verilmediğinden katılamadıklarını beyan ediyordu.

WVF, savaşın acılarına maruz kalan, savaşta yan yana ya da karşı karşıya gelip savaşan, şimdi daha sakin bir şekilde yardım isteyen ve özgür dünyayı, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası İnsan Hakları’ nın ilkelerinde temellendirilenlerin, bir araya gelen derneklerinden oluşmuş uluslararası bağımsız bir organizasyondur.

WVF ve Üye Dernekleri;

- Uluslararası barış ve güvenlik, silahsızlanma, çarpışmayı önleme ve kavgaları sakince halletmek için,

- Daha önce birbiriyle harp etmiş olanlar arasında güven, anlayış ve dialog inşası için,

- Milletleri ve toplumları barış içinde yaşamaya hazırlamak için,

- İnsan haklarına, temel özgürlüklere ve uluslararası insani hukuka, uluslararası belgelerde ileri sürüldüğü gibi saygı duymak için,

- Gelişmeye, sosyal ilerlemeye ve uluslararası dayanışmaya destek olmak için,

- Savaş Gazileri’ miz ve savaş mağdurlarının yaşam koşullarını ıslah etmek ve kendi toplumlarıyla bütünleşmelerini temin etmek için, “AKTİF ROL ÜSTLENİR”

Dinamik Süreklilik

WVF, 29 Kasım 1950’ de altı ülkenin, savaş gazileri, direniş savaşçıları ve savaş esirleri tarafından kuruldu. Ne yazik ki; II. Dünya Savaşı’ nın sonundan beri meydana gelen karışıklıklar ve dünyadaki jeopolitik değişikliklerin bir sonucu olarak, şimdi WVF, 5 kıta üzerindeki 8 ülkeden 170 üye derneği (yaklaşık 27 milyon kişi) kapsıyor. Ayrıca WVF, Birlemiş Milletler Barış Gücü personelini de şimdilerde bünyesine alıyor. Aktiviteleri içinde farklı derneklerin muhtelif gereksinimlerini de hesaba katıyor.

Faaliyet Bölgeleri

Görevini başarmak için WVF aşağıdaki özel aktivitelerin takipçisidir:

- Birleşmiş Milletler’ i güçlendirme faaliyetleri

- Uluslararası belgelerde yer alan nükleer silahsızlanma, geniş alanda nükleer denemeleri lanetleme, kimyasal silahları yasaklama, mayınları menetme konularında onanmış anlaşmaların yerine getirilmesini sağlamak.

- Güney - doğu Avrupa, Orta doğu, Akdeniz, Afrika kıtası ve Kore yarımadası’ nda daha barışçıl çözümler bulmada ve antlaşmaları yerine getirilmesinde rol oynamak.

- Savaş gazileri ve mağdurları için fiziksel ve mesleki rehabilitasyon teknikleri geliştirmek.

- Savaş mağduru kadınlar, çocuklar ve çocuk askerler alanında problem çözücü çabaları ortaya koymak.

- Bu alanda geliştirilmiş kanunlar üretmek.

Faaliyet Yöntemleri

Birleşmiş Milletlerle, diğer uluslararası devletler arasında ve bağımsız organizasyonlarla, uluslararası düzeyde özel problemlerle ilgili toplantılar, seminerler, konferanslar düzenleme yöntemleri uygular. WVF’ nin kadın odaklı problemlerle ilgili bir de daimi komitesi var. (WVF Standing Comittee on Women)

Bölgesel bazda, Afrika, Asya ve Avrupa’ da üç daimi komitesi bulunmaktadır.

WVF’ ye bağlı üye dernekler, kendi ülkelerinde ulusal bazda, WVF’ nin program birimleri tarafından tasarlanan ve izlenen yardım programları üzerinde çalışır.

Toplantıların raporlarından, gazete ve dergileren oluşan dahili ve harici haber programlarını tasarlar. Acil durumlarda ihtiyaç gerektiği zaman, WVF’ nin üyeleri ile özel faaliyet ağı oluşturur.

Uluslararası Uzantılar

WVF, uluslararası gündemde yer alan bir çok konu üzerinde aktif bir rol oynar. Üye derneklerin panel kurullarında oluşturdukları çözüm politikalarında, kesin ve açık belirtilen görüşleri temsil eder ve dünya kamuoyuna anlatır. Uluslararası bir organizasyon olarak takdim edilmekten mutlu olan WVF’ nin genel statüsü Birleşmiş Milletler ekonomik ve sosyal konseyi, Birleşmiş Milletlerin diğer ajansları (WHO, UNİCEF, ILO, UNESKO) ve Avrupa konseyi karşısında danışman katagorisindedir. Keza, WVF diğer uluslararası kuruluşlarla işbirliği içersindedir.

WVF’ nin, ikrarını Nobel Barış Ödülü sahibi (1950) Ralph Bunche dile getiriyor: “Hiç kimse, barışın derin anlamıyla ilgili savaşta çarpışanlardan daha fazla konuşamaz. Dünya Savaşları’ nın tarifsiz acılarını iki kez çeken bir jenerasyonun, yani savaş gazilerinin sesi, dünya üzerinde yaşayan insanların barış arzularının bir yansımasıdır.

İnsanlığın sesi önemsenmeli, onlar zengin bir yaşama özgürlükte, eşitlikte ve onurda talip olur. Bu kavramlar da barış için dua ederler.

Barış için insanlar çalışmıştı ve savaş kurbanları daha fazla istekle çalışmalı.

WVF’ nin 23. Genel Kongresi ve Benimsenen Çözümler

4 - 8, Kasım 2000’ de Paris’ te WVF 23. genel kongresinde, çeşitli meselelerde kabul edilen çözümlerden bazı başlıklar aşağıda sıralanmıştır:

1-) Dünya Barışı

2-) Birleşmiş Milletleri destelemek

3-) Barış ve Uluslararası Güvenlik

4-) Nükleer Silahsızlanma

5-) Uluslararası Suçlar Mahkemesi

6-) Barış ve Eğitim

7-) Ortadoğu’ da Barış

8-) Batı ve Afrika’ da Barış

9-) Güney - doğu Avrupa’ da İşbirliği Çalışmaları

10-) Güney - doğu Avrupa’ da İstikrar Antlaşması

11-) Kore Yarımadasında Barış

12-) Irak halkına İnsani Yardım

13-) Birleşmiş Milletler Kararlarının İhmal Edilmesi

14-) Dialog Yolunu Seçme

15-) Çocuk Askerler

16-) Silahlı Çatışmalarda Kadın

17-) Anti - Faşist Gelenekleri Korumak ve İtibar

18-) İnternet’ te, neo - Nazizme Karşı Savaş

19-) Irk Ayrımı, Yabancı Düşmanlığı, Konularında Uluslararası Konferansları Desteklemek

20-) Terörizmin Kökünü Kurutma

21-) Globalizasyon

22-) Yoksullukla Savaşta Uluslararası Finans Kuruluşlarının Rolü

23-) Birleşmiş Milletler ve Sosyal Gelişim

24-) Sağlık, Eğitim ve Haklar Alanında İlerleme

25-) Kyoto Protokolünü Onaylama

26-) Uluslararası İnsan Haklarını Tutarlı Biçimde Yerine Getirmek

27-) şiddet Mağdurlarına Yardım

28-) Cezaevlerinde İnsani Haklar

29-) Eski Gazilerin ve Savaş Mağdurlarının Durumları

30-) Savaş Gazileri’ nin Sosyal ve Ahlaki Konumları

31-) Yasama Hakkında Konferanslar

32-) Emekli Maaşları ve Topluma Yeniden Entegre

33-) Dul Eşleri ve Çocuklara Emekli Maaşlar

34-) Bağımsızlık Savaşı’ nın Gazileri’ nin Emekli Maaşlarının Aşağı Çekilmesine Karşı Durma.

35-) Savaş Gazileri’ nin Hakları

36-) Geri Dönen Mültecilere Yardım

2001 Çalışmalarının İçeriği

A-Dünya Gaziler Federasyonu’ nun 2001 yılı etkinliklerini özetle şöyle sıralıyabiliriz:

-Terörizme Karşı Çalışmalar ve Afganistan’ daki durum

- Ortadoğu’ da Barış

- WVF Afrika’ da

- WVF Asya’ da

- Çocuk Askerler

- Barışın İnşaası

- Birleşmiş Milletlerle İlişkiler

- Yönetim Kurulu Toplantısı

- Hatıralar

- İletişim ve Enformasyon

Terorizme Karşı Savaş ve Afganistan’ daki Durum

30- 31 Ekim 2001’de Paris’te gerçekleşen WVF’nın Yönetim Kurulu Toplantı’sında, terorist eylemleri önlemek ve terorist kaynakları tümden yok etmek için, uluslararası platformlarda kararlaştırılmış faaliyetlerin, acil ihtiyaçları tanıtıldı. Yönetim Kurulu, dini nedenler ve milliyetçi akımların kisvesi altında icra edilen terorist eylemleri şiddetli bir şekilde kınadı. Ayrıca, bütün üye derneklerine terör faillerini adalete teslim etmek için yönetimleriyle birlikte işbirliği yapmaları doğrultusunda çağrıda bulundu.

Bu tebliğ WVF’ nin hem uluslararası temaslarında hem de tüm üye derneklerinde dolaştı. Ayrıca bildiri, Birleşik Devletler (ABD) başkanına ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ ne de gönderildi.

Orta - Doğu’ da Barış

Eylül 2001’ de, Genel Sekreterlik Israil ve Filistin’ deki üye derneklere, bu bölgede, WVF’ nin uzun süreli barış çabalarını anımsatan, hükümet yetkilileriyle yapılan faaliyetleri ileri süren kısa bir not gönderdi. Barış faaliyetlerinde “Liderlik rölünü üstlenmeyede” hazır olduklarını bildirdi. Bu kısa not, tüm WVF’ nin üyelerine de bilgi olarak dağıltıldı.

WVF, Afrika’ da

14 - 17 Mayıs, 2001’ de, SCCA (Afrika İlişkileri Daimi Komitesi)’ nin 11. toplantısı, Nijerya Savunma Bakanlığı ve Nijerya Ordusu’ nun davetinde icra edildi. Bu toplantı Nijerya’ nın başşehri Abuja’ da tertiplendi. Toplantıya Afrika Ülkelerinden Angola, Etopya, Kongo Cumhuriyeti, Gana, Libya, Fas, Nijerya, Senegal, Güney Afrika ve Sudan katıldı. Ayrıca, toplantıya, Bosna - Hersek, Brezilya, Fransa ve ABD’ den gözlemciler de eşlik ettiler.

Alınan Kararlar; iletişim problemleri, Afrika’ daki üye derneklere yardımlar, karışıklıkların önlenmesi, savaş gazileri’ nin lehinde ekonomik ve sosyal programlar, WVF’ nin Afrika’ da genişlemesi ve pekiştirilmesi, kurumun Afrika’ daki çözümlerinin yerine getirilmesi. Afrika üye dernekleriyle WVF’ nin arasında işbirliğinin geliştirilmesi kapsamında geniş bir yelpazedeydi.

Bununla birlikte, SCAA’ nın yeni yönetimi seçildi. Başkanlığa Fas Devleti’ nden Dr. El. Mostafa El - Ktiri getirildi.

Asya ve Pasifik’ te WVF

SCAP’ (Asya ve Pasifik Daimi Komitesi)’ nin, 15. toplantısı, 3-6 Eylül, 2001’ de, Singapur’ da, “Singapur Silahlı Kuvvetleri Gazileri Birliği” davetinde gerçekleşti. 13 ülkeden delege katıldı. ( Australya, Endonezya, İsrail, Japonya, Kore, Malezya, Nepal, Pakistan, Rusya, Singapur, Sri Lanka, Tayvan, Tayland, Vietnam) Gözlemci olarak da aralarında Türkiye’ nin de bulunduğu Azerbeycan, Yunanistan ve Amerika bulundu. Toplantıya, SCAP’ ın ve Singapur Silahlı Kuvvetler Gazileri Birliği Başkanı John Morrice nezaret etti.

Ekseriyetle görüşmeler, derneklerle ilişkileri geliştirme noktasında yoğunlaştı. Sözün gelişi, işadamı gazilerin, küçük ve orta ölçekli yatırımlarının, ‘ gerekli bir karşılıklı yardım’ olduğu vurgulandı. İhtiyaç gerektiren ilave faaliyetler için.

Aşağıdaki tavsiyeler benimsendi ve sonradan, WVF’ nin Yönetim Kurulu’ nun onanmasına sunuldu.

- WVF - SCAP’ ın üye dernekleri ve onların bireysel iş adamı gazilerine küçük ve orta ölçekli yatırımlar için elverişli ortamın yaratılması.

- Yasal düzeyde bilgi ve tecrübenin mübadelesi ve WVF

- SCAP’ ın üye kuruluşlarından ve onların üyelerinin imkanlarını kullanabilmeye sahip olmak.

- Dul eşlerle ilgili konuda bilginin değişimi ve tecrübelerin paylaşımı.

- Mezarların Korunması

- WVF’ nin onuru

Çocuk Askerler

2001, Nisan’ ında, Genel Sekreter Marek Hagmajer tüm üye derneklere ve ilgili organizasyonlara bir mektup gönderdi. Mektup, özetle şunu içeriyordu: Üye derneklerin, Çocuk Hakları Protokolu’ nun imzalamış ya da onamış hükümetlerinden, silahlı mücadele içindeki çocuklarla ilgili yardım talebinde bulunuyordu. Daha sonra, Haziran 2001’ de, ilgili derneklere, acemi asker kaydetme ya da protokolde yer alan standartlara uymayan uygulamaların yaşandığı ülkelerle ilgili raporlar gönderdi. Bir çok üye dernek, bu çalışmayı değerlendirip rapor sundu.

WVF’ nin 2001 Resmi Tebliği

30- 31 Ekim 2001’de Paris’te gerçekleşen WVF’Yönetim Kurulu Toplantısı’nda,terörist eylemleri önlemek ve terorist kaynakları tümden yok etmek için, uluslararsı platformlarda kararlaştırılmış faaliyetlerin, acil ihtiyaçları tanıtıldı. Yönetim kurulu, dini nedenler ve milliyetçi akımların kisvesi altında icra edilen terorist eylemleri şiddetli bir şekilde kınadı. Ayrıca,bütün üye derneklerine terör faillerini adalete teslim etmek için yönetimleriyle birlikte işbirliği yapmaları doğrultusunda çağrıda bulundu.

Yönetim Kurulu, binlerce ölen masumun sorumluluğunu terör şebekelerine karşı cezalandırıcı askeri eylemin yüklendiğini kavramış olmakla beraber, terorizmle savaşta diğer biçimlerin geliştirilmesini de talep etti.Sivil yapıların bombalanması ve masum sivil nüfusun vurulması gibi aynı etkide olan hasarlarla ilgili beyanlarda bulundu. Ve uluslararası insanı yasaların geleneğini ve normlarını ciddi bir şekilde yerine getirilmesini ifade etti.

Bu dönem WVF’ da kim kimdir?

Başkan Abdul Hamid İbrahim (Malaysia)

Başkan Yardımcıları Stanley Allen (Unıted States), Mohammed Benjelloun (Morocco), Vladimir Govorov (Russia), June Stone (Australia)

Genel Muhasebe David T. Knowles CBE (United Kingdom)

Divan Başkanı Jan F. H. Loos (Netherlands)

Genel Sekreter Marek Hagmajer (Poland)

Daimi Komite Yetkilileri Afrika Daimi Komitesi Mohammed Benjelloun (Morocco)

Asya ve Pasifik Daimi Komitesi Col. (Ret) John Morrice (Singapore)

Avrupa Daimi Komitesi Gen. Duro Decak (Croatia)

Kadınlar Daimi Komitesi June A. Willenz (United States)

Onur Başkanları W. Ch. J. M. Van - Lanschot (Netherlands), Serge Wourgaft (France)

Fahri Başkan Björn Egge (Norway)

Fahri Başkan Yardımcıları Peter C. Alexander (Australia), Lois Aoussi Eba (Ivory Coast), Philip H. Dixon (United Kingdom), Esko Kosunen (Finland)

 

Derleyen: Cenk GÜÇLÜ

Gönül Penceresinden

Fikir Üretmek İçin Çok Veri Gerekli

“ Fikir ya da düşünce, insan beynine girdi yapan verilerden bir netice çıkartmaktır. Bir düşünce oluşumu iki temel üzerinde yükselir: Veri ve Analitik düşünen beyin...

Dolayısıyla, her insan beyni düşünür ancak üretilen sonuçların ‘kıymeti’ bir birinden tamamen farklıdır.”

Bu sözler, Tamer Özel’ in “Madalyonun Öbür Yüzü” adlı eserinden alıntılanmıştır. Ve Tamer Özel şöyle devam ediyor: “Bir konudaki verilerin çok azına vakıf olunarak üretilen düşünceler ‘kıymetsiz’ ya da sağlıksız fikir’lerdir. Bunlara söylenti ya da dedikodu da denebilir. Geri kalmış ülkelerde rastlanan ‘fikir özgürlüğü’ tabirinden, ‘kıymetsiz, vede toplum menfaatlerine’ aykırı düşüncelerin söylenip, yayılması özgürlüğü anlaşılır. Halbuki gelişmiş ülkelerde ‘enformasyon özgürlüğü’ yani verilere, bilgiye ulaşabilme özgürlüğü vardır”

Tamer Özel’ in işaret ettiği nokta şudur: Bireyin düşünme ve kendi ekseninde üretme özgürlüğü hayvanlardan ayrılan insan doğasının iz düşümüdür. Sakıncalı olan, insanlardan verileri gizlemektir. Çünkü, bu noktada sağlıksız fikir üretilen ortamlar kendine hayat bulur.

Dolayısıyla, yönetim ve idarenin görevi vatandaşlara tüm verileri, bilgiyi ulaştırmaktır. Enformasyon özgürlüğü ortamını yaratmak için, dünyadaki mevcut bilgilerin toplumun isteyen her ferdine iletilmesini sağlamak ve topluma analitik düşünmeyi öğretmektir.

Gazilerin sözcüsü ve kulağı olma misyonunu yüklenmiş Gaziler Dergisi’ basında dile getirilmeyen bir çok meselede ilk olmuş ve çoğu kez gündemi işgal etmesi için çaba harcamıştır.

Bir kaç örnek vermek gerekirse; Polis ve Öğretmen’ e “gazi ünvanı” nı verilmesinin iade-i itibar ile paralel olduğu gerçeğinin gün ışığına çıkarılması... Tüm gazileri kapsıyacak bir “Gazi Bakanlığı” kurulması için imza kampanyasının başlatılması... Kan bağışı kampanyası düzenlenmesi... Gazilerin ekonomik sorunlarını kamuoyuna ilk sunan dergi olması....

‘Gazilik Olgusu’ nun sığ bir tanımlamayla geçiştirildiği. Son 5-6 yıl haricinde, süreçte, kavram belirlemek ve hamasi edebiyatlar yerine gerçeği yazmak verilerin çok miktarda beyinlerimize girmesiyle eşdeğer oldu.

Değişik kurum ve kuruluşlara ‘gazilik olgusu’ yla ilgili çeşitli sorular yöneltmekteyim. Büyük bir oranda da yanıt almaktayım. Hem teşekküre vesile olması hemde bir örnek temsil etmesi açısından Milli Savunma Bakanlığı’ na değinmek istiyorum 09.11.2001 tarihinde 78 Yıllık Cumhuriyet Tarihinde Savunma Bakanlığı olarak gaziler konusundaki yapmış oldunuz çalışmalar nelerdir? sorusunu yönelttim. Ardından Bakan Danışmanı šadiye SUCU hanımla bir de telefon görüşmesi yaptım. šadiye SUCU’ nun verdiği sözü yerine getirmesi çok zaman almadı 04.02.2002 tarihinde detaylı, çaplı ve Bakan Sabahattin ÇAKMAKOĞLU, Personel Yönt. šub. Müd. Personel Albay Abdullah ERTAš, Bakan Danışmanı šadiye SUCU imzalı bir rapor geldi.

Bir başka örnek ise VVA (Vietnam’ lı Amerikan Gazileri) yetkilileriyle E-mail kanalı ile ilişkiye girmem. Bir çok veri, bilgi ve belge VVA’ nın yayın organı Veteran’ nın editörü Mokie Pratt Porter’ den bizzat tarafıma iletildi. Gazi Bakanlığı, PTSD (travma sonrası stres bozukluğu) gibi kavram ve fikirlerin oluşmasına bu kaynaklar neden oldu.

VVA yetkilisi, PTSD uzmanı ve bir din adamı olan Peder Phil Salois ile tanışmam da aynı döneme denk geldi. Salois, E-mail’ lerinin birinde PTSD’ ye dikkat çekerken WVF’ (Dünya Gaziler Federasyonu) nin sitesini incelememi önerdi. Kısa bir süreçte WVF’ nin Yönetim Kurulu Başkanı Abdul Hamid Ibrahim (Malezya’ lı) ile E-mail’ leştik. Çünkü, genel merkezi Paris’ te bulunan 84 Ülkeyi 170 Derneği kapsayan 27 milyon üyesi olan bu organizasyonun kurucu üyelerinden biri de Türkiye’ nin olmasıydı. Bazı soruları WVF’ nin başkanı A. H. İbrahim’ e yönelttim. Sorular, özet itibariyle WVF’ nin, Türkiye’ deki üye derneği’ nin adı, çalışmaları ve bağlantıları hususundaydı.

Yanıt, WVF’ nin genel sekreteri Marek Hagmajer’ (Polonyalı) den geldi. Türkiye’ deki üye derneğin adını vermişti ve bu dernekle bağlantıya gireceğimizi gereken bilgileri ve belgeleri tedarik edeceğimizi betimliyordu. Derneğin adı TESUD (Türkiye Emekli Subaylar Derneği) ydi. Verilen isim de Dr. Sıtkı AYDINEL. Ancak Dr. Sıtkı AYDINEL Başkanlıktan ayrılmıştı. Yeni başkan Emekli Tuğgeneral Mehmet KARATEKE idi.Yeni Başkana, özetle; iki organizasyonun ortaklaşa gerçekleştirdikleri çalışmalar hakkında bazı sorular yönelildi.

Sorularımızın yanıtı TESUD Genel Başkanı Emekli Tuğgeneral Mehmet KARATEKE imzasıyla 15 Mart 20024 de dergi merkezine geldi. Mektup’ ta bir nokta dikkat çekiciydi; WVF’ nin, 2001 - Paris toplantısına, Başbakanlık tasarruf tedbirleri nedeni ile ödenek verilmediğinden katılamadıklarının belirtilmesiydi. (Bkz. S.44)

Klasik bir eleştiri yapmak istiyorum; bankaların hortumlanması... devletin söğüşlenmesi... kaçak elektrik kullanılması... vergi kaçırılması... söz konusuyken, televizyon gündemlerinin ayrılmaz parçası iken; 2-3 kişiyi böylesine geniş çaplı bir organizasyonun genel toplantısına ekonomik tedbirler nedeniyle göndermemek nasıl bir çelişkidir? Veriler elde edilemez, bilgiler kamuoyuna çıkmaz ise gaziler de sessiz kalmaya devam ederler

A.Gönül PALALAR

 

PTSD

Travma Sonrasy Stres Bozukluşu

Travma, canlı üzerinde beden ve ruh açısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantı olarak tanımlanmaktadır.

Ruhsal travma kaosamına fiziksel ve ruhsal tacizler, doğal afetler, trafik kazaları, savaşlar ve çatışmalardan etkileşmek girmektir. Ruhsal bir travmaya maruz kalmış kışılerde önce akut stres bazı kişilerdede bunun sonrasında TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) ya da diğer adı ile PTSD (Post Travmatik Stress Disorder) dediğimiz bir durum geliştirebilirler.

Akut Stres Bozukluğu,

Travma oluşumundan sonraki ilk 1 aylık süre içinde gözlenir. Belirtileri aşağıdaki başlık altında toplanabilir.

A

1-) Gerçek bir hayat kaybı, ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da başkasının fizik bütünlüğüne yönelik bir tehdit olayını yaşamış, tanık olmuştur.

2-) Kişi aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme şeklinde tepkiler göstermiştir.

B - Kişi bu olayı yaşarken ya da yaşadıktan sonra dissosiyatif belirtiler dediğimiz aşağıdaki belirtilen en az üçünü yaşamıştır.

1-) Uyuşukluk, dalgınlık, duygusal tepkisizlik, donukluk hiç birşey hissetmiyorum, ne ağlamak ne gülmek geliyor içimden sadece bir noktaya bakıp dalıyorum.

2-) Çevrede olup, bitenlerin farkına varma halinde azalma etrafımdan habersizim, kim geldi, kim gitti, kim ne dedi bilmiyorum.

3-) Çevreyi olduğundan farklı, yabancı, değişik algılama (derealizasyon) burası sanki benim odam, yatağım değil, sanki boşluktayım, yaşadıklarım gerçek değil.

4-) Kendini olduğundan farklı, yabancı, değişik algılama (depersonalizasyon) sanki kendimi dışarıdan izliyorum, ellerim sanki senim ellerim değil.

5-) Dissosiyatif amnezi dediğimiz, travma öncesi, esnasına veya sonrasına ait olayları hatırlıyamama ne olduğunu, ne yaptığımı bilmiyorum, kimlerle konuşmuşum, nerelerden geçmişim bilmiyorum.

C - Travmatik olayın kişinin gözünün önüne tekrar tekrar gelmesi, ister istemez düşünmesi, rüyalarda görülmesi, kabuslar, illuzyonlar (nesneleri korkutucu bir şekilde travmayla ilgili nesnelere benzetme, kalemleri bıçak gibi algılama şeklinde), flasback dediğimiz sanki o olayı tekrar aynı şekilde yaşıyor gibi hissetme hali, olayı hatırlatan şeylerle karşılaşınca kaygı duyma (tv. de seyredilen deprem görüntülerinde, çatışma ve savaş sahnelerinde fenalık hissetme, travmatik olayların yıl dönümlerinde huzursuzluk hisleri)

D - Travma ile ilgili hatıraları akla getiren uyaranlardan kaçınma (onları düşünmek, konuşmak, o duyguları hissetmek, o olayın benzeri etkinlikler, yerler ve kişilerden uzak durma)

E - Aşırı uyarılmışlık hali (uykuya dalmakta ve sürdürmekte zorluk çekme, huzursuz bir şekilde dolaşma, bir noktaya, konuya dikkatini verememe, en ufak bir sesten irkilme, yerinde duramama gibi)

Bu belirtiler kişiler belirgin bir kaygıya yol açıp, toplum içinde, iş yaşantısı, genel uğraşlarında belirgin bir bozulmaya yol açmaktadır.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu,

Travmatik olayın yukarıda saydığımız etkileri 1 ayı geçmiş ve devam etmektedir.

A - Kişi hayatı tehdit veya ölümle tanık olmuş ya da yaşamıştır. Aşırı korku, çaresizlik, dehşete düşmüşlük içindedir.

B - Travmatik olayı aşağıdakilerden en az birisi ile yeniden yaşıyordur.

1-) Elde olmayan bir şekilde tekrar tekrar anımsama endişe ya da algılar (küçük çocuklar travmayı konu alan oyunlar oynarlar)

2-) Olayı huzursuzluk verir bir şekilde rüyada görme.

3-) Olay sanki yeniden oluyormuş gibi davranma.

4-) Olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç ya da dış olaylarla karşılamakta yoğun huzursuzluk hissetme.

C - Aşagıdaki kaçınma davranışlarından en az 3’ ünün olması

1-) Travmaya eşlik etmiş olan duygu, düşünce ya da konuşmalardan kaçınma çabaları.

2-) Travma ile ilgili anıları uyandıran etkinlikler, yerler ya da kişilerden uzak durma çabaları.

3-) Travmanın önemli bir yönünü anımsıyamama.

4-) Önemli etkinliklere karşı ilginin ya da bunlara katılımın belirgin olarak azalması.

5-) İnsanlardan uzaklaşma ya da insanlara yabancılaştığı duyguları.

6-) Duygularımda kısıtlılık (örneğin sevme duygusunu yaşayamama)

7-) Bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma (geleceğe yönelik planlar yapmama, “bundan sonra okulu bitiremem, evlenemem, iş yapamam, gelecek bana bir şey ifade etmiyor” şeklinde düşünceler)

D - Aşağıdakileden en az ikisinin bulunması ile belirti ‘artmış uyarılmışlık’ yakınmalarının olması.

1-) Uykuya dalmakta ya da sürdürmede güçlük.

2-) Düşüncelerini belli bir konuya toplayamama.

3-) Aşırı huzursuzluk, yerinde duramama, gerilim hali.

4-) Aşırı irkilme tepkisi gösterme. TSSB’ nin üzerinde neden durmalıyız? Sorusunu eğer hasta tedavi edilmesse ne türden korkunç olaylara maruz kalacağını tesbit ederek yanıtlayabiliriz.

1-) Kişinin sosyal ve mesleki hayatı, duygusal dünyasında bozukluk oluşur (işten çıkarılmalar, boşanmalar, tek başına yaşama, kendini iyi hissetmeme gibi).

2-) Kişinin hayatının kalitesi azalır (intahar girişimleri, hastaneye yatışlar, alkol ve uyuşturucu madde alışkanlıkları, suç işleme)

3-) Diğer fiziksel ve psikiyatrik hastalıklara eğilim artar (ileri dönemlerde gastrit, hipertansiyon, astım gibi fiziksel ve depresyon, panik bozukluğu gibi psikiyatrik bozukluklar).

4-) Rahatsızlık uzun erimde kişinin ailesi ve çevresini de etkiliyeceğinden toplumda huzursuzlukların artmasına ve ruh sağlığı bozuk bir toplum haline gelmemize yol açmaktır.TSSB için risk fatörleri de; ailede psikiyatrik bir bozukluğun olması, çocukluğun erken dönemlerinde davranış bozukluklarının olması, eğitim düzeyinin düşük olması, küçük yaşta ailesinden ayrılma, daha önceden depresyonun varlığı ve yeterli çevresel desteklerin olmaması TSSB’ nin gelişme riskini arttırmaktadır.

Doğal afetler, savaşlar, kazalar gibi insanların yaşadığı beklenmedik stres kaynakları, çoğu zaman kalıcı fiziksel ve ruhsal zedelenmelere yol açmaktadır. Özellikle büyük savaşlar sonrasında görülen bozuklukların anlaşılması ve bunlara çözüm bulunması travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) İncelenmesine temel olmuştur.

Eğer bu durum uzun sürerse tedirginlik, başağrısı, yorgunluk, nabızda artış, terleme, mide kasılması, çene kasılması ve konsantrasyon bozukluğu oluşur. Daha ciddi düzeyde ve yüksek tansiyon, kalp rahatsızlığı, sindirim sistemi bozukluğu, deprasyon, psikiyatrisk hastalıklar hatta ölüm ortaya çıkabilir. Son yıllarda yapılan araştırmalar stresin bağışıklık sistemini, mikrop istilasını kolaylaştırarak çökerttiğini göstermektedir. Kişi enfeksiyonlara açık hale gelmektedir.

Zihinsel stres, kan damarı lezyonlarına ve kolestrol oranının yükselmesine neden olmaktadır. Bir başka araştırma ise stresin kanın kimyasal bileşimindeki önemli elemanlarda değişime neden olduğunu ve kalp hastalıkları riskini arttıran bir amino asit’ in oranını yükselttiğini göstermektedir.

Stres, sindirim sistemini etkilemekte mide ülserine, konomalı kolitlere yol açmakta. Sindirim sistemine bağlı çeşitli sorunlar mide düğümlenmesi ve bağırsak hassasiyeti sendromu yaratmaktadır.

Özellikle bunaltı hakımdir. Olayı hatırladıkça sıkıntısı artar. Umutsuz ve mutsuzdur. Yaşadığı olayı düşsel bir tutumla gerçekdışı yaparak kurtulmaya çalışır. Bu sıkıntının (bunaltının) uzun sürmesi depresyonu ortaya çıkartır. Zaman zaman kişi bunaltıyı azaltmak için içki içme davranışına ya da uyuşturucu maddelere sığınır. Bu da bağımlılıkların ortaya çıkmasına neden olur.

Savaş, terör sonucunda akrabalarını, yakınlarını kaybetmiş kişiler hayatta kaldıkları için patolojik bir suçluluk duygusu yaşarlar. Bunu yaratan kişi ya da gruplara karşı içlerinde duydukları nefreti bastırmaya çalışırlar. Bu durum da kendilerinde sürekli çatışma yaratır. APA (Amerikan Psikiyatri Birliği) nin “Teşhis ve İstatistik El Kitabı” na göre travma sonrası gerginlik tepkileri sarsıntı doğuran bir baskıyla başlar ve bu durum hemen hemen herkeze önemli derecede ıstırap çektirebilir. Travmayı tanmlımadan travmayla yaşıyan birini anlamak ya da tasavvur etmek hemen hemen olanaksızdır. Birliğin bu klavuz kitabı, uzmanlar ve terapistler için sarsıntıdan doğan şiddeti dört katagoride sunuyor.

1-) Savaştan sağ dönenler için fiziksel bütünlüğün kaybı ya da ölümün korkutucu yüzü.

2-) Aileden ya da yakın arkadaşlardan birinin ölümü.

3-) Evini ve çevresini aniden kaybetme.

4-) Yakın bir zamanda ciddi olarak yaralanmış ya da öldürülmüş bir kişiyi görmek.

Tüm bu sınıflandırma gerçeğin kendisinden çıkan sonuçlardır. Savaş gazileri, tecavüze uğrayanlar, evleri yangında ya da bir doğal felakette kaybedenler travma sonrası şiddet ve gerginlik illetine yakalananlardır.

ABD’ de PTSD uzmanlarından ve “Post Traumatic Gazette” nin yayıncısı Patience Mason’ a göre “Alkol, uyuşturucu ve diğer maddeleri sık kullananların çoğu bu alışkanlığı geçmiş tecrübelerinde ki bir travma olayı ile ilişkilendirmekteler. Ulusal Vietnam Gazileri’ nin ‘Yeni šartlarda Alıştırma Çalışmaları’, gazilerin yaklaşık 3/4’ ünün PTSD etkisiyle zararlı maddeleri kullandıkları ve %22’ sinin de bu şekilde devam ettiğini göstermektedir. Ayrıca PTSD’ ye maruz kalanlar acılardan kurtulmak için oburluk derecesinde beslenmeye şiddet davranışlarını sergilemeye, insanlara karşı bağırma, çağırma davranışı göstermeye, sekse, işe, alışverişe, kumara ve internet kullanmaya alışır.

Alkol ve uyuşturuculara teslim olan uyuşuk biri bu bağımlılığı yoğun bir şekilde acılara bağlar. Fakat bazı insanlar grup çalışmalarına katılıp yardım görebilirler. İnsanlar çoğu kez yaşamın içinde yeni travmaya maruz kalır ve PTSD emareleri geri gelebilir. Bu belirtiler oluştuğunda, eğilim konuşmanın işlemediğini düşünmektir ve alkol ya da uyuşturucuya yönelmek en kolay seçenektir”.

Patience Mason “PTSD ve Substance Abuse” başlıklı yazısında şu ifadelere yer veriyor: APA 1968 ve 1980 yılları arasında PTSD’ nin savaş ile ilgili bağlantısına itibar etmediler, önem vermediler. Bu tavır Vietnam Gazileri’ nin savaşın psikolojik yaralarını sarmak için gereken profesyonel yardım almalarını engelledi bazıları içinde “Siz gitmeden önce bozulmuştunuz” dendi. Böylece bir çok Vietnam Gazisi taşıdıkları PTSD ile kendileri ilgilenmek zorunda kaldılar. Kendini deli, çıldırmış görüp aklı başına gelen gaziler bu durumun PTSD ile ilgisini anlayamadılar. Belirtiler duygusuzluk, hissizlik, herşeyden aşırı sakınma ve aşırı ihtiyatlı olma hali şeklindeydi. Birçokları için sarhoş olmak deli olmaktan daha iyiydi.

Bugün, PTSD konusunda yardım almak olanaklıdır. Fakat PTSD üzerindeki çalışmalar, madde bağımlılarına şifa vermemektedir. Bağımlı olmamak ve kendine hakim olmak da PTSD’ nin tedavisinde yeterli değil. Madde bağımlılığı ile mücadelede sürekli başarısızlık içindeyseniz, yeniden değerlendirmek girişiminde bulunmak hastalığın cinsini ya da ilacını belirlemek için gereklidir.

Brecksville Bölgesi VA (Gazi Bakanlığı)’ nın Tıp Merkezi’ nde görevli Baverly Donovan’nın yönettiği “PTSD ya da Madde Bağımlılığı Tedavi Proğramı” terapistler için gelişmiş bir kılavuz oldu. Bu program, madde bağımlılığı ahlaki bir konu olarak değil, bir güvenlik meselesi gibi tanımlamayı kapsıyor. Kullanıcılar tedaviye değil, uyuşturucuya yöneliyor. PTSD’den, tedavisiz kurtulmak küçük bir olasılıktır.”

Donovan acı bir itirafta da bulunuyor: “PTSD ya da madde bağımlısı biriyle yaşamak çok güçtür. Sevdiğimiz biri acı çekerken, biz yardıma çalışırız ve bu anlayış daha çok probleme öncülük eder. Düşüncelerimiz yanlış anlaşılabilir.

Bir defasında, örneğin, eşim Bob’ u vurmayı düşündüm. Alkolün beyin hücrelerini daha fazla tahrip etmesine engel olup, onu, bu acıdan kurtarmak istiyordum. Ancak bunun yerine William Mahedy’ nin “12-step” proğramına gittim. Bu program yaşantımı değiştirdi. Davranışlarım, eşim Bob’u, bunalttığını görememiştim. šimdi, ilişkimiz, ikimiz içinde huzur dolu. James Boscarino’ nun 1997’ de PTSD’ li Vietnam Gazileri ile yaptığı çalışma, onların diğer Vietnam Gazileri’ nden daha ciddi fiziksel hastalıklar (kalp rahatsızlığı) enfeksiyonlar ve sindirim, kas, solunum sistemi bozukluğu taşıdıklarını gösterdi. Onun inancına göre; PTSD, vücut ve beyin kimyasını değiştirir ve bağışıklık sistemine hasar verir. Ve PTSD Araştırmaları Ulusal Merkezi’ nden Matthew Friedman, J. Boscorino’ yu onaylarken “ Bu bulgular, PTSD’ yi tedavi eden doktorların tecrübeleriyle mutabık kalıyor.” diyor.

ABD’ li Vietnam Gazileri’ nde, stresle ilgili bir diğer hastalığın yüksek tansiyona neden olduğuda rapor edildi. VA (Gazi Bakanlığı), PTSD’ nin stresle ilgili rahatsızlıkları ikinci derecede olabileceğini kabul ediyor ve PTSD hastalığı teşhis edilmemiş 950.000 gazinin VA’ nın sisteminde yer aldığını tahmin ediyor. Ve, Patience Mason, “buna, VA’ nın hiç görmediği PTSD’ li 1.300.000 gaziyide ekleyin” diyor.

1995'te, ‘American Journal Psychiatry’ dergisinde yayınlanan bir çalışma; II. Dünya Savaşı, Harvard mezunu ve savaşta yoğun çatışmaya girmiş bazı gazilerin, gelecekteki sağlık durumlarının zayıf kalacağının önceden tahmin edildiğini gösterdi. Ağır savaş koşullarında yer alan 54 askerin %56’ sı (27 askerin %59’ uda PTSD’ liydi) kronik hasta oldu ya da 65 yaşında öldü.

Türkiye’ ye döndüğümüzde PTSD ya da travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) üzerinde bir takım çalışmalar yapıldığını görmekteyiz. İlk örnek: TSK Rehabilitasyon Merkezi. “Haydi Türkiye Mehmetçikle Elele” kampanyası ile toplanan bağışlar 28 Temmuz 1995’ te Genelkurmay Başkanlığı’ na bırakıldı. Kapsamlı ve çaplı çalışmalar sonucu, bu bağışlar ile terörle mücadele sırasında sakatlanan ve uzvunu kaybeden gazilerimiz için hizmet sunacak bir “Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi” kurulmasına karar verildi. Merkez Ankara’ nın, Çankaya ilçesi Bilkent yolu üzerindeki Lodumlu bölgesinde 328 bin m2’ lik bir alan üzerine inşa edildi. Aralık 1996’ da dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından temeli atıldı. bu gün 125 yataklı Nörolojik Rehabilitasyon Kliniği’ nde akut bakım ve kafa travması rehabilitasyonu alt bölümleri ile klinik hizmetleri verilmektedir. Bu bölüm travmatik beyin hasarları rehabilitasyonunda, Türkiye’ nin modern tek merkezidir. Rehabilitasyon Merkezi’ nde bir başka dikkat çekici bölümde “Psikolojik ve Sosyal Hizmet Danışma” birimidir. Birim, hasta ve ailesinin psiko - sosyal profilini çıkartmak, testler uygulamak, fiziksel problemlerin nedenlerini saptamak, ailenin rehabilitasyon sürecini aktif katılımını temin etmek, hasta ve ailenin mevzuat çevresinde kanuni hakları hakkında bilgilenmelirini sağlamak, mesleki rehabilitasyonu değerlendirmek gibi faaliyetleri kapsar.

PTSD üzerinde bir araştırmada GATA (Gülhane Askeri Tıp Akademisi) Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğinde uygulanmıştır. Araştırmanın konusu; Post Travmatik Stres Bozukluğu gösteren hastalarda bir hemşirelik modeli üzerinedir. Araştırmaların verileri, ölçeği, yaşanan olayların etkisi ölçeği, Hamilton depresyon ölçeği, içerden kontrol odağı ölçeği ile toplanmaktadır.

Nisan 1997’ de Ulusal Travma Dergisi bir araştırma yayınladı içeriği GATA Hemşirelik Yüksek Okulu’ nda bir doktora tezi idi.

Özetle; travma geçiren hastalarda ağrı, travmaya bağlı yetersiz solunum, solunum sıkıntısı ve solunum sayısında artma ile ağrı ve drene bağlı hareket kısıtlığı saptanmıştır. Bakım gereksinimlerine göre bakım planı çerçevesinde uygulanan hemşirelik girişimleri yeterli, kontrol grubundaki hemşirelik girişmleri ise yetersiz olarak değerlendirilmiştir. Hastaların gereksinimlerinin tesbiti ve bu gereksinimlerin giderilmesi amacıyla travma değerlendirme formunun olgularını bir ekip çalışması şeklinde uygulamaya konulması ve hemşirelik girişimlerinin bu formdan elde edilen veriler doğrultusunda gerçekleştirilmesinin yararlı olacağı önerilmiştir.

Sonuç olarak; Travma Sonrası Stres Bozukluğu politika malzemesi yapılmadan derin, ciddi ve çaplı çalışmalar ve getireceği verilerle sağlığı bozulmuş gazilerin taşıdığı bu ıstırabı dindirmek, yeniden yaşama sarılmalarını sağlamak ve herşeyden önemlisi; onları terkedilmişlik duygusundan kurtarmak herkesin ödevi ve görevi olmalıdır.

Travmanın Beyin Üzerindeki Etkileri

Savaş, cinsel taciz, trafik kazası gibi şiddetli travmaların beynin bir kısmını yok edip etmediği araştırılıyor. İlk kez beyin tomografisi (CT) veya manyetik rezonans (MRI) çektiren hastalar, beyinlerinin somut görüntüsü karşısında şaşkınlıklarını gizleyemezler. Anatomi dersinde beyin konusunu işleyen tıp öğrencileri de kadavra beynini ilk kez ellerine aldıklarında tuhaf bir duyguya kapılırlar. Insanı ınsan yapan bu önemli, önemli olduğu kadar da karmaşık organ gizemini hala koruyor. İnsan vücudunun gelişimi, beyin gelişimini tamamlayıp, yetişkin bir insan beyni haline geldikten çok sonra sona erer. Bu nedenle yetişkin bir insanın beyninde meydana gelen değişiklikler, bilim adamlarının her zaman ilgisini çekmiştir. Kronik alkoliklerin beyni incelendiği zaman, beynin bir bölümünün alkolün etkisi ile dağılmaya başladığı görülür. Bu arada zehirli organik maddelere maruz kalan bir kişinin beyninin bir başka bölümünde bozuklukların başladığı anlaşılır. Son günlerde tüm dikkatler beynin zarar gören bir üçüncü bölümüne çevrilmiş durumda. Bu bölümün strese bağlı olarak atrofiye olduğu (organların gıdasızlıktan erimesi, zayıflaması) düşünülüyor. 18 yaşında, normal koşullarda büyüyen bir çocuğu alın, askeri üniforma giydirin; savaşın tam ortasına bırakın; her çeşit zulmün ve vahşetin kol gezdiği kanlı çatışmalara sokun; birliğinden geriye kendinden başka kimse kalmasın; en yakın arkadaşı gözlerinin önünde çırpına çırpına can versin. Bu ve bunun gibi ortamlardan çok az sayıda insan hiç etkilenmeden, ruh sağlığı bozulmadan çıkar. Ortalama bir insanın böyle bir durumdan etkilenmemesi mümkün değildir. Bir süre karabasanlarla boğuşur. Geri döndüğünde savaş alanlarında neler yaşadığını anlamakta zorlanan yakınlarına yabancılaşır. Bütün bunları şansı varsa kısa sürede atlatır. Bu insanların büyük bir kısmı yıllarca acı çeker ve eski haline dönemez. Birinci Dünya Savaşı sonrasında bu fenomene adı verildi. Bu sokun etkisi altındaki insanlar, kapının sert bir şekilde çarpmasından bile ürkerek kendilerine sığınacak bir delik ararlar. Bu olguya İkinci Dünya Savaşı’ ndan sonra “savaş yorgunluğu” adı verildi. Agdali psikiyatrik terimlerin yaygın olduğu zamanımızda ise bu hastalığa “post - traumatik stress disorder - travma sonrası stres hastalığı - PTSD” deniyor. Ve hastalığa yalnızca savaşlar değil, tecavüz, çocuklukta maruz kalınan cinsel tacizler, trafik kazaları, bir yangında ya da doğal afet sonucu evini kaybetmek Auschwitz toplama kapmlarında yaşamak gibi talihsiz olaylar da neden olabiliyor. Amerikan Psikiyatri Birliği’ ne göre PTSD hastalarının şikayetleri şunlardır: Geriye dönüşler (belleğe kayıtlı olayları yeniden yaşamak), kabuslar, uyku bozuklukları, duygusuzluk, aşırı duygusallık, zevk alamama, gereksiz ürkme - sıçrama refleksi, bellek ve dikkat ile ilgili sorunlar. Bunların içindeki son iki semptom beyin - görüntüleme çalışmalarına öncelik verilmesine yol açtı.

Bellek sorunların kaynağı mikroskopik olabilir. Birkaç kritik nöronün üretim veya tüketim aşamasında ortaya çıkan sorunlar, nörotransmiter’ lerin içinden geçtiği enzimlerle ilgili sorunlar veya hücrelerarası bilgi alışverişinde reseptörlerde görülen bozukluklar mikroskopik oluşumlardır. Son yıllarda bazı sinirbilimciler, resmi bütünüyle görmeye karar verdiler ve PTSD hastalarının MR’ larına çekip, beyinlerinin çeşitli kısımlarını titizlikle ölçmeye başladılar. Bu ölçümlerde hastanın cinsiyetini, yaşını, eğitimini, ailede başka PTSD hastası olup olmadığını da dikkate aldılar. Son günlerde birbirinden bağımsız olarak bu konuda araştırmalar yapan Yale, Manchester, Harvard, New Hampshire, California Tıp Fakülteleri’ nden bilim adamları PTSD hastalarının beyinlerindeki hipokampus denilen bölümün normalden küçük olduğunu bildirdiler.

Bu ortak bulgu bilim dünyasını derinden sarstı. Beyinde uzun süreli anıların depolandığı, bilinçli belleğin yer aldığı hipokampus bugüne dek pek çok araştırmaya konu oldu. Hipokampus’ u ameliyatla çıkartılan HM olarak anılan ünlü hastanın belleği bir daha geri gelmemek üzere yok olmuştu. Alzheimer hastalığının da hipokampus’ u tuttuğu çoktandır biliniyor. PTSD hastaları üzerinde gerçekleştirilen son araştırmalarda, bu hastaların beyinlerinden yalnızca hipokampus’ un atrofiye olduğu, beynin geriye kalan kısımlarında herhangi bir değişiklik olmadığı görüldü. Ne var ki hipokampus’ taki hasar göz ardı edilemeyecek kadar büyüktü. Harvard Tıp Fakültesi ve Manchester Tıp Merkezi’ nden Tamara Gurvits, Roger PitmanRockwell Liğht ve çalışma arkadaşları, savaş kurbanı PTSD hastalarının hipokampus’ larının bir tarafındaki küçülmenin yüzde 25’ lere ulaştığını kaydettiler. Bilim adamları bu kaybı, kalbin dört odacığından travma nedeniyle ortadan yok olması ile bir tutuyorlar. Yale Tıp Fakültesi’ nden Dr. Bremner ve çalışma arkadaşları bu kaybın belleği ciddi biçimde etkilendiğine dikkat çekiyorlar. Glukokortikoid hormanları ile sinirbilimcileri atrofiye olmuş hipokampus ile PTSD hastaları arasında yakın bir ilişki olduğunu iddia etmekle birlikte, bunun nedenleri hala sert tartışmalara yol açıyor. Bremner’ in başı çektiği bir grup bilim adamına göre bu nedenlerden biri glukokortikoid hormonları (böbrek üstü bezi korteksinin salgıladığı ve kortikosteron, kortizon ve kortizolden oluşan hormanlar) steroid sınıfı hormonlardır. Fiziksel veya psikolojik stres sırasında, kişinin adrenal bezi (böbrek üstü bezi) bu hormonlardan bol miktarda salgılar. Glukokortikoid’ ler av peşinde leopardan kaçmaya çalışan geyik yavrusu için yaşamsal önem taşır. Hormonlar geyiğin bacak kaslarına ekstra enerji gitmesini sağlarken, büyüme ve üreme gibi o an için gereksiz etkinlikleri geçici olarak durdurur. šiddetli fiziksel stres durumlarında yaşamsal öneme sahip olan bu hormanlar, kronik psikolojik stres durumlarında yüksek tansiyon gibi strese bağlı bozukluklara yol açabilir.

Hipokampus’ ta bol miktarda glukokortikoid reseptörleri bulunduğu için beynin bu bölgesi söz konusu hormonlara karşı aşırı duyarlıdır. Glukokortikoid’ ler kemirgen ve primatların hipokampi’ sindeki (hipokampus’ un çoğulu) nöronlara zarar verebilir. Bu konuya açıklık getirmek amacıyla gerçekleştirilen deneylerde, denekler değişen sürelerde bu hormonlara maruz bırakıldı. Glukokortikoid düzeyi bir - iki günlük bir süre için yükseltildiğinde, deneyin oksijen ve glukoz eksikliğine dayanıklılığı azaldı. Bu süre birkaç haftaya çıkartıldığında, glukokortikoid’ ler hipokampal nöronlar arasındaki dala benzer uzantıların büzülmesine ve kurumasına yol açtı; ancak glukokortikoid düzeyi eski haline döndürüldüğünde dallar yavaş yavaş büyüyerek normal durumuna geldi.

Son olarak glukokortikoid düzeyi uzun süre yükseklerde seyrettiği zaman (ay veya yıl) hipokampal nöronlara ciddi zararlar verebileceği görüldü. Bu çalışmalar klinik doktarlarının cesaretini kırdı, çünkü pek çok hastalık bugün yüksek dozda glukokortikoid’ lerle tedavi ediliyor; üstelik bu tedaviler aylar, yıllar sürebiliyor. Ayrıca nörolojik kriz dönemlerinde vücudun kendisi bu hormonlardan tonlarca üretiyor. Bu durumda aşırı dozda glukokortikoid’ ler insan hipokampi’ sine zarar verir mi, vermez mi? Belki Tavuk - yumurta tartışması gibi Cushing Sendromu adı verilen hastalıkta (glukokortikoid’ lerin aşırı salgılanmasından dolayı meydana gelen durum, obezite, kıllanma, hipertansiyon, polistemi, osteoporoz ve glikozüri gibi belirtilerle kendini gösterir) çeşitli tümörler astronomik düzeyde glukokortikoid hormonları üretir. Monica Starkman ve arkadaşları bu hastalığı taşıyan kişilerin beyin MR’ larında, hipokampi’ lerinin atrofiye olduğunu ortaya çıkarttı. Beynin geri kalan kısımlarında herhangi bir sorun görülmüyord. Ancak hastanın kanında aşırı düzeyde glukokortikoid hormonları, hipokampi’ de küçülme ve bellek sorunları tespit edildi. Tümör çıkartılıp, glukokortikoid düzeyi normale dönünce hipokampus’ un eski boyutlarına indiği izlendi. Bu gelişmeler hipokampus boyutlarında meydana gelen küçülmenin geriye dönüsü olduğunu göstermemesi açısından ilgi çekiciydi. Cushing sendromu ile PTSD hastaları arasında bu açıdan paralellik kurulabilir mi? Halihazirde kimse, PTSD hastalarında hipokampus’ un nasıl küçüldüğüne ilişkin kesin bir şey söyleyemiyor. Araştırmacıların bu baglamda beynin görüntüleri yerine beyin dokusunu incelemesi gerektiği ileri alternatif bir model New York Mount Sinai Tıp Fakültesi’ nden Rachel Yehuda ve arkadaşları tarafından geliştirildi. Travma sonrası problemler çıkmadan önce hastanın glukokortikoid düzeyi ölçüldü. Ölçümler herkesi şaşırttı, çünkü hormon düzeyi normalin üzerinde olmadığı gibi, normalin altındaydı. Araştırma derinleştirilince, beynin, glukokortikoid’ lerin düzenleyici etkisine karşı daha hassas olduğu sonucu ortaya çıktı. Buna bağlı olarak salgılama daha düşük düzeyde seyrediyordu. Böylece, sendrom, travma sırasındaki hormonlara aşırı duyarlılık ile açıklanabiliyordu. Doğal olarak bu sonuçlar, travmanın beynin küçülmesine yol açtığı savının tümüyle yanıltıcı olabileceği şeklinde de yorumlanabilir. Bir çeşit “tavuk mu yumurtadan çıkar, yoksa yumurtamı tavuktan” ikilemini çağrıştıran bu durumu açıklamak için şu senaryodan yola çıkalım: Bir grup askeri cehennemi bir savaşın tam ortasına bırakalım. Bunların arasında ancak yüzde 15 ile 30’ nda PTSD görüldüğünü varsayalım. šimdi öyküyü tersine çevirelim ve küçük hipokampus’ lu kişilerin PTSD geçirme olasılığının daha yüksek olduğunu iddia edelim. Belki de küçük hipokampus’ lu kişiler bilgileri yanlış algılar; belleğe yanlış işliyor ve daha sık kabus görüyor şimdi, bazı araştırmacılar küçük hipokampus’ un mu PTSD’ ye yol açtığını yoksa PTSD’ nın mı hipokampusu küçülttüğünü araştırıyor.

Derleyen: Mustafa SEZGİN

Savunma Bakanlığı'nın şehit ve Gazilere Tanıdığı Haklar

“Gazilik” kavramını ve “Gazilerimiz” meselesi, varolan ilgisizlik, duyarsızlık ve bilgisizlik esasına dayanan sığ ve kısır platformlarda, ciddiyetsiz çekişmelerin ve sürtüşmelerin elinde yaklaşık otuz yıldır oyuncak oldu. Gazi Temsilcileri, amaçlarını, değişen koşullara entegre etmede yetersiz kaldılar. Yıllardır gazileri ve yakınlarını etkileyecek, geliştirecek ve onlar adına zafer sayılabilecek tek bir yasa önergesi ortaya koyamadılar. Devletçe sağlanan haklar konusunda gazilere ve yakınlarını bilgilendirecek, yönlendirecek güçlü bir program üretemediler. Elde ettikleri bağış ve yardımı kendi bünyelerinde yer alan, üye diye adlandırılan gazilere dağıtmakla uğraştılar. Bir başka gazi jenerasyonunu yani “Terörle Mücadele Gazileri” ni tanımadılar, tanımak içinde bir çaba göstermediler.

Oysa devlet ve kurumları gazilere maddi ve sosyal haklar tanımıştı. Nakdi Tazminat’ tan başlayan, madalya ve bayrak verilmesini kapsayan geniş bir yelpazede sunulanlar gaziler adına mutlu ediciydi. Ne yazık ki, devlet ve kurumlarınca tanınan haklar; Gazi Temsilcisi dernek ve vakıfların, gazilere bilgi üreten programları oluşturma fukaralığı sebebiyle ulaştırılmadı.

Devlet ve kurumları gazi konusuna yeterince eğilmiş. Sorun, iletişim tesis etmede. Bunu sağlayacak Gazi Temsilcileri Nerede?

Gaziler Dergisi, konuya birinci derecede duyarlı olması gereken Milli Savunma Bakanlığı’ na 09.11. 2001 tarih ve 112 sayılı yazı ile bir soru yöneltti: “ 78 yıllık Cumhuriyet tarihimizde, Milli Savunma Bakanlığı’ nın gaziler üzerinde yaptığı çalışmalar ve sağladığı olanaklar nelerdi?”

4 şubat 2001 tarihinde bakanlık özel kalem 3095-2 sayılı bir rapor Milli Savunma Bakanlığı tarafından Gaziler Dergisi’ ne iletildi. Özen ve disiplin içinde hazırlanmış bu rapor; Milli Savunma Bakanı Sebahattin Çakmakoğlu, Bakan Danışmanı şadiye Sucu ve Personel Yönetim şube Müdürü Personel Albay Abdullah Ertaş tarafından imzalanmış ciddi ve net bilgiler içermekteydi.

Milli Savunma Bakanı Danışmanlarından şadiye Sucu’ nun özetlediği raporu kamuoyunu ve gazileri aydınlatmak ve bilgilendirmek gereği ile yayınlıyoruz.

15 Ocak 2002 Tarihi itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki personelin “şehit, Malül, Gazi” olmaları halinde yararlandıkları haklar

A- şEHİT VARİSLERİ İLE MALÜL GAZİLERE SAĞLANAN MADDİ HAKLAR

1- SUBAY / ASTSUBAY / UZMAN ERBAş / ERBAş VE ERLERİN TÜMÜNE SAĞLANAN HAKLAR

a- Nakdi Tazminat: Milli Savunma Bakanlığı Nakdi Tazminat Komisyonu tarafından; şehit olanlara- En yüksek devlet memuru aylığının 100 katı (28 milyar 789 milyon TL.);

Sakatlananlara- Sakatlık derecesine göre yukarıdaki miktarın %75’ i ile %25’ i arasında;

Hayatını başkasının yardımıyla sürdürecek derecede sakat olanlara ise en yüksek devlet memuru brüt aylığının 200 katı tutarında (57 milyar 570 milyon TL.) nakdi tazminat ödenir.

b- Tütün Bey’ iye İkramiyesi: T.C. Emekli Sandığı Müdürlüğünce tekel ürünlerinin satış bedellerinden her yıl bir kez, şehit olanların dul ve yetimlerine 1 milyar 212 milyon TL tutarında ikramiye verilir. Harp ve vazife malulü olanlara da sakatlık derecelerine göre ikramiye ödenir.

c- Faizsiz Konut Kredisi: 2985 Sayılı Kanun gereğince Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca faizsiz konut kredisi verilir.

d- Öğrenim Yardımı: 3480 Sayılı Kanun gereğince şehit yada sakat kalan personelin öğrenim gören çocuklarına yılda bir kez Emekli Sandığınca öğrenim yardımı yapılır.

e- Emekli Maaşı Bağlanması: 5434 Sayılı Kanuna göre hizmet süresi 30 yıldan az olan şehit personelin ailesine 30 yıl üzerinden, hizmeti 30 yıldan fazla olanlara da fiili ve itibari hizmet süreleri toplamı üzerinden maaş bağlanır.

f- İş Temini: 3713 Sayılı Kanunla İçişleri, Çalıma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarınca çıkarılan yönetmeliklerle, terörle mücadele sırasında malül olanların kendisinin, şehit ve çalışamıyacak derecede malül olan kamu görevlileri ile erbaş ve erlerin varsa eşleri, yoksa çocuklarından birisi, çocuklarıda yoksa kardeşlerinden birisi kamuya ait işyerlerinde, iş yeri kadrosunun binde 5’ i, özel sektöre ait işyerlerinde ise mevcutlarının %2’ si oranında istihdam edilir.

g- Gümrüksüz Araç İthal Edilmesi: 1615 Sayılı Kanunun 8/14-9 maddesi gereğince malül veya sakat kişi tarafından ithal edilecek kara nakil vasıtalarına gümrük muafiyeti getirilmiştir.

h- Vergi İndirimi: 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’ na göre sakatlık derecesi %40 ve daha yukarı olan, bir kamu veya özel kuruluşta çalışan personele vergi indirimi yapılır.

i- Emekli Sandığı Kanununa Göre, Malüllere Asgari Ücretin Net Tutarı Kadar Yardım Yapılması: Başkasının yardım ve desteğine muhtaç olan malüllere her ay asgari ücretin net tutarı kadar yardım yapılır.

3- ERBAş VE ERLERE YAPILAN DİĞER MADDİ YARDIMLAR

a- Kuvvet Komutanlığı İlk Destek Yardımı: şehit olan erbaş ve er ailelerine yapılan yardım. (475 milyon TL.) b- Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı Yardımı:

1- Bir Defa Yapılan Yardımlar: şehit olan, veya vefat eden erbaş ve erlerin varislerine yapılan ölüm yardımı (2 milyar 220 milyon TL.) Sakat kalanların kendilerine sakatlık derecesine göre yapılan yardım. Ölen erbaş ve erin hamile olan eşine doğum yaptığında yapılan doğum yardımı (670 milyon TL.) Sakat kalan erbaş ve erin hamile olan eşine yapılan doğum yardımı. Sakat öldüğünde eşine, anne veya babasına yapılan ölüm yardımı. (900 milyon TL.)

2- Her ay yapılan yardımlar. Vefat eden erbaş ve erler ile 1,2,3 ve 4 üncü derece sakat kalan erbaş ve erlerin 0-19 yaş arasındaki her çocuğuna 89 milyon Liseye giden her çocuğa 114 milyon Yüksek okulda okuyan her çocuğuna 159 milyon Malül olanın her çocuğuna 114 milyon “Öğrenim yardımı” yapılır. 1 inci derecede sakatlanan erbaş ve ere 248 milyon 2 inci derecede sakatlanan erbaş ve ere 213 milyon 3 üncü derecede sakatlanan erbaş ve ere 170 milyon 4 üncü derecede sakatlanan arbaş ve ere 89 milyon “ bakım yardımı” yapılır.

B- şEHİT VARİSLERİ İLE MALÜL GAZİLERE SAĞLANAN SOSYAL HAKLAR

1- SUBAY/ASTSUBAY/UZMAN ERBAş/ERBAş VE ERLERİN TÜMÜNÜN YARARLANDIĞI HAKLAR

a- şehit varislerine bayrak verilmesi.

b- şehit varislerine ve malülün kendisine madalya ve berat verilmesi.

c-şehit kardeşlerinin ikametgahlarına yakın bir yerde askerlik hizmetini yapması.

d- şehit varisleri ve malüllerin sivil ve Askeri Hastanelerden yararlanması.

e- Ulaşım araçlarından ücretsiz yararlanma. (Devlet Demir Yolları, Deniz Yolları şehir Hatları, Belediye toplu taşım araçları ve Belediye tarafından kurulan şirketler veya özel firmalar aracılığı ile yaptırılan toplu taşım araçlarında.)

f- 2684 Sayılı Kanuna göre İlköğretim ve Ortaöğretim Parasız Yatılı veya Burslu öğrenci okutma ve bunlara sosyal yardım yapılması.

g- şehit ve malül çocukları ile öz kardeşlerinin Askeri Okulları ve Polis Kolejlerine öncelikle alınması.

h- TSK Mensupları Çocuklarının Tahsiline Yardım Vakfı Öğrenci Yurtlarından şehit ve malül çocuklarının öncelikle yararlanması.

i- Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarından ve öğrenci kredisinden öncelikle yararlanması.

j- şehitlerin yüksek öğrenim gören çocuklarından öğrenci katkı payının alınmaması. k- Meskende kullanılan elektrik için %40 oranında indirim yapılması.

l- Terörle mücadelede malül kalarak aylık bağlanan TSK personeline “Gazi Tanıtım Kartı” verilmesi.

C- 24.02.1968 TARİHLİ VE 1005 SAYILI, İSTİKLAL MADALYASI VERİLMİş BULUNANLARA VATANİ HİZMET TERTİBİNDEN şEREF AYLIĞI BAĞLANMASI HAKKINDAKİ KANUN GEREĞİNCE MUHARİP GAZİLERE AşAĞIDA BELİRTİLEN İMKANLAR TANINMIşTIR.

1- MAAş BAĞLANMASI: 1005 Sayılı Kanunun 1 inci maddesi gereğince, Milli Mücadeleye iştirak eden ve bu sebeple kendilerine İstiklal Madalyası verilmiş bulunan Türk Vatandaşları ile 1950 yılında Türk Tugayının Kore’ ye ayak bastığı Ekim ayından başlamak üzere 1953 yılı Pan-Munjon Ateşkes Anlaşmasına kadar Kore’ de fiilen savaşa katılmış olan Türk Vatandaşlarına ve 1974 yılında Temmuz 1 inci ve Ağustos 2 inci Barış Harekatına Kıbrıs’ ta fiilen görev olarak katılmış olan Türk Vatandaşlarına hayatta bulundukları sürece, vatani hizmet tertibinden 4.000 gösterge rakamının her yıl Bütçe Kanunu ile tespit edilen memur maaş katsayısı ile çarpımından bulunacak miktarda aylık bağlanır.

1 Ocak 2002 tarihi itibariyle bu miktar; 4.000x30.300=121.200.000,-TL.’ sıdır. Daha önceden 3.000 olan gösterge rakkamının 4.000 gösterge rakkamı olarak uygulanacağı 28.12.1999 tarih ve 4494 sayılı 2000 Mali Yılı Bütçe Kanunun 69/e maddesi ele hüküm altına alınmıştır.

2- MAAşIN DUL EşE NAKLİ: Hak sahibinin ölümü halinde bu aylık dul eşe, % 75 oranında bağlanır, ancak dul eşin tekrar evlenmesi halinde kesilir. Bu hüküm 04.08.1999 tarih ve 4432 Sayılı Kanunun 1 nci maddesi ile konulmuştur. Bu maaşlar hiç bir suretle haczedilmemektedir.

3- ÜCRETSİZ SEYAHAT: 1 NCİ MADDEDE SAYILAN Türk Vatandaşları ile Harp Malülü ve Vazife malülleri ve kendilerine refakat eden eşleriyle, şehitlerin eşleri; Demiryolları ve Denizcilik Bankasının iç hatları vasıtalarında birinci mevkide ve Belediye vasıtalarında ücretsiz seyahat ederler. Bu kanuna 04.08.1999 tarih ve 4432 Sayılı Kanunun 2 nci maddesi ile 1005 Sayılı Kanunun 1 nci maddesine göre kendilerine aylık bağlanan dul eş de ücretsiz seyahat hakkından yararlanmaktadır.

4- ÜCRETSİZ TEDAVİ: 1005 Sayılı Kanun kapsamına girenler ile bunların eşleri ve dul eşleri; Genel ve Katma Bütçeli Daire ve İdarelere ait veya bağlı hastanelerde ücretsiz tedavi edilirler. Bu hak; 04.12.1990 tarih ve 3688 Sayılı Kanunun 1 nci maddesi ile tanınmıştır.

5- İLAÇ BEDELLERİ: 1005 Sayılı Kanun kapsamına girenlerin yukarıda sayılan tedavi kurumlarından ve dışarıdan alacakları ilaç bedelleri Devlet tarafından ödenmektedir. Bu hak; 05.12.1990 tarih ve 3688 Sayılı Kanunun 1 nci maddesi ile tanınmıştır.

İğneli Fıçı

Çanakkale Savaşı ve Gazi Mezarlığı

Neden, tarihle ilgileniyoruz?

Geçmişin tecrübelerinden ders çıkarmak için... Yaşadığımız acıları irdeliyerek, an’ ı ve geleceği haz içinde tutmak için... Olgu ve olayları ilişkilendirmek için... İyi ya da kötü’ yü anımsamak için...

Ve, varoluşumuzu borçlu olduğumuz ‘dünümüzü’ korumak ve saygı duymak için, tarih bilimi ile ilgileniriz.

Bu tapulu arazimde, yani köşemde , olgu ve olayları ilişkilendirmek ve ‘düne’ saygı duymak onu korumak bağlamında tarihle ilgileneceğim.

Çanakkale Savaşı bir başlangıçtı. Prof.Dr. Fahir ARMAOĞLU, ‘20. Yüzyıl Siyasal Tarihi’ adlı eserinde “Çanakkale muharebeleri aynı zamanda 250 bin Türk Erine mal oldu. Fakat Boğazlar da düşmana verilmemişti. Çanakkale ruhu “Milli Mücadele’ ruhunun başlangıcı oldu” saptaması ile meseleyi belirliyor. 5600 yıldır savaşan insan oğlunun tarihine geçen, 14 bin savaşın en trajik, en kahramanca, en onurlu ve en anlamlısı olarak Çanakkale Savaşı’ nı gösterebiliriz. Çanakkale Savaşı, 20. yüzyılın dünya tarihinin gidişini benzeri görülmemiş şekilde etkileyen, Türkiye’ nin temelini atan, uluslararası platformlarda adı sıkça geçen ve üzerinde irdeleme gerektiren bir olgudur.

O dönemin İngiliz Bahriye Bakanı Wiston Churehill’ in kabul görmeyen fakat dayatması sonucu uyguladığı bir tasarı vardı: Boğazları ele geçirmek... Ona göre Çanakkale boğazı donanma ile zorlanırsa, Boğazlar’ ı ve İstanbul’ u ele geçirmek mümkün olurdu. Bu teşebbüsle Rusya bağlantısı kurulacak ve bazı cepheler tasviye edilecekti. İngiliz askeri yetkililerinin, Türklerin cephe anlayışıyla ilgili öne sürdükleri kaygıları görmezden gelen W. Churehill, yüzbinlerce askerini Çanakkale Boğazında, Arıburnu’ nda, Gelibolu’ da yitirdi. Hesap adamı olan Churehill, bağımsızlığa düşkün bir ulusun gerektiğinde ölüme sıra sıra gideceğini hesaplıyamıyordu. 27 Eylül 1914’ de, İngiliz Filosu’ nun bir Türk torpido botunun Çanakkale boğazından çıkmasına izin vermemesi üzerine Türkiye, bogazı kapattı ve yaklaşık bir ay sonra 31 Ekim’ de İtilaf Devletleri’ ne savaş ilan etti. İlk saldırı, 3 Kasım’ da İtilaf Devletleri Dananmasının Seddülbahir ve Kumkale’ yi bombalamasıyla başladı. 5 Kasım’ da da İngiltere ve Fransa Türkiye’ ye savaş ilan ettiler. Ve 18 Mart 1915, İtilaf Devletleri 30 savaş gemisini içeren donanmasıyla savaşın en kapsamlı deniz saldırısını başlattı. Ancak, boğazı denizden geçme girişimi Türk Deniz ve Kara savunması karşısında başarısızlığa uğradı. 23 Mart’ ta Alman general Liman van Sanders, 5’ nci Ordu Kamutanlığı’ na ve bu ordunun ihtiyatını oluşturacak 19’ ncu Tümenin komutanlığına da Kurmay Yarbay Mustafa Kemal getirildi. 25 Nisan sabah 04:30’ da, İtilaf güçleri savaşın en kapsamlı ve şiddetli çıkartmasını başlattı. Mustaf Kemal, 19’ ncu Tümen’ in 57’ nci Alayı’ nın başına geçti ve itilaf güçlerinin Türkleri yanıltma girişimini sezerek, birliklerini gerçek çıkartma bölgesine yönetti.

İşte W. Churehill, hesaba katmadığı gerçekle o zaman tanıştı. Bu gerçeği Atatürk, Rüşen Eşref Ünaydın’ a anlatıyor:

“... Bir müfreze askerin Conkbayırı’ na çekilmekte olduğunu gördüm. Onları durdurarak:

- Neden kaçıyorsunuz? dedim

- Düşman, dediler?

- Nerede?

- İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler

Gerçekten bir düşman avcı kuvveti serbest bir şeklide ilerliyordu. şimdi vaziyeti düşünün, ben askeri istirahat haline getirmişim, biraz dinlensinler diye... Düşman benim askerimden bana daha yakın... Bilinçli bir düşünce mi ya da bir önsezi mi bilmiyorum. Kaçan askerlere:

- Düşmandan kaçılmaz, dedim.

- Cephanemiz kalmadı, dediler.

- Süngünüz var, dedim.

Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda diğer askerlerimi benim yanıma gelmeleri için, emir subayımı görevlendirdim. Bu askerler süngü takıp yatınca düşman askerleri de yere yattı. İşte o an kazandık. Elde ettiğimiz zaman çok önemliydi... Daha sonra karşı saldırıya geçmek üzere 57’ nci Alaya şu emri verdim;

Ben size taaruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir?”

Gelelim Terörle Savaşa... 15 yıl sürdürülen bu mücadelede de binlerce şehit verdik. Türkiye’ nin her bölgesinden sıra sıra gittiler ölüme... Kanla çizilen Misak-ı Milli sınırlarını böldürmemek için... Çanakkale Savaşı ile başlayan bağımsızlık ve bölünmez bütünlük sürecini Terörle mücadele ederek noktaladık.

Bu bulgular, Cumhurbaşkanı A.Necdet SEZER’ in bir saptamasıyla uyum sağlıyor. Eylül - 2001’ de, GATA Rehabiliasyon Merkezi’ nde yaptığı konuşmada “Nasıl ki ulusal bağımsızlığımızı ve özgürlüklerimizi Kurtuluş Savaşı’ na katılan, o savaşta şehit veya gazi olan atalarımıza borçluysak, bu günkü ulus ve ülke bütünlüğümüzü de Terörizme karşı savaşan ve bu savaşım sırasında şehit ve gazi olan silahlı kuvvetlerimize ve güvenlik güçlerimize borçluyuz” diyor.

Çanakkale Savaşı ve Terörle Mücadele arasında gaziler üzerine bir benzerlik gözlemliyorum. Her ikisinde de bir “Gazi Mezarlığı” yok. Geçmişe yönelen sevgiyi yaşatmak, bazı strateji ve taktikler geliştirmek yok yok yok... Japon’ lar geleneklerini yaşatmak üzere çeşitli programlar geliştirir. Geçmişimizi korumak, saygı duymak nasıl geliştirilir? Gazilerimize sahip çıkarak... Onları anımsıyarak...

87. yılında, Çanakkale Savaşı šehitleri ve Gazilerini saygıyla selamlıyorum...

Serdar ALTINSIR

 

Bakış

Kore Savaşı Unutulmamalı

Büyük ‘ilkbahar Taarruz’ unu unutmayalım. Bu taarruzda tugay, 9.Bölüğü ve 2. Bölüğü artçı bırakarak çekilmişti. O gece 9. Bölük 130 şehit verdi. Bölükten geride kalanlar ağır yaralı olarak esir düşmüştü.

22-23 Nisan savaşları bir destandır. Amerikan Negro Alayı, taarruz başlar başlamaz haber vermeden geri çekilmiş. Böylece 9.Bölük sol taraftan kuşatılmış ve kuşatma arkaya sarkmıştı. Aynı muharebede İngiliz Kraliyet Taburu bir tek kurşun atmadan teslim oldu.Yine o gece 9. Bölüğün gözetleme subayı olan üstteğmen Mehmet Gönenç son telsiz konuşmasında, “Düşman içimizde, verdiğim koordinatları bombalayın” demişti. Koordinatlar kendisinin de bulunduğu yerdi.”

“Bu sözler Kunuri Savaşı sonrası düzenlenen “İlkbahar Taarruzu”nda ağır yaralı olarak esir düşen ve 2,5 yıl esir kamplarında kalan 9. Bölüğün komutanı Yüzbaşı Hamdi Yüksel’ in kızkardeşi emekli öğretmen Mebruke Turhancık tarafından dile getirildi. šöyle sesleniyordu: “ Kore’yi Unutmayın”

Bazı mektuplar geldi. Özetle şu ifade ediliyordu: Neden Türk askeri az maaş alıyor?

Gaziler Dergisi, Kore Gazisi Mehmet Songül’le yaptığı ropörtajda; Türk Kore gazilerinin az maaş aldığı Gazi Mehmet Songül tarafından dile getiriliyordu;”... Bir Türk askeri 5 dolar, bir Yunan askeri 20 dolar.” İki örnek de “Kore Savaşı”nı bugün bile anlamadığımızı açık seçik vurguluyor.

Kore Savaşı’ nın ülke tarihinde ki önemi; değişimin başlangıcı meselesi ile örtüşüyor. Geleneksel bir içgüdüyle 3 siyaset adamının katledildiği olayın sorumlusu olarak da tarihin sayfaları Kore Savaşı’ nı yazar.

Elbette bu olgular üzerinde politik değerlendirmeler ya da politik istismar yapılmasına karşı duran bir gazeteci olarak şunu sorgulama hakkına sahibim; Kore Savaşı ve NATO’ ya katılım bağlamında neler yatmakta?...

Konunun asıl sahibi yani canlı tanığına izin verelim. M. Songül devam ediyor: “ Menderes olmasaydı NATO’ ya giremezdik mesela. O rahmetli oldu, o gitti, gazinin pili bitti. Hakikat böyle...”

Bu sözler değerlendirildiğinde; NATO’ ya girmenin bedelini şehit ve gazi kanları, acıları ve sorunları ile ödediğimizi kavramak için entellektüel bilince gerek yok. Nasıl oluyor da Kore savaşı yeterince bilinmiyor? Adeta’ unutulan savaş’ yakıştırması yapılan, yüzlerce Mehmetçiği bıraktığımız Kore Savaş’ ı üzerine yeterli düzeyde bir çalışma ya da bir proje yok denecek kadar az. Gençlerimiz bu savaşın gazilerini tanımakta, bilmekte zorluk içindeler. Çünkü Milli Eğitim programında gazilere ayrılmış dersler düşünülmemiş. Milli Güvenlik dersinde de gazilik olgusu işlenmemekte. Oysa geçmişimizde yer alan böylesine anlamlı olayları gelecek kuşaklara aktarmanın çeşitli yolları vardır. Neden bunları akla getiremiyoruz? Bunu anlamak mümkün değil...

şimdi geldiğimiz noktayı kavramak için bir örnek verelim; Türkiye, NATO’ ya aday ülkelerin ilkbahar toplantısına “özel konuk” olarak davet ediliyor. Bu toplantıya, Başbakan düzeyinde katılarak geleceğin NATO üyelerine en üst düzeyde mesaj vermiş oluyor. Mart 2002’ deki toplantıda 4 açılış konuşmasından birini Başbakan Bülent ECEVİT yapıyor. Ecevit, NATO adayı Romanya, Arnavutluk, Bulgaristan, Estonya, Letonya, İspanya, Slovenya, Slovakya ve Makedonya ile aday adayı Hırvatistan’ a oldukça net bir ifade ile üyelik için destek mesajı veriyor. Başbakan Ecevit, “Genişleme, NATO’ ya güvenlik ve barışı güçlendirmek için, tarihi bir fırsat sunuyor. Dolayısıyla üyelik koşullarını yerine getiren hiç bir aday ülkeye karşı siyasi çakinmemiz bulunmamaktadır” diyor. Ve devam ediyor, “... bölgenin kalıcı istikrara kavuşması için Güneydoğu Avrupa’ nın NATO’ ya alınmasını önemsiyoruz. Bu nedenle Romanya ve Bulgaristan’ ın tam üye olarak alınmasını istiyoruz.”

Evet yıllar sonra NATO içinde söz sahibi olmak, mesajlar iletmek ve saptamalar yapmak bugün geldiğimiz düzeyi gösteriyor. Hala, Kore Savaşı’ nı ve gazilerini unutmaya devam edecek miyiz?

Macit KANALICI

Gazilerin Ruhlarını Onarmak

William Triplett “Veteran” Dergisi’ nden

“Bizim gibi savaşta çarpışanlar bilirlerki, çektiğimiz ıstırapların, acıların birçoğu ruhsaldır. Genellikle din cehennem korkusundan ibarettir görüşü dile getirilir. Ruhsal bağlamda din savaşlarda görev yüklenenler içindir”

Din adamı Peder Salois, PTSD (Post - Traumatic - Stres Disorder) travma sonrası stres bozukluğu konusunda Virginia eyaletindeki Alexandria şehrinde - bu bölge Amerikan Vietnam Gaziler (VVA) Derneği’ nin genel merkezinden uzak olmayan yerde - yukarıdaki konuşmayı dinleyenlere aktarıyor. Salois’ in yanında oturan ve söylemleri başını sallayarak onaylayan da San Diego VA (Gazi Bakanlığı) Tıp Merkezi PTSD kliniği’ nin kadrosunda anahtar roldeki ve Ouf of the Night: A. Spiritual Journey for Vietnam Veterans kitabını yazan William P. Mahedy. Peder Salois’ den bir kaç dakika öncesinde aynı yaklaşımı içeren bir takdimi de Mahedy yapmıştı.

Salois ve Mahedy’ nin aynı konuda otorite olmalarının ötesinde yer alan bir benzerlik de her ikisinin bir hayli çatışma yaşamış Vietnam gazileri olmasıydı. Ve onlar, Vietnam savaşının duygusal ve psikolojik izlerini dualarda yok etmek için önceki kardeşlerine yardımcı olma yolunda yıllarını verdiler.

Mahedy, PTSD tedavisinde, gazilerle diolog zemininde öncelikli bir konumdadır.1977’ deki Vietnam Gazileri “Outreach Programı” nın kurucusuydu. 1979’ da insiyatif koyan gazi grubuna katıldı. Fakat son bir kaç yıldır Mahedy ve Salois, PTSD tedavisinin çok geniş bir alanda işlemediğini uyarmaya başladılar. Bazı gazilerin hala aynı acıyı çekmeleride bu yetersizliğin altını çiziyordu.

1997’ de Mahedy bir gurup gazi ile çalışırken gazilerden biri “Deniz Kuvvetleri eri olarak karargahta eğitim aldım. Bir çok kanlı çatışmanın içinde bulundum. Benim ruhsal açıdan askeri eğitim gibi bir programa ihtiyacım var” dedi. Mahedy, bu söylem ‘dikkatimi çekti’ ifadesinde bulundu. Gazilerin ruhlarını onarmak daima onun çalışmalarının bir parçası olmuştu. Fakat bu ilginç saptama konuya daha dikkatli odaklanmayı getirdi. Savaşın korkunç olayları insanların akıl ve hafıza boyutunda açtığı yaralardan öte zarar vermekte. “Bu şeyleri derin soruları dile getirerek kavrayabiliriz” noktasından devam ediyor: “ Eğer Tanrı sevgisi varsa nasıl böyle korkunç şeyler olabilir? İyi ve doğru olmanın anlamı nedir ve nasıl bir insan bu korkunç olaylar içinde yer aldıktan sonra kendisini iyi ya da doğru olarak düşünebilir?

“Çok çabuk meselenin özünü anlayabiliriz” diyor Mahedy. Ve sadece dini inancı olanlar için değil. “İlginç olan şu ki; ateistler de her zaman dünya duygularını yüklenir. Savaş, evrensel anlamda önemli soruları çağrıştırıp ve esaslı zor sorular hakkında insanların derin düşünmesine sebep olur” saptamasını da ekliyor. Bu durum savaş tecrübesi yaşamış birini daima karışıklık ve kaygı içinde tutar. Yardım için yapılan ikili görüşmeler, konuşmalar eğer bu ruhsal problemlere, sorulara yanıt amaçlı değilse bu tür ruhsal karmaşa tedavi edilmez.

Salois, gaziler ve aileleri ile çalışmalara yıllarını harcadıktan sonra Mahedy’ le aynı zamanda aynı sonuçlara ulaştı. Salois ve Mahedy, PTSD tedavisini yeniden gözden geçirdiler ve asıl hedef ruhsal iyileşme (spiritual recovery) üzerine oldu. Her ikisi de bu başlangıçla etkili bir şekilde başarı elde ettiler. Bu nedenle bu iki adamı dinlemek için PTSD uzmanları ve klinik psikologları Alexandria Eyaleti’ ndeki Hiton Mark Center’ in büyük konferans odasını tıka basa doldurdular.

“Savaş bölgesindeki en yüksek ahlaki keşif, bireyin kötülük adına kullanacağı şahsi limitsiz kapasitesi ve insan doğasını kaplayan doğru yoldan ayrılma durumudur” Bu saptama Mahedy’ nin Some Theological Perspectives on PTSD (PTSD üstüne bazı teolojik açılar) adını verdiği monografide yer alıyor. “Çılgınlığın, vahşetin ve kötülüğün karşısına Tanrı, savaşı koyar. İncil’ in esasına göre; komşuyu sevmek, şevkat göstermek, korumak, nazik olmak ile savaşın ‘öldürmek’ olgusu birbirine uymamaktadır”

Özellikle, döndükten sonra normal bir yaşama yeniden bağlanma çabasındaki gazilerin ayakta kalmalarına yardımcı olan bu keşfe Mahedy, “12 adımda iyileşmek” (step recovery) modelini uyarladı. Program, ağır dinsel kurallar üzerine oturtulmuş, örneğin, kendisinden daha yüce bir güce inanış ve bu gücün içinde kendine olan güvenini ortaya koyması gerektiği gibi. Burada ima edilen ıstırap çekenin ruhsal canlanmasıdır. Bazı Vietnam Gazileri için başarmak kolay değil. “Asli gerçek günaha göğüs germeye” dikkat çeker Mahedy, “Gazi, önceki yaşam mücadelesinin temelini biçimlendiren kültürel şartları, yeniden kabullenme gücünü uzun süre elde edemez. Bu büyüklükteki zarar, bitkin ve yorgun görünüşlü askerin hemen hemen bütün bir ahlak dışı davranışlarını kapsar. Savaşmayanların çoğunun hiç bir zaman kavrayamayacakları bir ölçüde ‘ahlaki acı’ yaratır. Gazi’ nin bütün inanç sistemi yıkılır ve kızgınlığa çoğu kez ömür boyu süren nihilizm’ e dönüşür. Bu durum devamlı ve kolay kontrol edilemeyen savaş travmasının ‘öğesidir’ dedi.

Geniş açıklamasıyla,ruhsal keşif hem bireyin davranışlarının dikkatli bir sınavını hemde kendi kendini derin incelemesini içine alır.Savaştan vücut bulan şiddetli öfke, korku, keskin gerginlik ya da dıştan gelen baskı neticesinin dışında gazi,sorumluluk almakta ısrarcıdır. Onların davranışlarını analiz ederken ruhsal durumlarının etkilerini ve ilişkilerini nezaket, kurtarma ve bağışlama gibi kavramlarla eş değerde değerlendirilmelidir.

Mahedy’ nin ‘12-step recavery’ programı 12 haftalık görüşmelerden oluşmakta. Bu programda grubun bütün elemanları, uygulama ve özel görevlerle aynı zamanda bir adım öne çıkar. Mahedy’ nin tanımladığı ‘ruhsal yükselmeler’ kişinin ruhsal keşfinde ona katkıyı hedefler. Örneğin, ilk adım safhasında üyelerin dediği gibi “ Biz, savaş anılarımız üzerinde güçsüz olduğumuzu, duygularımızın, tavırlarımızın, düşüncelerimizin, bedensel reaksiyonlarımızın ve ruhsal acımızın savaş nedeni olduğunu kabul ediyoruz”.

Bu beyanatın anlamını tamamiyle kucaklamak ve kavramak için üyelerin yapmakla yükümlü oldukları bazı şeyler var; Savaş sırasında sahiplendikleri tahrip edici anılar ya da duyguları anlatmaları, yaşadıkları ya da duydukları acıyı yazılı olarak tarif etmeleridir. Programın ilk adımı gazinin sevmediği beş insan hakkında iyi bir şey düşünmesini gerekli bulup ‘ruhsal yükselme’ ile ilişkilendirir. Ruhsal prizmada görülen suç konularını anlamak yararlı olabilir. Mahedy monografisinde bunu açıyor: “suç canlandırıcı suça dönüştürülmelidir. Bir insanın yaşamı değiştirilmeli başka bir kalıba sokulmalıdır. Önceden asker ölümün bir aracıydı, şimdi gazi olarak yaşamın bir taşıyıcısıdır. Bu durum özür dilemenin, pişmanlığın klasik fikrini icap ettirir ve savaşta bu tür davranışlarda bulunmuş gazinin başarılı tedavisinde de gerçek bir unsurdur.”

Mahedy’ nin söylediğine göre Tanrıya güven duygusunu geliştirmeyi içeren 3’ ncü adım gibi zor adımlar var. Bir çok savaş gazisi, Vietnam’ da ihanete uğradığını hisseder, daha da kötüsü savaştan dolayı Tanrıya olan inançlarının çoğunu kaybeder. Fakat Mahedy, programının amacının ‘gazilerin Tanrıya olan inancını onarmanın gerekmediğini’ söylüyor.

Bu programda geçenlerin bazıları hala dini inançlardan emin değil, fakat Mahedy “ Onlar kendine gelmeye çalışıyor. Daha az nefret ediyor ve başa çıkmaya, çareler aramaya ve yaşamlarını düzeltmeye çalışıyorlar” tespitini yapmakta. Aslında, çare aramak ve kendini yönetmek programın temel hedefi ‘12 Step’ programı sadece yaşam için telkinler ve insanların öğrendikleri, yaşamlarındaki rahatlığı sağlıyacak meselelerle nasıl mücadele edileceği hususudur.

Duyulduğu gibi gelişmeler ağır gitsede Mahedy’ nin kusurlu ya da doğru olmayan adam öldürme olayına katılmış gazilerle sık sık çalışmalar yapması her şeye değer. Mahedy “ Beklenildiği gibi” diyor ve devam ediyor: “Bu çeşit faaliyetlerden geriye kalan, çözülmeyen ahlaki ve dinsel değerlerdir. Bu müthiş bir şey. Size yardım eden fakat özen göstermeyen bir programda sonuca ulaşmak aşırı derecede zor olabilir. 11’ inci ve 12’ inci adımlar GOYA (Get of Your Ass) adımlarıdır. Dışarı çıkmak zorundasın, insanlarla tekrar ilişkiye girmelisin, yaşama bağlanmalısın, izolasyondan kurtulmalısın”.

Mahedy, üç yıl içinde çalışmalarının karşılığını aldığını görmüştü. Programı tamalayan bazı gruplar, organize olup haftalık toplantılarını sürdürüyorlar. Yavaş ama muntazaman yaşama bağlanıyorlar ve izolasyondan (yaşamdan ayrı kalma) kurtuluyorlar.

Bununla beraber Mahedy bu programı Hıristiyan toplumun dışında kalan çevrelerde kullanmadı. Ancak onun düşüncesine göre; Müslüman ve Budist toplumlarında da program aynı şekilde işler. Sözün gelişi dinselliğe uygun bir konuma gelmek için sadece değişiklik yapın. Ayrıca 12 Step programı Kur’ an’ a da uyarlanır. Örneğin, kurtarma ve bağışlama konularına...

1980’ lerin sonunda; Afgan savaşı Rus gazilerini tedavi etmek için Moskova’ ya giden PTSD uzmanlarının arasında Mahedy’ de bulunmaktaydı. Orada ilk farkettiği şey Tanrısız koministlerin, Hıristiyanlığa inandıklarıydı. Diğer şey ise; PTSD’ nin politika ve kültürün üstüne çıkmasıydı. “Onların emareleri, kesinlikle bizim Vietnam gazilerimiz de gördüklerimizle aynıydı” diyor Mahedy.

‘Spiritual Recovery Program’ ını Kosova’ ya ve Bosna’ nın sivil savaştan geriye kalan harap düşmüş acımasız bölgelerine götürmeyi uman Mahedy “Kosova’ da her iki dinde var: Müslümanlık ve Hıristiyanlık. Özellikle bu dini çevrenin, yaraların iyileştirilmesi için bir çağrı olacağını düşünüyorum” dedi.

Phil Salois’ de, Çeçenistan’ daki sivil savaşın gazileriyle çalışmıştı. Bu güne kadar yaptığı çalışmalarına “PTSD’ de temel 101 şey” adını verdi. Kendi versiyonu olan bu program için çok sayıda asker gazi ile çalışmalar gerçekleştirdi ve ayrı inanç sistemlerini, örneğin, İslam’ ıda kapsayan programlar üretti.

Mahedy ve Salois’ in PTSD ile kişisel bağlantıları vardı. Mahedy 1971-72’ de Hava Kuvvetleri’ nde görevli bir Katolik papaz’ dı. Birliği, bir çok çatışmada yer aldı. “Kimseyi öldürmedim ama o noktaya çok yakın geldim” dedi. Mahedy ve söylendiğine göre “PTSD, doğru yerdeydi, yani savaş tarlasındaydı”.

Salois, henüz yeni katılmıştı İlahiyat Fakültesine. 1970 Mart’ ında 199’ ncu Hafif Piyade Tugay’ ında bir erdi. Vahşi ormanlardan üç misli büyük bir kubbe altında yar alan savaş bölgesinde onun bölüğü arama ve yok etme misyonuyla yüklüydü. Müfrezesi bir sütunun önündeydi ve tuzağa düştü. Müfrezeden bir grup diğerlerinden koptu. Salois ayrı düşen bu askerleren imdadına gitmek için gönüllü oldu. Bir arkadaşı onunla geldi. Karşı tarafı temizleme operasyonuyla bir destek atışı yapıldı. Bu onlara askerleri bulmak için katkıda bulundu. Fakat yolun arkasında Salois’ in arkadaşı vurularak öldürülmüştü.

Salois, savaştan kalan suçluluk duygusuyla onun ne olduğunu bilmeden yıllarca kendi içinde savaştı. Daha sonra Salois diyorki: “ Yaşadığım PTSD’ yi, diğer savaş mağdurlarıyla karşılaştırdığımda üzerimdeki etkisinin yoğun olmadığını farkettim.” Onun gibi azınlıkta kalan bir grubun dinsel duyguları savaşın etkisiyle güçlendi ve arttı. Diğerleri gibi Salois’ de temel bir tedaviden geçti. En yakın arkadaşının ailesiyle tanıştıktan sonra PTSD’ sin’ e karşı gögüs germeye başladı.

O dönemden beri 15 yıldan daha fazla Katolik bir papazdı. Sadece önceki arkadaşları arasında destek bulmak için bir gazi topluluğuna katıldı. Fakat onlar bir peder olduğunu öğrendiklerinde bazıları problemlerini danışmak için ona gelmeye başladılar. “Bir yıl içinde gelenlerin sayısı artmaya başladı. Gerçek bir din adamı gelişimini bir Vietnam gazisi bir peder oluşumun dışında o kadar çok gördümki” dedi Salois.

Genellikle gaziler eşlerini de getirdiler “Gerçekten evlilik danışmanlığı modeli işlemeye başladı” dedi Salois. Sorunlar evlilikleri karışıklık içine atıyor ve bu durum Vietnamdan kaynaklanan PTSD’ ye bağlanıyor. Devam etti “başa çıkamadıkları savaşın anılarıydı. Ve onların eşleri bunu anlamıyordu. Böylece eşler ‘kocamın nesi var?’ sorusundan ve sallantılı ruh durumundan yoruluyorlardı.”

Onun yaklaşımı basit ama etkileyiciydi. Eşlerin iletişimi sağlanıyor, gazilerin içlerinde sakladıkları ruhsal durumu eşlerine açıklamaları isteniyor ve her biriyle tek tek görüşülüyordu. Fakat sonraları Salois, Mahedy’ nin out of night (gecenin içinden) kitabını okur. Salois bu kitapta, ruhsal iyileşmenin kavramları içinde PTSD ve Vietnam’ ın bir analizi ile ilk kez karşı karşıya geldi. Kederli gazileri ve ailelerini, PTSD tedavisinde, onun yaklaşımları doğrultusunda birleştirme ihtiyacını hissetti.

Salois şimdi “mauntaintop exeperience” adını verdiği ve daha önceleri de kullandığı modelini bu programı uyarladı. II. Dünya Savaşı’ ndan, Körfez Savaşı’ na kadar dizilen savaşların gazileriyle çalışmalarda bulundu. Resmi olarak programına “Savaş gazileri ve ailelerine ruhsal iyileştirme” adı verilir. O ve farklı alt yapısı olan üç uzman ki biri ateist; gaziler ve aileleriyle birlikte ruhsal yaraların açtığı izleri ve duygusal acıları saptamaya çalışıyorlar.

İlk görev, gazinin; çevresiyle, eşiyle, diğer insanlarla ve nihayet dünya ile ilişkili toplumsal bilinci yeniden kazanmasına yardım etmektir. Sonra Salois, İncil’ den pasajlar kullanarak suç, özür dileme ve affedilme kavramları üzerinde tartışmalar icra ediyor. Hatta İncil’ de, PTSD’ nin adı geçmese de ilgili bazı pasajlar olduğunu söylemektedir. “Onlar İncil’ i bulup okuyabilirler. İncil, bu modern çağda onlar için bir duyu ve bilinç oluşturabilir” dedi Salois.

Mahedy’ nin programı ve Salois’ in hedefi; en azından gazilerle Hıristiyanlık arasında yeniden ilişki tesis ederek kendilerinden daha yüce bir şeyin içinde inancın canlanmasıyla, yayılmış bir umutsuzluk duygusundan onları kurtarmak. Acılarını, travmalarını ya da davranışlarını unutturmak yeterli değil, esas olan ruhlarını huzura erdirmektir.

Travma Sonrası Ruhsal Bozukluk

Patience Mason

Savaş, bazı insanların ruhsal yaşamını takviye eder. Fakat gazilerin çoğunda gerçek bunun tam tersidir. Vietnam da yaşananlardan dolayı gaziler bazen lanetlenmiş olduklarını hisseder. Ya da Tanrı konusunda kırgınlık ve aldatılmışlık duygusu gösterirler. Özellikle, onlara eğer Tanrı’ nın bizim tarafımızda olduğu söylenmişse... Bu fikir, genç insanları kolayca etkiledi. Bir Vietnamlı’ ya her ne yapmışlarsa doğru olarak algılandı. Çünkü, Tanrı zafer kazanmalarını istiyordu. Fakat gören, yapan ya da duyan gaziler, olan şeylerin bazılarından aşırı bir şekilde taciz ediliyordu.

Bu olayların başıma gelmesine tanrı neden izin verdi? sorusu cevaplanabilir görülmüyor. Bildiğimiz; insan öldürmenin günah ve suç olduğudur. Ancak savaşta hayatta kalmak için insan öldürmek doğrudur. İşte, insan öldürmenin de psikolojik ve dinsel boyutta derin yaralar açtığı gerçeği bireyin yalnız başına kaldığında ya da vicdan hesaplaşmasında ortaya çıkar. Bu olayda bir çok insan için inanç bozukluğu yaratır.

Gaziler, tanrının onları terkettiğini hissedebilir. Onlar hayalkırıklığı, yılgınlık ve katı bir kızgınlık içinde olabilirler. Bu ruhsal izolasyon P.T.S.D olarak tanımlanır. Bu tanımı Vietnam gazi danışmanı Alan Cutter yapmıştır. Alan Cutter’ a göre P.T.S.D’ nin bu türü; sır tutmak, sessiz kalmak, içe kapanmak ve kendini dış dünyadan izole etmekle ilgili emarelerden meydana gelir. Bu durum ruhsal yapıdaki sorunların iyileşmesini ve kişiye yardımı zorlaştırır.

Hayatta kalabilmek için yaptıkları ya da yapamadıklarını bir kenara bırakıp, iyiliği tanımaya bir çok gazinin ihtiyacı var. Tedavi mümkündür. Ruhsal dayanakları geliştirerek yaşamı daha iyi kılabiliriz. Din ruhsal bir çalışma iskeletini önceden hazırlıyabilir. Çoğu insan için de bu durum gerekli değildir.

Tedavinin özel bir yapısı vardır. Size yarayanın ne olduğu sizinle ilgilidir. Ancak din adamlarının ifade ettiği “eğer sende benim inandıklarıma inanırsan, yaptıklarımı yaparsan ve benim kadar inancın olursa bu hastalıktan kurtulabilirsin” tezi konuyu özünden uzaklaştırır ve PTSD hastalığının gerçeğini gizler. Bu bir yanıltmadır. Bana göre bu bir ruhsal sömürüdür.

Bir arkadaşım tanrı kelimesini değişik yazıyor ve sürekli öyle kullanıyor. Bu da insanın algılama kapasitesindeki düzeyleri yansıtıyor.

Ben ruhsal yaşamı olan bir ateistim. “Benim dinim doğru, diğerleri yalnış” düşüncesi bana göre, mantık değeri taşımaz. Ayrıca inançlı olanların inançsız olanlar üzerindeki egemenliği insanları böler. Ben “12 adımlık” programın içindeyim. Bu program ruhsal yapımızı düzenlemeye yarayan bir programdır. Önemli olan doğruluğu değil işlevi ve işe yararlılığıdır. Ben inanıyorum ki, bir çok dinin yeryüzünde varolması ve onun pratiği, uygulanırlığı bizim ruhsal ihtiyaçları olan varlıklar olduğumuzun bir kanıtıdır. Bu gereksinimimizi çeşitli ruhsal kaynaklardan karşılarız.

Bu açık bir gerçektir ki, kimine doğru olan kimine yanlıştır. Çeşitli ruhsal çözümlerin olması insanın inanç dünyasını geliştirmiş ve hangi inanç sistemini benimsiyeceği de kişinin kendi öz iradesine bırakılmıştır. Tedavi sürecinde bazıları doğuştan kabul ettikleri dinin yardımıyla bazılarıda bunun dışında kendi inancıyla iyileşme gösterebilir....

İnanç dünyasını geliştirmek için bir gazi şu soruları kendine yöneltmeli; “ Hayatıma anlam ve amaç katan nedir? Kim ve neye güvenmeliyim, bunun dozunu nasıl arttırabilirim? ve süreç içinde güvenme duygusunu öğrenmeliyim”.

Öncelikle gaziler kendi öz dünyalarını keşfetmek ve hangi ruhsal kaynaktan besleneceğine kendisi karar vermelidir ve bu küçük adımlarla olur. Başka birinin ruhsal sisteminin önüne, arkasına geçmek bir anlam taşımaz. Kendi inanç sisteminizin yararlılığını savunmak ya da açıklamak zorunda değilsiniz. Esasen ruh aklın üzerinde bir olgudur.

Ruhsal niteliklerimizin düşündüğümüzden de çeşitli olduğunu görebiliriz. Örneğin şevkat, bağlılık ve cesaret gibi yüksek ahlaki değerler gaziler arasında yaygındır. Bağlılık duygusu gazilerde çok güçlü ve yoğun yaşanır. Kardeşlik duygusu gazilerde kutsallık kazanır. Hatta suçluluk duygusu bile yüksek ahlaki değerlerin yansımasıdır. Suçluluk hissetmeyen ahlaki duyguların önüne set çekendir.

Kutsallık olgusunu kiliseden aldık. Ama bu kutsallık olgusunu çevremizden ve kendi içselliğimizden de keşfedebiliriz. Hepimizin güzelliğe iletişime ve ibadete özlemi vardır.

Güzelliği nerede bulursunuz? İçsel aydınlanmaya, güneşin doğuşundan, yelkenliyle açıldığında, aidiyet halinde ve bir yaz bahçesi, bize zerafetin ve güzelliğin bir deneyidir. Cevabınız ne olursa olsun ortaya çıkan sonuç sizin ruhsal yaşantınızdır. Diğer bir yardım ise, tanrı kavramını statik olmaktan yani katı kuralcılıktan dinamik yaşamın içinde gelişen ve büyüyen bir şekilde algılamak ya da bir çerçeveye almaktır. İyi bir uygulama da beyaz bir kağıda neyin olmasını istiyorsanız onları listelemektir ve yavaş yavaş bunları gerçekleştirmektir.

Meditasyon ve dua’ da diğer bir tedavi yöntemidir. Dua ile şikayetler ve talepler ortaya konulur. Meditasyon da içselliğimizi açığa çıkarmak ve onu dinlemektir. Bu dinleme safhası başlarda zor olsada yavaş yavaş ilerleme sağlanır. Tanrı ve din hakkında daha çok araştırma ve bilgi edinme yollarını da açmak gerekir. Çocukluğunuzda okuduğunuz dinsel ve edebi pasajlara bugün yetişkin gözüyle baktığınızda şunu görebilirsiniz; yüzyıllar öncesi yazılan bu eserler size hala yol göstericidir. İnsanlarla konuşun, tartışın ve okuyun. Tüm bunlar sizlerin çocuksu yanlarınızı geliştirir.

Ruhsal Yaşamın Avantajları

1-) Bu bütüne bağlı olma duygusu yani aidiyet size kuvvet verir. İster bir kiliseye, bir cemiyete bağlı olun bu size uyum getirir.

2-) Acı, elem karşısında direnme, güvenmeyi arttırır.

3-) Tanrıdan gelme ve evrenin uyumu içinde yer alma duygusu PTSD’ yi haketmediğinizi ortaya koyar.

4-) Ulvi odaklara ve olgulara bağlı olma onların bir parçası gibi düşünme acı içinde kalmanızı engeller.

5-) Ruhsal destek almanız savaşla ilgili anılarınızı anlatmayı ve diğer travmaları tedavi etmeye etkilidir.

Özet Çeviri: Yavuz ALTAÇ

TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi

Türkiye Gazilerine Vefa Borcunu Ödüyor:

Tarihçe: Ülkenin dirlik ve birliği için mücadele veren Türk Silahlı Kuvvetleri 1995 yılının Mart ayında dünya kamuoyunun da yakından izlediği çok büyük çapta bir iç güvenlik harekatı icra etmek zorunda kaldı. Yürütülen bu operasyon, ülkede büyük takdirle karşılandı ve bütün yurdu çok büyük bir coşku kapladı. Bu arada Türk Milletinin hissiyatına tercüman olan Ankara Gezeteciler Çemiyeti ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu tarafından bir maddi destek faaliyeti başlatıldı.Türk halkının ordusuna her zaman gösterdiği şükran duygusu, bu girişimi kendiliğinden ve gönüllü olarak bütün ülkeyi ve yurt dışındaki vatandaşlarımızı kapsayan “Haydi Türkiye Mehmetçikle Elele” kampanyası haline dönüştürdü.

İşte Türkiye’ yi tek bir vücut, tek bir yürek haline getiren kampanya, 56 saat gibi çok kısa bir sürede, aziz milletimizin gönlünden kopan yardımlar bir çığ gibi büyüdü. Daha sonra, toplanan bu bağışlar 28 Temmuz 1995’ te Genelkurmay Başkanlığı’ na teslim edildi.

Genel Kurmay Başkanlığı karargahında yürütülen kapsamlı ve geniş katılımlı çalışmalar sonucunda, bu bağışlar ile ülke savunması ve terörle mücadele esnasında sakatlanan veya uzvunu kaybeden Gazi Mehmetçikler için hizmet verecek ve onları tekrar sağlıklı yaşamlarına döndürecek modern bir “Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi” kurulması kararlaştırıldı.

Hedeflenen bu yüce amacın bir vakıf eliyle gerçekleştirilmesinin ve yaşatılmasının daha uygun olacağının değerlendirilmesi üzerine kurucu üyeliklerini, sayın Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile Jandarma Genel Komutanının yaptığı “Türk Silahlı Kuvvetleri Elele Vakfı” doğmuş oldu.

Toplanan bu bağışlar ile halkımız hayırlı bir hizmetin yolunu açtı. Milletinin verdiği bu emaneti üstlenen Vakfımız, tesis senedinin 21 Nisan 1996 tarihli resmi gazetede yayınlanmasıyla kuruluşunu tamamlamış ve müdürlük 03 Haziran 1996 tarihinden itibaren Ankara’ da çalışmaya başlamıştır.

Gazilik mertebesine ulaşan Mehmetçiklerimizin rehabilitasyonlarını ve gerekirse yaşam boyu devamlı bakımlarını sağlamak amacıyla kurulan “Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi” Ankara ili, Çankaya ilçesi Bilkent yolu üzerindeki Lodumlu Bölgesinde 328.000 m2’ lik bir alan üzerine konuşlandırılmıştır. Tesisin temeli 09 Aralık 1996’ da dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel tarafından atılmıştır.

Vizyon ve Misyon

Çeşitli nedenlerle yetersiz ve engelli duruma gelmiş hastaların; sosyol yaşamlarındaki fiziki ve psikolojik zorlukları tek başlarına veya aileleri ile birlikte, güven duygusu içinde aşabilen bireyler haline gelmelerini sağlamak.

Kavram olarak koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinden farklı; ancak bu hizmetleri tamamlayıcı hekimlik uygulamaları ile genel sağlık hizmetlerine bütünlük kazandırarak; TSK personeli ve aileleri ve bunların emeklilerinin sağlık standartlarını yükseltmek, huzur ve mutluluklarına katkıda bulunmak.

Mükemmeliyet sınırlarını zorlayan yaratıcı ve bilimsel donanımları yüksek rehabilitasyon ve bakım ekipleri ile tıbbi rehabilitasyon alanında en iyisi ve örnek alınan öncü bir kuruluş haline gelmektir.

Hasta merkezli tedavi sistemini geliştirmek ve hastanın tedavi ekibinin değişmez mensubu olduğunu gerçekleştirmek. Ayaktan veya yatalaklı hastalara, güncel uluslararası bilimsel standartlarda hastane ve ev programları hazırlamak ve uygulamak.

Rehabilitasyon programına alınan hastaların muhtemel sağlık problemlerinin çözümünde merkezin kendi kendine yeterli seviyeye ulaşması. Engelli kişilerin üretken bir hayat standardına ulaşmalarını sağlıyacak assistif teknolojiyi geliştirmek.

Mahalli ve merkezi idarelerde, engelli hastaların korunmasına yönelik politikalar oluşturulmasına katkı sağlamak.

Rehabilitasyon eğitimi ve araştırmaları ile literatüre katkı yapmak.

Rehabilitasyon Bölüm şefliği

Poliklinikler

8 modern muayene odasından oluşmaktadır. Ayaktan hastaların kabul edilip, muayeneleri yapılmaktadır. Muayene olmak isteyenler randövu alarak merkezimize başvuracaklardır.

Nörolojik Rehabilitasyon Kliniği

125 yatak kapasiteli, akut bakım, spinal kord (omurilik) ve kafa travması rehabilitasyonu alt bölümleri ile tüm klinik hizmetlerinin verildiği bölümdür. Bu bölüm Türkiye’ de ilk defa modern yeniliklere uygun olarak spinal kord, beyin travması ve inme kısımları şeklinde ayrı ayrı oluşturulmuştur. Merkezimiz spinal kord rehabilitasyonunda Türkiye’ nin önde gelen sayılı kuruluşlarındandır. Travmatik beyin hasarlarına bağlı felçlerin rehabilitasyonunda Türkiye’ nin örgütlenmiş tek merkezidir. Ayrıca merkezimizde bulunan “scare pilot” çevre kontrol sistemlerini kullanamıyan hastaların yaşamlarını kolaylaştıran bir sistem olarak kullanılmaktadır. Bu sistem, sesle verilen komutlarla hastanın odasındaki pek çok şeyi kontrol etmesini sağlamaktadır. Örneğin hasta sözle uyarı vererek, yatağının baş ve ayak kısmını kaldırıp indirebilmekte, TV’ yi ve radyoyu açıp kapatabilmekte, odanın ve baş uçu lambasının açılıp kapatılmasını sağlamakta, hemşireyi çağırabilmektedir. Bu sistem her klinikte bir odada mevcuttur.

Ortopedik Rehabilitasyon Kliniği

125 yatak kapasiteli, romatolojik ve ortopedik rehabilitasyon alt bölümleri ile tüm klinik hizmetlerinin verildiği bölümdür. Kırık sonu sakatlıklar ortopedik bağ tamiri ameliyatları, her çeşit eklem sakatlığı ve romatoid artrit ile artoz sonu sakatlıklara sahip hastalar içindir.

Küçük Cerrahi Müdahale Kısmı

Bu bölüm iki ameliyathane ve 6 yataklı modern bir yoğun bakım ünitesinden oluşmaktadır. Merkezde yatan hastaların yatak yaraları, beyin sinir cerrahisi, plastik ve rekonstrüktif cerrahi ile üroloji ile ilgili ameliyatlar yapılmaktadır.

Hiperbarik Oksijen Ünitesi:

Hastanemizde tek kişilik bir hiperbarik oksijen ünitesi bulunmaktadır. Yatan hastaların bazı yaraları, kemik iltihapları ve iyileşmeyen yaralarının tedavisi yapılmaktadır.

Psikolojik ve Sosyal Hizmet Danışma Kısmı

Birimde, hasta ve ailenin psiko-sosyal profilini ortaya koymak, uygun görülmesi durumunda çeşitli psikolojik testleri uygulamak, kendilerinden, çevrelerinden veya fiziksel kayıplarından kaynaklanan problemlerini tespit etmek ve bu problemleri çözme becerisini kazandırmak, hasta ve ailenin rehabilitasyon sürecine aktif katılımını temin etmek, hasta - aile, hasta - rehabilitasyon ekibi, hasta - diğer hastalarla arasında sağlıklı ilişki ve iletişim kurmak ve olası problemleri ortadan kaldırmak, varolanları çözümlemek, hasta ve ailenin mevzuat çerçevesinde kanuni hakları hakkında bilgilenmelerini temin etmek, hastanın iş yaşamına ilişkin engellerini değerlendirerek, mesleki rehabilitasyon programına dahil edilmesini temin etmek ve iş olanaklarını değerlendirmek, rehabilitasyon sürecinde hasta - aile - rehabilitasyon ekibinde ortaya çıkan stres ve gerilimi azaltmak amacı ile sosyal faaliyetler düzenlemek gibi etkinlikler psikolog ve sosyal hizmet uzmanları tarafından yürütülmektedir. Ayrıca bu birimde halkla ilişkiler faaliyetleri adı altında, hastane tanıtımı için basılı ve görsel materyallerin hazırlanması, mesleki bilgi ve beceri düzeyini arttırmaya yönelik hizmet içi eğitim programlarını oluşturulması, personele ve hastalara yönelik sosyal faaliyetlerin düzenlenmesi çalışmaları yapılmaktadır. Bu bölümde sosyal hizmetler uzmanı, psikolog, sosyoyog, halkla ilşkiler uzmanı ve hukuk danışmanı hizmet vermektedir.

Tanı Tedavi Bölümü

Nörofizyoloji ve Biofeedback kısmı

Sinir ve kas hastalıklarında tanı koymayı sağlayan EMG,SEP,MEP incelemelerinin yapıldığı nörofizyoloji birimidir.Biofeedback kısmnda görsel ve işitsel uyarılara hastanın verdiği tepkinin değerlendirmesi ve geliştirmesi sağlanır.Biofeedback son yıllarda tıbbın pek çok alanında baş ağrısı ve hipertansiyon felç tedavisine kadar pekçok alanda kullanılmaktadır.

Hareket sistemi test kısmı Performans laboratuvarı

Her türlü solunum testi ile egzersiz sonrası kardiak performans ve kas gücünün değerlendirildiği laboratuvardır.Böylelikle tetraplejik hastalarda ortaya çıkan solunum yetersizliği değerlendirilir, tedavi sonrası gelişim gözlenir, hayat boyu takipte hastanın verilen egzersizleri evinde yapıp yapmadığı kontrol edilir. Kardiak performans ünitesi hastalar kadar sağlıklı kişilerin de kardiak kapasitelerini değerlendirmeye imkan verir.Bu bölümde fizyoterapist tarafından hizmet verilmektedir.

İzokinetik Laboratuvarı

Bel,kol,bacak kaslarının, kas gücünün bilgisayarlı dinamometre ile ölçüldüğü laboratuvardır.İzokinetik egzersiz, diğer kas egzersizlerine göre, hastaya kendini geliştirmesi için avantaj sağlar, kas gücünün dakik ölçümüne izin verir. Bu bölümde fizyoterapist tarafından hizmet verilmektedir.

Hareket Analiz Laboratuvarı

Yürüyüş paterni herhangi bir nedene bağlı olarak normalden sapan hastanın, yürüyüşünün normalden ne kadar saptığını, tedavi programının etkinliğini değerlendiren yedi infrared, iki dijital kamera ve bir platformdan oluşan laboratuvardır. Böylelikle hastaların yürüyüş bozuklukları tespit edilerek tedavi programı planlanır.Aynı zamanda ayak tabanı basınç ölçer ve gluteal bölge basınç ölçer cihazlarıyla Türkiye’de tektir. Gluteal bölge basınç ölçer, tekerlekli sandalyede oturan hastanın kalçalarına gelen basıncı ölçerek, hastaya uygun minder seçiminde rehberlik eder ve basınç yaralarının gelişim riskini en aza indirir. Bu bölümde uzman doktor ve fizyoterapist tarafından hizmet verilmektedir.

Egzersiz Kısmı

Nörolojik Egzersiz Salonu

Hastanenin spinal cord ve kafa travma kliniğinde yatan, nörolojik rahatsızlığı bulunan hastaların rehabilitasyonlarının yapıldığı salondur. Salonda hastaların egzersiz tedavileri fizyoterapistler tarafından yapılmaktadır. Bu bölümde hastaların kas kuvvetini ve koordinasyonunu arttırmaya ve eklem limitasyonlarını açmaya yönelik tedavileri son derece teknolojik cihazlar yardımıyla desteklenmektedir.

Ortopedik Egzersiz Salonu

Ortopedik ve Romatolojik rehabilitasyon kliniklerinde yatan hastaların rehabilitasyonlarının yapıldığı salondur. Bu salonda, fizyoterapistler tarafından yapılan egzersiz çalışmaları bu bölümde bulunan gelişmiş araç ve cihazlarla yürütülmektedir.

Ayaktan Hasta Egzersiz Salonu

Hastanenin fizik tedavi polikliniğinde muayeneye gelen ve egzersiz tedavisi uygun görülen hastaların fizyoterapistler tarafından tedavilerinin yapıldığı salondur. Hastalar salona her gün, randevu saatlerinde gelerek egzersiz tedavilerini yaparlar. Tedavileri bitiminde ev programları fizyoterapist tarafından hastaya verilir. Salon egzersiz tedavisini destekleyici cihazlarla donatılmıştır.

Pediatrik Rehabilitasyon Egzersiz Salonu

Fiziksel özür ve rahatsızlıkları olan 0 - 16 yaş grubu çocukların rehabilitasyonlarının fizyoterapist tarafından yapıldığı salondur. Salonda çocuk hastaların egzersiz motivasyonlarını arttırıcı ve tedavilerini destekliyici cihazlar ile tedavi araçları yer almaktadır. Çocuk hastalarla, yetişkin hastaların tedavilerinin ayrı ayrı yapılmasına olanak sağlayan bu salonda, ayaktan ve çocuk hastaların tedavileri yapılmaktadır.

El Egzersiz Salonu

Herhangi bir nedene bağlı olarak (kaza, hastalık, travma gibi) el fonksiyonlarını kaybeden hastaların bu fonksiyonlarını tekrara kazandırmaya yönelik tedavilerinin fizyoterapist tarafından yapıldığı salondur. Salonda ince el becerilerini yapmayı sağlıyan, ince el kaslarını kuvvet ve koordinasyonunu arttırmaya yönelik pek çok materyal bulunmaktadır.

Hidraterapi Kısmı

Hidroterapi-1 Hidroterapi-2 Hidroterapi bölümü, Hidroterapi - 1, Hidroterapi - 2, Ortopedik Tedavi Havuzu ve Nörolojik Tedavi Havuzundan oluşmaktadır.

Hidroterapi - 1 ve Hidroterapi - 2’ de girdap banyoları, galvani banyoları, zıt duşlar, kelebek bonyosu, basınçlı su duşu, fin hamamı ve su altı masaj banyosu bulunmaktadır. Hidroterapi tedavisinden amaç, hastanın tedavi bölgesine rahatlatarak, egzersiz tolerasyonunu arttırmaktır. Bu bölümde hastaya emanet yeri, soyunma ve duş imkanı sağlanmıştır. Birimde fizyoterapist ile masör görev yapmaktadır.

Ortopedik ve Nörolojik Tedavi Havuzları

Ortopedik ve nörolojik tedavi havuzlarında hastaların, suyun sıcaklığı ve kaldırma kuvveti özelliklerinden faydalanılarak, kasların kuvvetlendirilmesi, ve yine su içinde yapılan egzersizlerle spastik kaslarda gevşeme sağlanması gibi tedaviler yürütülmektedir. Ayrıca bu havuzların yanısıra bu bölümde oynar tabanlı havuzlar mevcuttur. Bu havuzların tabanı alçaltılıp, yükseltilerek suyun kaldırma kuvveti özelliğinden yararlanılarak ve su seviyesinde değişiklikler yapılarak hastanın tedavisi yapılmaktadır. Ayrıca havuzun dışının camla kaplı olması hastanın hareketinin dışarıdan gözlenmesine olanak sağlamaktadır. Hastanın su içindeki güvenliği yardımcı ekipmanlarla sağlanmaktadır. Ortopedi ve nöroloji havuzunda fizyoterapist hizmet vermektedir.

Elektroterapi Kısmı

Elektroterapi - 1,Elektroterapi - 2 ve Elektroterapi ünitesi olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Bu birimde hastalara ısı, ışık, elektrik vb. yüzeysel ve derin sıcaklık ajanları uygulanarak tedavi edilir.

Elektroterapi - 1

Nörolojik rehabilitasyon salonunda tedavi gören hastaların, elektroterapi tedavilerinin yapıldığı kısımdır.

Elektroterapi - 2

Ortopedik rehabilitasyon salonunda tedavi gören hastaların elektroterapi tedavilerinin yapıldığı kısımdır.

Elektroterapi Ünitesi

Polikliniklerde tedavi olduktan sonra elektroterapi tedavisi uygun görülen ayaktan hastalarla, romatoloji kliniğinde yatan hastaların tedavileri yapılır. Bu bölümde masör görev yapmaktadır. ünite, çok hızlı ve efektif hasta akışı sağlayacak tasarımda yapılmıştır. 15 tedavi odası mevcuttur. Her tedavi odası tek hastaya hizmet verecek şekilde planlanmıştır. Ünitede hastalar içi, emanet yeri, soyunma ve duş odaları bulunmaktadır. Elektroterapi kısmında fizyoterapist ve masör hizmet vermektedir.

Konuşma Terapisi Kısmı

Bölümün amacı, ses, konuşma ve yutma / yutkunma patolojisi ile ilgili bozuklukların tanı ve tedavisidir. Bu bölümde, travmatik konuşma problemleri, nörolojik konuşma problemleri, akıcı konuşma problemleri, artikülasyon problemleri ile yutma ve yutkunma problemlerinde ön görüşme ve tanı hizmetleri verilmektedir. Terapinin gerekli olduğu durumlarda ve uygun koşullarda belirtilen konuşma problemleri için bireysel olarak hazırlanmış terapi programları kişisel ya da grup terapi programlarıyla uygulanmaktadır. Bu bölümde bir konuşma pataloğu, psikolog ve fizyoterapist görev yapmaktadır.

Pediatrik Rehabilitasyon Kısmı

Bu bölümde fiziksel, zihinsel ve gelişim geriliği olan 0 - 16 yaş grubu, yatan ve ayaktan hastaların, rehabilitasyonlarına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu kısımda, fiziksel özre sahip çocuklara egzersiz yaptırılan egzersiz salonu ile tüm özür grubu çocukların eğitimsel ve gelişimsel aktivitelerinin yürütüldüğü oyun odası faaliyet vermektedir. Pediatrik Rehabilitasyon Kısmı’ nda psikolog, çocuk gelişim uzmanı, fizyoterapist ve hemşire görev yapmaktadır.

Meşguliyet Tedavisi

Meşguliyet tedavisi bölümünde, iş uğraşı terapisi uygulanarak günlük yaşam faaliyetlerinin (giyinme, yüz yıkama, yemek yeme, tuvalet, transfer aktiviteleri gibi) hastanın tek başına yapabilmesi, kendine yeterli hale gelmesi amaçlanmaktadır. Bölümde bir egzersiz salonu, daire (ev) şeklinde dizayn edilmiş bir alan ve yine özel olarak düzenlenmiş bir sokak, bu çalışmalar için kullanılmaktadır. Bu bölümde fizyoterapist görev yapmaktadır.

Mesleki Rehabilitasyon

Mesleki rehabilitasyon bölümünde amaç, hastaların var olan el becerilerini geliştirmek, ilgi duydukları alanlarda yeni mesleki becerilere sahip olmalarını sağlamak ve ayrıca kendilerine uygun program ya da programlarda fiziki anlamda gelişmelerine katkıda bulunmaktır. Bu bölümde toplam olarak 9 atölye bulunmaktadır. Bu atölyeler şunlar: *Seramik Atölyesi . El Sanatları *Bilgisayar . Fotoğrafçılık *Ağaç İşleri . Matbaa *Örgü - Dokuma . Metal İşleri *Resim ve Sergi Salonu.

Ortez ve Protez Kısmı

Ortez - Protez kısmı, doğuştan veya travmaya bağlı olarak alt ve üst ekstremite ve omurganın foksiyon kayıplarının giderilmesine yönelik protezlerin ve mevcut okstremito ve omurganın foksiyon kayıplarının giderilmesine yönelik ortezlerin yapıldığı ve hastaya tatbik edildiği bölümlerden oluşmaktadır. Protez, olmayan bir organ veya vücut kısmını telafi amacıyla kullanılan yardımcı cihazdır. Ortez ise, bir vücut kısmını dinlendirmek amacıyla kullanılan cihazlardır. Böylelikle oluşmuş organik kayıplar, yapılan cihazlarla giderilir, hasta kendi başına işlerini görebilir ve topluma ayak uydurabilir hale gelir. Bu bölümde, fiziki tedavi uzmanı doktor, biomedikal mühendis, teknisyen, ortez - protez teknisyeni hizmet vermektedir.

Bu bölümde rehabilitasyon programını destekleyici çeşitli sportif aktiviteler ve oyunlar aracılığıyla hastaların fiziksel yeteneklerini, denge ve koordinasyonunu arttırmak, ekip içerisinde paylaşma, yardımlaşma, özveride bulunma ve mücadele ruhu kazandırmak, bedensel veya ruhsal olarak onları dengeli bir hale getirmek gibi hedefler doğrultusunda çalışmalar yapılmaktadır.

İki ayrı spor salonunda basketbol, masa tenisi, bilardo, handbol, fitness salonları, okçuluk, halter, eskrim, labut etkinlikleri ile dış spor aktiviteleri olarak düzenlenmiş atletizm pisti, tenis kordu, voleybol, basketbol ve futbol sahaları yer almaktadır. Tüm bu çalışma alanları ve imkanları merkezde tedavi görmeyen Gazilerimiz ve diğer TSK personelinin hizmetine de sunulmuştur. Spor salonlarında, beden eğitimi öğretmeni, sosyal hizmet uzmanı ile yardımcı bir ekip hizmet vermekteder.

50 Yataklı Bakım Merkezi Bu birim, 50 yataklı bakım ünitesi ile yoğun bakım ünitesinden oluşmaktadır. Bakıma muhtaç ve kimsesiz malül gaziler, muharip gaziler ve TSK personeli ile emeklilerin faydalanabilecekleri bu bölüme hastalar, bakıma muhtaçlığı GATA ve / veya TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi sağlık kurulu raporu ile belgelenen ve bağlı bulunduğu kuvvet komutanlığı ile Jandarma Gen. Komutanlığı’ ndan veya ikamet ettiği yerin mülki amirliğinden ya da mahalle muhtarlığından alınan belge ile kimsesizliği onaylanan ve merkez başkanlığınca uygun görülen (malül gazilere öncelik tanınacak şekilde) istifade edeceklerdir.

Eczane ve Sıhhi İkmal Kısmı

Sıhhi ikmal kısmı, hastanenin ihtiyacı olan tüm sağlık malzemesinin ikmalini yapar. Gerekli olan malzemelerin tespitini yaparak bu istekleri alıma hazır hale getirmekle sorumludur. Eczane kısmı, ayaktan hastaların yararlanacağı poliklinik eczanesi ile yatan hastalara hizmet veren klinik eczanesi bölümlerinden oluşmaktadır. Ayrıca poliklinik eczanesi aynı zamanda acil eczanesi olarak da kullanılmaktadır. Bu birimde, eczacı, eczacı teknisyeni hizmet vermektedir.

Görevi

Hareket sistemi özürlü hastaların ayaktan ve yatarak rehabilitasyonunu planlamak ve yürütmek; Tedavi sonuçlarını değerlendirerek, ortaya çıkacak tıbbi, cerrahi, psikolojik ve sosyal problemleri çözmek,

Rehabilitasyon programına alınan hastaların tanı ve tedavisinde ilgili birimlere mekan, personel malzeme ve teknik bilgi desteği sağlamak,

Hastaların laboratuvar, radyolojik, ürodinamik tetkik ve analizlerini yapmak, dış sağlığını temin etmek,

Hastane için gerekli olan ilaç ve diğer tıbbi sarf malzemesinin temini ve bunların kayıtlarını tutmak,

Hak sahibi personelden devamlı yatağa bağlı olanlar ile bakacak kimsesi bulunmayan fiziksel sakatlara barınak sağlamak ve bakımlarını yapmak.

TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi Başkanlığı 06540 Lodumlu Yolu BİLKENT - ANKARA

TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi (Santral) 0.312. 291 10 00 - 99

TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi (Randevu) 0.312. 291 12 12 TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi (Fax) 0.312. 291 11 65

GATA Tlf:0.312. 325 12 11

TSK Reh. ve Bkm. Mrk. Ambulans 0.312. 291 17 73 Hızır Ambulans 112

GATA Ambulans 0.312. 304 11 12

Kaynak: http//gata.edu.tr

Hazırlayan: Çiğdem Bayrak

Gülhane Askeri Tıp Hastanesi

Gülhane Sağlık Vakfı

TANITIM

Her alanda gelişmekte olan ülkemizin çok pahalı olan sağlık hizmetlerine bütçeden büyük ödenekler ayrılmaktadır. Başdöndürücü bir hızla gelişmekte olan dünya tıbbının gerisinde kalmamak ve Türk tıbbının gelişme dinanizmini hızlandırarak Türk vatandaşına layık olduğu en yiy sağlık hizmetini verebilmek için ilave kaynaklar yaratmak arzusundayız. Bu düşüncelerle 21 Temmuz 1992 tarihinde GÜLHANE SAĞLIK VAKFI (GÜLSAV) kurulmuştur. Vakfın merkezi ANKARA’ dır. (GATA / ETLİK). Vakıf zamanın MSB. Sayın Nevzat AYAZ, Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Fikret KÜPELİ, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanı Y. Ömer SARLAK ve 17 kişilik mütesebbis heyeti tarafından 150.000.000 (Yüz Elli Milyon) TL. nakit para ile kurulmuştur. Yurdumuzda ve yurt dışında örnek bir tıp merkezi olarak hayli bir üne sahip olan, Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) ve diğer Asker Hastaneleri, barışta, savaşta, iç güvenlik harekatında, deprem, sel, yangın gibi doğal afetlerde başta ohal gazilerimiz olmak üzere Türk Silalı Kuvvetleri personeli ve dost ve müttefik ülke silahlı kuvvetleri personeli ile Türk halkının hizmetinde olmaktan gurur duymaktadır. Böylesine kutsal bir amaca yönelik olarak kurulan bu vakıf (GÜLSAV), siz hayırseverlerin bağış ve katkılarıyla büyüyecek, gelişecek ve sizlere daha iyi sağlık hizmeti verilmesine katkıda bulunmaya devam edecektir.

VAKFIN AMACI

GÜLSAV kamu yararına hizmet veren sosyal içerikli bir kuruluş olup amacı, Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Askeri Sağlık Kuruluşlarının sağlık hizmetlerini daha iyiye götürmektir.

VAKFIN FAALİYETLERİ

a. Kurulmuş bulunan sağlık tesislerinin bünyesinde pavyonlar, sağlık birimleri gibi kısımlar açmak, açılması için yardımlarda bulunmak,

b. Sağlık tesislerinde ihtiyaç duyulacak malzeme ve teçhizatın temini yönünde faaliyetlerde bulunmak,

c. Sağlık alanındaki başarılı bilimsel çalışmaları teşvik etmek,

d. Vakfın amacının gerçekleştirilmesi amacıyla, şirketler kurmak, kurulmuş şirketlere iştirak etmek,

e. Amacının gerçekleşmesi için gerekli diğer faaliyetlerde bulunmak,

VAKFIN ORGANLARI

a. Genel Kurul

b. Yönetim Kurulu

c. Denetleme Kurulu

d. Genel Müdürlük

GENEL KURUL

a. Gülhane Sağlık Vakfının Mütesebbis heyeti üyeleri.

b. Genelkurmay II’ nci Başkanı,

c. Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı.

d. Genelkurmay Personel Başkanı.

e. Genelkurmay Lojistik Başkanı.

f. Genelkurmay Sağlık Daire Başkanı

g. Genelkurmay Personel Daire Başkanı

h. Kuvvet Komutanlıkları (Jandarma Genel Komutanlığı dahil) Lojistik Başkanları.

i. Kuvvet Komutanları (Jandarma Genel Komutanlığı dahil) Personel Başkanları.

j. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanı, Dekanı, Baştabib Yardımcısı, Bölüm Başkanları ve Anabilim Dalı Başkanları ile GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanı ve Bölüm Başkanları

k. Milli Savunma Bakanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları (Jandarma Genel Komutanlığı dahil) Sağlık Dairesi Başkanları.

l. Genel Kurmay ve Kuvvet Komutanlıkları, (Jandarma Genel Komutanlığı dahil) Adli Müşavirleri.

m. Gülhane Sağlık Vakfı (GÜLSAV)’ a kuruluş aşamasında 5.000.000 - (beşmilyon) TL. üzerinde bağışta bulunmuş olanlar.

n. 600 yataklı asker hastanesi Baştabibleri.

o. Kuvvet Komutanlıkları (Jandarma Genel Komutanlığı dahil) Komptrolörlük Daire Başkanları.

p. Milli Savunma Bakanlığı Bas Hukuk Müşaviri, Davalar Dairesi Başkanı. Genel Kurul yılda bir defa toplanır.

Gerekli görüldüğünde genel kurul olağanüstü toplantıya çağrılabilir.

YÖNETİM KURULU

Vakıf Yönetim Kurulu Genelkurmay II’ nci Başkanı’ nın Başkanlığında aşağıdaki üyelerden oluşur:

a. Genelkurmay Lojistik Başkanı,

b. Genelkurmay Sağlık Dairesi Başkanı,

c. Genelkurmay Adli Müşaviri,

d. Gülhane Askeri Tıp akademisi Komutanı,

e. Gülhane Askeri Tıp akademisi Komutanı Bilimsel Yardımcısı,

f. Genelkurmay SPKYD Başkan,

g. Mili Savunma Bakanlığı Maliye Dairesi Baskanı,

h. Genel Kurulun kendi içinden veya dışarıdan seçeceği iki üye,

Vakfın bütün işleri, genel hükümler gereğince Yönetim Kurulu tarafından yürütülür. Yönetim Kurulu ayda en az bir defa Yönetim kurulu Başkanının başkanlığında toplanır.

DENETLEME KURULU

Denetleme Kurulu, Genel Kurul adına Genel Müdürlüğün çalışmalarını ve hesaplarını denetlemek için kurulmuş bir organdır. Denetleme Kurulu, Genel Kurulun üç yıl için kendi içinden veya dışarıdan seçeceği en çok üç üyeden oluşur.

GENEL MÜDÜR

Genel Müdür Vakfın cari işlemlerini yürütmek, Yönetim Kurulunun vakıf senedi hükümleri gereğince haiz olduğu şartlar içerisinde devredeceği yetkileri kullanmak ve Yönetim Kurulu kararını uygulamak üzere Yönetim Kurulunca tayin edilir.

VAKFIN GELİRLERİ

a. Gerçek ve Tüzel kişilerin vakfın amacına aykırı olmayan şartlı veya şartsız olarak yapacakları menkul veya gayrimenkul bağışlar, ölüme bağlı tasarruflar ile intikal edecek para, taşınır - taşınmaz malları, kıymetli evrak, hisse senetleri veya fikri haklar,

b. Vakfın adına yapılan yardımlardan elde edilecek gelirler,

c. Vakfın amacı doğrultusunda yapacağı faaliyetlerden ve gerek görülürse vakıf tarafından amacı doğrultusunda faaliyet göstermek üzere kuracağı širketlerin faaliyetlerinden elde edeceği gelirler,

d. Tahsis olunacak intifa hakları,

e. Diğer yardımlar ve sair gelirler,

GELİRLERİN TAHSİSİ

Vakıf yönetimince yıl içinde elde edilen gelirlerin %20’ si idame masrafları ile ihtiyatlara ve vakıf mal varlığını arttıracak yatırımlara, kalan %80’ i ise vakıf amaçlarına ayrılır ve harcanır.

BAGIş KABÜLÜ

Kutsal bir amaca yönelik olarak kurulan GÜLSAV, hayırsever vatandaşların küçük, büyük bağışlarıyla büyüyecek, gelişecek, güç kazanacaktır. Bu bağışlar sağlık hizmetlerine dönüşerek sizlere geri dönecektir.

TELEFON 0.312. 323 21 22 FAX 0.312. 325 37 87

BANKA HESAP NUMARAMIZ Ziraat Bankası Gülhane Bürosu 76889 Nolu Hesap

ADRESİMİZ GÜLHANE SAĞLIK VAKFI GATA İÇİ 06010 ETLİK/ANKARA

İNTERNET http://.gata.edu.tr

Hzr: Çiğdem BAYRAK

Hazırlayan Serdar ALTINSIR

.....YURTTAN DÜNYADAN .....YURTTAN DÜNYADAN .....YURTTAN DÜNYADAN.....

Washington’ da Kore gazileri anıldı

21.01.2002’ de ABD Savunma Bakanlığı ile Türk ve Amerikan Kore gazileri cemiyeti tarafından düzenlenen bir törenle ABD Başkanı tarafından Kore Türk Tugayına madalya verilişinin 51’ nci yıldönümü anıldı. Mall diye bilinen büyük parkta yeralan Kore Gazileri anıtında yağmur altında düzenlenen törende önce Amerika’ da yaşayan Türk Kore gazileri bir çelenk koydu. Özel kıyafetleriyle törene katılan Türk gazilerden sonra Türk askeri ataşeliğide anıta çelenk koydu. Gece de Washington’ daki Türk büyükelçiliğinde düzenlenen törende günün önemi anlatıldı ve saygı duruşunda bulunuldu. Bu yılki törene ilk kez aralarında Amerikan kara kuvvetleri kamutanı da dahil Amerikan silahlı kuvvetlerinden yüksek rütbeli çok sayıda subay katıldı. Gaziler biraraya gelince tarihi anılarını birbirleriyle andılar. .

Bursa’ ya Gazievi

Bursa, bir ilki daha gerçekleştirerek, Türkiye’ nin ilk Gazievi’ ni inşa ediyor. Muharip Gaziler Derneği Bursa šubesi tarafından yaptırılacak olan Gazievi’ nin temeli, Vali Ali Fuat Güven, MHP Bursa Millet Vekili Orhan šen, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Nuri Güneş, Emniyet Müdürü Reşat Altay ve Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’ in de katıldığı bir törenle atıldı. 75 milyar liraya mal olacak ve mağdur durumdaki gazilerin konaklama amacına yönelik Gazievi Karaman Mahallesi’ nde arsası Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tarafından tahsis edilen 100 metrekarelik alana kurulacak. Arsayı veren Bosbey’ in, inşaat çalışmalarına yardımcı olacağına dair söz vermesi sevindiricidir. Törende konuşan Bursa Valisi Ali Fuat Güven, gaziler için yapılan çalışmalara destek sağlanması gerektiğini, çünkü onların ülke insanını ve ülkeyi savunmak için fedakarlık gösterdiğini vurgulayarak, ‘Bizler de onlarla dayanışma içinde olmak ve kendilerine yardımda bulunmak zorundayız’ dedi.

Muharip Gaziler Derneği Bursa şubesi Başkanı Metin Sarı, ihşaatın çok fazla uzun sürede tamamlanmaması için Bursalılar’ ın desteklerine gereksinim duyduklarını ifade ederek, orada bulunan protokol üyelerinden yardımcı olunacağı konusunda söz aldı. Dernek Başkanı Sarı, Gazievi inşa etmekteki amaçlarının, Bursa’ ya gelip kalacak yer bulamayan, otel arayan ya da parasızlık yüzünden parklarda yatmak zorunda kalan gazilerimize barınma olanağı sağlamak olduğunu anlattı. Gazievi tamamlandığında 20 yatak yanında bir de kütüphaneye sahip olacak.

Butona hep birlikte basarak temele ilk harcı koyan protokolun, şefkatli ellerini gazilerimizin üzerinden hiç çekmemeleri gerekir, diye düşünüyorum. 7 Ağustos 2001 Akşam Gazetesi (Ersel PEKER)

İngiliz gazilerin haksız vergi kesintisine uğradığı ortaya çıktı.

23 Ocak 2002’ de The Daily Telegraph gazetesinde yer alan haberde, İngiltere Savunma Bakanlığı’ nın yaklaşık 50 yıldır savaş gazileri ve bunların dul ve yetimlerinden haksız yere vergi kesintisi yaptığı ve bu yolla gazi maaşlarını milyonlarca sterlinle ifade edebilecek kadar eksik ödediği bildirildi.

The Daily Telegraph gazetesinin konuyla ilgili haberine göre, eksik ödemelerde tamamen Savunma Bakanlığı hatalı. Kore Savaşı ile Malezya, Süveyş, Kenya, Kıbrıs, Aden, Borneo, Kuzey İrlanda ve Umman gibi bölgelerde yaşanan çatışmalarda yaralanarak malulen emekli edilen bu kişilerin muaf tutulmaları gerektiği halde vergi ödediklerine dikkat çeken gazete, bakanlığın büyük bir hak gaspı yaptığını öne sürdü. Falkland savaşı, Körfez savaşı, Bosna ve Kosova savaşları ile Sierra Leone’ de yaşanan çatışmalar sırasında yaralanan gazilerinin pek çoğunun maaşlarının bağlanması sırasında da hatanın sürdürüldüğünü belirten gazete, hatanın bir gazinin uğraşı üzerine çıktığını bildirdi. Söz konusu gazinin bakanlığı 4 yıl boyunca hata konusunda uyardığı, ancak her seferinde “her şeyin normal olduğu” yanıtı aldığını belirten gazete, sonunda bir bakanlık yetkilisinin hata yaptığını kabul ettiğine işaret etti. Hatalı ödeme yapılan gazilerin çoğunun bugün artık hayatta olmadığına da dikkat çeken gazete, yanlış vergi kesintilerinin bu kişilerin mirasçılarına geri ödenmesi gerektiğini, bunun da büyük bir kargaşaya yol açtığını belirtti.

Avustralya Askerleri Kobay Olarak Kullanmış

İngiliz nükleer denemelerinde havaya zayıflatılmış uranyum salındığını kabul eden Avustralya hükümeti, kobay olarak kullanılan Avustralya askerlerinin sağlık taramasından geçirileceğini açıkladı.

Avustralya topraklarında 1952 ve 1957’ de 12 atom bombası denemesi yapılmıştı. İskoçya’ nın Dundee Üniversitesi’ nden Sue Rabbit Roff, eline geçirdiği bir belgenin, İngiltere’ nin, Avustralya’ nın güneyindeki Maralinga’ da yaptığı nükleer denemelerde, radyoaktiviteye karşı geliştirilen giysileri askerler üzerinde denediğini gösterdiğini açıklamıştı. Bunun üzerine ingiltere Savunma Bakanlığı, 20 kadar ingiliz, Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerden, Maralinga’ daki denemeden 3 gün sonra, denemenin yapıldığı bölgede, üzerindeki söz konusu giysilerle sürünerek ilerlemeleri, yürümeleri ve otomobille gitmelerinin istendiğini doğrulamıştı. Federal Savaş Gazileri İşleri Bakanı Bruce Scott, 14 yıl önce bir kraliyet araştırma komisyonunun Maralinga denemelerinde zayıflatılmış uranyum kullanıldığı saptandığını, ancak o zaman hükümetin bu bilgi üzerine harekete geçmediğini söyledi. Scott, hükümetin gelecekte denemelere katılan Avustralyalı askerlerin listesini yayınlayacağını, bunun ardından katılanların sağlık durumları ve ölenlerin ölüm nedenleri üzerinde araştırma yapılacağını söyledi. .

Gazilere Tüp Bebek

Terörle mücadelede yaralanan gazilerin tedavileri de GATA’ da yapılıyor. Ele nakledilen ayak parmakları, uzatılan kemikler, yeniden yapılan topuklar GATA’ nın sıradan operasyonlarından bir kaçı.

Tekerlekli sandalyeye mahkum kalan gazilere de yeni hayatlarına GATA’ da hazırlanıyor.

Baba olmak isteyen gazilere de tüp bebek hizmeti veriyor..

şehit polis aileleri bakanlığı dava etti

Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ile 5 koruma polisinin şehit edildiği suikastın ardından, şehit ve yaralı 5 polisin yakınları İçişleri Bakanlığı’ ndan tazminat istedi. Bakanlık ise tazminatı Okkan suikastında tetik çeken ve 14 kişinin öldürülmesi, 7 kişinin de yaralanması eylemlerine katıldığı gerekçesiyle idam istemiyle yargılanan şeriatçı terör örgütü yöneticisi Mehmet Fidancı’ dan tahsil etmek için DGM’ de müdahil olmak istedi. Bakanlığın talebi mahkeme tarafından reddedildi. Bunun üzerine şehit yakınları, İçiçleri Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtı.

TERÖR GAZİLERİ REHABİLİTASYON MERKEZİ

İzmir Büyük šehir Belediyesi Terör Gazileri Rehabilitasyon Merkezi, terör gazilerinin rehabilitasyonu için kurulmuştur. Buca’ da yer alan merkezde, gazilerimizin çeşitli el emeklerini yapmaları ve bunları sergileyerek satışa sunmaları sağlanmaktadır. Tlf: 0.232. 440 55 76.

ALKOLİK KOBAY BİLE ÜRETTİLER

GATA tıbbi araştırmalara da büyük yatırım yapıyor. Alkolizm ve madde bağımlılığı tedavisinde yeni bir çığır açma gayretinde bilim adamları var.

Gülhane’ de Eczacı Yarbay Tayfun Uzbay bunlardan biri. Alkolizmi araştıran Uzbay, “Araştırma için alkolik kobay getirtmek onbinlerce doları buluyordu. Biz de kendi alkolik kobayımızı ürettik. şimdi yapacağımız buluşlarla Türkiye’ ye para kazandırmayı hedefliyoruz”. .

Sayfa Başına Dön
Cenk GÜÇLÜ
s