Hükümet “Gazilik Komisyonu” Kursun!;
Bu ay Gaziler “Gaziler Günü Resmi Tatil ilan Edilmeli” kapağı ile çıkıyor. 19 Eylül, doğrudan kapağın konusunu belirliyor. Dolayısıyla mutfağımızda bu konuyu netleştirmek için fazla tartışmıyoruz. Başka konularla bu konu arasında seçim yapmakta zorlanmıyoruz.Nihayet bu kapağı yapmaya karar verdik. Bu kapak, Türk basın ve medyasının gazilere karşı bir borcu olduğunu hatırlatmayı hedefledi. Çünkü Türkiye’de gazilerle ilgili konuları her sayısına, büyük ciddiyet ve dikkatle sayfalarına taşıyan Gaziler gibi bir derginin “sağır”,”kör”,,”dilsiz” olması pek olanaklı değildir.Bilindiği gibi Gaziler Günü bir yanlışın düzeltilmesi sonucu karara bağlandı. 2000 yılında Ecevit hükümeti, şehit ve gazi nüfusunun terörle mücadelede artmasıyla birlikte, olumlu ve önemli bir adım attı: Gaziler Günü ve Haftasını kabul etti.Bir yıl sonra hükümet bir genelge yayınladı. Kıyamet koptu. Terör Mağdurları Derneği (TMD), haklı olarak ayağa kalktı. Konu, özetle, başbakanlık genelgesinin şehitler ve gaziler günü ve haftasının birlikte kutlanmasını içermesine karşı TMD’nin koyduğu haklı tepkiydi. şöyle demişti TMD Başkan Yardımcısı Hamit Köse: “Can veren şehitlerimizin ölümünü kutlamak bize yakışmaz. Onları anmak gerekir. Bu durum evlat acısını tanımayanlara yakışır.”Sonra durum düzeltildi. 18 Mart şehit Günü ve Haftası, 19 Eylül Gaziler Günü ve Haftası olarak birbirinden ayrıldı. şehit günü“anma”ya Gaziler Günü “kutlama’ya odaklanmış törenlerin programlarını temellendirdi.Hatalar yapılır ve dönülür. Buraya kadar tamam. Ancak bir meseleye üstünkörü mantık ile bakılıp bakılmadığını bizlere gösteren kriter nedir? Ciddi mi bakıyorsunuz, yoksa öteliyormusunuz? sorularına yanıt gerekiyor.Hepimiz, yaşadığımız coğrafyanın, bize, güç koşulları dayattığını biliyoruz. Bir yandan demokratik adımlar atıyoruz, ancak, her adımın karşılığında güvenlik meselesi de bir başka yandan bakıyor. insan hakları güvenlik içinde değilse neye yarar?Dolayısıyla güvenlik sorunu temel sorunlarımızdan biri, belki de en önemlisi. Çok boyutlu bir mesele; güvenlik sorunu. Diplomasi, asker, silah gibi araçlarla bu sorunu çözmeye çalışabilirsiniz. Ancak gazilik olgusu ile bağlayamazsanız, başarınız taçsız olacaktır.
Nasıl? sorusu ilk akla gelendir.
Bakınız, savaşın bir gidiş bir de dönüş maliyeti vardır ve hesaplanır. Gelişmiş ülkeler bu hesabı yapmışlar; Milli Savunma Bakanı ve
Gazi Bakanı aynı masadalar.Bir savaşın içindeyiz; terörle savaşıyoruz. Ve konumumuz gereği, dışında kalamayacağız bu savaşın.Terör savaşı’nda güçlü olmak, tehditleri boşa çıkarmak, saldırganı caydırmak ve de savaşın dönüş maliyetini yapmak için gazilerimize dönüp bakmalıyız. Onlara duyarlı olmanın yetmediğini gösterecek tavır ve davranışlar içine girmeliyiz.Türkiye genelinde 19 Eylül Gaziler Günü ile ilgili anket yaptığımızda, çıkan sonuç bizi şok etti, vatandaş gazilerine kayıtsız,
ilgisiz. Hiç bir sebep bu yaklaşımı haklı çıkaramaz. Ama gerçek bu. Hepimiz suçluyuz.Sesli düşünelim; sizi seven biri, saldırganı etkisiz hale getirmek ve sizi korumak amacıyla kavgaya giriyor. Saldırgan onarılmaz bir yerden sizi ölümüne seveni yaralıyor. Sonuçta sakat kalıyor.
Arkanızı döner gider misiniz?
“Benim için kendini tehlikeye atmasaydı aptal” dermisiniz?
Elbette koca bir “HAYIR!” diyeceksiniz.
“Ben vefamı ve borcumu, o şahsa, ölene dek öderim” diyeceksiniz.insan vicdanı, öyle güçlüdür ki, bunları, söyletir, içindeki bene.O zaman hareketlerinin. Kımıldayın. Vefa borcunuzu ödeyin. Saygınızı ve sevginizi somutlaştırın. Gaziler Günü’nün “resmi tatil” ilan edilmesi için yetkililerin üzerine gidin.Erdoğan Hükümeti ağır bir sorumluluk altındadır. Hükümet derhal ve acilen Türkiye’nin genelinde gazilikle ilgili gelişmeleri izleyecek, bir komisyon oluşturmalıdır. Önümüzdeki yıl Gaziler Günü’nü resmi tatil ilan etmelidir. Askerlik çağı geldiğinde, askere gönderirken neler hissettiniz, ne yaptınız?Uğur Saykal: Her asker annesi gibi bende coşkuluydum. Düşünün, zor bir uğraştan sonra çakı gibi bir delikanlı sizin eseriniz olarak karşınızda duruyor. Bu büyük bir mutluluk. Asker eğlencesi adı altında yapılan küçük şölende, onu izledim, mutluydu, ülkesi için bir şeyler yapmaya çağırılmıştı. Verilen görevi bir an önce yerine getirmenin enerjisiyle doluydu.Ama doğrusunu söylemek gerekirse bir takım endişelere ve korkulara sahiptim.
En temel soru acaba sağ salim dönebilecek miydi?
işte bu beni ürkütüyor ve endişeye sevk ediyordu. Çünkü anne olmak gerçekten farklı bir durum.
Terörün yoğun olduğu ya da olmadığı bir bölgede askerlik yapması hususunda ne düşündünüz?
Uğur Saykal: Öncelikle şu görüşteyim; Türkiye bir bütündür, her askerlik çağına gelen, ülkenin neresi olursa olsun, gidip askerliğini hakkıyla yapmalıdır. Bu bir vatandaşlık görevidir. Bu nedenle bu ayrıma gitmedim ve çocuğum şırnak’ta asteğmen olarak göreve çağrıldı. Vatanın bölünmez bütünlüğüne göz dikenlerle mücadeleye davet edildi. Endişe ve korkum olsa da ne yalan söyleyeyimaynı zamanda gururlandım. Çünkü bu görev oğluma verilmişti. Ve ben ayrıcalıklı bir anneyim. Artık şehitlik ve gazilik olgusu bana yakındı. şehit ya da gazi olması elbette bir anne için acı bir durum.Ama kaç anneye nasip oluyor?
Hani şairin dediği gibi “sen yanmasan, ben yanmasam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” Sakın yanlış anlaşılmasın savaş taraftarı değilim. Ama düşman kapıya dayanırsa çocuğumun siperinde bende bulunurum.Askerlik görevini başarıyla tamamladıktan sonra eve dönüş yapan oğlunuzu nasıl gördünüz?Uğur Saykal: işte bence bu soru çok önemli. Sağ salim eve döndüğü için Allahıma şükür ettim. Üstelik ordunun verdiği başarı belgesi beni çok onurlandırdı. Oğlum gerektiği gibi görevini yerine getirmişti. Ancak bir şey vardı. Bazı değişiklikler ilgimi çekti. Oğlum içe kapanmıştı. Askerlikle ilgili anılarını anlatmıyordu. Oysa komşunun oğlu askerlik hatıralarını anlatırken herkesi güldürüyordu.
Çünkü o askerliğini izmir’de yapmıştı. Ama benim oğlum askerlikten söz edildiğinde konuşmuyordu. Sonradan agrasif olmaya başladı.
Bir gün ciddi bir sebep yokken, adeta çıldırmış gibi evde cam, masa, biblo, sandalye gibi eşyaları kırdı döktü. Hatta cep
telefonumun kartını alıp kesti. işte o zaman oğlumdan korktum. Bu çocuğu böyle değiştiren neden neydi? Bu durumu anlatmakta çok
güçlük çektim.
Oğlunuzun gazi kimlik kartı varmı, gazi olarak kabul edilmiş mi?
Uğur Saykal: Gazilik ünvanı alamadı. Dolayısıyla gazilerimizin yararlandığı haklardan mahrum. Neden? Evet sağ sağlim eve döndü. Ama nereden, savaş alanından, suçu şehit olmaması mı, yada bacağını, kolunu, gözünü kaybetmemesi mi? Kim, hangi hakla savaştan dönene gazi ünvanı vermiyor, anlamış değilim. şimdi komşunun oğlu ile benim oğlum farklı askerlik yaptı.
O hanım ile benim aramda bir farklılık yok mu?Ne gibi farklılıklar var?
Uğur Saykal: Bakınız, komşum olan kadın, çocuğu askerken rahatlıkla haber alabiliyordu, telefon ile irtibat kurabiliyordu. Oysa ben ve benim gibi annelerin durumu böyle değildi. Günlerdir haber alamadığım oldu. Televizyonda sadece o bölgede askerlik yapanların haberlerinden başka bir şeye kilinmemiştim. Bir asker şehit düştümü, onun adını geçen alt yazıya dalıp, sonucu öğreninceye kadar geçen süre bana cehennem azabı yaşatıyordu. Oğlumun ismi yazılmadığı için seviniyor, ama şehit düşen asker için de üzülüyordum. Aylar böyle geçti. Nişanlısı ve ben, her gün, gelecek kötü bir haberin korkusuyla yaşadık. O benim tek çocuğumdu. Onu yitirmek benim için yaşamın sonuydu.
şimdi çocuğunuz döndü, onunla ilgili ne düşünüyorsunuz
Uğur Saykal: Tek istediğim çocuğumun hakkı olan gazilik ünvanının verilmesi. Kendimin gazi annesi olarak tanınmam. inanıyorumki, devletimiz kendisi için hayatını risk edenleri görmezden gelmeyecek, bir gün, çocuğum gibi olan onbirlerce gaziye haklarını teslim
edecek.Gazi annesi olduğunu iddia eden mantıklı dayanaklarla tezini güçlendiren ve fiziki zararla belgeleyen Gül Erzeybek, çatışma alanında askerlik görevini ifa edenlerin annelerinin yaşadıklarına, hissettiklerine tanıklık ediyor.Efeler diyarından, kuvayi milliyenin torunlarından bir ses yükseliyor; hesap sormayan ama hatadan dönülmesi için uyaran..
Biraz kendinizden ve oğlunuzdan bahsedermisiniz?
Gül Erzeybek: izmir, Karşıyaka’da doğdum. Lise mezunuyum. 1980 yılında evlendim. 1981 yılında oğlumu kucağıma aldım. Tuncay çocukluğunda afacan tiplerdendi. Çevresiyle iyi ilişkiler içindeydi. Yani sevilen bir çocuktu. ilginç bir anektod olabilir; oğlum bir asker çocuğuydu; şöyle ki, iki aylık hamileyken babası askere gitmişti. Babası askerliği bitirip eve döndüğünde Tuncay 15 aylık gürbüz bir bebekti.Hani bazı çocuklar vardır ya! Tuncay da öyledi. Meşakatli bir süreçti. Hamilelik zor geçti. Sürekli yatmak zorundaydım. Tuvalete bile gitmek problemdi. Ağır bir hamilelik dönemi olarak nitelendirilebilir. Doğumdan 20 gün önce hastaneye alındım. Bir anda oğlum ve ben yaşam ile ölüm arasında gittik geldik.Tuncay büyüdü ve askerlik çağına geldi. Nasıl bir süreçti, neler yaşadınız ne hissettiniz ?Gül Erzeybek: Evet ... Yıllar yılları kovaladı.Doktor olsun, mühendis olsun derken asker oldu. Onu askere uğurlarken evin her tarafını bayraklarla süsledim. Balkona, salona, kapıya hatta arabalara bile ay yıldızlı şanlı bayrağımızı astım. Sabaha kadar davullar susmadı. Garaja giderken, inci gibi süslenmişti arabalar. Her bir arabadan “en büyük asker bizim asker” nidalarıyükseliyordu yıldızlara doğru. Bir büyük çelişki ortadaydı; gülen yüzler ve ağlayan gözler
.Acemi birliğinden izne geldiğinde neler yaşandı.
Gül Erzeybek: Aylar süren özlem bitmişti, ilk iznine çıkmış, çakı gibi bir asker olarak eve gelmişti. Bir gün evvel hazırlıklar yaptım; sevdiği yemekleri pişirdim, sevil elbiselerini özene bezene yıkadım, ütüledim, cep harçlığı olarak kumbarasında biriktirdiğim parasını saydım. Ancak bilmediğim bir sır vardı. Kardeşleri biliyordu. Tuncay onları uyarmıştı; “Anneme söylemeyin. Ben gelince alıştıra alıştıra anlatırım.”Küçük oğlum dayanamadı. Tuncayın gelmesine yakın bombayı patlattı; “Anne abim Siirt, Pervariye düştü” şaşırdı. Benden ani bir tepki bekliyordu. şok olacağımı düşünmüş.“Olsun oğlum. Vatanımız bir bütünür. Doğusu batısı yoktur. Askerlik bir ödevdir” dedim. Dedim ama.. Gelin bir de bana sorun. şok şiddetli bir fırtına gibi içimden aniden geçti. Ama sarsıldığımı, küçük oğluma hissettirmemeyi daha uygun buldum; içimden kopan bir şeye rağmen.. Nihayet Tuncay kapının önündeydi. Donuk gözlerle ona bakakaldım. Atletini, gömleğini yıkamaya kıyamadım; kokusunun yitirileceği endişesini taşıdım; koklamak bir daha koklamak istedim Tuncayımın kokusunu. Nasıl yıkayabilirdim ki, o gittikten sonra kokusu bana kalacaktı, çamaşırların her ipliğine takılacaktı kokusu. Bu bile bir nedendi, özleme dayanabilmek için.Ve Tuncay savaş tarlasına doğru yola çıktı.
ilk adımlarımız ne oldu?
Gül Erzeybek: Öncelikle, her ne kadar serinkanlı karşılasamda, savaşa giden bir askerin annesi olarak içimde bir nokta cız etti. Giderek bu büyüdü. Sonraları savaş alanında ne oluyor, ne bitiyor ilgilenmeye başladım. Malum bölgelerde askerler hangi koşullarda, nasıl savaşıyorlar, ne yiyor ne içiyorlar, işte bunlarla ilgili sordum, araştırdım. Hergün televizyon haberlerinden kendimi alamıyordum. şehit var mı? Varsa adı ne? Hangi şehirde? Bu sorular yaşamımın temel sorunlarıolmuştu. Çok zor, meşakatli bir süreçti. 17 ay böyle geçti. Hele son bir ay geçmek bilmedi. iletişim kurmak en büyük problemdi. Telefon ile ayda bir ya da iki ayda bir görüşebiliyorduk. “Anne ben iyiyim, merak etme” der, telefonu kapatırdı. Çünkü bu bir telefon sırasıydı, diğerlerinin de analarıyla konuşma hakları vardı. Mektup yazıyordum. Cevap alamadım mı, komutanlarına yazıyordum. Gerçekten o komutanlar bir de bizlerle uğraştılar. Sağolsunlar.
“Eve Dönüş” diğer adıyla gazinin ikinci savaşı. Gözlemlerinizi, düşüncelerinizi ve hissettiklerinizi aktarabilirmisinz?
Gül Erzeybek: Bizde iki tür asker var. Biri savaş alanında diğeri sakin bölgelerde. Neşeli askerlik anıları huzurlu alanlarda askerlik yapanların güzel kazanımları. Hani bir dizi var, “Emret Komutanım” neşeli, komedi içerikli bir dizi.Ama savaş alanlarında görev ifa edenlerin böyle bir lüksü yok. Güneydoğu’nun kaotik bölgelerinde, terörün hedefi halinde görev yapanlar farklı. Onların askerlik anıları öyle kahkaha ile aktarılacak cinsten değil, Onlar suskun. Onlar anlatmıyor, insanları
güldüren anıları. Onlar ölümle burun buruna yaşadılar. Dağlarda güç koşullarda vatanın bölünmez bütünlüğü adına çetin bir savaş verdiler. Belki gerek görmüyorlar anıları aktarmaya. Çünkü onlara göre “Her şey Vatan için”.Bir başka konuyu daha gözlemledim. Savaşa gidip de gazi olarak dönmeyen, gazi olarak dönmeyen, gazil olarak tanınmayan bir vatan evladı düşünebilinir mi? Hayır. Bugün kü hükümet ve geçmiş hükümetler suçludur.Evet suçludur diyorum. Çünkü onların yönetimleri sayesinde pek çok güneydoğu gazisi gazilik ünvanı alamadı. Tuncayım da öyle. Ordu ona başarı belgesi vermiş. Attığını vurur diye. Ama o şimdi bir iş bile bulamıyor. Devlet o askerken yanındaydı. Eve döndü onu şimdi kim kucaklayacak?
Gaziler Günü Üzerine... (E) . Kd. Üsteğmen ilter Özdil
19 Eylül 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Milleti adına vefa duygusunun en güzel örneğini göstererek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e ‘Gazi’ ünvanını vermiştir. Bu olay, Cumhuriyetimizin ilk yıllarından günümüze uzanan çizgide gaziliğin temelini teşkil ve bu kavramı en yüksek seviyede temsil etmektedir Adaletten, güven ve huzur içerisinde birlikte yaşamaktan taviz vermeden büyük bir coğrafyaya hükmeden bir ecdadın mirasçısıyız. Bu mirası korumak için de Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda dedelerimiz hangi mücadeleyi vermiş ise torunları olan şehit ve gazilerimiz de onlara layık olduklarını ispat etmişler, 20 yıl boyunca tüm emperyalist devletler tarafından beslenerek Türkiye’nin gelişme hamlelerini baltalayan bölücü terör örgütüne karşı da aynı mücadeleyi başarı ile vermişler. Bu mücadelede kimi asker ve
polis kimliği, kimi hakim ve savcı kimliği, kimi öğretmen ve kimi doktor ve mühendis kimlikleri ile ama hep bir amaç için mücadele etmişlerdir. Onların amacı bu kutsal topraklar üzerinde yaşayan Türk, Kürt, Ermeni, Süryani, Laz, Çerkez, Rum, Gürcü ama kökeni ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti devleti’nin bölünmez bütünlüğü ve bu kutsal topraklar üzerinde yaşayan Türk milletinin birliğine ve dirliğine bağlı insanlarımıza eğitim, sağlık, adalet ve güvenliği getirmekti. Onların kimi bu uğurda canlarını kimileri de gözlerini, kollarını, bacaklarını verdiler.Biliyoruz ki, bize emanet edilen bu topraklar üzerinde, içte ve dışta haince tezgalar senaryolaştırılıp, zaman zaman uygulamaya konuluyor. Yüzünü batıya doğru değil, çağdaşlığa çevirmiş Türkiye’nin bölgesel güç olması engellenmek isteniliyor. Sanayileşme sürecini dev adımlarla geçen bir ülke konumunda olmak, bizi doğrudan hedef tahtası yapabiliyor.Bir ulusun var oluşunun, birlik ve beraberliğinin ve yurt sevgisinin yaşayan anıtları gazilerimiz! Bu günkü şartlarda varlığınızın ifade ettiği değerler daha bir önem kazanmıştır. Sizler geçmiş ve gelecek arasında olması gereken bağın ve toplumda ulus bilincini oluşturan değerlerin merkezinde yer almaktasınız. Sizlerin her biri Mustafa Kemal’in ta kendisisiniz! Ne mutlu sizlere! Ülkeniz için, milletiniz için sevdiğiniz her şeyi bir kenara ittiniz! Önce vatan dediniz! Sevdiklerinizi de önce Allah’a sonra da devletinize emanet ettiniz. Sizlere minnettarız! Bu nurlu ve kutlu insanlarımıza, ailelerine vefa borcumuzu ödemek bu devletin ve Türk Milletinin en birinci görevidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti onun için mücadele eden, onun için gazi olanı asla unutmayacak, hiç bir kuvvet, hiç bir ideoloji, hiç bir fikir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne şehidini ve gazisini asla unutturmayacaktır! Sizlerin isimleri bu mübarek ülkenin her taşına, sokağına, okuluna, hastanesine yazdırılacaktır. Sizlere hiç bir şekilde geçim sıkıntısıçektirilmeyecek, hiçbir zaman çocuklarınızın geleceğini düşünmek zorunda bırakılmayacaksınız! Her türlü sağlık ve sosyal imkan sizlere sağlanacak ve yaşadığınız sürece taşıyacağınız beratınıza her ortamda saygı gösterilecektir.Bu gün huzur içerisinde ülkemizde eğitim yapabiliyor, fabrikalarda çalışılabiliyor, seyahat edilebiliyor, bu kutlu bayrak bu semalarda dalgalanıyor, bu mübarek ezan gök kubbede seslendiriliyor ise bu, sizin sayenizdedir. Var olun, sağ olun!şükürler Olsun!Yıl 2002. ABD’de gazilikle ilgili uluslararası bir sempozyuma davetliyim. Davet eden Vietnam gazileri. Gazilik olgusu üzerine bilgi alış verişinin yanında, Amerikalıların gazilerine gösterdiği duyarlılığı ölçmek amacıyla ABD’nin “Gaziler Günü” törenlerine de tanıklık edeceğim.Yıllardır gazilerimize gereken önemin gösterilmediğini ısrarla belirtiyorum, yazıyorum, söylüyorum. Gazilerimize törenlerinfigüranları gibi davrandığımızı fotoğraflıyorum. 30 Ağustos günü istanbul Vatan caddesindeki törenlere götürüyor rahmetli babam.
Gaziler rap rap yürüyor, ben de ellerimi acıtırcasına alkışlıyorum. Çok ilginç bir duygu.Ama yıllar geçiyor, yapılanlar aynı. Hiç bir katkı yok, herhangi bir gelişmişlik, yenilik yok.Günlerden 11 Kasım. Amerikan Gaziler Günü Washington’dayım. Başşehir. Sabah erken kalktım fotoğraf makinam, kalemim, kağıdım, teyibim tamam. Donamımım süper.Ve caddedeyim.O ne muhteşem manzara.Amerikan bayrakları her birnada, her elde dalgalanıyor. Caddenin iki yakası da insan dolu. Çocuk, gençe, yaşlı, kadan ve erkek. Renk renk. neşe pırıltısı insanın içine öyle mutluluk dolduruyoki.Bir bayram havası esiyor Washington caddelerinde. Deklanşöre basıyor, her anı karelere bölüyorum. Bir yandan sürekli notlar alıyorum.Evet gelişmişliğin bir boyutu da gazilik olgusuna verilen önemin pratiğe yansımasıyla örtüşüyor. Dünya ışık haritasında yer alabilmek için öncelikle o ışığın bedelini ödeyenlere saygı, sevgi ve ilgi gösterme zorunluluğu var.Gözlemim, bunlarla sınırlı kalmayacak elbet. Ükemde gazilere verilen önem donmuş olabilir. Unutmuş olabiliriz.Ama gazilik olgusunun sağlık, güçlü, heybetli bir yapısının olduğunun bilincindeyim. Hani Sokrates demişti ya “Ben Atina’nın at sineğiyim” işte bende gazilik meselesinin de at sineği olduğum için, topladığım tüm metaryelleri ülkeme getirdim.Projeler çizildi, hazırlandı. ilgili makamlara iletildi.
Ne Oldu?
Tam bir sessizlik.
Önce şaşırdım, şok oldum. Sandım ki, beni alkışlayacaklar, hatta bir teşekkür plaketi verecekler.
Ama şunu unuttum; “Meyve veren ağaç taşlanır” öyle de yapıldı taşlandık. Kafamız, gözümüz yarıldı Ama ölmedik.Ve çok şükür gördük! 19 Eylül Gaziler Haftası etkinliklerinde gazilik
olgusu dirildi ve koşmaya başladı. Pek çok ilde çok renkli
organizasyonlar yapıldı. Resmi binalar bayraklarla süslendi. Gaziler törenlerin figüranı olmaktan çıktı. Bizzat kendi özel günlerine
katıldılar. ve haykırdıklar; “ne kadar kritik bir coğrafyada yer alsak da, dostu da düşmanı da biliriz”. Amacımıza ulaştık. Gaziler Günü’nün gerektiği biçimde kutlanması için ilgilileri uyardık. Üstelik basınımız bu konuda uyurken, biz
uyumadık yazdık, çizdik ve söyledik.nemli bir notu yineliyorum; Gaziler Günü “Resmi Tatil” olarak ilan edilmeli. Çünkü vatandaşın dikkatini gazilik olgusuna çekecek
akılcı bir yol olacaktır. şimdi bu doğrultuda çaba göstermeliyiz. Gerçekten vatandaş gazilik bilincinden yoksun. Herhangi bir çalışmayı gözlemek mümkün değil.
Üstelik “Gaziler Günü”nün daha çok ses getirmesi de önem arzediyor. Her iki noktayı bağlamak için “Resmi Tatil” ilan edilmeli
diyorum. Vatandaş da ilgili olup, Gaziler Günü’nde bayrak asarsa çok olumlu adım atmış oluruz.
A.Gönül PALALAR
Askerlik çağı geldiğinde, askere gönderirken neler hissettiniz, ne yaptınız?
Uğur Saykal:
Her asker annesi gibi bende coşkuluydum. Düşünün, zor bir uğraştan sonra çakı gibi bir delikanlı sizin eseriniz olarak
karşınızda duruyor. Bu büyük bir mutluluk. Asker eğlencesi adı altında yapılan küçük şölende, onu izledim, mutluydu, ülkesi için bir şeyler yapmaya çağırılmıştı. Verilen görevi bir an önce yerine getirmenin enerjisiyle doluydu.Ama doğrusunu söylemek gerekirse bir takım endişelere ve korkulara sahiptim. En temel soru acaba sağ salim dönebilecek miydi? işte bu beni ürkütüyor ve endişeye sevk ediyordu. Çünkü anne olmak gerçekten farklı bir durum.
Terörün yoğun olduğu ya da olmadığı bir bölgede askerlik yapması hususunda ne düşündünüz?
Uğur Saykal: Öncelikle şu görüşteyim; Türkiye bir bütündür, her askerlik çağına gelen, ülkenin neresi olursa olsun, gidip askerliğini hakkıyla yapmalıdır. Bu bir vatandaşlık görevidir. Bu nedenle bu ayrıma gitmedim ve çocuğum şırnak’ta asteğmen olarak göreve çağrıldı. Vatanın bölünmez bütünlüğüne göz dikenlerle mücadeleye davet edildi. Endişe ve korkum olsa da ne yalan söyleyeyimaynı zamanda gururlandım. Çünkü bu görev oğluma verilmişti. Ve ben ayrıcalıklı bir anneyim. Artık şehitlik ve gazilik olgusu bana yakındı. şehit ya da gazi olması elbette bir anne için acı bir durum. Ama kaç anneye nasip oluyor? Hani şairin dediği gibi “sen yanmasan, ben yanmasam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” Sakın yanlış anlaşılmasın savaş taraftarı değilim. Ama düşman kapıya dayanırsa çocuğumun siperinde bende bulunurum.
Askerlik görevini başarıyla tamamladıktan sonra eve dönüş yapan oğlunuzu nasıl gördünüz?
Uğur Saykal: işte bence bu soru çok önemli. Sağ salim eve döndüğü için Allahıma şükür ettim. Üstelik ordunun verdiği başarı belgesi beni çok onurlandırdı. Oğlum gerektiği gibi görevini yerine getirmişti. Ancak bir şey vardı. Bazı değişiklikler ilgimi çekti. Oğlum içe kapanmıştı. Askerlikle ilgili anılarını anlatmıyordu. Oysa komşunun oğlu askerlik hatıralarını anlatırken herkesi güldürüyordu. Çünkü o askerliğini izmir’de yapmıştı. Ama benim oğlum askerlikten söz edildiğinde konuşmuyordu. Sonradan agrasif olmaya başladı. Bir gün ciddi bir sebep yokken, adeta çıldırmış gibi evde cam, masa, biblo, sandalye gibi eşyaları kırdı döktü. Hatta cep telefonumun kartını alıp kesti. işte o zaman oğlumdan korktum. Bu çocuğu böyle değiştiren neden neydi? Bu durumu anlatmakta çok güçlük çektim.
Oğlunuzun gazi kimlik kartı var mı, gazi olarak kabul edilmiş mi?
Uğur Saykal: Gazilik ünvanı alamadı. Dolayısıyla gazilerimizin yararlandığı haklardan mahrum. Neden? Evet sağ sağlim eve döndü. Ama nereden, savaş alanından, suçu şehit olmaması mı, yada bacağını, kolunu, gözünü kaybetmemesi mi? Kim, hangi hakla savaştan dönene
gazi ünvanı vermiyor, anlamış değilim. şimdi komşunun oğlu ile
benim oğlum farklı askerlik yaptı. O hanım ile benim aramda bir farklılık yok mu?
Ne gibi farklılıklar var?
Uğur Saykal: Bakınız, komşum olan kadın, çocuğu askerken rahatlıkla haber alabiliyordu, telefon ile irtibat kurabiliyordu. Oysa ben ve benim gibi annelerin durumu böyle değildi. Günlerdir haber alamadığım oldu. Televizyonda sadece o bölgede askerlik yapanların haberlerinden başka bir şeye kilinmemiştim. Bir asker şehit düştümü, onun adını geçen alt yazıya dalıp, sonucu öğreninceye kadar
geçen süre bana cehennem azabı yaşatıyordu. Oğlumun ismi yazılmadığı için seviniyor, ama şehit düşen asker için de üzülüyordum. Aylar böyle geçti. Nişanlısı ve ben, her gün, gelecek kötü bir haberin korkusuyla yaşadık. O benim tek çocuğumdu. Onu yitirmek benim için yaşamın sonuydu.
şimdi çocuğunuz döndü, onunla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Uğur Saykal: Tek istediğim çocuğumun hakkı olan gazilik ünvanının verilmesi. Kendimin gazi annesi olarak tanınmam. inanıyorumki, devletimiz kendisi için hayatını
risk edenleri görmezden gelmeyecek, bir gün, çocuğum gibi olan onbirlerce gaziye haklarını teslim edecek.Gazi annesi olduğunu iddia eden mantıklı dayanaklarla tezini güçlendiren ve fiziki zararla belgeleyen Gül Erzeybek, çatışma alanında
askerlik görevini ifa edenlerin annelerinin yaşadıklarına, hissettiklerine tanıklık ediyor. Efeler diyarından, kuvayi milliyenin torunlarından bir ses yükseliyor; hesap sormayan ama hatadan dönülmesi için uyaran..
Biraz kendinizden ve oğlunuzdan bahsedermisiniz?
Gül Erzeybek: izmir, Karşıyaka’da doğdum. Lise mezunuyum. 1980 yılında evlendim. 1981 yılında oğlumu kucağıma aldım. Tuncay
çocukluğunda afacan tiplerdendi. Çevresiyle iyi ilişkiler içindeydi. Yani sevilen bir çocuktu. ilginç bir anektod olabilir; oğlum
bir asker çocuğuydu; şöyle ki, iki aylık hamileyken babası askere gitmişti. Babası askerliği bitirip eve döndüğünde Tuncay 15 aylık gürbüz bir bebekti. Hani bazı çocuklar vardır ya! Tuncay da öyledi. Meşakatli bir süreçti. Hamilelik zor geçti. Sürekli yatmak zorundaydım. Tuvalete bile gitmek problemdi. Ağır bir hamilelik dönemi olarak nitelendirilebilir. Doğumdan 20 gün önce hastaneye alındım. Bir anda oğlum
ve ben yaşam ile ölüm arasında gittik geldik.
Tuncay büyüdü ve askerlik çağına geldi. Nasıl bir süreçti, neler yaşadınız ne hissettiniz ?
Gül Erzeybek: Evet ... Yıllar yılları kovaladı.Doktor olsun, mühendis olsun derken asker oldu. Onu askere uğurlarken evin her tarafını bayraklarla süsledim. Balkona, salona, kapıya hatta arabalara bile ay yıldızlı şanlı bayrağımızı astım. Sabaha kadar davullar susmadı. Garaja giderken, inci gibi süslenmişti arabalar. Her bir arabadan “en büyük asker bizim asker” nidalarıyükseliyordu yıldızlara doğru. Bir büyük çelişki ortadaydı; gülen yüzler ve ağlayan gözler.Acemi birliğinden izne geldiğinde neler yaşandı.Gül Erzeybek: Aylar süren özlem bitmişti, ilk iznine çıkmış, çakı gibi bir asker olarak eve gelmişti. Bir gün evvel hazırlıklar yaptım; sevdiği yemekleri pişirdim, sevil elbiselerini özene bezene yıkadım, ütüledim, cep harçlığı olarak kumbarasında biriktirdiğim parasını saydım. Ancak bilmediğim bir sır vardı. Kardeşleri biliyordu. Tuncay onları uyarmıştı; “Anneme söylemeyin.
Ben gelince alıştıra alıştıra anlatırım.”
Küçük oğlum dayanamadı. Tuncayın gelmesine yakın bombayı patlattı; “Anne abim Siirt, Pervariye düştü” şaşırdı. Benden ani bir tepki
bekliyordu. şok olacağımı düşünmüş.“Olsun oğlum. Vatanımız bir bütünür. Doğusu batısı yoktur. Askerlik bir ödevdir” dedim. Dedim ama.. Gelin bir de bana sorun. şok
şiddetli bir fırtına gibi içimden aniden geçti. Ama sarsıldığımı, küçük
oğluma hissettirmemeyi daha uygun buldum; içimden kopan bişeye rağmen..Nihayet Tuncay kapının önündeydi. Donuk gözlerle ona bakakaldım. Atletini, gömleğini yıkamaya kıyamadım; kokusunun yitirileceği endişesini taşıdım; koklamak bir daha koklamak istedim Tuncayımın kokusunu. Nasıl yıkayabilirdim ki, o gittikten sonra kokusu bana
kalacaktı, çamaşırların her ipliğine takılacaktı kokusu. Bu bile bir nedendi, özleme dayanabilmek için.Ve Tuncay savaş tarlasına doğru yola çıktı. ilk adımlarımız ne oldu?Gül Erzeybek: Öncelikle, her ne kadar serinkanlı karşılasamda, savaşa giden bir askerin annesi olarak içimde bir nokta cız etti.
Giderek bu büyüdü. Sonraları savaş alanında ne oluyor, ne bitiyor ilgilenmeye başladım. Malum bölgelerde askerler hangi koşullarda,
nasıl savaşıyorlar, ne yiyor ne içiyorlar, işte bunlarla ilgili sordum, araştırdım.Hergün televizyon haberlerinden kendimi alamıyordum. şehit var mı? Varsa adı ne? Hangi şehirde? Bu sorular yaşamımın temel sorunları
olmuştu. Çok zor, meşakatli bir süreçti. 17 ay böyle geçti. Hele son bir ay geçmek bilmedi. iletişim kurmak en büyük problemdi.
Telefon ile ayda bir ya da iki ayda bir görüşebiliyorduk. “Anne ben iyiyim, merak etme” der, telefonu kapatırdı. Çünkü bu bir telefon sırasıydı, diğerlerinin de analarıyla konuşma hakları vardı. Mektup yazıyordum. Cevap alamadım mı, komutanlarına yazıyordum.
Gerçekten o komutanlar bir de bizlerle uğraştılar. Sağolsunlar.“Eve Dönüş” diğer adıyla gazinin ikinci savaşı. Gözlemlerinizi, düşüncelerinizi ve hissettiklerinizi aktarabilirmisinz?Gül Erzeybek: Bizde iki tür asker var. Biri savaş alanında diğeri sakin bölgelerde. Neşeli askerlik anıları huzurlu alanlarda
askerlik yapanların güzel kazanımları. Hani bir dizi var, “Emret Komutanım” neşeli, komedi içerikli bir dizi.Ama savaş alanlarında görev ifa edenlerin böyle bir lüksü yok. Güneydoğu’nun kaotik bölgelerinde, terörün hedefi halinde görev
yapanlar farklı. Onların askerlik anıları öyle kahkaha ile aktarılacak cinsten değil, Onlar suskun. Onlar anlatmıyor, insanları
güldüren anıları.Onlar ölümle burun buruna yaşadılar. Dağlarda güç koşullarda vatanın bölünmez bütünlüğü adına çetin bir savaş verdiler. Belki gerek
görmüyorlar anıları aktarmaya. Çünkü onlara göre “Her şey Vatan için”.Bir başka konuyu daha gözlemledim. Savaşa gidip de gazi olarak dönmeyen, gazi olarak dönmeyen, gazil olarak tanınmayan bir vatan
evladı düşünebilinir mi? Hayır. Bugün kü hükümet ve geçmiş hükümetler suçludur.Evet suçludur diyorum. Çünkü onların yönetimleri sayesinde pek çok güneydoğu gazisi gazilik ünvanı alamadı.Tuncayım da öyle. Ordu ona başarı belgesi vermiş. Attığını vurur diye. Ama o şimdi bir iş bile bulamıyor. Devlet o askerken yanındaydı. Eve döndü onu şimdi kim kucaklayacak?Gaziler Günü Üzerine... (E) . Kd. Üsteğmen ilter Özdil19 Eylül 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Milleti adına vefa duygusunun en güzel örneğini göstererek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e ‘Gazi’ ünvanını vermiştir. Bu olay, Cumhuriyetimizin ilk yıllarından günümüze uzanan çizgide gaziliğin temelini teşkil ve bu kavramı en yüksek seviyede temsil etmektedir.Adaletten, güven ve huzur içerisinde birlikte yaşamaktan taviz vermeden büyük bir coğrafyaya hükmeden bir ecdadın mirasçısıyız. Bu mirası korumak için de Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda dedelerimiz hangi mücadeleyi vermiş ise torunları olan şehit ve gazilerimiz de onlara layık olduklarını ispat etmişler, 20 yıl boyunca tüm emperyalist devletler tarafından beslenerek Türkiye’nin gelişme hamlelerini baltalayan bölücü terör örgütüne karşı da aynı mücadeleyi başarı ile vermişler. Bu mücadelede kimi asker ve polis kimliği, kimi hakim ve savcı kimliği, kimi öğretmen ve kimi doktor ve mühendis kimlikleri ile ama hep bir amaç için mücadele etmişlerdir. Onların amacı bu kutsal topraklar üzerinde yaşayan Türk, Kürt, Ermeni, Süryani, Laz, Çerkez, Rum, Gürcü ama kökeni ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti devleti’nin bölünmez bütünlüğü ve bu kutsal topraklar üzerinde yaşayan Türk milletinin birliğine ve dirliğine bağlı insanlarımıza eğitim, sağlık, adalet ve güvenliği getirmekti. Onların kimi bu uğurda canlarını kimileri de gözlerini, kollarını, bacaklarını verdiler.Biliyoruz ki, bize emanet edilen bu topraklar üzerinde, içte ve dışta haince tezgalar senaryolaştırılıp, zaman zaman uygulamaya konuluyor. Yüzünü batıya doğru değil, çağdaşlığa çevirmiş Türkiye’nin bölgesel güç olması engellenmek isteniliyor. Sanayileşme sürecini dev adımlarla geçen bir ülke konumunda olmak, bizi doğrudan hedef tahtası yapabiliyor.Bir ulusun var oluşunun, birlik ve beraberliğinin ve yurt sevgisinin yaşayan anıtları gazilerimiz! Bu günkü şartlarda varlığınızın ifade ettiği değerler daha bir önem kazanmıştır. Sizler geçmiş ve gelecek arasında olması gereken bağın ve toplumda ulus bilincini
oluşturan değerlerin merkezinde yer almaktasınız. Sizlerin her biri Mustafa Kemal’in ta kendisisiniz! Ne mutlu sizlere! Ülkeniz için, milletiniz için sevdiğiniz her şeyi bir kenara ittiniz! Önce vatan dediniz! Sevdiklerinizi de önce Allah’a sonra da devletinize emanet ettiniz. Sizlere minnettarız! Bu nurlu ve kutlu insanlarımıza, ailelerine vefa borcumuzu ödemek bu devletin ve Türk Milletinin en birinci görevidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti onun için mücadele eden, onun için gazi olanı asla unutmayacak, hiç bir kuvvet, hiç bir ideoloji, hiç bir fikir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne şehidini ve gazisini asla unutturmayacaktır! Sizlerin isimleri bu mübarek ülkenin her taşına, sokağına, okuluna, hastanesine yazdırılacaktır. Sizlere hiç bir şekilde geçim sıkıntısıçektirilmeyecek, hiçbir zaman çocuklarınızın geleceğini düşünmek zorunda bırakılmayacaksınız! Her türlü sağlık ve sosyal imkan sizlere sağlanacak ve yaşadığınız sürece taşıyacağınız beratınıza her ortamda saygı gösterilecektir!Bu gün huzur içerisinde ülkemizde eğitim yapabiliyor, fabrikalarda çalışılabiliyor, seyahat edilebiliyor, bu kutlu bayrak bu semalarda dalgalanıyor, bu mübarek ezan gök kubbede seslendiriliyor ise bu, sizin sayenizdedir. Var olun, sağ olun!
şükürler Olsun!Yıl 2002. ABD’de gazilikle ilgili uluslararası bir sempozyuma davetliyim. Davet eden Vietnam gazileri. Gazilik olgusu üzerine bilgi alış verişinin yanında, Amerikalıların gazilerine gösterdiği duyarlılığı ölçmek amacıyla ABD’nin “Gaziler Günü” törenlerine de tanıklık edeceğim.Yıllardır gazilerimize gereken önemin gösterilmediğini ısrarla belirtiyorum, yazıyorum, söylüyorum. Gazilerimize törenlerin figüranları gibi davrandığımızı fotoğraflıyorum. 30 Ağustos günü istanbul Vatan caddesindeki törenlere götürüyor rahmetli babam. Gaziler rap rap yürüyor, ben de ellerimi acıtırcasına alkışlıyorum. Çok ilginç bir duygu. Ama yıllar geçiyor, yapılanlar aynı. Hiç bir katkı yok, herhangi bir gelişmişlik, yenilik yok.Günlerden 11 Kasım. Amerikan Gaziler Günü Washington’dayım. Başşehir. Sabah erken kalktım fotoğraf makinam, kalemim, kağıdım,
eyibim tamam. Donamımım süper.Ve caddedeyim.O ne muhteşem manzara.Amerikan bayrakları her birnada, her elde dalgalanıyor. Caddenin iki yakası da insan dolu. Çocuk, gençe, yaşlı, kadan ve erkek. Renk renk. Çocukların gözlerindeki neşe pırıltısı insanın içine öyle mutluluk dolduruyoki.Bir bayram havası esiyor Washington caddelerinde. Deklanşöre basıyor, her anı karelere bölüyorum. Bir yandan sürekli notlar alıyorum.Evet gelişmişliğin bir boyutu da gazilik olgusuna verilen önemin pratiğe yansımasıyla örtüşüyor. Dünya ışık haritasında yer alabilmek için öncelikle o ışığın bedelini ödeyenlere saygı, sevgi ve ilgi gösterme zorunluluğu var.Gözlemim, bunlarla sınırlı kalmayacak elbet. Ükemde gazilere verilen önem donmuş olabilir. Unutmuş olabiliriz.Ama gazilik olgusunun
sağlık, güçlü, heybetli bir yapısının olduğunun bilincindeyim. Hani Sokrates demişti ya “Ben Atina’nın at sineğiyim” işte bende
gazilik meselesinin de at sineği olduğum için, topladığım tüm metaryelleri ülkeme getirdim.Projeler çizildi, hazırlandı. ilgili makamlara iletildi.
Ne Oldu?
Tam bir sessizlik.Önce şaşırdım, şok oldum. Sandım ki, beni alkışlayacaklar, hatta bir teşekkür plaketi verecekler.Ama şunu unuttum; “Meyve veren ağaç taşlanır” öyle de yapıldı taşlandık. Kafamız, gözümüz yarıldı Ama ölmedik.Ve çok şükür gördük! 19 Eylül Gaziler Haftası etkinliklerinde gazilik olgus udirildi ve koşmaya başladı. Pek çok ilde çok renkli organizasyonlar yapıldı. Resmi binalar bayraklarla süslendi. Gaziler törenlerin figüranı olmaktan çıktı. Bizzat kendi özel günlerine
katıldılar. ve haykırdırlar; “ne kadar kritik bir coğrafyada yer alsak da, dostu da düşmanı da biliriz”.Amacımıza ulaştık. Gazlir Günü’nün gerektiği biçimde kutlanması için ilgilileri uyardık. Üstelik basınımız bu konuda uyurken, biz uyumadık yazdık, çizdik ve söyledik.Önemli bir notu yineliyorum; Gaziler Günü “Resmi Tatil” olarak ilan edilmeli. Çünkü vatandaşın dikkatini gazilik olgusuna çekecek akılcı bir yol olacaktır şimdi bu doğrultuda çaba göstermeliyiz. Gerçekten vatandaş gazilik bilincinden yoksun. Herhangi bir çalışmayı gözlemek mümkün değil. Üstelik “Gaziler Günü”nün daha çok ses getirmesi de önem arzediyor. Her iki noktayı bağlamak için “Resmi Tatil” ilan edilmeli diyorum. Vatandaş da ilgili olup, Gaziler Günü’nde bayrak asarsa çok olumlu adım atmış oluruz.
A.Gönül PALALAR