Gaziler dergisi

SAYI 142
Unutmak bazen çok ayıptır
Gazilerin Gündeme Taşınması Yılları Aldı 22. Yılımızı da dolduruyoruz. Dile kolay çeyrek asıra yakın bir zaman diliminde, gazilik gibi el değmemiş bir
konuyu, üstelik popülizm kültürüne teslim olmuş Türkiye’nin gündemine taşımak zorlu, dikenli yolları aşmakta mümkün oldu. Pek çok engelle karşılaşıldı . Bir
fincan suda fırtınalar koparıldı . “Çamur at izi kalsın” yöntemiyle kara çalınmak istendi. Bilimsel dayanaktan yoksun, gerekçesiz kararlarla hakkımı z da
onlarca dava açıldı . Bizi taklit eden ne olduğu belirsiz dergilerin üzerine gidileceği yerde günah keçisi yapıldık.Elimizde 7-8 adet beraatimizle
sonuçlanan mahkeme kararları bulunuyor. Elbette mağduriyetimizin giderilmesi için önümüzdeki günlerde tazminat davaları açacağız. Çamur lekelerini tek tek
. Çünkü bu bir anlamda “Dreyfus davası ” oldu. 22 yıllık bu süreç güzel işlere imzalar atılmasınada tanıklı k etti. Bu
günlerde gazilerin sıkça medyada yer alması bunu doğruluyor. Giderek gözler gazilik olgusuna çevriliyor. Onlar, şimdilerde törenlerin figüranları olarak algılanmıyor. Oysa çok değil, 22 yıl
önce gazilerimiz törenlerde akla gelirdi. Bir çeşit üniforma ve kalpak giymiş yaşlı , tonton insanlar yürürdü ana caddelerde halkı selamlayarak. Çoluk, çocuk
alkışlardık. Bir tür heyecanla dolardı damarlarımızdaki kan. Lakin hep böyle olurdu, bir farkla, izleyicisi giderek düşmekteydi. Ve de gaziler giderek
yaşlanmaktaydı . Toplum, “ kaldı ?” sorusunu sormaya başladı . Öyle ya, yaşları gelmişti... Birer birer ve sessizce toprağa verildiler. Sadece tek kanallı
dönemde, televizyon yayı nı kapanırken, “bir gazimiz öldü” derdi spiker. Hepsi bu. işte bu mantı ğ ı eleştirdi yıllarca Gaziler dergisi. Belki biraz
acımasız oldu. Ama gerçeği görüp silkelenmek için yapılacak en iyi yöntem buydu; gazilerin sorunlarını dolaysız olarak dile getirmek.. Terör neticesi
yüzbinlere ulaşan gazi nüfusunun taleplerine yetkilileri odaklamak.. Güvenlik ve gazilik kavramlarının iç içe geçtiğini ifade etmek... Sığ ve alı şı
lagelmiş yaklaşım biçimlerine karşı oldu Gaziler dergisi. Türkiye’nin kritik bir coğrafyada yer alması laf değ ildir. Üzerinde bin kez düşünülmesi
gerekiyor. Ve önemli ayağı unutuluyor; GAZiLER. Bu bir gerçek. Bu statükocu yaklaşıma karşı n, yıllardır yayınları mı z aracı lı ğ ı ile bir kamuoyu
oluşturduk. Gazilik olgusu üzerine 22 yıl dirsek çürütürcesine çalışıp, araştı rı p, sorgulayıp konunun gündeme taşınmasına vesile olduk. Bizi mutlu ve
huzurlu kı lan toplumun ve yönetenlerin gazilerin görünmeyen uyanabilir ve gazilerimize sahip çıkmak için çareler arayabilirdik. Gazilik ve güvenlik
kavramları ikiz kardeş gibidirler. Biri olmadan diğeri olamaz. Önce güvenlik sonra gazilik diye tek tek ele alamazsı nı z. Bir bütündürler. Güvenlik
sorunumuzu nasıl dernek ve vakıflara teslim etmiyorsak, gazilerimizi de dernek ve vakıflara bırakamayız. Ne yazı k ki, güvenlik sorunumuzu çok yakından
ilgilendiren gazilik kavramı nı örseledik. Onları , sadece yardıma muhtaç insan tiplemesiyle özdeşleştirdik. Bu sebeple dernek ve vakıflar aracı lı ğ ı ile
çözüm ürettik. Ancak Güneydoğu Gazileri gerçeği ile tanı şı nca, çözüm için dernek ve vakıfların yetersiz kaldı ğ ı nı açı k ve net tesbit ettik.
 
         Dernek ve vakıflar bir PTSD (Savaş Sendromu) vazife malulu yerine gazi ünvanının alınması , maaşları n asgari ücret seviyesinin üstünde tutulması , gazi hastane ve rehabilitasyon merkezlerinin açı lması , gazi makalelerinin kurulması , gazilerin eğ itim seviyelerinin yükseltilmesi v.b. gibi konularda çaresizdir. işte bu
gerçek dağ gibi karşımızda dikiliyor. Parlementonun bu konuda acil olarak hareket edip, gazi bakanlığı ’nı kurması zaruridir. Gazilere eşit mesafede
yaklaşacak, yeni yasalar üretecek ve dünya kamuoyuna gazisine bakanlık düzeyinde sahip çıkan bir ülke imajını verecek bir kurumdur Gazi Bakanlığı . Umarı m
2006 yılı gazilerimizin yılı olur. Mehtap Kenar Gazilerimiz Unutulmayı Hazmedemiyor Ölmek unutulmak değ ildir, unutulmak ölmektir. Dolayı sı yla nasıl
hazmedebilir gaziler unutulmayı ? Hareket eden canlılardan, bizi ayı ran bir önemli özellik unutmayı öğrenmemiş olmamı zdı r. insan geçip giden zamana bağlı
kalı r. Unutulmak, yani bir anlamda hiçlik boyutuna itilmek ya anılanları yok sayarak harcamak. Acı bir reçete. Ama kalbinizi öyle derinden yaralamı ştı r
ki... Sanki bir hançer yüreğinize saplanmış, küçük bir hareketle ilerliyor ve daha derinlere batı yor. Sizi unutanı , terk edeni her hatı rladı ğ ı nı zda;
karşılaştığınızda, harcadığınız zamana, verdiğiniz mücadeleye, emeklere acırsınız. Böyle hissediyor ve hazmedemiyor gazilerimizin büyük bir bölümü.
Bazıları roket saldırı sı nda kolunu, gözünü kaybetti. Kimileri sinsi düşman mayına bası p ayağını , kimisi Cudi’de, Gabor’da hain saldırı lar sırasında
bedeninin yarı sı nı yitirdi. nasıl unutur, derinden gelen veya ama kara bir leke gibi dökülen o anı .. Kanı , barut ve yanı k et kokusunu. nasıl unutur
büyük bir dirençle dip acıya, o büyük acıya karşı koyuşu.. Gaziler nasıl unutabilir unutulmayı ? Sönük Bir “Gaziler Günü” Gerçekten gazilerimizden utanı rmı
olduk? Alışıldık “anma törenleri”nin ötesine geçemedik. Komik gazi maaşları ile kaş yapalım derken, göz çı karttı k. On binlerce Güneydoğu gazisini “gazi”
kabul etmedik. Gazi kavramı yerine vazife malulü (!) ünvanı nı layı k gördük. Bir uzvunu kaybetmeyenlere, “keşke şehit olsaydı m” dedirterek, “sen sağ lamsı
n hadi yürü” şeklinde yaklaşı p gazi kimlik kartı nı vermedik. Terörün panik, endişe, korku, kaos yaratma emelleri neticesi, sokağa kimsenin çıkmadığı
dönemde kimler ortadaydı ? Mehmetler, polisler, öğretmenler. Onar bu vatan için, bu ülkenin birliği, dirliği için canları nı verdiler, yaralanıp evlerine
döndüler. eğer ortada acı bir tablo gerçekten var ise, tanı kları , eve dönen gazilerdir. işte bunu unuttuk. Her şeyinizi, hatta hayatınızı çekinmeden
paylaştı ğ ı nı z kişiler tarafından unutulmak o denli hı rpalar ki, size ve duygularınıza en iyi ilacı n aslında onları unutmak olduğunu bile
unutuverirsiniz. Öyle ki sudan çıkmış balı k gibi hissederseniz kendinizi. Nefes almaya çalı şı r, bocalar herşeyin bittiğine inanırsınız. Size karşı
yapı lan bu vefası zlı ğ ı içinize sindiremezsiniz, hazmedebilmeniz kolay gelebilir mi size? Hem de tüm yaşanılanlara rağmen. Asla! Haketmediğ nizi,
defalarca söylersiniz kendinize. Bir anlam veremezsiniz olan bitene. Tüm cesaretinizle, gururunuzu bir yana bırakarak, onlardan, tek bir şans daha
istersiniz unutulmamak adı na. Çünkü unutulmak, unutulan bireyin anılarıyla birlikte dipsiz bir karanlı kta yitip gitmesi demek olduğunu iyi bilirsiniz.
Gaziler de bunu yaptı bir dönem. Seslerini biraz çıkardılar. Çünkü terörle mücadelede sökün ediyordu gazi nüfusu. içlerinden biri, Güneydoğu gazisi Yaşar
Kabasakal şöyle diyor; “Öncelikle meseleyi doğru dürüst ortaya koyalı m Güneydoğu ya da Terörle Mücadele gazileri gerçeği var. Dünyanı n neresinde
görülmüştür; savaşa gideceksin, görevini en iyi biçimde yapacaksın ve eve döndüğünde gazi sayılmayacaksın!.. Dedem Kuvayi Milliyeciydi. O günleri coşku,
hüzün, neşe içerisinde anlatırdı . Onu unutamam. Teröristlerle girdiğimiz çatışmalarda şehit düşen arkadaşı m Hilmi’yi unutamam. Yanmış et kokusunu
unutamam. Hayatı mı ortaya koyduğum bu ulus beni nasıl unutabilir, bunu anlayamı yorum.” Ve nihayet 57.hükümet bu konuda bir adı m attı . 19 Eylül’ün
Gaziler Günü kabul edilmesini sağladı . 27 Hazira 2000’de, 4768 no’lu kanun ile gazilik klvarında bir pencere açtı . Fakat gerçeği görelim. Uygulamaya
yani pratiğe bakalım. 19 Eylül’ün ‘Gaziler Günü’ olduğu  pek bilinmez. Hatta sokağa çıksanı z pek çok kişi “Bu da nereden çıktı ?” diyerek, şaşkınlı
kları nı dile getirir. Gaziler dergisi, “Gaziler Günü” kabul edilmeli uyarı sı nı yaptığı dönemden bugüne 7 yıl geçti. Dile kolay 7 yıldı r Gaziler
Günü’nün önemine işaret edildi. Kimsenin dikkatini yeterince çekmedi. Hatta törenlerin sönük geçmesi konu ile ilgili kurum ve kişilerin gereken duyarlı lı ğ
ı göstermediğ ini kanı tlar nitelikte. Gaziler Günü nasıl gerçekleşti? 84 yıl önce, 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi gazilik olgusu adı na dev
bir adı m attı . Meclis, millet adı na vefa duyğ usunun en net Örneğini göstermiş, bağımsızlığın önderine “Gazi” ünvanı nı layı k görmüştü. Meclisin,
bu tavrı ve yaklaşımı cumhuriyet tarihinde, gaziliğ in temelini atmış ve en yüksek düzeyde temsil edilmesini gerçekleştirmiştir. Dolayı sı yla, Gazi
Atatürk tarafından onur ve gururla taşı nan gazilik kavramı nı n, ulus tarafından daha çok ve yüce bir bağ lamda benimsenmesi sağ lanmı ştı r. 57.
Hükümette bunu gerçekleştirmiş, yılda bir günü gazilere tahsis etmiş; 19 Eylül Gaziler Günü doğ muştur. 5 yıldı r Gaziler Günü, anlam ve önemine uygun
kutlanı yor mu? Ulusal ya da yerel medya, ulusal güvenliğ in bir boyutu olan gaziler olgusuna yeterli seviyede yaklaşı yor mu? Ya da kaçı nı z biliyor,
içtenlikli olalı m, böyle bir günün gazilere tahsis edildiğini? Bakı n ne anlatı yor Güneydoğu gazisi Ali; “Önemli günlerimiz var; 30 Ağ ustos, 29 Ekim
gibi. Bugünlerin değ erini çocuk yaşlarda öğ rettiler. Bayraklar her evin balkonunda dalgalandı . Okullarda törenler yapı ldı , şiirler okundu. Belleğ imize
işlendi.

     Unutmak ne mümkün.

      Peki gazilik meselesinde ne oldu? Ben 19 Eylül’ün Gaziler Günü olduğunu Gaziler dergisinden öğrendim. Bu yılki törene katılmak
istedim. ilgili dernek ve kişiler “üye olmadı ğ ı mı ve tören için seçilmediğimi” söyleyerek dışladılar. Her neyse.. dışarıdan izledim. Gençler
ilgisizdi. Yaşlı larda ne oluyor? dediler. Töreni yönetenler de işlerini kı sa bir zamanda bitirip, anı ta bir çelenk bı rakı p gittiler. Hepsi bu. Bu iş eğ
itimle ilgili. Gazilik kavramı çocuklara okulda öğretilmeli.” Siyasi Partilerin Programı nda Gazilik Var mı ? Gazileri bir çatı altı nda toplayarak, güçlü
bir ses olmayı hedefleyen Türkiye Gaziler Vakfı Genel Başkanı Selim Esen, 2002 yılında siyasi parti genel başkanları na gazilerle ilgili projeleri olup,
olmadı ğ ı nı sordu; “Ülkemizin her karı ş toprağına kanlarını akı tarak, tarihimize altı n sayfalar yazdıran, harp ve vazife malüllerimizin,
gazilerimizin, bu uğ urda can veren aziz şehitlerimizin dul ve yetimlerinin beklentileri temiz, dürüst ve şeffaf bir yönetimdir. Vakfı mı z, şehit ve gaziler
konusundaki görüşlerinizi gazilerimize duyurmak düşüncesindedir.” Tabii ki bir cevap alamadı . Başkan Selim Esen hala bekliyor. Gaziler dergisi de defalarca
siyasileri ve hükümetleri uyardı . Gazi Bakanlığı için toplanan 12 bin imza teslim edildi. 2 yıl geçti. AKP hükümetinden tı! yok. Muhalefet ya da meclisin
dışında kalan parti yetkililerinden de tı k! yok. Herkes hem fikir olmuş konuşuyor; ülkemiz kritik bir coğrafyada. Ulusal güvenliğ imiz birinci
gündemimiz. Bir Hava Kuvvetleri Komutanı emeklilik demecinde şöyle diyor; “Silah sanayi ve teknolojisi rüzgarlarına ve çıkarlarına göre hareket eden
ülkelerin elindeyse, ordu milletine dönmelidir.” Siyasi partilerin tümü gazilik olgusunun toplumsal ve kutsal bir değ er olduğunun bilincindedir. Ancak
uygulama sahasına gelindiğinde, olay nutuklarla sınırlandırılmaktadır. Gazilerine gereken ilgi ve duyarlı lı ğ ı sergilemeyen iktidarları n barajı
bile aşamayacak düzeye gelme olasılığı yakındı r. Çünkü gazi nüfusu giderek büyümektedir. Bir başka Güneydoğu gazisi Selim Yüksel şöyle anlatı yor;
“ismini vermek istemiyorum. Düşüncelerime yakın bir siyasi partinin, bir şubesinde, gazilere katkı m olur düşüncesiyle çalışmak istedim. Kimsenin gazilik
kavramı ile ilgili yeterli bir bilgi birikimine sahip olmadı ğ ı nı gözlemledim. Özürlüler ile aynı kefeye kondukları na tanıklı k ettim. Bizlerin özürlü
olmadıklarını , gazi olduklarını ifade ettim. Ama pek anlayan olmadı . Ben de geri çekilmek zorunda kaldı m.” Her siyasi parti mutlaka bu konuyu ele alı p
iyice incelemeli. Gazilerimizi kayıt altı na almalıyız. Onları n sorunlarını bilirkişilerce ortaya koymalı yı z. Gazilik kavramı ile ilgili eğ itimi ilköğ
retime kadar indirmeliyiz. Tüm bu sorunları n üstesinden gelecek gazi Bakanlığı nı tesis etmeliyiz. AB’ne uyum yasaları çerçevesinde gazi Bakanlığı nı da alı
p, onları şaşırtmalıyı z. Çiğdem Bayrak “Herşeyden Önce Askerlik Bir Takı m Ruhu Gerektirir” Amerikanı n 1992 yılında NATO tatbikatı sı rasında
Türkiye’ye bir yanlışı olmuştu. Muavenet Muhbirini yanlışlıkla! vurmuştu. Klasik şekilde sonradan özür dilemişti. Zamanla da herkes bu olayı unuttu. Ancak
bazıları bırakın unutmayı , onarılmayacak yaralarla yaşamı idame ettirme savaşı verdi. Muavenem Gazisi ilter’de yaşanılanları unutamazdı . O yanlı ş!..
Onun sol elini ve sol ayağını aldı . Başarıyla sürdürdüğü askerlik mesleğini bırakmak zorunda kaldı . TSK’dan emekliye sevk edildi. Öyle bir kırılma
noktasıydı ki, adeta henüz keşfedilmemiş topraklarda bulmuştu kendi Gazi ilter. Pek çok mesleğ e değ indi. Kı smi felsefi kısmi politik yaklaştı . Ancak
her söyleminde gerçeğin ürkütücü yüzüyle tanıştırdı bizleri. Hadi okuyalı m Muavenet Gazisi ilter’i. Kendinizden bahsedermisiniz, kaç çocuklu bir aileden
geliyorsunuz, babanı z hangi meslekte çalı şı yordu, hobileriniz, umutlarınız nelerdi? 1966 yılında istanbul’da doğdum. 1988 yılında Deniz Harp
Okulu’ndan ve 1989 yılında da Deniz ikmal sınıf Okulu Komutanlığından mezun olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlı ğ ı saflarına katıldı m. 1992 yılında
“Dı splay Determination-92 NATO” tatbikatında Amerikan uçak gemisi USS SARATOGAN’dan atı lan iki adet sea sparrow füzesinin görev MUAVENET MUHRiBiYEisabet
etmesi sonucunda sol el ve sol bacağımı kaybettim. 1995 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekliye sevk edildim. 1993 yılında evlendim ve ikisi kı z
biri erkek üç çocuğum var. Babamı z bir fizik öğretmeni ve aynı zamanda da elektronik tamirleri yapan birisi. Annem ise ev hanı mı ydı ama çok becerikli
bir terzi olarak aile bütçemize sürekli katkı da bulunan birisiydi. şimdi de torunları için seri halde elbiseler dikiyor. Tabi bundan büyük bir zevk alı yor
diyebilirim. Ahmet şenol Özdil adında kalp doktoru olan bir erkek kardeşim daha var. Sporun her türlüsünü ve okumayı çok sevirim. Son 6 yıldan beri de bir
siyasi partide özellile gazi ve şehitlerin durumları nı n düzeltilmesi için faaliyetlerde bulunuyorum. Bu konuda oldukça hassas olduğumu söylemeliyim. Bu
memleket için can vermiş, mücadele vermiş, kanı nı dökmüş herkes benim gözümde şehittir ve gazidir. Meslek önemli değ ildir. Kimi bu uğ urda güvenlik
görevlisi kimi öğretmen, hakim, mühendis olarak mücadele etmiştir. Önemli olan bu millet için, bu vatanın birliği, bütünlüğü için, refahı için mücadele
etmektedir. Onun için bana göre şehit şehittir ve gazide gazidir. Bunun mesleği, rütbesi olmaz bu iki kavram bizim milletimizin en kutsal, en yüce iki değ
eridir. işte ben bu amaç için uğraşıyorum. Elimden gelenin en iyisini de yapacağım, Allah’ı n izni ile!... Askeri Okul Sınavları na katılmanı zı
etkileyen faktörler nelerdi, neden asker olmayı seçtiniz, ailenizde başka asker var mı ? 1980 yılında askeri liseye girdim. Açıkçası 1980 12 eylülünden
önce askeri lise imtihanları nı kazandı m. Amacı m güvenli bir ortamda eğitimime devam edebilmekti. 14 yaşı nda idim ve o yaştaki bir çocuğ un “ben ille de
asker olacağım” demesi pek beklenemez. Ancak bir heves olabilir. Ama bununla beraber babam Talat Aydemir’in Kara Harp Okulu Komutanlı ğ ı sırasında son
sınıf öğrencisi imiş ve son sınıftan atılmışlar. Zannedersem onun için de askerlik ukde olarak kalmı ş ve bizi bürekli “askeri okul” fikri ile de
teşvik etmişti. Bununda asker olmamda büyük etkisi olduğunu söylemeliyim. Benden sonra kardeşim Gülhane Askeri Tı p Akademisinden “asker doktor” olarak
mezun oldu ancak o da şimdi istifa etti ve sivil olarak mesleğini icra etmeye devam ediyor. Askerlik mesleğini nasıl tanı mlarsı nı z, nedir askerlik, bir
asker nasıl olmalıdı r? Askerlik, halkı n arasında söylendiğ i şekilde “mantı ğ ı n bittiğ i yerde askerlik başlar” tanı mlaması ile hiç mi hiç
uyuşmamaktadır. aslında askerlik kendi mantığı içinde son derecek tutarlı ve mantı klı bir meslektir. Tabi ülkemizde benim gibi “askeri okul” kökenli
askerler olduğu  gibi sonradan askerlik mesleğini seçenler ve zorunlu askerlik görevini ifa edenler de var. Askerliğ in mantı ğ ı nı öyle birkaç ayda ya da
zorunlu askerlik görevini yaparken birkaç yılda öğ renmek, kavramak ve kabul etmek kolay bir şey değ ildir. Herşeyden önce askerlik bir takım ruhu
gerektirir. Bu takımda herkes birbirine sonuna kadar güvenmeli ve kuşku duymamalı dı r. Bunun için de herkes görevini en iyi şekide öğ renmeli ve icra
etmelidir. iyi bir asker bu yüzden işini en iyi bilen olmalıdır. Bundan sonra insan psikolojisini bilmeli, gerektiğinde baba, gerektiğinde arkadaş ve
gerektiğ inde de hoş görüsüz olabilmeyi başarmalıdır. Çünkü askerin vereceği bir karar onlarca insanı n ölümüne ya da görevin başarı sızlığa uğraması
na neden olabilir. Yapılamayacak emirleri vermekten kaçınmak veya kendinin yapamayacağı emirleri vermekten uzak durmak iyi bir askerin hiçbir zaman
unutmaması gereken ilkeler olmalı dı r. Ayrıca emrindeki diğer astlarını en az kendisi kadar sevmeli ve saymalı dı r. Ancak o zaman astları nı n sevgi ve
saygı sı nı kazanacaktı r. Bu da takı m ruhunun başarı ya ulaşması nı sağlayacaktı r. Silah sanayinin, kendi rüzgarı na uygun politikalar üreten ve çı
karları nı dünya barışına tercih eden güçlü ülkelerin elinde olduğu  bir dönemde, Türk Silahlı Kuvvetleri nasıl bir rota izlemelidir, emekli bir asker
olarak nasıl bir değerlendirmede bulunabilirsiniz? Türkiye bulunduğu coğrafyanın özelliği itibari ile her şeyden önce çok güçlü olmak zorundadır. Bu
bölgede zayıf olmak “yok olmaya” aday olmak demektir. Güçlü olmanı n en birinci yolu ekonomik olarak ve buna bağlı olarak da teknolojik olarak çok güzlü
olmayı gerekmektedir. Bugün Türkiye kamuoyuna belli başlı organlarca yapı lan psikolojik propagandada gösterilmeye çalı ştı ğ ı gibi özellikle de T.S.K. hiç
de zayı f veya göbekten ABD ya da AB’ye bağlı değ ildir. Her şeyden önce milletimizin bağrından çıkan bu kutsal yuvanı n mensupları gerektiğ inde “ölmeyi”
bilecek şekilde yetiştirilmekte ve bunun için de beklemektedirler. Aksini iddia etmek bu “yüce ruh” Türk Milleti’ni tanı mamak demek olur. Çünkü T.S.K. bu
milletin içinden çıkmaktadır. Ancak bu noktada büyük Atatürk milletimizin asil ruhunu en güzel şekilde tüm dünyaya anlatı labilmek için “yurtta sulh,
cihanda sulh” deme yüceliğini, güzelliğini göstermiştir. Bunun bu şekilde tarif edilmesi bazı kendini bilmezlerin sessizliğimiz ifarklı algı lamaları na
neden olmaktadır zannediyorum. Oysa tarih boyunca Türk Milleti’nin ne kadar sabırlı ve ancak bir o kadar da ne kadar gururlu olduğu  unutulmaktadır.
Burada ekonomik olarak gücü elde etmenin sorumluluğu öncelik olarak “siyasi otoritenin” görevidir. T.S.K. ise şu anda üzerine düşeni en iyi şekilde yerine
getirmektedir. Bugün için gerek hava, gerek kara ve gerek de denizde yapı lan çalışmalar ile kendi silahı mı zı kendimiz üretir vaziyetteyiz. Tabii ki daha
çok yol kat etmemiz gerekmektedir. Özellikle teknoloji öncelikli muhabere ve muhabere sistemleri, hafif ancak satı ş ve vuruş gücü yüksek silahlar ve süpriz
saldırı yapmayı mümkün kılacak teknolojik yeniliklerin üzerinde durması güçlü ve caydı rı cı Türkiye için önemlidir. Örneğin gelişmiş bir kimya sanayi bu
amaç öncelik verilmesi gereken sektördür diye düşünüyorum. Hangi dönemde yaralandını z, o anı tekrar hatırlamak zordur, bizlerle de paylaşabilirmisiniz,
neler hissettiniz, nasıl bir acı ydı ? Yukarı da da belirttiğim gibi 1992 yılında yaralandı m. Kamaramdaydı m ve istirahat ediyorum. Birden uyadı m ve
ayak ucumun, alt ranzamdaki yatağın ve kamaramı n alevler içinde kaldı ğ ı nı gördüm. Alevlerden kurtulmak için bulunduğ um yerden karşı alabandaya kadar
atladı m. işte o zaman kolumun kırıldığını ve sol ayağı mı n parçalandığının farkına vardı m. Ahcak zaman geçtikçe acı dayanılmaz hale geliyordu.
Sol elimin ise koptuğunu olaydan 20 gün kadar sonra fark ettim. ilk müdahalelerim Amerikan uçak gemisinde daha sonraki ameliyatları m ise izmir 9 eylül
Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapı ldı . aslında vurulduğum andan itibaren yüzümden gülümseme hiç eksik olmadı . Hala da gülüyorum çok şükür!.. Bu anormal
durum, yani kolunuzu ve bacağınızı kaybetmeniz üzerine ne gibi tepkiler verdiniz, aile fertleriniz durumunuzu nasıl karşıladı , çevrenizin ilgisi ne
düzeyde oldu? Daha önce de dediğ im gibi bizler bu durumlar için eğ itildik. Vurulduğum gece de gülüyordum hala da gülüyorum. Hayat elimde kalanlarla devam
etmek zorunda. Mevcut durumda çabuk adapte olmak gibi bir yeteneğim olduğunu söylemeliyim çok şükür! Ailem de doğ al olarak benden etkilenerek durumu daha
çabuk benimsedi. Bir zorluk yaşamadı k. Gerçi önceleri “rüya görüyorum herhalde, gözlerimi kapatıp açacağım ve elimi ve ayağı mı yerinde göreceğ im” diye
kendi kendime düşünüyordum. Birkaç denemeden sonra “rüya olmadığını ” anladı m. Beyin önce kabul etmiyor. Daha sonraları alışıyorsunuz. Çevreme gelince
de aynı süreci yaşadı m. Öncelikli olarak insanı n kendisi çok önemli, belirleyici, kişinin kendisi oluyor. Zaten çabuk adapte olmazsanız belli bir süre
sonra herkes kendi derdine düşüyor. Bu da çok doğ al. O yüzden insanlar benim yanımda kendilerini rahat hessederlerse görüşmeye devam ederler aksi halde
belli bir müddet sonra yalnız kalırsınız. Gazi olarak tanınma sürecinizde karşı laştığınız ilginç bir anı nı z var mı , gazi kimlik kartı nı alı
rken, zorlandını z mı ? Önceleri gazi olarak kabul edilmiyorduk. Bu da ağrıma gidiyordu doğ al olarak. Bir gün tuttum yolu Deniz Kuvvetleri Komutanlı ğ ı
na gittim ve “gazi olup olmadı ğ ı mı ?” sordum. Gazi olduğum söylendi ama hali hazırda yasal düzenlemelerin hazırlanmadığı çıktı ortaya. Bunun üzerine
dilekçe verdim ve Genel Kurmay Başkanlı ğ ı na gittim ve orada konu ile ilgili olan yetkililerle görüştüm. Sonuçta verdiğim dilekçelere bağlı olarak Deniz
Kuvvetleri Komutanlı ğ ı yasa tasarıları hazırlanarak Genel Kurmay Başkanlığına sundu ve bir süreç başlatılmış oldu. Daha T.C. Emekli Sandı ğ ı
“belediye vasıtalarından ücretsiz yararlanır” ibareli bir kartı müraacatı m üzerine gönderdi ondan sonra da iptal etti. Bu sefer tekrar müracaat ettim bu
sefer de “gazi” ibareli kart gönderildi. Anlayacağını z ne olduğu  tam belli olmayan bir durum var gibime geliyor. ayrıca sosyal devlet olan bir ülkede
insanları n sürekli kendileri ile ilgili bir kanun veya düzenleme var mı diye resmi gazeteleri takip etmesi gibi bir durum olamaz, olmamalı . ilgili kurumda
her türlü kaydı mı z var olduğuna göre yapı lan değ işiklikleri ve geliştirilen hakları ilgilisine yazı ile bildirmek ilgili kurumları n sorumluluk alanına
girmektedir. Malul olup emekliye ayrıdıktan sonra, orduda, bir başka hizmette görev almayı beklediniz mi? Sivil yaşam da karşı laştığını z zorluklar
oldumu? aslında öğretim üyesi olmak istiyordum ancak orduda kalmam halinde kazanılmış haklarımdan vazgeçmek zorunda kalacağ ı m ilgili kanunda
belirtilmişti. Bu nedenle kalmak için de bir talebim olmadı . Ayrıca kalmam halinde görev yapacağım yerlerde görev yapacağım arkadaşlarıma yük olmaktan
da çekindim. Demek ki “bu kadarmış nasip” diyerek ayrılmayı daha uygun buldum. Sizce gazilerimizin yaşadı ğ ı temel sorun nedir? Gazilerle ilgili dernek ve
vakıflar gazi problemlerinin çözümü konusunda yeterli güçte mi? Bence toplumda “gazi” kavramı na gereken önem ve değ er verilmiyor. aslında beni inciten
ilk konu bu. isterdim ki insanlar saygı göstersinler, değ er versinler, gazileri şereflendirsinler. Bunun için de “gazi” olduğumuza dair bir işaret, amblem
vs. gibi bir şeyin taşımamız gerektiğ ine inanı yorum. Bu bizim gururumuz olurdu. insanları n da bu işareti taşı yanlara saygı göstermelerini isterdim.
ikinci olarak da “ekonomik ve sosyal haklar” ile ilgili konular ele alı nmalı . Bu günkü şartlarda gazilere verilen ekonomik haklar kabul edilemez. Bir
devlet PKK’lı Zübeyir Aydar denen haine bile hala milletvekili maaşı veriyorsa “gazileri” nasıl olur da sünüdürür anlamak mümkün değil. aslında bu konuda
gazi derneklerinin yumrukları nı masaya vurup ortaya çıkmaları gerekir. Azımsanmayacak sayı dayı z. Demokratik bir baskı gücü oluşturup hak ettiğimiz
hakları mı za kavuşabiliriz. Hükümetlerin gaz iolgusu karşısındaki duruşlarını nasıl buluyorsunuz, ne gibi politikalar üretilmeli? Gazi konusunda
toplumdaki umursamazlı k doğ al olarak mevcut hükümette de var. Her şeyden önce gazinin ne anlama geldiği, bu insanları n neyin karşısında nelerini feda
ettiklerini oturup iyice analiz etmeli bu toplum ve siyasi otorite. Gaziler ve şehitler olduğu  için bu topraklar hala bizim ve bu millet hala özgürce
ibadetini yapı yor ve işine gidiyor. Gençler eğ itim alı yor, hastalar hastanelere gidebiliyor, iş adamları üretim yapabiliyor. Bunlar bir bütündür ve gazi
bütünün korunması için de bu uğurda şehit ya da gazi olması gerekmektedir. Bunun içindir ki gazilik de aparyı ve yüceltilmesi gereken bir kavramdı r. Hak
ettikleri maddi ve manevi değ erin kendilerine kesinlikle teslim edilmesi gerekmektedir. Gazilerin sesi yeterince çı kıyormu, gazilik konusunda gençlere
verilen eğ itimi yeterli buluyor musunuz? Gazi olmuş insanları mı z, bu makama Yüce Allah tarafındanlayı k görülmüş insanlar olarak diğer insanlardan bir
şey istemeleri diye bir şey olmaz elbette. Bunu düşünmesi gereken sorumluluk makamında oturanlardı r. Millet adı na Siyasi otoriteyi temsil edenlerdir.
Toplumun diğer bireyleridir. Gazi dediğin adam ortaya çı kı p da “ben gaziyim, sizin için bu haldeyim ve bana daha fazla maddi ve manevi hak vermelisiniz”
demeyecek kadar ulvi duygular içindedirler. Gençlere yeterince eğ itim veriyormu sorusuna gelince tek kelimeyle verilecek yanı t “hayırdır”. Oysa geleceğ
imizi teslim edeceğ imiz gençlerimizin bütün bu değ erleri bilir vaziyette yetiştirilmesi ülkemizin devam edebilirliğ inin garantisi olacaktı r. Kimse sadece
gidip de para için ölmez yada hayatı nı hiçe sayı p da kendini türlü tehlikelere atmaz. Bunun için başka yüce değ erlerin genç beyinlerde yer etmesi gerekir.
Basın, radyo ve televizyon bu konuda duyarlı mı ? Siyasiler Gaziler Hakkında Sorgulamaya Başladı ! Bursa CHP Milletvekili Kemal Demirel, Milli Savunma
Bakanı Vecdi Gönül’ den gazilerle ilgili bilgi istedi. yıllarca soruyorduk; neden vekillerimiz gazilik kavramı üzerinde durmuyor, nasıl oluyor da güvenlik
meselesinin önemli bir temelini es geçiyor? diye. Yavaş yavaş vekillerimiz gazilerin vekili olduğunu algı lamaya başladı . Bugün Bursa’ da Kemal Demirel
yarı n başka bir ilde bir diğer vekil belki de seslenecek. Meclisin Atatürk’e “gazi” ünvanı nı vermesinin altı nda yatan gerçek; gazilik kavramı nı n en
yüksek düzeyde temsil edilmesinin yanı sı ra kavramı n güvenlik boyutuyla da ilgisi olması ydı . Ülkenin bağ ı msı zlı ğ ı nı ilan etmesi kadar savunulması
ve korunması da önemliydi. Güvenlik sorununu sı kı ca bağ lamadan, millet ailesinde yerinize sahip çı kmak olası değ ildi. Ve meclis bu noktayı iyi gördü.
Ancak ne olduysa bundan sonra oldu. Gazilerimiz süreç içerisinde unutuldu. Gereksinimlerinin karşı lanması sadece yasada kaldı , uygulama alanı na geçemedi.
Kayı tlar sağ lı klı tutulamadı . Haklar, kötü giden ülke ekonomisi karşısında örselendi. Ne olduğu  belli olmayan bakanlıklar kurulurken, Gazi Bakanlığı
gözlerden kaçtı . Ülkede doğru dürüst bir gazi tanı mı yapılamadı . Onbinlerce Güneydoğu gazisinin gazilik hakları , gazi ünvanları askı da kaldı . Yalnı
zca nutuk atı ldı yıllarca. Gazilerde bir anlam veremedi. Sanki her vatandaş gazi olmak için can atı yor gibi bir izlenim, gazilerin yapmı ş oldukları önemli
katkıyı sıradanlaştırdı . isimlerini söylerken, gazi sözcüğ üünü söyleyemedi. isminin başı na gazi kelimesini eklemedi. Sessizliğ in sesi oldular.
Toplumda vefası z çıktı . Onları ya yardıma muhtaç yaşlı kişiler ya da hala gazi kaldı mı ? sorusuna muhatap olanlar gibi ele aldı . Oysa gazilik kavramı
üst düzey bir olguydu. Siyasi platformda çözüm gerektiren bir sorundu. Ne yapı lı d? Gazilik meselesi dernek ve vakıflara ihale edildi. Öteye geçilemedi.
Ancak Güneydoğu Gazileri sökün etmeye başlayınca sorun kafalara dank! etti. Yavaş yavaş kı mı ldamalar başladı . Medya, kağnı hızıyla olsada gazilik
sorununu gündeme taşı maya başladı . 57. Hükümet Gazier Günü’nü ilan etti. işte uyanan siyasetçilerden biri de Bursa CHP Milletvekili Kemal Demirel oldu.
Gazilerle ilgili bilgilendirilmek istedi. Kıbrıs konusu gündeme tırmanırken, bu harekatta nelerin yaşandı ğ ı nı öğ renmeyi düşündü. Milli Savunma
Bakanlığı da bu talebi değ erlendirip cevabı yazı sı nı kaleme aldı . Tam 12 yanı t verildi. Ve her bir yanı t, bugüne değ in gündeme taşı nmayan, sessizliğ
in sesi tarafından sorulan konulara ı şı k tuttu. Gazilerimizi ve duyarlı vatandaşları mı zı yakından ilgilendiren, Savunma Bakanı Vecdi Gönül imzalı cevabi
yazı yı okuyalım:
        BURSA MiLLETVEKiLi SAYIN KEMAL DEMiREL TARAFINDAN VERiLEN 7/4191 SAYILI YAZILI SORU ÖNERGESiNiN CEVABI 1.Ülkemizde 147.326 istiklal Savaşı
, 21.980 Kore, 38.182 Kıbrıs olmak üzere toplam 207.488 savaş gazisinin kaydı bulunmaktadır.
                
2.1005 sayılı Kanuna eklenen 4432 sayılı Kanun gereğince,
gazinin vefatı halinde, gazinin aldı ğ ı maaşı n %75’i oranında dul eşine intikal etmektedir. Vefat eden gaziden dolayı Emekli Sandı ğ ı ’ndan şeref aylı ğ
ı alan, kanuni miraçıları olarak eşlerinin sayı sı 10.302’dir. 3. 1005 sayılı Kanun gereği; istiklal, Kore ve Kıbrıs gazilerine tanınan haklar; a. Maaş
hakkı b.Ücretsiz seyahat hakkı c.Sağ ı k hizmetlerinden ücretsiz faydalanabilme hakkı ç.Elektrik tarifelerinde yapı lan indirim hakkıdır. 2330 sayılı Kanun
gereği; malul gazilere tanınan haklar; a.Maaş hakkı b.Nakdi Tazminat c. Çocukları için, devlete ait yatı lı okul ve eğ itim kurumlarında yönetmelikte
tesbit edilecek esaslara göre ücretsiz eğ itim verilmektedir. Bunlardan, yüksek öğrenim yapmakta olanlar Devlete ait yurtlar ile yüksek öğrenim
kredilerinden (yürürlükteki mevzuata göre) öncelikle yararlanılır. ç. Bu kanunun kapsamında bulunanlardan, tedavi giderleri kamu kurum ve kuruluşları nca
karşı lanamayanların tedavileri; Devlet üniversitesi, Sosyal Sigortalar Karumu hastaneleri ile askeri hastanelerde ücretsiz olarak yapılır. ayrıca; 5434
sayılı Kanun gereği; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki görevleri nedeniyle şehit olanları n hak sahibi yakınları ile terör eylemlerine
muhatap olarak, yaralanarak sakat kalan Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları veya hak sahibi yakınları Faizsiz Toplu Konut Kredisinden yararlanabilmektedirler.
Malul olanlar, ölenlerin dul kalan eşleri ile dul ve yetim bırakmadan ölenlerin anne ve babaları , yurt içinde Devlet Demiryollarında, Denizyolları şehir
Hatlarında ve belediye toplu taşı t araçlarında ücretsiz seyahat edeler. 4. 1005 sayılı Kanun gereği; vatani hizmet tertibinden 5000 gösterge rakkamının
her yıl Bütçe Kanunu ile tesbit edilen memur maaş katsayı sı ile çarpılmasından bulunacak miktarda şeref aylığı bağlanmaktadı r. Memur maaş katsayısı
arttırça ödenecek maaş miktarı artmaktadır. 42.592 gazi, 10.302 gazi eşi Emekli Sandı ğ ı ’ndan şeref aylı ğ ı almaktadır. 5. 1005 sayılı Kanun gereği
bağlanmakta olan maaş, bir geçim kaynağı olmaktan ziyade, Türkiye’nin taraf olduğu  uluslararası antlaşmalar uyarı nca katı lı nan savaşa, iştirak etmiş
kişilere, göstermiş oldukları üstün gayret ve başarılarından dolayı bağ lanan bir “şeref” aylı ğ ı dı r. Herhangi bir sakatlıklarının bulunmaması ndan
dolayı , kendi kendilerine geçim sağlayabilecekleri düşünüldüğünde şeref aylı ğ ı , hak sahibi gazilerimizin yaşam sürmelerine ek katkı sağ lamaktadı r.
6-7. 1005 sayılı Kanunun 2 inci Maddesi; “Milli Mücadeleye iştiraklerinden dolayı kendilerine istiklal Madalyası verilmiş olan Türk Vatandaşları yla 1950
yılında Türk Tugayı nı n Kore’ye ayak bastı ğ ı Ekim ayı nda başlamak ve 1953 yılı Pan Munjon Ateşkes Anlaşması na kadar Kore’de fiilen savaşa katı lmı ş
olan Türk Vatandaşlarıyla 1974 yılında Temmuz 1 inci ve Ağ ustos 2 nci Barı ş Harekatı na Kıbrıs’ta fiilen görev alarak katı lmı ş olan Türk Vatandaşları
ile harp malulü Türk Vatnadaşları ve kendilerine refakat eden eşleriyle şehitlerin eşleri, Devlet Demiryolları ve Denizcilik Bankası nı n iç hatları vası
taları nda birinci mevkide ve belediye vasıtalarında ücretsiz seyahat ederler”. hükmünü amirdir. 8. 1005 sayılı Kanun gereği; istiklal, Kore ve Kıbrıs
gazilerine tanınan haklar içerisinde herhangi bir eğ itim ve öğretim yardı mı bulunmamaktadı r. 2330 sayılı Kanun gereği; Malul gazilerimizin çocukları
için, devlete ait yatı lı okul ve eğ itim kurumları nda yönetmelikte tesbit edilen esaslara göre ücretsiz eğ itim verilmektedir. Bunlardan, yüksek öğ renim
yapmakta olanlar Devlete ait yurtlar ile yüksek öğ renim kredilerinden (yürürlükteki mevzuata göre) öncelikle yararlanmaktadı rlar. 9. 1005 sayılı Kanun
gereği düzenlenen haklar içerisinde gazi çocukları na kamu kurum ve kuruluşlarında personel alımında herhangi bir ayrı calık tanınmamaktadır. 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanununun EK-1 nci Maddesi; A) Genel, katma ve özel bütçeli kurum ve kuruluşlarla mahalli idareler ve sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan her nevi teşebbüs veya bağlı ortaklı klar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur kadroları ile sözleşmeli personel ve
sürekli işçi kadroları nı n % 0.5’ini, bu Kanunun 1 inci maddesinde yazı lı terör eylemleri nedeni ve etkisiyle; a) şehit olan veya çalı şamayacak derecede
malul olan kamu görevlileri ile er ve erbaşları n varsa eşlerinin, yoksa çocuklarından birisinin, çocukları da yoksa kardeşlerinden birisinin veya, b) Malul
olup da çalı şabilir durumda olanları n, istihdamı için ayırmak ve bu fıkra hükümleri çerçevesinde belirlenecek kişileri işe almak veya atamak zorundadı
rlar. içişleri Bakanlığı , yukarıdaki fıkra kapsamı na giren kişileri tesbit etmek, bunlardan bir işe girmek için istekli olanları n nitelikleri ile iş
gereklerini gözönüne almak suretiyle, işe alınmaları veya atamaları nı n yapılması için, durumları na uygun kadrosu mevcut olan kamu kurum ve kuruluşları
na bildirmekle görevlidir. Bu kişilerin işe alınmaları veya atanmaları sırasında açı ktan atama izni alınması gerekmez. Ancak, ilgililerin sı navı hariç
olmak üzere, kadro veya işin gerektirdiğ i nitelik, özellik ve şartları taşı maları zorunludur.” hükmünü amirdir. 10. 66 sayılı istiklala Madalyası
Kanunu’nun EK-2 nci Maddesi; “istiklal madalyası nı hamil olanlardan vefat edenlerin istiklal madalyası erkek oğullarını n en büyüğ üne, erkek oğ lu yoksa
kı z çocukları nı n büyüğüne, yoksa babası na, o da yoksa annesine, o da yoksa eşine intikal eder. Bunları n vefatı ndan yine bu suretle intikal eder.
Bunlardan biri vefat edipte tertip dahilinde variş bulunmadı ğ ı halde diğer tabakada veya onları n veresesine aynı suretle intikal eyler.” hükmüne amirdir.
11. Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılan madalya ve nişanları n kimlere verileceği, teklif gerekçeleri ile tevcih ve onay makamları 926 Sayılı Türk
Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu gereği, hazırlanan Türk Silahlı Kuvvetleri Savaş Takdirnamesi, Madalya ve Nişan Yönetmeliğ inde belirtilmiştir. Anı lan
yönetmelik gereği; savaşta ve barışta Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu hükümlerine uygun kahramanlı k, fedakarlı k, üstün başarı ve üstün hizmette
bulunanlar; asgari bölük (batarya), müstakil takı m ve eşiti komutanlar ve kurum amirleri ile daha üst makam ve rütbe sahipleri veya yakın görgü şahidi
olarak bulunan üst ve amirleri tarafından tesbit edilerek, Kuvvet Komutanlı kları na teklifleri yapı lmaktadır. Kıbrıs Barı ş Harekatı na katılanlardan
69 kişiye Kıbrıs Üstün Cesaret Feragat Madalyası , 399 kişiye Kıbrıs Övüç Madalyası , 255 kişiye Kıbrıs Barı ş Madalyası , 302 kişiye Kıbrıs Liyakat
Madalyası verilmiştir. Yasal hükümler gereği ve uzun zaman geçmesinden dolayı kişiler hakkı nda yeterli tesbit yapılması nda yaşanılacak sorunlardan
dolayı Kıbrıs gazilerine madalya verilmesi imkanı bulunmamaktadır. Kore Cumhuriyetince bastırılıp Türkiye’ye gönderilen Kore Hizmet Madalyaları Kara
Kuvvetleri Komutanlı ğ ı nca 1 nci, 2 nci, 3 ncü ve 4 ncü Tugarlarla fiilen savaşa katı lan gazilere verilmek üzere Askerlik şubesi Başkanlı kları na
gönderilmiştir. Talep edildiği takdirde Askerlik şubesi Başkanlıklarından temin edilmektedir. Kore gazilerine verilen herhangi bir başka madalya
bulunmamaktadı r.
Bu Kafa Hiç Değişmeyecek “Gazilere iş verilmesini zorunlu kı lan yasa var. Ancak uygulama traji-komik 13 yıl evvel gazilere tuvalet temizleme işini veren
zihniyet boyut atladı ; gazilere çaycı lı k görevi verdi! Yine merhaba.. Hantal bürokrasinin önemli bir hatası nı bir o kadar da ilginç tavrı nı siz değ erli
okurları mı zla paylaşmak istiyorum. “Salları m başı mı alı rı m maaşı mı ” grip hastalı ğ ı gibi sarmı ş bizim bürokrasiyi. Yönetenler neyi, nasıl
yöneteceklerini bilmeyenlerse ortaya ucube bir tablo çı kar. Hangi açı dan bakarsanı z bakı n, bu görüntü karşısında algı lamakta güçlük çekersiniz. 1991
tarihli 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun dördüncü bölümü, terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan kamu görevlileri hakkı nda 2330
sayılı nakdi tazminat ve aylı k bağlanması hakkı nda kanun hükümleri uygulanı r demektedir. ayrıca devlet teşebbüslerinde, özel sektörde gazilerin belli
oranlarda işe alınması nı zorunlu kı lan ek 1.madde 13.11.1995 tarihinde yürürlüğ e girdi. Buraya kadar her şey güzeldi. Gazilere iş fı rsatı yaratı lmı ştı
. Gaziler dergisi araştı rmacı kimliğ inin yanı sı ra bu alandaki en geniş kaynak olma niteliğ inin gereği soruşturmak gazetecilikten bir örnek sundu. 1991
yılında Kore gazisi şaban Kı lı ç’a önerilen işin baştan sağmacı bir beyinin ürünü olduğunu kamuoyu ile paylaştı . nasıl bir iş bulunmuştu. Kore
Gazisi’ne? Tuvaletçilik.. Umumi tuvaletin temizliği ve bakı mı ..Gaziler dergisi gazini bu dramını kapağ a taşı dı ğ ı dönem fı rtı nalar koptu. Bazıları
gerçeğin tokadı nı yediklerini öne sürerken, bazıları gazilerin aşağılandığı biçiminde ele alıp, Gaziler dergisinin üzerine geldi. Ama gerçek karşısında
yapacakları bir şey yoktu. Gaziler dergisi, sadece gazilerin işe yerleştirilmeleri hususunda özenli bir yaklaşımı n sergilenmediğ ini vurguluyordu. Bu kapak
üzerinden 14 yıl geçti. Ne değ işti görelim. Bakı nı z değ erli okurları m Başbakan erdoğan bir genelge yayı nladı . Gazilerden gelen yoğ un şikayetler
üzerine genelgede, Başbakan erdoğan, gazilerin işe yerleştirilmesine hassasiyet göstermeyen kamu kurumları nı uyararak, gazilik onurunun hissettirilmesi
gereği üzerinde durmuştu. Gaziler Vakfı ’ndan Haluk Çapraz’ı n “Bazı yerlerde gazilere hor davranı lı yor. Bacağ ı nı kaybedenlere temizlik işi verdiler.
Mühendislik mezunu asteğ men gaziye ‘çay ocağ ı nda çalı ş’ diyorlar” şeklindeki durum tesbiti hiç bir şeyin değ işmediğini kanıtlıyor. Anne Kelly Helen
Clark Bilinen ama dillendirilmeyen ve gayrı ahlaki bir tavı rda gaziler tarafından dikkatle gözlemleniyor. Özel sektör de gazilere iş verme zorunluluğu
getirilmiş yasayı ihlal ettikleri takdirde ceza fatura edileceğ i belirtilmiş. Kimsenin umrunda değil. Neden? Ceza komikte ondan... Onlar daha iyi
yaşayabilmeniz için hayatları nı risk etti. Ne olur bu zihniyet en azı ndan gaziler konu oldumu değ işsin. A. Gönül Palalar “Çanakkale Geçilmez” ilkesi
Yı prandırılmak isteniyor Avustralya Hükümeti, Çanakkale’ de 409 hektar toprak istiyor. Silahla geçemediler, bürokrasiyle delmek arzusundalar. Eski
dönemlerde emperyal güçler çizmeleri, topları , tüfekleri ile işgal ederdi. Ulus devletinin öncü güçlerinin sert direnişi ile karşılaşınca, sömürgecilik
anlayı şları nı kabul ettirmenin farklı yolları nı düşünüp, uygulamaya koyuldular. Askeri duruş yerini siyasi, diplomasi tavrı na bırakınca, sömürü çarkı
eski işlevini farklı bir biçimde sürdürdü. “Çanakkale geçilmez” demişti, bir zamanlar çeşitli adlara sahip mehmetler. Yedi düvel, azgı n bir ejderha gibi
alevlerle dövmüştü Gelibolulu’yu. 11 ayda yarı m milyon insan hayatı nı , uzvunu kaybetti. Metrekareye 6 bin mermi düştü. Ama yine geçilemedi. Çanakkale.
Üstelik milli mücadelenin ateşini yaktı . Çizme, top, tüfek döneminin tutmadı ğ ı ortada. Peki ne yapılacak? Diplomasi Savaşı . şu sıralarda görünmeyen
ikinci bir Çanakkale Savaşı cereyan ediyor, Gelibolu Yarı madası ’nda. “Tarihi Milli Park” projesinde çalışmalar sürerken, bazı talepler gündeme gelmeye
başladı ; Avustralya, Yeni Zelanda ve ingiltere’den. Saf Bir Talep mi? Bilindiği gibi, 1915’te, yüzbinlerce askeri arkasına alan işgalci zihniyetin
püstürtüldüğ ü Çanakkale, tarihi ve stratejik önemi nedeniyle sürekli dikkat çekmiştir. Lozan Anlaşması ’nda dönemin ingiltere Heyeti Başkanı Lord Curzon, çı
kartma yaptığı toprakları açı kça talep etmişti. Ancak bu tavı r, Türkiye’nin itirazı na takı lı kalmı ştı . yıllardır toplumun bir talebi vardı ;
Çanakkale Savaşları ’nı n ruhsal planda yaşatılması . Bölgenin mistik havasının, büyüsünün muhafaza edilmesi ve gelecek kuşaklara aktarı lması önem
arzediyordu. Ne yazı k ki, bir anı tı n yapılması bile yılları aldı . 90 yıldı r şehitlikler ihmal edildi. Çevre düzenlenmesi yapılmadı . Oysa on binlerce
ilköğretim ve lise çağındaki öğrenciler, duyarlı okul yönetimleri sayesinde, geçmişte yaşanılanları , kahramanları n destanları nı ve tarihi kalıntı
ları görme, anlama fırsatı yakalı yordu. Nihayet Aralı k 2003’te, Tarihi Milli Park projesi işlemeye başladı . Doğ aldı r ki, Lozan Anlaşması ’na imza
koyanları n gözü bu proje çalışmalarına çevrilmesi fazla zaman almadı . Projenin ilerleyen safhaları nda tartışmalar derinlik kazandı . ilk olarak
Avustralya “409 Hektarlı k Anafartalar sahilinin Avustralya kültürel mirası ilan edilmesi” talebini 2004’ün başlarında Dışişleri Bakanlığı ’na iletti. Önce
teklif hoş karşı landı , onbinlerce turist gelecekti. Bölgenin ekonomisi canlanacaktı . Sosyal dokusu zenginleşecekti. Fakat Çevre ve Orman Bakanlığı
bürokratları bu hoş! teklifi, yapmı ş oldukları incelemeler neticesinde geri çevirdi. Zira “Ulusal Miras Alanı ” ilan edilmesi ile ilgili madde akılları
durdurdu. Çünkü miras alanı içindeki yönetim, yargı ve asayiş yetkilerini mirası n hak sahibi kullanıyordu. Düşünebiliryormusunuz, silahla geçilemeyen
topraklar diplomasi ve siyasetle geçilecekti. Binlerce şehit kanıylasulanmı ş topraklarda başka bir ülkenin mahkemelerinin yetkili olması ne anlama gelir
ki? Açı kça bu toprak kaybetmektir. Netice itibariyle, görüşmeler olumsuz sonuçlandı . Ancak konu kapanmadı . Lozan Anlaşması na imza koyan bu ülkeler, başta
Dı şişleri Bakanlığı ’na ve ilgili diğer bakanlıklara uyarı yazı ları göndermeye devam ettiler. ilginçtir, bu yıl, 24-25 Nisan Anzak Günü’nde yapı lan şafak
ayini törenlerine üst düzeyde katıldılar. ingiliz Veliaht Prensi Charles, Avusturalya Başbakanı John Howard, Yeni Zelanda Başbakanı Helen Clark’ı n ve diğer
ülke başkanları nı n yoğ un ilgi gösterdiğ i törenler sonrası hava sislendi, tartışmalar ilginç hal aldı . Abdullah Gül’ün Genelgesi 11 Ağ ustos 2005
tarihli, gizli ve hizmete özel ibareli bir genelge tartışmalara farklı bir boyut kazandırdı . Dı şişleri Bakanlığı ’ndan ve Abdullah Gül imzalı talep,
Tarihli Milli Park projesinin ivedilikle durdurulması yolundaydı . Gerekçesi ise daha ilginçti; Lozan Anlaşması hükümlerinin ihlal edilmemesi için azami
gayret gösterilmesi şeklinde algı lanı yordu. Genelge, satıraralarıyla, detayları yla bir diplomasi savaşı ’nı n yaşandı ğ ı na tanı klı k etmekteydi. Suçlu,
proje çalışmaları nı n tarihi ve kültürel dokuya zarar vermesi olarak ele alı nı yordu. Yani günah keçisi yapı lan çalışmalar olmuştu. Genelgenin diğer
satı rları , Türkiye’nin Lozan Anlaşması gereğince, Gelibolu Milli Parkı ’nı Koruma ve bu amaçla işbirliği yapma sorumluluğ unu üstlendiğ ini belirtiyordu.
Peki, Milli Park ne zaman ilan edildi? 1973’te. Hangi hüküm, Gelibolu yarım adasını Avustralya ile yönetmeyi ele almı ş? Hiçbiri. Bir de genelgeye, ziyarete
gelen yabancı ülke vatandaşları nı n bölge ve ülke ekonomisine yapacağ ı katkı nı n güvence altı na alınması eklenmiş. Adam atası nı ziyarete gelmek isterse
gelir. Hem bir soru akla takı lı yor, bugüne kadar akı lları , manevi değ erleri neredeydi? Çalışmayı yöneten Çevre ve Orman Bakanlığı uzmanları nı n
görüşleri de şaşı rtı cı nitelikte. Konunun en vahim noktası , çalışmaları n durdurulması olarak ele olan uzmanlar, son satı rları n bir kez daha okunması
na dikkat çekiyor. “Halen yarı madada Milli Park için sürüdülmekte olan her türlü proje sürdürülmekte olan her türlü proje uygulama çalı şması nı n vakit
geçirilmeden tümüyle askı ya alınması ; ihalenin durdurulması ..” Avustralya’nı n Atakları Dı şişleri bakanlığı ’nı n bu genelgesi konu ile ilgilenen
Avustrala’nı n ekmeğine yağ sürmüş olacak. Avustralya Büyükelçiliğ i’nin 08 Eylül 2005 tarih ve 2005/247 sayılı nota yazı sı bunu işaret ediyor. Gelibolu’da
yaşayan Bill Sallers adlı gazeteci, Avustralya Gaziler Bakanlığı ’na bir uyarı yazı sı gönderiyor. Yazı da Başbakan Tayyip erdoğan ile Avustralya Başbakanı
John Howard’ı n 26 Nisan 2005’teki törenler sırasında Anzak diye adlandırılan Anafartalar sahilinde yapı lacak her türlü çalı şma konusunda bir mütabakata
vardı kları nı belirtiyordu. “Ortak tarihi araştırma” konusunu vaadeden Türkiye’nin, proje çerçevesinde işbirliği taahhüdünde bulunduğunu iddia ediyordu.
Lozan Anlaşması ’nı n 128. maddesi şu hükmü içerir: “Türk Hükümeti, ingiliz imparatorluğ u, Fransı z ve italyan hükümetlerine karşı , kendi ülkesinde,
bunları n, savaş alanında can vermiş ya da yaralanmış, kaza ve hastalı k yüzünden ölmüş askerleri ve denizcileriyle, tutsakken ölen askerlere veya gözaltı
ndayken ölen sivillere ait mezarları , mezarlı kları , kemiklikleri ve onları anmak için dikilmiş anı tları kapsayan toprak parçaları nı (arsaları ) bu
hükümetlerin kullanı mı na ayrı ayrı ve sürekli olarak bı rakmayı yükümlenir. Bunun gibi, Türk Hükümeti, 130’uncu maddede öngörülen komisyonlara, mezarları
bir araya toplamak (cimetieres de groupement), kemiklikler kurmak ya da anı tlar dikmek için ileride gerekli görülecek toprak parçaları nı da, sözü geçen bu
hükümetlerin kullanı mı na bı rakacaktı r. Türk Hükümeti, bundan başka, söz konusu mezarlara, mezarlı klara, kemikliklere ve anı tlara giriş serbestliğ i
tanı mayı ve gerekirse, buralarda cadde ve yollar yapı lması na izin vermeyi yükümlenir. Yunan Hükümeti de, kendi ülkesine ilişkin olarak, aynı yükümleri
kabul eder.” Ancak Lozan Anlaşması ’nı n altı nı çizdiği önemli bir konuda şudur: “Yukarı da belirtilen hükümler, böyle bir amaçla bı rakı lmı ş olan toprak
parçaları üzerinde, duruma göre, Türk ya da Yunan egemenliğ ine halel vermez.” Bu ifadelerle mezarlı k yerlerinin Türk toprağ ı olduğu na dikkat çekip,
egemenlikle ilgili hak taleplerinin olamayacağ ı kesin bir dille ifade ediyor. Avustralya, egemenlik hakkı olmayan bir alanda kendi hukuk kuralları nı
uygulamayı düşünmesi, hem de kullanı m hakkı ortadayken, böyle bir talepte bulunması ne ifade ediyor uluslararası diplomaside? Ya da şuna ne demeli, 33 bin
hektarlı k Gelibolu yarı madası nı n tamamı nı kapsayan tarihi bir projeyi, üstelik yıllardır geciken bir atı lı mı böyle bir gerekçe ile durdurmak ne fayda
sağ lı yor? Ataları na, şehitlerine saygı yla kucak açan, huzur içinde yatmaları nı sağlayanTürkiye’ye karşı Avustralya yönetiminin bu yaklaşı mı esef
vericidir. Anlamak mı istemiyorlar 1924 Tarihli Lozan Anlaşması ’nı n 129. maddesi, Biritanya imparatorluğ u’na sadece mezarlı k olarak kullanı m hakkı
verdiğ ini hükmediyor. Üstelik Anzak alanı nı n da 409 Hektar kullanı ma açı k olduğu  belirtiliyor. ayrıca “Bakı ş noktası ”nı n yani yapı lan çalışmaları
n, mezarlı klar ve anı tlar için Lozan Anlaşması ile yabancı lara kullanı m hakkı verilen arazilerle herhangi bir ilişkisinin bulunmadı ğ ı nı , projeyi
uygulayan Çevre ve Orman Bakanlığı açı k bir dille ifade ediyor. ayrıca Tarihi Milli Park alanındaki her türlü faaliyet, uluslararası anlaşmalara, Türkiye
Cumhuriyeti kanunları na ve Uzun Devreli Gelişme Planı hükümlerine uygun olarak gerçekleştiriliyor. Bir kaşı k suda fı rtı na koparı lı yor. Yol ve istinad
çalışmaları kaşı nı yor ve ucuz politika üretiliyor. Törenler öncesi yüksek düzeyde mütabakata varı ldığının altı nı çizen bir yazı , Dı şişleri
Bakanlığı ikili ilişkiler Genel Müdürü Süha Umar imzası yla Çevre ve Orman Bakanlığı ’na iletilmiş. Yazı şöyle diyor: “Çanakkale Anma Törenleri öncesinde
ulusal ve uluslararası bası n yayı n organları na da olumsuz biçimde yansı yan Anzak Koyu’ndaki yol ve istinat duvarı çalışmaları nı n konu son gelişmeler ı
şığında yeniden değ erlendirilinceye kadar durdurulması nı n yararlı ve gerekli olduğu na Bakanlığı mı z da katı lmaktadı r.” Görünen o ki; Yanlı ş
bilgilendirmeler ve bilgi eksikliği büyük hatalara yol açı yor. 4-9 Temmuz 2005 tarihinde Canberra’da bir toplantı yapı lı yor. Toplantı da, Çevre ve Orman
Bakanlığı ’ndan gelen proje ekibi, Canberra Büyükelçisi Tansu Okandan, Avustralya Çevre ve Miras Bakanı Lan Commpbell, Gazi Bakanı De Ann Kelly bulunuyor. Ve
iki Avustralyalı Bakan, proje için Türk yetkililere teşekkür ediyor. Ne yazı k ki, bu teşekkür, proje onayı ve maddi destek sözü bürokratları mı zı n yazı
şmaları nda yer almı yor. Dikkat edilirse diplomatik kı skaç, bizim bürokratları telaşa düşürmüş. Park, tarihsel ve kültürel amaçlı çalışmalar, Çanakkale’de
turist ve ziyaret açısındanbir patlama meydana getirdi. 2001’de 250 bin kişinin ziyaret ettiğ i Gelibolu Yarı madası 2005’te 2,5 milyon kişiye ev sahipliğ
i yaptı . Günde 700 otobüsün geldiği yarı mada tarihi ve turistik yönüyle, milli bilincin yeniden ihya edilmesi açısındanbüyük bir etken oldu. Bazı
uzmanlara göre, diplomatik savaşı n geri planında yatan sebebin, çalışmaları n başlaması ndan sonra cereyan eden duyarlılığın kırılması yönünde olduğ
udur. Bazıları ise, yabancı devletlerin bu girişimlerinin eski bir anlayı şı n devamı yönünde olduğu  hususunda görüş belirtiyor. Toprak talebi yeni bir
hadise değ ildir. ingiliz heyeti başkanı Lord Curzon ile Türk heyeti başkanı ismet inönü arasındaki görüşmelerde kendini göstermiştir. Askeri kaynaklara
göre, işgalci devletlerin çıkartma yaptığı Anafartalar ya da Anzak koyu olarak adlandırılan bölgede 436 hektar toprak resmen talep edilmiştir. Bu hayası
z toprak talebi karşısında Türkiye’de pek çok gösteri yapılmıştır. ismet Paşa, konunun tekrar gündeme gelmesi üzerine, barı ş görüşmelerinden çekileceğ
i kozunu oynar. ismet Paşa’nı n bu tavrı üzerine, 124’ten 136.maddeye kadar olan bölüme mezarlı k boyutu yazı lı r. Savaşta ölen ittifak devletleri
askerlerinin kemiklerinin toplanması ve mezar alanları nı n tek tek belirlenmesi kayda geçirilir. ingiliz, Avusturya, Yeni Zelanda mezarlı klarını n, Türk
şehitliklerinden daha bakımlı ve düzenli olması , Türk hükümetlerinin konuya karşı gösterdikleri hassasiyeti kanı tlar. Peki durum böyle ise, nedir bu
toprak talebi zı rvalı ğ ı ? Anlaşı lan hiç uykuda olmamalıyız. Yalçı n Ateş Gözlem Evi
Kuşatı lmı ş Bir Türkiye
2005 yılı nı uğ urlayarak 2006 yılı na girmeye hazı rlandı ğ ı mı z şu günlerde şu kı sacı k yaşamı mı zda bir yılı n daha geçmiş olması nı n hüznü
içerisinde kimilerimiz. Oysa gençlik yılları nda gelecek günlere dair umutları mı z, ilerde yapacağımı z çok şeyin olması bizi ne kadar hayata bağ lar ve
mutlu kı lardı . Belki bir yıl, on yıl, ve hatta yüz yıl bile kozmik zamanda fazla bir anlam ifade etmese de insan yaşamı nda saatler bile önemli. Bizler
belki dalgaları n kayaları nasıl oyduğ unu göremiyor olsak da sonuçta kayalar oyuluyor, çiçekler açı yor ve herşey değ işiyor. işin aslı da bu zaten, değ
işim. Toplum yaşamı öylesine değ işiyor ki insan içinde sürüklenirken bunun farkı na varamı yor çoğ u zaman. insanları n değ er yargı ları , yaşam alı şkanlı
kları , üretim ve tüketim biçimlerinden tutun da üzerinde yaşadı kları çevre, dünya, siyaset ve hatta iklimler bile değ işiyor. Bireysel olarak buna karşı
durmak da olanaksı z gibi görünüyor. insanlar sürekli kazanmaya ya da kaybetmeye endeksli bir oyun oynuyorlar, çoğ u zaman da ne kazanı p ne kaybedeceklerini
bilmeden. Toplamlar da aynen böyle, bugünkü kazanımları veya kayıpları tüm geleceklerini etkilerken... Bugün için gündelik yaşantı mı zdan bir an olsun
kurtulup dünya geneline öyle bir yukarı dan bakabilseydik, neler görürdük acaba? Sürekli değ işmekte olan bu çelişkilerle dolu evrenin ve bu değ işimin
neresinde olduğu muzu anlayabilir miydik acaba, keşke anlayabilsek. Bugün ne yazı k ki dünyanı n birçok yerinde irili ufaklı savaşlar devam etmektedir. Aynı
zamanda terör olgusu bütün uluslar için birincil öncelikte tehlike olma özelliğini de sürdürmeye devam etmektedir. Son otuz yılda terörün en korkuncunu
yaşayarak, binlerce insanı n hayatı nı kaybettiğ i ülkemizin güney doğ usunda yeniden senaryolar yazarak hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Dünyayı ve
özellikle de ortadoğ uyu bir satranç masası gibi görüp hamlelerin ona göre yapılmasının çok önemli olduğu  bir süreci yaşıyoruz. Türkiye’nin bulunduğ u
coğ rafi konumda gelişip güçlenmemesi konusunda her zaman hemfikir olan ve işbirliği yapmakta sakı nca görmeyen batı lı devletler, geçmişte kaba güçle ve
işgalle yapamadı kları nı bu gün çeşitli maşaları kullanmak suretiyle gerçekleştirmeye çalışılmaktadır. Atatürk’ün ölümünden sonra başlatı lan karşı
devrim hareketi, uzun soluklu bir planlamayla kendi içimizden çıkan develt adamları eliyle uygulamaya konulan ve ülkeyi bu günlere taşı yan bir harekettir.
Araları na alı nabilmek için kapılarında beklediğ imiz, verilen her tavize karşı bununla yetinmeyerek fazlası nı isteyen, küstahlı k dozları nı her geçen
gün artı ran, neredeyse ulusal boyutta her konumuza müdahale edebilen batı lı dostları mı zı n! desteğ i olmadan PKK nı n varlı k göstermesi söz konusu
olabilirmiydi. Bölücübaşı nı n yakalanmadan önce hangi Avrupa ülkelerinden nasıl kabul gördüğü ve kimlerin kendisine pasaport verdiği artı k bir sı r değ
il. Aynı şeklide ABD’nı n bugün kendilerinin de kabul ettikleri yalan bahanelerle Irak’ı işgali olmasaydı , bağ ı msı zlı ğ ı nı ilan etme aşaması na gelmiş
olan Kürdistan’dan bahsedebilir miydi acaba? Bugün Kürtler geçmişte Amerika’nı n kışkırtmasıyla Saddama karşı geldiklerinde kimyasal gazlardan nasıl
kaçtı kları nı ve Türk sınırın anasıl yığldklarını ve bu durumda Amerika’nı n nasıl seyirci kaldığnı unutmuş görünüyorlar. Anlaşı lan Halepçe
onlar için bir şey ifade etmiyor. Bugün birçok kişi ve yazar tarafından dile getirilen bir kuşatı mı ş Türkiye ifadesi dolayııyor ortada. Ne yazı k ki acı
bir gerçek, hem de kendi içinden kuşatılmı ş. 1950 lerden itibaren her geçen yıl kolu kanadı biraz daha budanarak da olsa yoluna büyük devlet olmanı n
gururu ile ve gücüne, kuvvetine güvenerek ilerlerken, kötü devlet geleneğini bu günlere kadar koruyabilmişti. Türkiye bu süreç içerisinde üç askeri darbe
yaşamı ş, değ işik koalisyon hükümetlerinin manası z tartışmaları yla zamanı nı boşa geçirmiş olsa da günümüzde olduğu  kadardışa bağımlı bir hale
gelmemişti. Bugün dı şişlerimiz Brüksel, ekonomimiz IMF, ulusal savunmamı z ABD tarafından yönetilir hale gelmiştir. içişlerimizi bir yönetenin olup olmadı
ğ ı ise belirsizdir. Ne kırmızı çizgi kalmıştı r ne de pembe. Yönetime geldikleri günden itibaren AB’ye tam üyelik görüşmelerinin başlaması için çaba sarf
eder görüntü vermeye özen gösteren hükümet yetkilileri, dışarı da çağdaş imajlar arkasına saklanıp, içeride her türlü gericiliğe prim veren uygulamaları
yla aslında zaten giremeyecekleri, girmeyi de arzu etmedikleri AB yi halkı oyalamak için bir araç olarak kullanmışlardı r. Yoksa çok iyi bilmektedirler ki
halen zinanı n tartışıldığı , içkiyi yasaklamanı n çarelerinin arandı ğ ı , bilimsel hukuk yerin eulemadan medet umulduğu, üniversitelerin medreseye
çevrilmek istendiğ i, türban denilen bir tür örtünün hayati önem kazandı ğ ı bir Türkiye’nin Avrupalı yaşam biçimiyle uyuşması mümkün değ ildir. Kıbrıs’ta
da çı karılmak üzere olan bir yasayla Rumları n kuzeydeki mal varlı kları nı n kendilerine iadesi veya pazarlı ğ a tabi bir tazminatı n ödenmesi gündemde..
26 Haziran 2005 de istanbul’da yapı lan KIBES isimli panelde ODP adı na konuşan Gn. Bşk. Yrd. Stefo Benlisoy şunları söylüyordu; “Türkiye Hükümetlerinin Kı
brı s’ta sorunun çözümüne yönelik alacağ ı en önemli adı m adadaki askeri varlı ğ ı na son verecek adı mlardı r. Türkiye Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki
vesayetçi tutumundan vazgeçmelidir.” Arzı edilen budur işte, önce taşmazları n iadesi ve Rumları n adada istedikleri gibi yaşayabilmeleri, sonra da Türk
askerinin adadan çekilmesi. Planlar tıkırtıkır işliyor işlemesine de siz bütün bu olup bitenlerde bir eş zamanlı lı k hissetmiyor musunuz. işte bir yılı
daha geride bı rakı rken, hüznüm bu sebeplerden. Daha mutlu yılları n sizlerin olması dileğ iyle. Bnb. (E) ş. Ercüment Güngör Çanakkale Kara Savaşları :
15 Nisan 1915 itilaf Donanması nı n başarı sı z 18 Mart saldırı sı , Çanakkale boğ azı nı n karadan yardı m ve destek görmeden geçilemeyeceğ ini gösterdi.
Karadan yapı lacak saldırı için iNGiLiZ, FRANSIZ ve ANZAK birliklerinden oluşan 75.000 kişilik bir kuvvet hazı rlandı ve komutanlığına iNGiLiZ generali
Sir Lan HAMiLTON getirildi. Çanakkale boğ azı nı Otto Liman Von SANDERS Paşanı n komutasındaki 5. Türk ordusu savunuyordu. ilk çıkarmalar 25 Nisan 1915
sabahı GELiBOLU Yarı madası ndaki ARIBURNU ve SEDDÜLBAHiR’e Anadolu yakasında KUMKALE’ye yapı ldı . itilaf kuvvetleri ayrıca SAROS körfezi ve Beşiğ e
limanı na gösteriş çı karması yaptı lar. SEDDÜLBAHiR ve TEKEBURNU arası nda kı yı ya çıkan ingiliz ve Fransı z kuvvetleri fazla ilerleyemeden durduruldu.
ARIBURNU’na çıkan ANZAK birliklerinin ileri hareketi yarı madanı n kilidi durumundaki KOCAÇiMEN ve CONKBAYIRI için tehlike yarattı . 27 inci alayı n
yetişmesi ANZAK ilerlemesini geciktirdi. Tehlikenin geçmediğ ini gören 11. Tüm. Komutanı M.Kemal ATATÜRK kendiliğ inden harekete geçerek KOCÇiMEN tepesi
yönünde ilerleyen ANZAKLARA hücum etti onları kı yı ya doğru geriletti. KUMKALEYE çıkan FRANSIZ birlikleri KUMKALEYi ele geçirdilerse de 25/26 Nisan gecesi
burayı boşalttı lar ve karşı sahildeki kuvvetlere katı ldı lar. 26-27 Nisan günleri süren şiddetli çarpı şmalar sonunda itilaf kuvvetleri tuttukları dar kı
yı şeridine hapsedildi. SEDDÜLBAHiR Cephesinde 28 Nisan sabahı saldı raya geçen FRANSIZ ve iNGiLiZ birlikleri Türk karşı tı saldırı sı yla geri atı ldı .
(Birinci KiRTE Savaşı ) Türk Kuvvetleri 1/2 ve 3/4 Mayı s geceleri düşmanı denize dökmek için harekete geçti ise de sonuç alamadı . itilaf Kuvvetleri ALÇI
Tepe’yi de ele geçirmek için giriştikleri 6-8 Mayı s (II.Kirte SAvaşı ) ve 4-6 Haziran (III.Kirte Savaşı ) saldırı ları durduruldu. Fransı z kuvvetlerini
21-22 Haziran saldırı sı (I. Kerevizdere Savaşı ) ingiliz birliklerinin ZIşINDERE’nin iki yanındaki Türk mevzilerine yönelen saldırı sı kı rı ldı .
(ZIGINDERE SAVAşLARI 28 HAZiRAN - 5 TEMMUZ) Fransı z ve ingiliz birliklerinin KEREViZ DERE’ye saldırı sı da durduruldu. (ikinci KEREViZ DERE Savaşı 12-13
TEMMUZ) ARIBURNU cephesinde Türk Kuvvetlerinin 1 Mayı s günü ve 19 Mayı s günü düşmanı denize dökmek amacı yla giriştikleri karşı saldırı larda gelişimedi.
Bundan sonra bu cephede siper savaşları başladı . Çanakkale Kara Savaşları 21 Ağustos 1915 HAMILTON Türk Kuvvetlerini kuzeyden kuşatmaya karar verdi. Boğ
aza egemen, KOCAÇ MEN ve CONK tepeleri bir gece baskı nı ile geçirilecek. TUZLA gölü güneyde karaya çıkan kuvvetler ANAFARTALAR üzerinden ilerleyerek Türk
Birliklerini kuzeyden kuşatacaktı . Takviye edilen itilaf kuvvetleri 6 Ağ ustosta ARIBURNU’ndan KOCAÇiMEN yönünde saldırı ya geçti. SEDDÜLBAHiR cephesinde
de Türk birliklerini yerinde tutmak için oyalama saldırı lar başladı . Öte yandan 6/7 Ağ ustos gecesi SU LA limanı na yeni kuvvetler çı karı ldı . 8 Ağ
ustos ingilizler CONK Tepesine girdiler. Bu anda Liman Paşa kı yı gözetlemesi dışında bütün kuvvetlerini Savaş alanı na yöneltti. 8 Ağ ustos gecesi
ANAFARTALAR Grup K.lı ğ ı na atanan M.KEML BAY, 9 Ağ ustosta KÜÇÜK ve BÜYÜK ANAFARTALAR yönünde ilerleyen itilaf kuvvetlerini güçlü bir saldırı ile ovaya
sürdükten sonra, 10 Ağ ustos sabahı , yakından yönettiğ i bir süngü hücumuyla, CONK bayı rı ndaki ingiliz kuvvetlerini de geri attı . itilaf kuvvetlerinin
ANAFARTALAR cephesinde 13,15 ve 21 Ağ ustosta yaptı kları saldırı lar başarı lı olamadı . Ağ ustos ayı nı n son günlerinde 2 taraf arası ndaki çarpı şmalar
siper savaşları na dönüştü. Gelibolu yarı madası ndaki çarpı şmalar 1915 yılı nı n Ekim ayı nda hemen hemen durmuştu. itilaf kuvvetleri 6 ARALIK’ta
ANAFARTALAR, ARIBURNU ve SEDDÜLBAHiR cephelerini boşaltarak ÇANAKKALE Savaşları na son verilmesini kararlaştı rdı lar. Düşman ANAFARTALAR ve ARIBURNU
cephesinden 19-20 Aralı k 1915 gecesi, SEDDÜLBAHiR cephesinden ise 8-9 Ocak 1916 gecesi bütün birliklerini çekti. Çanakkale Destanı ’nı n insani ve Komutanlı
k Yönü Türk Askerinin Örnek Ruh Durumu: “Çanakkale Savaşı ’nda kendi askerlerimizin kahramanlı kları nı yabancı lardan öğ rendik” diyordu Ruşen Eşref.
Çanakkale’yi özel defterinden ve raporlarla anlatan Mustafa Kemal’i görünce Ruşen Eşref şunları söylüyordu: “Memlekete Çanakkale Harbinden hizmetler veren,
muhkemesi süratli kararları kati, genç kumandanı n yüzünde, Türkiyenin mukadderatı nı tayin edecek boğ uşmağ a doğru gittiğ ini heyecanla hissettim.” Yarbay
Mustafa Kemal Çanakkale Taaruzları için Ruşen Eşref’e öyle söylüyordu: “Çanakkale Taaruzları öyle alelade bir taaruz değil, herkesin muvaffak olmak veya
ölmek azmiyle hareket ve teşne olduğu  taaruzdur.” Ruşen Eşref bu genç paşa da gördüğü “ruh azminin ve bir gaye uğ runda fedakarlı k arzusunun ülkenin hı
zla sürüklendiğ i tehlikeli günler için tek kurtuluş ı şı ğ ı olduğu ” kanaatine varı yordu. Askeri uzmanlara göre, Mustafa Kemal Paşa, emri altı ndaki
askeri sadece tanı makla kalmı yor, onu harekete geçirecek manevi gücü de çok iyi biliyordu. Mustafa Kemal Atatürk, Arı Burnu Savaşları nda şöyle söylüyordu
“Benimle beraber burada muharebe eden bil cümle askerler katiyyen bilmelidirler ki uhdemize tevdi edilen namus vazifesini tamamen ifa etmek için bir adı m
geri gitmek yoktur.” “Harpte istirahat aramanı n, bu istirahatten yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalması na sebebiyet verebileceğ
ini cümlenize hatırlatmak isterim” Türk askerinin taşı dı ğ ı yüksek ruha karşı duyduğ u hayranlı ğ ı öyle anlatmaktadı r Mustafa Kemal: “Mütekabil siperler
arası ndaki mesafemiz sekiz metre. Yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler, hiç biri kurtulmamacasına düşüyor. ikincidekiler onları n yerine gidiyor. Fakat
ne kadar ayan-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyormusunuz, öleni görüyor üç dakikaya kadar kendi öleceğ ini biliyor, hiç ama hiç en ufak bir tereddüt
bile göstermiyor, sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde kuran-ı kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, kelime-i şaadet getiriyorlar.”
Mustafa Kemal Paşa’nı n Çanakkaledeki ruh durumunu, yine kendi ifadesiyle dinleyelim: “Ben vatanı m mahfolduktan sonra yaşamamaya karar verdiğ im için
Kemal-i iftiharla her mesuliyeti deruhte ettim.” Çanakkale Savaş’ları nı n yabancı askerlerde uyandı rdı ğ ı intibalar nasıl olmuştur? “Türkler Çanakkale’yi
zorlayan, çağ ı n en ileri tekniğine sahip güçler karşısında adeta bir kale gibi dikildiler.” Churchill “Türk askeri korku bilmez, dünyada yenilgi adı na
kavram tanı maz. Türkler asyanı n centilmenleridir. Avrupada hiç bir asker yoktur ki, bu ifadenin altı nı çiziyorum, Türklerle mukayese edilebilsin.
Almanları n müdaafada gayet iyi oldukları kabul edilebilir, fakat siperlerde onlar dahil Türklerle kı yas edilemezler.” General Tawsend.
“Çok cesur harp eden, iyi sevk ve idare edilen, cesur Türk ordusu karşısında bulunuyoruz.” General Hamilton. Conk Bayı rı nda Mustafa Kemal’in yaralanı şı
ve sonrasındaki hareket tarzı liderlik ve önderlik yönünden dünya harp tarihine geçecek niteliktedir. Mustafa Kemal’den dinleyelim: “10 Ağ ustos 1915. Conk
Bayı rı nı almak ve bütün boğ aza hakim olmak için, ingilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle, günlerce kazdı kları siperlere yerleşmişler ve hücum anı nı
bekliyorlardı . Gecenin karanlı ğ ı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzereydi. 8.Tümen Komutanı nı ve diğer subayları çağ ı rdı m ve dedim ki: Düşmanı mağ lup
edeceğimize inanı yorum. Ancak siz acele etmeyin. Evvela ileri ben gideyim. Size ben kı rbacı mla işaret verdiğ im zaman hep birlikte atı lı rsı nı z.”
Çanakkale Muharebelerinde lider konumundaki personelin ruh durumu neydi birde onu inceleyelim: Bölük Komutanı Üsteğ men Saffet Mustafa Kemal’e rapor
gönderiyordu. Rapor aynen şöyleydi. “Efendim, emri aliniz mucibince düşman siperlerine taaruz ettik. 10 şehit verdik. 6 kişi de yaralı mı z var. Bendeniz de
sol omuzumdan yaralandı m kurşun arkadan çıktı . Ama düşman kaçı yor. Ben belki uzun süre devam edemeyeceğ im. Aman komutanı m, ileri harekatı nı za devam
edin. Benim yaram önemli değil, siperin içinde ölmediğ ime üzülüyorum. Biraz önce ikinci kurşun yarası nı da aldı m vaktim yok. Raporu size ulaştı rmalı yı
m ellerinizden öperim. Çanakkale de yaralanan ve daha öncesina çöllerinde gözlerini ve koku olma duyusunu yitiren Beyrut Astsubay okulundan mezun Ahmet Çöl
ne diyor bir de onu dinleyelim: “Küme küme oturup kuran okuyorlar, birbirleriyle helalleşenler, hangisi sağ kalacak olursa çoluk çocuğ una selam götürmesini,
nasıl şehit olduğunu anlatması nı dileyenler, avaz avaz gurbet türküsü okuyanlar ortalı ğ ı çı nlatı yordu. Sesli ağlayanları görmedim. Gerçe askerlerimiz
savaşta olsun, başka sı kı ntı larda olsun katiyen ağ lamazlardı .” Bir mehmedin Çanakkale’de anası na yazdı ğ ı meskup: “Kı nalı Hasan” Yarbay Sırrı Bey
Çanakkale de askeri tefdiş ederken birinin saçınıkı nalı gördü ve sordu: “Hiç erkekte kı na olurmu mehmet?” Mehmetçik çevap olarak: “Buraya gelmeden önce
anam kı nalamı ştı ” dedi. “Neden kı naladı ğ ı nı bilmiyorum, sorup öğ reneyim” dedi. Komutanı nı n isteği üzerine anası na mektup yazdı . Anası cevap
gönderdi. “Ey gözümün nuru Hasanı m. Vatan sevgisi içimizde yanı yor. Sen ecdadı mdan, babandan aşağı kalmazsı n. Ben senin anan isem, beni ve seni Allah
yarattı , vatan büyüttü Allah bu vatan için seni ve beni besledi. Bu vatanı n ekmeğ i iliklerimizde duruyor. Sen bu ailenin seçilmiş bir kurbanı sı n. Hasanı
m, söyle zabit efendine, bizim köyde kurbanlı k konuları kı nalarlar.. Bende seni evlatları mı n arasından vatana kurban adadı m.. Onun için kınalamı ştı m
yavrum.. Gözlerinden öperim canı m hasanı m” Anne Hatice. şimdide hastanede yatan bir yaralı erin komutanı na yazdı ğ ı mektubu okuyorum. Hastanede, yatak ı
stirahati altı nda, cephedeki tabur komutanı na, Denizlinin Çivril kazası nı n Madenli köyünden Kadiroğlu Mehmet yazı yor bu mektubu: “Muhterem komutanı m,
sağ kolumu kaybettim, zararı yok, sol kolum var. Onunla pekala iş görebilirim. Beni üzen şey yaramı n kapanmamasından dolayı kı tama yeniden katılamamamdı
r. Ve düşmanla arkadaşları m çarpı şı rken benim çarpı şamamam, burada oturmam beni kahrediyor. Hastaneden elimde olmadan kurtulup aranıza katılamadı ğ ı
m, harpten ayrı kaldı ğ ı m için beni affedin neolur komutanı m.” Faydanı lan Eserler: 1.”Arı burnu Muharebeleri Raporu, M.Kemal” Uluğ DEMiR Türk Tarih
Kurumu Bası m Evi 2. “Çanakkale’de Savaşanlar dedilerki” Ruşen Eşref GÜNAYDIN Türk Tarih Kurumu Bası mevi 3. “Mustafa Kemal Çanakkaleyi Anlatı yor” Ruşen
Eşref GÜNAYDIN Ak Yayı nları Akbank Kültür Sanat Serisi
Gazi Öğretmen Hangi 24 Kası m’da Konuşulacak? Her yıl 24 Kası m öğretmenler Günü kutlanı rken, PKK terörüne kurban verdiğ imiz şehitler hatı rlanı r.
Onları n yüce ruhları önünde saygı yla eğ ilinir. Ancak bir şeyi gözden kaçı rı yoruz; şehit öğretmenlerin hayatta kalan tanı kları nı ; “Gazi Öğretmen”
leri pek hatırlamıyoruz. 24 Kası m 1928, Atatürk Başöğretmen kabul ediliyor. Gazi kabul edilişinden (1921) 7 yıl sonra öğretmenlerimizin önderi oluyor;
Gazi bir Başöğ retmen. yıllar sonra 1981’de 24 Kası m “öğretmenler Günü” olarak kabul edilip, diğer önemli günlerimizin safları nda yerini alı yor. 24
yıldı r kutlanan 24 Kası m öğretmenler Günü’nde resmi mesajları n ardı arkası kesilmiyor. Bir mesaj fı rtı nası yaşanı yor o günde. Resmi beyanlara baktı ğ
ı mı zda, görülen ortak payda, öğretmenler, cumhuriyet adı altındaki çağ daşlı k ve uygarlı k projesinin mimarları dı r, ekonomik sı kı ntı ları nı n
giderilmesi gereklidir şeklinde özetlenebilir. O günde toplum nasıl tavı r takı nı yor? sorusuda yıllardır aynı yanı tı veriyor; öğretmenin elini öp, çiçeğ
ini ver, töreni bitir. Bu kadarı yeterli gelebilir mi, şehit öğ retmenin dul kalan eşine, anası na, babası na ve yavruları na? Bu kadarı yeterli gelebilir
mi, bölünmez bütünlük uğ runa baş koyan gazi öğretmene? 147 Öğretmen şehit Verildi Karanlı ktaki ı şı k neden yok edilmek istenir? Eğ itim sistemimizin
eleştirilecek pek çok yanı olduğu  gün gibi aşikar. Öğ retmenlik mesleğini seçmek çok popüler değil. Bazı ruhsal yapı lar tüm olumsuzluklara karşı n öğ
retmen olurlar. Bilirler ki, bu meslek adamı zengin etmez. Peki neden öğ retmek isterler? Çünkü öğ renmek ve öğ retmek bir yaşam biçimidir onlar için. işte
PKK terörü bu yaşam biçimini, bu şaşı lacak içgüdüyü yok etmek istedi, çünkü ı şı k sönünce karanlı klar egemen olacaktı . Herkes gitmedi, çatı şmaları n yoğ
unlaştı ğ ı süreçte, kimi istifa etti, kimi rapor aldı , kimi ne gerekiyorsa gitmemek için onu yaptı . Ama bazı ları vardı ki, onlar isyan etmedi, onlar seve
seve savaş tarlaları na gitti. Kimi geriye dönmedi. Bayrağ a sarı lı tabutla selamladı geride kalanları . Kimisi de döndü. yalnız ve sessiz. Gazi Öğretmen
gazi olduğunun ayrı mı nda değil. Görevini yaptı . Sadece o kadar. 147 Öğretmen evine dönemedi. Onları hatı rlamak, anmak istiyorsak, tanı kları nı , yani
gazi öğretmeni şereflendirmeliyiz. Madalya ile yüceltmeliyiz. Çok uç bir talep mi? Gazi öğretmeni Tanı mak Bir Vefa Borcudur Milli Mücadelede saflarda yer
tutanlara sivil, asker,aydı n ayrı mı yapı lmadan istiklal Madalyası verildi. Savaş topyekün bir savaştı . Yaşlı , genç, kadın, erkek bağımsızlık uğ
runa, özgürce yaşamak adı na ve sı nı rları kanla çizilmiş bir vatan için canları nı çekinmeden risk ettiler. Genç Türkiye Cumhuriyeti meclisi bu fedakarlı ğ
ı görmezden gelmedi ve madalya ile onları ödüllendirdi. Gazilik ünvanı nı gecirtirmeden yasayla tanı dı . Atatürk gibi bir dünya liderinin şahsında gazi
kavramı na derinlik kazandırdı . Bölücü teröre karşı verilen savaşta milli mücadele ile örtüşen pek çok olgu bulunuyor. Öncelikle bu savaş, kanla çizelen
vatanı n bölünmez bütünlüğüne yönelik tehdide karşı veriliyor. Dolayı sı yla dava ulusal boyutta. Bir başka benzer nokta ise terörle topyekün savaşıldı .
Önde devleti temsil eden görevliler, ardı nda sivil halk, dış destekli terörün karşısında geçilmez bir duvar ördü. işte böylesine bir savaşta öğ
retmenlerde saflardaydı . Yüzün üzerinde şehit öğretmenin olduğu  bir savaşta, yüzlerce de gazi Öğretmen olmalı . Ancak öğretmene “gazi” ünvanı verecek
yasal bir düzenleme yıllardır siyasilerin aklı na gelmiyor. Halkı n nezdinde gazi görülen Öğretmen, devletin gözünde sadece bir Öğretmen ya da bir sayı
olarak görülmekte. Durum öyle bir noktada ki, savaş tarlası na giden Öğretmen bile gazi olduğunun bilincinde değil. “Ülke güvenliğ ine yönelik bu
olumsuzluk giderilmelidir.” diyen emekli Öğretmen Tahir Anı l ilginç konuşuyor. “Kimi kaçtı , kimi korktu ama bazı ları hariç. Onlardan kimileri dönmedi,
şehit tabutları nda ve ellerde taşı ndı . Kimisi hala yaşı yor. Bu ülkede asker, polis gazi ünvanı alı rken, Öğretmen neden alamı yor?” şehit öğretmenleri
Canlı Tutmalı yı z Kimi verilere göre 128 kimilerine göre 147 öğretmenimiz Terörle Mücadele’de şehit verdik. Onları birer sayı olarak hatı rlamak, yapı
lacak en büyük gaflettir. Üstelik dünya kamuoyuna terörden çektiklerimizi aktarma çabası na da engeldir. Evet PKK terörü dış desteklidir. Bilgi sahibi
olmadan fikir sahibi olan bazı Avrupalı siyasilere, terörün yüzlerce öğretmeni şehit ettiğ i gerçeğini anlatamazsak, bu mücadelede bir arpa yol gidemeyiz.
Ve yine öğretmenlerimize şehit ve gazi öğretmene sahip çıktı ğ ı mı zı göstermezsek, idealist Öğretmen kavramı nı yalnı zlı ğ a ve ölüme terkederiz.
şimdi, zaman, her okulda “şehit Öğretmen Anı tı ” yaptı rarak hatadan dönme zamanı dı r. Mehtap KENAR Türk Askerinin Onur ve Cesaret Savaşı : Kunuri
Savaşı Kore Harbinde cereyan eden ve bizim açı mı zdan en önemli savaş olan Kunuri Savaşı Türk Askerinin asil duruşunu belgeler Kore yarı madası 1945 Ağ
ustos’unda, Rusya’nı n Japonya’ya savaş ilan etmesiyle kuzeyde Rus istilası na uğ ramı ş ve 38’inci paralelden itibaren Rusya ile ABD tarafından geçici
olarak ikiye bölünerek Kuzey Kore yaratılmıştır. Ruslar kuzeyde kominist bir idare kurup çekilmişler ve 1948’de Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti adı nı
alan devlet ortaya çıkmıştır. Böylece, ileride iki ülkenin birleştirilmesi kararı da askı da kalmıştır. iki ülke arası nda 38. paralel boyunca çeşitli
sı nı r çatı şmaları başlamı ş ve 25 Haziran 1950 tarihinde Kuzey Kore, Güney Kore’ye saldırı ya geçmiştir. Bu durumda Birleşmiş Milletler bir karar alarak
çok büyük kı smı ABD Kuvvetlerinden oluşan bir B.M. Kuvvetini Güney Kore’nin yardı mı na göndermiş, bu kuvvetler kuzeye doğru ilerleyerek Mançura’daki Çin
sı nı rı na yaklaşmı şlardı . Çinlilier de gönüllü kendi kuvvetleriyle Kuzey Kore’ye yardıma girişmişler, böylece savaş genişlemiş ve uzamı ştı r. B.M.
başkumandanı olan General Mac Arthur savaşı n durması için bir ara Mançurya’ya atom bombası atı lması nı önermiş ve bu yüzden görevinden alı nmı ştı r. Daha
sonra Temmuz 1053’de iki taraf arasında 38. paralel civarında mütareke imzalanmıştır. Kore Savaşı çok sayı da insan hayatı na mal olmuş, dünya
ekonomisine bir çok maddenin fiyatı nı yükselterek önemli etkiler yapmıştır. Türkiye’de 17 ekim 1950 tarihinde Kore’ye General Tahsin Yazı cı komutası nda
5090 kişilik bir Tugay çı karmı ştı r. Çeşitli görevler alan Türk Tugayı Kore’de büyük başarı göstererek, dünyanı n takdirini kazanmı ştı r. Türk Tugayı
Kore’de 900’den fazla şehit vermiş, 200 kişi de yara almıştır. Zamanla Türk Tugayı nı n mevcudu indirilmiştir. Kore’de önemli bir Türk şehitliğ i vardı r
ve Ankara’da 1973’de şehitlerin hatı rası na bir anı t yapı lmı ştı r. Kore Savaşı nda tarafları n kayıplarının durumu ise şöyledir: Güney Kore ordusu 141
bin ölü ve 43 bin kayı p, Birleşmiş Milletler kuvvetleri 36 bin ölü vermiş, karşı taraftan Kuzey Kore ordusu 295 bin ölü, Komünist Çin ordusu da 184 bin ölü
vermiştir. (Kore’de sivil halktanda her iki kesinde 3 milyon kişi kadar ölmüştür) ikinci Dünya Savaşı ndan sonra Kore’nin bağ ı msı z bir devlet olarak
kurulması nı kabul eden Müttefik Devletler, Japonları Kore’den çı karmak için 8 eylül 1945’de Kore’ye asker çı kardı lar. Fakat olaya müdahale eden Sovyet
rusya 38. Enlem dairesini tabii sı nı r olarak kabul edince Kuzey ve Güney Kore Devletleri teşekkül etti. 25 Haziran 1950’de Kuzey Koreliler, Güney Kore’ye
hücum ederek işgale başladı lar. Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi, Kızıl Kore’nin bu saldırı sı nı güvenliğ in bozulması olarak vası flandı rdı . Ve
üye devletleri saldırı yı püskürtmek üzere yardıma çağ ı rdı . Elli üç millet prensip itibariyle Kore’ye yardı mı kabul etti. Fakat yalnız on altı üye
devletin kuvvetleri Kore Cumhuriyeti orduları yla birlikte, Birleşmiş Milletlerin komutası altı nda saldı ranlar ile çarpı şmak üzere asker gönderdiler.
Aradan bir kaç ay geçmeden Çin askeri birliklerinin Birleşmiş Milletler kuvvetlerine karşı savaşa girdiğ i görüldü. 1950’de başlayan Kore Savaşı 1953’e kadar
devam etti. 1953 yılında yapı lan mütareke ile Kore’de silahlı çarpı şma sona erdi. Birleşmiş Millet üyelerinden olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti barı şı n
devamı na yardı m için 4500 kişilik, 141. Alaydan teşekkül eden Tugayı Tuğ general Tahsin Yazı cı komutası nda Kore’ye gönderdi. Kore savaş alanında diğer
on beş ulusun erleriyle omuz omuza savaşan Türk askeri, kahraman bir ulusun kahraman evlatları oldukları nı cihana bir daha gösterdiler. Kunuri Savaşı Kunuri
Savaşı (Kunuri Muharebesi) Kore Savaşı sırasında 26 Kası m 1950 günü Çin kuvvetleri ile Kore’deki Türk tugayı arası nda yaşanan savaştı r. Bu savaş,
Amerikan ve Birleşmiş Milletler birliklerinin bozulması ve büyük çapta geri çekilmesiyle sonuçlanmı ş, tüm Kore Savaşı ’ndaki en zorlu muharebelerden biri
olmuştur. Amerikalı lar Çinlilerin sayıca çok üstün oldukları nı ve bir çok noktadan saldı rdı kları nı anlayı nca geri çekilme kararı verirlerken, bir
yandan da Türk Kuvvetlerine Çinlilerle sı cak temas emri vererek, geri çekilmek için zaman kazanmaya çalı şmı şlardı r. Bu müthiş ezici saldırı sırasında
direk ateş hattı nda kalan 5455 kişilik tugayı mı z onbinlerce kişilik Çin kuvvetlerine karşı kahramanca direnmiş, 27-28 Kası m gece yarı sı askerlerinin
%70’ini kaybetmek pahası na Amerikalı ları n az bir kayı pla geriye çekilmesine olanak yaratmı ştı r. 26 Kası m günü Çin kuvvetleri Amerikan 1. ve 9.
Kolorduları na ve bunlara bağlı diğer birliklere karşı çok güçlü saldırı lara başladı lar. ilk olarak Çin birlikleri dağ lardan aşağ ı ya doğru Tockhon
civarı nda bulunan Güney Kore’lilere saldı rdı lar. Güney Kore Savunması ezici saldırı karşısında çok kı sa bir sürede bozguna uğ rayarak dağ ı ldı .
Çinliler genellikle gece ilerliyorlardı . 18 gün boyunca günde yaklaşı k 30 km. yol almışlardı . Gündüz saatlerinde sadece keşif birliklerinin dolaşması na
izin veriliyor, diğer çin askerleri dağ lı k arazide saklanı yorlardı . Çinli komutanları n gündüz yerini belli eden askeri savunma yetkisi bulunuyordu.
Olumsuz hava ve arazi şartları da düşman Çin ve Kuzey Kore birliklerine avantaj sağ lı yordu Türk birliği Açı sı dan Kunuri Savaşı nda Karşı laşı lan Genel
Durum Bu sı rada Türklere Amerikan birliklerinin sağ (Doğ u) kanadı nı koruma görevi verildi. 1. Türk Taburunu Kunuri’nin 15 mil (24 km) doğ usundaki
Wanwon’a acilen sevketmek için Amerikan kamyonları tahsis edilmişti. Bu kamyonlar daha sonra geri dönerek 2. Taburkumuzu nakledeceklerdi. Durumun aciliyeti
karşısında askerlerimizin bir kı smı yaya olarak yola çıktı lar. Türklere gelen emir karayolunu tutarak, Unsong’u emniyete almaktı , ancak Tugayımızın
karanlı k basmadan Unsong’a varı p, orada mevzilenmesi için yeterli zaman yoktu. Üstelik, Chongsong’da bulunan düşman Amerikalı ları n tutmamı zı istediğ i
çizgiye çok yakın bir konumdaydı . Bu da Tugayımızın daha mevzi almadan bir süpriz saldırı yla karşı laşması riskini getiriyordu. ayrıca bu bölgede çete
taraması yapı lmadı ğ ı ndan halk arası na karı şmı ş olabilecek gerillalar geri çekiliş yolunu kaparlarsa tugayı mı z sarı labilir ve yok olma tehlikesiyle
karşı laşabilirdi. Bütün bunlara ek olarak, sağ kanadı nı savunma görevini aldı ğ ı mı z Amerikan kuvvetleri geri çekilmekteydi. Öte yandan birliklerimizin o
anda bulundukları yerden savunma görevi yapması da arazı şartları yüzünden hemen hemen imkansı zdı . Bizden istenen Kunuri Tockhon yolunu tutmak için 12 mil
(20 km) uzunluğ unda bir cephe gerektiriyor ve bu da sayıca çok üstün olan Çinlilere karşı bizi tümüyle zayı f düşürebilecek bir durumdu. Arazinin topları n
etkili bir şekilde kullanı mı nı engellemesi ve düşmanı n araziyi çok iyi bilme avantajı da eklenince ortaya çıkan tablo Türk kuvvetleri için hiç de iç açı
cı değ ildi. Güney-Doğ uya geri çekilmekten başka yapacak bir şey yoktu. Ancak durum, geri çekiliş sırasında bile düşmanla karşı karşı ya gelmeyi
gerektirecek kadar karmaşı ktı . Amerikan kuvvetleriyle temas kesilmişti. Türk Tugayı Tuğ general Tahsin Yazı cı ’nı n emrinde kendi başı nı n çaresine
bakmak durumundaydı . Kunuri’nin Kuzey-Doğ usuna doğru ilerleyen askerlerimiz, WanWon’da mevzilenmeyi amaçlı yorlarrdı . Wanwon’a vardı ktan hemen sonra
Tokchon’a doğru Tongjukkyo Nehri boyunca yokuş yukarı , yaya olarak tank desteğ i olmadan bir ilerleyiş başlamı ştı . Amerikalı lar, uçakla yaptı kları
keşifler sonucunda Çinlilerin Tokchon’a doğru ilerlediklerini ve oradan büyük bir saldırı yapacakları nı büyük bir ihtimalle tahmin etmişlerdi. Amerikalı
lardan istihbarat alı namayı şı ve genel durumun bilinmemesi sonucunda yapı lan manevralar tugayı mı za ait iki keşif birliğini, artçı birlik haline
getirmiti. Bu arada iyice yaklaşan Çinliler tugayı mı zı yakın takibe almışlardı . Bir öncü keşif kolumuz Karil L’yong Geçidinde Çinlilerle ilk temas eden
birliğimiz oldu. Keşif birliğimizden kurtulan olmadı . birliğimizin Geri Çekilişi Bütün olumsuz koşullara rağmen Türk askeri düşmanı n ilerleyişini
durdurmayı başarmıştı . Türk mevzilerini ele geçirmek için arkasına bir çok saldırı düzenleyen Çinliler her seferinde geri püskürtülmüş ve üyük kayıplar
vermişlerdi. Cephe savaşıyla sonuç alamayacakları nı anlayan Çinliler bir toplu imha planı hazırlamışlar ve sessizce Tugayımızın etrafını sarmaya
başlamışlardı . Komutanı mı z bu planı zamanında farkederek bir an önce geri çekilme emri verdi, çünkü sayıca çok üstün olan Çinlilerin tüm yönlerden
yapacakları bir saldırı durdurmak imkansızdı . Askerlerimiz o gece sı fı rı n altı nda bir hava sıcaklığında ve yorgun bir şekilde sayıca
kendilerinin onlarca misli olan düşmanla baş başa kalmıştı . Çinliler bütün gece ani gürültüler, davul, ıslık ve çığlı k sesleri çıkartarak
askerlerimizin moralini çökertmeye ve dinlenmesine olanak vermemeye çalışıyordu. Geri çekiliş sırasında birliklerimiz tekrar Wanwon’a yaklaşı rlarken ağ
ı r düşman ateşiyle karşılaştılar. Çinliler, askerlerimiz tam olarak mevzilenemeden saldırmışlardı . Çinliler tarafından sarı lan öndeki 1. Taburumuz
çetin bir süngü savaşı na girmişti. Amerikalıları n raporları na göre, o gün öğleden sonra taburdan geriye kalan iki bölüğümüz 400 yaralıyla hala savaşı
yordu. Tugayımızın geri kalan kısmı bu durum karşısında buradan geri çekilme emri aldı . 9. Bölük geri çekilen diğer birliklerimizi arkadan koruma
görevini üstlenmişti. 3. Taburun 10. Bölüğü ise Tugayımızın ileri hattı nı oluşturuyordu. Birliklerimiz sayıca çok üstün olan düşmanı oyalayarak, zaman
kazanmaya ve tekrar toplanarak, mevzi tutmaya çalışıyorlardı . Savaşı n en hararetli bu anında 9. bölük zor durumda olan 10. ve 11. bölüklere yardı m
görevini almı ştı . 29 Kası m sabahı na karşı Çinliler birliklerimizin direnişini kı rmayı başardı lar. 9. Bölüğ ümüz, 3. Tabur Komutanı Binbaşı Lütfü Bilgin
de dahil olmak üzere tamamı yla şehid edildi. 30 Kası m 1950 - Son Durum Geri çekiliş sırasında Çinliler Türk birliğine müthiş bir kuvvetle saldı rmı
şlardı . 30 Kası m 1950 günü Tugayımızın yarı sı ndan çoğ u kaybedilmişti. Bu çetin mücadelede kahraman Türk askerleri saatlerce süren süngü savaşı
sonrası nda şehit düşerken, geride bulunan diğer Birleşmiş Milletler birlikleri silahları nı ve techizatı nı bı rakar da olsa kurtulabilmişti. Amerikan
karargahı sonradan kendilerinde de yeterli bilgi olmadı ğ ı için Türklere bilgi veremediklerini açı klamı şlardı . Savaşı n Ülkemiz için Sonuçları Kası m
1050’deki Çin saldırı sı na karşı Birleşmiş Milletler kuvvetleri bozguna uğ ramı ş ve bu savaş tüm Kore Savaşı nı n en zorlu anları ndan biri olarak tarihe
geçmiştir. Amerikalı lar, hava koşulları , arazi ve Türklerle araları ndaki dil sorununun yol açtı ğ ı anlaşmazlı klar yüzünden Kunuri Savaşı nı n bir
bozguna düştüğ ünü, özellikle Türkler için çok kanlı ve trajik bir şekilde sonuçlandı ğ ı nı söylemişlerdir. Sadece bir-iki gece süren Kunuri Savaşı nda Türk
Tugayı 741 şehit, 2068 yaralı , 163 kayı p, 244 esir ve 298 diğer olmak üzere 3514 kayıp p vermiştir. Amerikada yayı nlanmı ş çeşitli kaynaklarda Kore’deki
Türk Tugayı ndan şöyle sözediliyor: “Savunmadan çok saldırı pozisyonları nda çok daha başarı lı ydı lar ve asla geri çekilmek istemiyorlardı . Türkler en
zor şartlarda bile kendilerini son derece cesur ve asil bir şekilde gösterdiler. Ağ ı r kayıpları onları n onur ve kararlı lı kları nı n sembolüdür.
Cesaretleri ve kahramanlı kları için bizim hiç bir şey söylememize gerek yoktur”. Kore Savaşı nı n ülkemiz için önemli sonuçları olmuştur. Amerika Birleşik
Devletleri Türklerin Kore Savaşında gösterdiğ i cesarete ve fedakarlı ğ a karşı lı k, ülkemizin 1952’de NATO’ya kabul edilmesinde önemli rol oynamı ş ve
çeşitli yardı m paketleri çerçevesinde ülkemize önemli maddi yardımlarda bulunmuştur. Kore Savaşı nı n ülkemiz açısındandiğer bir önemli sonucu da Güney
Kore ve Türk halkları arası ndaki yakın dostluk ve güven ilişkisinin başlaması ve gelişmesidir. Türkiye ve Güney Kore halkları arası ndaki kardeşlik 2002
Dünya Kupası sırasında bir kere daha tüm dünyaya karşı açı kça sergilenmiştir. Gaziler Dergisi Haber Servisi Yeni Bir Hayat Güneşin ilk ı şı kları dağ
ları n ardı nda belirmeye başlamıştı . Gün boyu güneşin ı sıttığ ı kayalara ve birbirlerine iyice sokularak ı sı nmaya çalı ştı kları bir gece daha
bitiyordu. Pı rı l pı rı l bir gökyüzü onlara güzel bir ilkbahar sabahı nı müjdeler gibiydi. Günlerdir tek kurşun atmadantek bir terörest bile göremeden
ilerlemek, üzerindeki gerilimi bir nebze de olsa hafifletmişti. şafakla birlikte hareket emri almışlardı . Bölüğün büyük kısmı neredeyse harekete geçmeye
hazı rdı . - Güzellik uykunuzu mu böldüm afedersiniz bayanlar. Hadi fı rlayı n hadi. - Ulan sanki kuştüyü yataklarda uyuduk. Zaten tutulmadı k yerim kalmamı
ş. - Tatlı sohbetinizi bölmek istemezdim ama bizi bekleyen bir görev var. Biraz kıpırdayı n arkadaşlar. Ekip, asteğ men Cüneyt’in uyarı sı yla muhabbeti
kesip derhal hazı rlanmı ştı . Birkaç dakika içerisinde hepsi çantaları nı sı rtlamı ş yürüyüşe hazırdılar. üneyt asteğ men bölükteki erlerin ağ abeyi
gibiydi. Onun sözünü ikiletmek olmazdı . Günlerdir her sabah yaptı kları gibi yürüyüşe geçtiler. Hedeflerine neredeyse varmı şlardı . Önlerinde sadece zorlu
bir iniş kalmıştı . Vadiye inen sarp patika fazla uzun sürmüyordu ama dik iniş ve sı rtları ndaki ağ ı r yükler hepsinin nefesini kesmişti. Aşağ ı da onları
bekleyen dar vadi ise hedefleri olan köyün tek giriş yoluydu. Mayı nlı olabileceğ i bilgisini almışlardı . Köy tüm kı ş boyu karı n kapattı ğ ı bu yoldan
şehirle bağlantısını sürdürüyor, hastalar, hamile kadı nlar bu yoldan hastane ulaştı rı lı yordu. Mayı nları n temizlenmesi gerekliydi. iki mayı n uzmanı
na Asteğ men Cüneyt’in başında olduğu  bir bölük asker eşlik ediyordu. Kah kayarak, kah yuvarlanarak düşe kalka ilerleyişleri şiddetli bir patlama ile
kesildi. Her biri olduğu  yerde hareketsiz kalmıştı . Sonsuzluk gibi gelen 5 saniye.. zaman donmuş tüm vadi sessizliğe bürünmüştü. Vadi zeminindeki yola
teröristler tarafından mayın döşenmişti. Ancak vadiye inen patikada da mayın olabileceği hiç birinin aklı na gelmemişti. Cüneyt asteğ men yerde yatmı ş,
şaşkı n gözlerle etrafına bakı yordu. Bilinci açı ktı ama ona doğru gelen erlerin yüzündeki acı dolu üzgün ifadeye bir anlam veremiyordu. Hatta Halil’in
elinde tuttuğu kendi bacağına bakarken de son derece sakindi. Bu onun başına gelmiz olamazdı . Mümkün değ ildi bu. Hem bacağ ı yerinde duruyordu. Bakmaya
korkuyordu ama hissediyordu. Postalının sıktığı bileği biraz ağ rı yordu ama bacağ ı yerindeydi. Bu, bir başkası nı n bağ ı na gelmişti. Cüneyt’in çok
üzülerek baktı ğ ı ama hiçbir şey yapamayacağ ı , bir şey yapmak için çok geç kaldı ğ ı birinin. Bir başkası nı n başı na gelmişti. Onun değil. Arkadaşları
nı n onu köye taşımaları , helikopterin gelip onu alması , hastaneye gidişi hepsi bir kabusun parçaları gibiydi. Uyanmak isteyip de uyanamadı ğ ı bir kabus.
Son hatırladı ğ ı helikopterin pervanesinden gelen düzenli seslerdi. Günlerdir dağ larda olmanı n yorgunluğ u ve kan kaybı yla kendinden geçmişti.
Ameliyattan çıktıktan sonra kendine gelmesi iki gün sürmüştü. Hemşireyle konuştuğunu hatırlıyordu. Sonra doktor yanı na gelmiş ona bir şeyler
söylemişti. Gerçekler ve hayaller birbirine karışmıştı . Zira doktor ona mayına bastı ğ ı nı ve sağ bacağını dizinden kaybettiğini söylemişti. Sanki
içindi iki kişi vardı . şimdiye kadar bildiği tanıdığı Cüneyt ve mayına basmı ş Cüneyt. Bu ikincisine çok yabancıydı . Bu yabancı lı ğ ı n yarattı ğ ı
dev dalgalarla boğuşan zihni, demir atacak bir liman bulamamanı n çaresizliğ iyle yorgun düşmüştü. Sinir sistemi iflat etmek üzereydi. Elleriyle yüzünü
kapattı . Ağladı ğ ı nı fark etti. Ne zamandı r ağlıyordu acaba? Bacağını kaybettiğini kabullenmek ve hayatına yeniden başlamak Cüneyt’in iki yılını
almıştı .
         - Dokuz ay süren rehabilitasyon çalışmaları ve protez bacağı Cüneyt’in yeni hayatında, alışmakta en çok zorlandı ğ ı şeylerin başında
geliyordu. şimdi evinin terası nda oturmuş hayatını tamamen değ iştiren o talihsiz günü düşünüyordu. Birkaç gün önce randevu almı ş olan gazeteci bayan
gelmiş, ona, o gün hakkı nda sorular sormuştu. Sevgili Nazlı ’sı da kahveleri getirmişti o sı rada. “O mayına bastı ğ ı m gün bacağ ı mı kaybettim. Vatanı m
için helal olsun. Bugün çağrılsam yine giderim öbür bacağı mı da veririm. Ne devletimden ne de bu milletten maddi hiçbir beklentim yok benim. Allah’a
şükür oturarak para kazandığım bir mesleğim var. Bilgisayar programcısıyım ben. Evet ekonomik özgürlüğüm var. Ama fiziksel özgürlüğümü yitirdim ben.
Koşamı yorum rahat yürüyemiyorum, birini yardı mı olmadan yatakta dönemiyorum bile. Benim milletimin insanları yatakları nda rahat uyusun, işine okuluna
güven içinde gitsin diye ben fiziksel Özgürlüğümü kaybettim. Yazı n bunları herkes bilsin. Bugün kimse beni hatırlamı yor. Ben Gazi’yim.O mayı n benim
bütün hayatı mı değ iştirdi. Anne babalar da hiçbir karşı lı k beklemeden evladı nı sever, korur, güvenliğini sağlamak için çabalar. Ama yine de bir gün
gelip o evladı n onu hatırlamı sı nı ister, güzel söz duymak, takdir edilmek ister. Uğ runda onca fedakarlı k ettiği evladı nı n onu sayması nı ister. Bu
millet aynı nankör bir evlat gibi gazisini unutmuş. yılda bir gün, 19 Eylül Gaziler Günü, onu bile hiç kimse bilmiyor.” “Sakin ol canı m” dedi Nazlı . “Daha
farklı ” konulardan bahsedelim istermisin?” Cüneyt’in yüzü kıpkırmızı olmuş, gözleri dolmuştu. Dokunsalar ağlayacaktı . Ne kadar kaçsam da saklanacak bir
yer yok işte düşündü. Gazetecinin sesiyle daldı ğ ı düşüncelerden sıyrıldı . “Eşinizle nasıl tanı ştığınızı anlatı n biraz da.” Cüneyt dönüp
gülümseyerek, gözlerinin içine bakan Nazlı ’nı n elini tuttu. “Can yoldaşı m, arkadaşı m, yarim ve koltuk değ neğ im.. Nazlı ’m.. ben şanslı bir gaziyim”
diye sözlerine başladı Cüneyt: - Çoğu arkadaşı mla iletişim halindeyim. Büyük bir kı smı evliliklerinde ve özel ilişkilerinde problem yaşı yorlar. Toplum
içine çıkmaya utanıyorlar. Kendilerine acı nmasından öyle çok korkuyorlar ki. Bir gaziye en büyük acı ona acıyarak bakan insanları n verdiğ ini biliyor
musunuz?. Neyse konuyu dağ ı ttı m yine. O olaydan sonra hayatı m çok değ işmişti. Bana eski halimi hatırlatan hiçbir şeyi görmek istemiyordum. O zamanlar
annem babam ve kı z kardeşimle beraber istanbul’da oturuyorduk. Hı zlı çapkı n, basketbolcu, yakı şı klı Cüneyt artı k tarih olmuştu. Ben de eski hayatı ma
ait her şeyden kaçmak istiyordum. Ailem istanbul’daki evimizi satı p, burada bir ev aldı . Sessiz, sakin, küçük, bir yer burası . Acı ları mla başbaşa kalmak
için ideal bir yerdi aslında. Gülerek sözünü kesti Nazlı : - Ama aşk sen irahat bırakmadı işte. - Evet aşk inanı lmaz bir duygu. Bir mucize gibi hayatı ma
girdi ve benim kendime ördüğüm kalın duvarları mı sanki kağıttanmı ş gibi yı kı p, ikinci kez dünyaya gelmemi sağladı . O günlerde kendimi sadece işime
vermiştim. Odama kapanı p bilgisayarımla meşgul oluyordum. Siparişle çalışıyordum. Babamı n tanıdıkları , onları n ahbapları falan işte. aslında iş
benim bahanemdi. Saatlerce odama kapanı p tüm zamanı mı bilgisayar başında geçirerek, bir anlamda beynimi uyuşturuyordum. Düşünmüyordum. Kaçarak, kapı ları
mı kapatarak bu anlamsı z yaşam beni bı rakana kadar zaman dolduruyordum sadece... Yine dalı p gitmişti. O yalnızlı k, kimsesizlik, toplumun dı şı na
itilmişlik duygusu onu hiçbir zaman bı rakmayacak mı ydı acaba? Nazlı : “O zamanlar benim küçük bir dükkanı m vardı . Bilgisayar malzemeleri satı yordum.”
diyerek Cüneyt’in kaldı ğ ı yerden sözü devraldı .” Sanı rı m evden çıktı ğ ı ender zamanlarda geldiği ilk yer mecburen benim dükkanı m oluyordu. Çünkü bu
küçük kasabada bilgisayar parçası satan tek yer orası ydı . Zamanla onun bu uzak, gizemli duruşu, yalnızlığı bende merak uyandırmaya başladı . Başlangı
çta tek niyetim onu tanı mak hikayesini öğ renmekti. Yani ilk görüşte aşk değil bizimki.” - Ya benim, aşkla falan hiç bir işim yoktu. Dedim ya bu dünyada
zaman dolduruyordum artı k. Aşk defterini de istanbul’da kapatmıştım çoktan. - Dükkanı ma geldiği zamanlarda onu konuşturmaya çalı şı yordum. Ama etrafı
nda öyle kalın duvarlar var ki... Ona ulaşma çabaları mı n hepsi bu duvarlara çarpı p, tuzla buz oluyorlardı . Tüm elde ettiğ im nezaket icabı söylenmiş
birkaç basit kelimeden ibaretti.” Cüneyt: “Ben de bu geveze beni neden rahat bı rakmı yor diye sinir oluyordum. Hayatı ma hiç kimseyi çok fazla yaklaştı
rmamakta kararlı ydı m. Birgün bana bir film CD si verdi. Mutlaka seyretmemi, çok güzel olduğunu falan söyedi. Aradan birkaç gün geçtiğ inde filmi beğ enip
beğenmediğini sordu. CD yi odamda bir köşeye atmış, çoktan unutmuştum bile. Beğendim dedim. Ertesi gün elime bir kitap tutuşturdu. -Ben pek kitap okumam
dediysem de kurtuluş yoktu. Bu böyle neredeyse 6 ay sürdü.” Gazeteci dayanamadı : “ne kadar azimli bir çaba, doğrusu çok sabırlımışsıı z. Nazlı
gazeteciyi yanıtlamakda gecikmedi: “Başlarda her şey bir oyun gibiydi. Onu çözmek, tanı mak istiyordum. Onun o duvarları n ardında saklanan gerçek kişiliğ
ini merak ediyordum. Bir gün yine dükkandayken ansı zı n kalp atı şları mı n hızlandığını fark ettim. Bunu ne olduğunu anlamamı ştı m. O gittikten sonra
düşünmeye başladı m. Ve o zaman anladı m ona aşı k olduğumu. Artı k onunla arkadaş olmaktan daha fazlası nı istiyordum. Öyle sessizce, öyle yavaşça gelip
girmişki yüreğ ime hiç anlamamışı m bile.” - Ya siz Cüneyt bey, bunca zaman ona karşı hiçbirşey hissetmediniz mi? - Sanı rı m, ben, etrafımdakilerin
duyguları nı fark edemeyecek kadar kendi trajedimle meşguldüm. Biraz da onun kadar tatlı , cana yakın bir kı zı n benimle ilgilenmesine ihtimal vermiyordum
sanı rı m. - Peki, Nazlı , bu durumu sen nasıl değerlendirdin? - Benimse artı k onunla arkadaş olma çabaları m, git gide zayıflıyor, aylar geçtikçe
ümidimi kaybediyordum. Bu arada Antalya’daki ablam hamileliğinin son ayı na girmiş ve yardıma ihtiyacı nı söyleyerek beni yanına çağ ı rı yordu. Cüneyt’i
sı k sı k görmek, onun ilgisizliğiyle yüzleşmek benim için son zamanlarda çok acı verici hale gelmişti. Belki bir süre onu görmezsem unutur, yüreğimden
atabilirim diye düşündüm. Ve dükkanı devredip Antalya’ya ablamı n yanı na gittim. Sonrası nı sen anlat istersen canı m. Cüneyt, yüzünü denizden esen melzeme
vermiş, geçmiş günleri düşünüyordu. Kabuğunda ve yalnız yaşadı ğ ı o boşa harcamış günler.. Hayatı nı n son dört yılında hiç olmadı ğ ı kadar mutlu,
huzurlu ve dolu dolu yaşadı ğ ı nı düşündü. Sonra Nazlı ’nı n kaldı ğ ı yerden anlatmaya başladı . - En az haftada birkez onun dükkanına uğrar olmuştum.
Bir iki hafta onun yokluğunu önemsemedim. Sonra dükkana daha sı k gitmeye başladı m. Her seferinde bir bahane bulup Nazlı hanı mı sormaya gidiyordum. Ama
cesaret edemiyordum. en sonunda dayanamadı m, sordum. Dükkanı devrettiğini duyunca, nedenini bilmediğim bir rahatsı zlı k hissetmeye başladı m. Eve gidip
bana verdiği ve benim de bir kenara koyup hiç ilgilenmediğim kitaplara, filmeler baktı m. Sanki bana bir haber vereceklermiş gibi. Yavaş yavaş duyduğ um
rahatsı zlı k artı yordu. Huzurumu kaybetmiştim. o sı cak gülümsemesi, gözlerimin içine bakı p benimle konuşması .. Her anı m, odam, evin her köşesi Nazlı
’yla dolmuştu. Kitapları okumaya başladı m. Oysa ki kitap okumayı pek sevmeyen biriydim. Bir süre sonra anladı m ki bu kitapları n ve filmlerin ortak bir
noktası vardı . Hepsi de birbirine benzer mesajlar veriyordular. “Hayattan kaçamazsı n. yaşarken ölünmez” diyorlardı . “Hayat, bazen çok acımasız olsa da,
çok derin yaraları mı z olsa da içimizde hayata dair bir ümit, bir tohum, hep vardı r. Ve biraz su biraz güneş buldu mu hemen filizlenip, yeşeriverir.”..
Oturup düşündükçe Nazlı ’nı n bana olan ilgisini her fırsatta nasıl belli ettiğini anlamaya başladı m. Bunca zaman bunu nasıl görememiştim. Nazlı
kimsenin yapamadığını yapmış, içimdeki o küçük tohuma can vermişti. şimdi filizlenmek için hevesleniyordu ama hala çok zayı f ve cesaretsizdi. Üstelik
bencilliğ im ve duyarsı zlı ğ ı mla onu örselemiştim. nasıl böyle kör olabilmiştim? Kendi hislerime bile kulakları mı tı kamı ş olduğu mu fark etmiştim.
Bunu kendime itiraf etmem çok zor olmuştu ama anlamı ştı mki ben uzun zamandı r o dükkana sadece Naslı ’yı görmeye gidiyordum. Duyguları mı anlamı ştı m
anlamsı na da şimdi bunu Nazlı ’ya nasıl söyleyecektim. Dükkana gidip sordum, birkaç tanı dı ğ ı , konu komşuya ama faydası z. Ona ulaşabileceğ im bir
telefon ya da adres bulamamı ştı m. Açı k açıkda soramıyorum ki.. Beklemeye başladı m. Hergün dükkanı n civarı nda bir tur atmayı alışkanlık haline
getirmiştim. Ailem de bendeki değ işime hayert ediyorlardı . Nazlı ’yı kaybettiğ imi düşünmek, bana yanı mdaki sevdiklerimin değ erini yanı mdayken bilmem
gerektiğini öğretmişti. iş işten geçmeden yani. inanı r mı sı nı z yıllardır anneme onu sevdiğimi söylememiştim. Askerden önce kı z kardeşimle saatlerce
sohbet eder, dertleşir, her şemizi paylaşı rdı k. Askerden döndükten sonra onunla da aynı evin içinde iki yabancı gibi olmuştuk. Hayatı mı geri kazanmak
zorunda olduğumu fark ettim. O mayın benim sadece bacağımı almı ştı ama ben kendimi müebbet hapse mahkum etmiştim. Eski, neşeli, vurdumduymaz Cüneyt
olmam mümkün değ ildi ama ben ölmemiştimki. Yaşı yordum. Evet bunu yeniden hissetmiştim. yıllar sonra, yaşadı ğ ı mı hissetmiştim. Nazlı : -”Böyle olacağı
nı bilseydim daha önce giderdim Antalya’ya.” dedi gülerek. “Ara sı ra buraya gelip bir iki gün kalı p yine dönüyordum ama Cüneyt’le hiç karşılaşmadı k o sı
rada. Kısmet işte?” - “Nazlı ’yı en son görüşümün üstünden bir yıla yakın zaman geçmişti. Bir gün deniz kenarında dolaşırken birden bire onu gördüm. Bir
yıl sonra tekrar karşımdaydı işte. Mümkün olsa ona koşmak isterdim o an.” -”Neyse ki yaptığı m aptallı ğ ı telafi etmek için çok geç kalmamıştım. Zaten
gereksiz yere çok zaman kaybettiğ imiz için işin geri kalan kısmında kestirmeden gittik. Bir hafta sonra ona evlenme teklif etmiştim bile.” - “Peki ya siz,
çevrenizden hiç tepki aldı nı z mı Nazlı hanı m?” - “Tabi. Başta ailem karşı çıktı ama mutluluğumun, gözlerime yansı yan o ışıltısına karşı fazla
direnemediler. Aradı ğ ı mı bulmuştum. Daha fazla oyalanmak için de hiçbir sebep yoktu. Ve o güne dek yaptığı m en güzel şeyi yaptı m.” Nazlı , Cüneyt’e
dönüp elini tuttu “Seninle evlendim” diyerek sözlerini sürdürdü. “Ara sıra tartştığmız oluyor ama birbirimize sevgimiz, saygı mı z hiç eksilmedi..
Tersine her geçen gün daha da serpilip, büyüyor, olgunlaşıyor.”

    .

Sayfa Başına Dön

s