Gazilerin Gündeme Taşınması Yılları Aldı 22. Yılımızı da dolduruyoruz.
Dile kolay çeyrek asıra yakın bir zaman diliminde, gazilik gibi el
değmemiş bir
konuyu, üstelik popülizm kültürüne teslim olmuş Türkiye’nin gündemine
taşımak zorlu, dikenli yolları aşmakta mümkün oldu. Pek çok engelle
karşılaşıldı . Bir
fincan suda fırtınalar koparıldı . “Çamur at izi kalsın” yöntemiyle kara
çalınmak istendi. Bilimsel dayanaktan yoksun, gerekçesiz kararlarla
hakkımı z da
onlarca dava açıldı . Bizi taklit eden ne olduğu belirsiz dergilerin
üzerine gidileceği yerde günah keçisi yapıldık.Elimizde 7-8 adet
beraatimizle
sonuçlanan mahkeme kararları bulunuyor. Elbette mağduriyetimizin
giderilmesi için önümüzdeki günlerde tazminat davaları açacağız. Çamur
lekelerini tek tek
. Çünkü bu bir anlamda “Dreyfus davası ” oldu. 22 yıllık bu süreç güzel
işlere imzalar atılmasınada tanıklı k etti. Bu
günlerde gazilerin sıkça medyada yer alması bunu doğruluyor. Giderek
gözler gazilik olgusuna çevriliyor. Onlar, şimdilerde törenlerin
figüranları olarak algılanmıyor. Oysa çok değil, 22 yıl
önce gazilerimiz törenlerde akla gelirdi. Bir çeşit üniforma ve kalpak
giymiş yaşlı , tonton insanlar yürürdü ana caddelerde halkı
selamlayarak. Çoluk, çocuk
alkışlardık. Bir tür heyecanla dolardı damarlarımızdaki kan. Lakin hep
böyle olurdu, bir farkla, izleyicisi giderek düşmekteydi. Ve de gaziler
giderek
yaşlanmaktaydı . Toplum, “ kaldı ?” sorusunu sormaya başladı . Öyle ya,
yaşları gelmişti... Birer birer ve sessizce toprağa verildiler. Sadece
tek kanallı
dönemde, televizyon yayı nı kapanırken, “bir gazimiz öldü” derdi spiker.
Hepsi bu. işte bu mantı ğ ı eleştirdi yıllarca Gaziler dergisi. Belki
biraz
acımasız oldu. Ama gerçeği görüp silkelenmek için yapılacak en iyi
yöntem buydu; gazilerin sorunlarını dolaysız olarak dile getirmek..
Terör neticesi
yüzbinlere ulaşan gazi nüfusunun taleplerine yetkilileri odaklamak..
Güvenlik ve gazilik kavramlarının iç içe geçtiğini ifade etmek... Sığ ve
alı şı
lagelmiş yaklaşım biçimlerine karşı oldu Gaziler dergisi. Türkiye’nin
kritik bir coğrafyada yer alması laf değ ildir. Üzerinde bin kez
düşünülmesi
gerekiyor. Ve önemli ayağı unutuluyor; GAZiLER. Bu bir gerçek. Bu
statükocu yaklaşıma karşı n, yıllardır yayınları mı z aracı lı ğ ı ile
bir kamuoyu
oluşturduk. Gazilik olgusu üzerine 22 yıl dirsek çürütürcesine çalışıp,
araştı rı p, sorgulayıp konunun gündeme taşınmasına vesile olduk. Bizi
mutlu ve
huzurlu kı lan toplumun ve yönetenlerin gazilerin görünmeyen uyanabilir
ve gazilerimize sahip çıkmak için çareler arayabilirdik. Gazilik ve
güvenlik
kavramları ikiz kardeş gibidirler. Biri olmadan diğeri olamaz. Önce
güvenlik sonra gazilik diye tek tek ele alamazsı nı z. Bir bütündürler.
Güvenlik
sorunumuzu nasıl dernek ve vakıflara teslim etmiyorsak, gazilerimizi de
dernek ve vakıflara bırakamayız. Ne yazı k ki, güvenlik sorunumuzu çok
yakından
ilgilendiren gazilik kavramı nı örseledik. Onları , sadece yardıma
muhtaç insan tiplemesiyle özdeşleştirdik. Bu sebeple dernek ve vakıflar
aracı lı ğ ı ile
çözüm ürettik. Ancak Güneydoğu Gazileri gerçeği ile tanı şı nca, çözüm
için dernek ve vakıfların yetersiz kaldı ğ ı nı açı k ve net tesbit
ettik.
Dernek ve vakıflar bir
PTSD (Savaş Sendromu) vazife malulu yerine gazi ünvanının alınması ,
maaşları n asgari ücret seviyesinin üstünde tutulması , gazi hastane ve
rehabilitasyon merkezlerinin açı lması , gazi makalelerinin kurulması ,
gazilerin eğ itim seviyelerinin yükseltilmesi v.b. gibi konularda
çaresizdir. işte bu
gerçek dağ gibi karşımızda dikiliyor. Parlementonun bu konuda acil
olarak hareket edip, gazi bakanlığı ’nı kurması zaruridir. Gazilere eşit
mesafede
yaklaşacak, yeni yasalar üretecek ve dünya kamuoyuna gazisine bakanlık
düzeyinde sahip çıkan bir ülke imajını verecek bir kurumdur Gazi
Bakanlığı . Umarı m
2006 yılı gazilerimizin yılı olur. Mehtap Kenar Gazilerimiz Unutulmayı
Hazmedemiyor Ölmek unutulmak değ ildir, unutulmak ölmektir. Dolayı sı
yla nasıl
hazmedebilir gaziler unutulmayı ? Hareket eden canlılardan, bizi ayı ran
bir önemli özellik unutmayı öğrenmemiş olmamı zdı r. insan geçip giden
zamana bağlı
kalı r. Unutulmak, yani bir anlamda hiçlik boyutuna itilmek ya
anılanları yok sayarak harcamak. Acı bir reçete. Ama kalbinizi öyle
derinden yaralamı ştı r
ki... Sanki bir hançer yüreğinize saplanmış, küçük bir hareketle
ilerliyor ve daha derinlere batı yor. Sizi unutanı , terk edeni her hatı
rladı ğ ı nı zda;
karşılaştığınızda, harcadığınız zamana, verdiğiniz mücadeleye, emeklere
acırsınız. Böyle hissediyor ve hazmedemiyor gazilerimizin büyük bir
bölümü.
Bazıları roket saldırı sı nda kolunu, gözünü kaybetti. Kimileri sinsi
düşman mayına bası p ayağını , kimisi Cudi’de, Gabor’da hain saldırı lar
sırasında
bedeninin yarı sı nı yitirdi. nasıl unutur, derinden gelen veya ama kara
bir leke gibi dökülen o anı .. Kanı , barut ve yanı k et kokusunu. nasıl
unutur
büyük bir dirençle dip acıya, o büyük acıya karşı koyuşu.. Gaziler nasıl
unutabilir unutulmayı ? Sönük Bir “Gaziler Günü” Gerçekten
gazilerimizden utanı rmı
olduk? Alışıldık “anma törenleri”nin ötesine geçemedik. Komik gazi
maaşları ile kaş yapalım derken, göz çı karttı k. On binlerce Güneydoğu
gazisini “gazi”
kabul etmedik. Gazi kavramı yerine vazife malulü (!) ünvanı nı layı k
gördük. Bir uzvunu kaybetmeyenlere, “keşke şehit olsaydı m” dedirterek,
“sen sağ lamsı
n hadi yürü” şeklinde yaklaşı p gazi kimlik kartı nı vermedik. Terörün
panik, endişe, korku, kaos yaratma emelleri neticesi, sokağa kimsenin
çıkmadığı
dönemde kimler ortadaydı ? Mehmetler, polisler, öğretmenler. Onar bu
vatan için, bu ülkenin birliği, dirliği için canları nı verdiler,
yaralanıp evlerine
döndüler. eğer ortada acı bir tablo gerçekten var ise, tanı kları , eve
dönen gazilerdir. işte bunu unuttuk. Her şeyinizi, hatta hayatınızı
çekinmeden
paylaştı ğ ı nı z kişiler tarafından unutulmak o denli hı rpalar ki,
size ve duygularınıza en iyi ilacı n aslında onları unutmak olduğunu
bile
unutuverirsiniz. Öyle ki sudan çıkmış balı k gibi hissederseniz
kendinizi. Nefes almaya çalı şı r, bocalar herşeyin bittiğine
inanırsınız. Size karşı
yapı lan bu vefası zlı ğ ı içinize sindiremezsiniz, hazmedebilmeniz
kolay gelebilir mi size? Hem de tüm yaşanılanlara rağmen. Asla!
Haketmediğ nizi,
defalarca söylersiniz kendinize. Bir anlam veremezsiniz olan bitene. Tüm
cesaretinizle, gururunuzu bir yana bırakarak, onlardan, tek bir şans
daha
istersiniz unutulmamak adı na. Çünkü unutulmak, unutulan bireyin
anılarıyla birlikte dipsiz bir karanlı kta yitip gitmesi demek olduğunu
iyi bilirsiniz.
Gaziler de bunu yaptı bir dönem. Seslerini biraz çıkardılar. Çünkü
terörle mücadelede sökün ediyordu gazi nüfusu. içlerinden biri,
Güneydoğu gazisi Yaşar
Kabasakal şöyle diyor; “Öncelikle meseleyi doğru dürüst ortaya koyalı m
Güneydoğu ya da Terörle Mücadele gazileri gerçeği var. Dünyanı n
neresinde
görülmüştür; savaşa gideceksin, görevini en iyi biçimde yapacaksın ve
eve döndüğünde gazi sayılmayacaksın!.. Dedem Kuvayi Milliyeciydi. O
günleri coşku,
hüzün, neşe içerisinde anlatırdı . Onu unutamam. Teröristlerle
girdiğimiz çatışmalarda şehit düşen arkadaşı m Hilmi’yi unutamam. Yanmış
et kokusunu
unutamam. Hayatı mı ortaya koyduğum bu ulus beni nasıl unutabilir, bunu
anlayamı yorum.” Ve nihayet 57.hükümet bu konuda bir adı m attı . 19
Eylül’ün
Gaziler Günü kabul edilmesini sağladı . 27 Hazira 2000’de, 4768 no’lu
kanun ile gazilik klvarında bir pencere açtı . Fakat gerçeği görelim.
Uygulamaya
yani pratiğe bakalım. 19 Eylül’ün ‘Gaziler Günü’ olduğu pek
bilinmez. Hatta sokağa çıksanı z pek çok kişi “Bu da nereden çıktı ?”
diyerek, şaşkınlı
kları nı dile getirir. Gaziler dergisi, “Gaziler Günü” kabul edilmeli
uyarı sı nı yaptığı dönemden bugüne 7 yıl geçti. Dile kolay 7 yıldı r
Gaziler
Günü’nün önemine işaret edildi. Kimsenin dikkatini yeterince çekmedi.
Hatta törenlerin sönük geçmesi konu ile ilgili kurum ve kişilerin
gereken duyarlı lı ğ
ı göstermediğ ini kanı tlar nitelikte. Gaziler Günü nasıl gerçekleşti?
84 yıl önce, 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi gazilik
olgusu adı na dev
bir adı m attı . Meclis, millet adı na vefa duyğ usunun en net Örneğini
göstermiş, bağımsızlığın önderine “Gazi” ünvanı nı layı k görmüştü.
Meclisin,
bu tavrı ve yaklaşımı cumhuriyet tarihinde, gaziliğ in temelini atmış ve
en yüksek düzeyde temsil edilmesini gerçekleştirmiştir. Dolayı sı yla,
Gazi
Atatürk tarafından onur ve gururla taşı nan gazilik kavramı nı n, ulus
tarafından daha çok ve yüce bir bağ lamda benimsenmesi sağ lanmı ştı r.
57.
Hükümette bunu gerçekleştirmiş, yılda bir günü gazilere tahsis etmiş; 19
Eylül Gaziler Günü doğ muştur. 5 yıldı r Gaziler Günü, anlam ve önemine
uygun
kutlanı yor mu? Ulusal ya da yerel medya, ulusal güvenliğ in bir boyutu
olan gaziler olgusuna yeterli seviyede yaklaşı yor mu? Ya da kaçı nı z
biliyor,
içtenlikli olalı m, böyle bir günün gazilere tahsis edildiğini? Bakı n
ne anlatı yor Güneydoğu gazisi Ali; “Önemli günlerimiz var; 30 Ağ ustos,
29 Ekim
gibi. Bugünlerin değ erini çocuk yaşlarda öğ rettiler. Bayraklar her
evin balkonunda dalgalandı . Okullarda törenler yapı ldı , şiirler
okundu. Belleğ imize
işlendi.
Unutmak ne mümkün.
Peki gazilik meselesinde ne oldu? Ben 19 Eylül’ün
Gaziler Günü olduğunu Gaziler dergisinden öğrendim. Bu yılki törene
katılmak
istedim. ilgili dernek ve kişiler “üye olmadı ğ ı mı ve tören için
seçilmediğimi” söyleyerek dışladılar. Her neyse.. dışarıdan izledim.
Gençler
ilgisizdi. Yaşlı larda ne oluyor? dediler. Töreni yönetenler de işlerini
kı sa bir zamanda bitirip, anı ta bir çelenk bı rakı p gittiler. Hepsi
bu. Bu iş eğ
itimle ilgili. Gazilik kavramı çocuklara okulda öğretilmeli.” Siyasi
Partilerin Programı nda Gazilik Var mı ? Gazileri bir çatı altı nda
toplayarak, güçlü
bir ses olmayı hedefleyen Türkiye Gaziler Vakfı Genel Başkanı Selim
Esen, 2002 yılında siyasi parti genel başkanları na gazilerle ilgili
projeleri olup,
olmadı ğ ı nı sordu; “Ülkemizin her karı ş toprağına kanlarını akı
tarak, tarihimize altı n sayfalar yazdıran, harp ve vazife
malüllerimizin,
gazilerimizin, bu uğ urda can veren aziz şehitlerimizin dul ve
yetimlerinin beklentileri temiz, dürüst ve şeffaf bir yönetimdir. Vakfı
mı z, şehit ve gaziler
konusundaki görüşlerinizi gazilerimize duyurmak düşüncesindedir.” Tabii
ki bir cevap alamadı . Başkan Selim Esen hala bekliyor. Gaziler dergisi
de defalarca
siyasileri ve hükümetleri uyardı . Gazi Bakanlığı için toplanan 12 bin
imza teslim edildi. 2 yıl geçti. AKP hükümetinden tı! yok. Muhalefet ya
da meclisin
dışında kalan parti yetkililerinden de tı k! yok. Herkes hem fikir olmuş
konuşuyor; ülkemiz kritik bir coğrafyada. Ulusal güvenliğ imiz birinci
gündemimiz. Bir Hava Kuvvetleri Komutanı emeklilik demecinde şöyle
diyor; “Silah sanayi ve teknolojisi rüzgarlarına ve çıkarlarına göre
hareket eden
ülkelerin elindeyse, ordu milletine dönmelidir.” Siyasi partilerin tümü
gazilik olgusunun toplumsal ve kutsal bir değ er olduğunun
bilincindedir. Ancak
uygulama sahasına gelindiğinde, olay nutuklarla sınırlandırılmaktadır.
Gazilerine gereken ilgi ve duyarlı lı ğ ı sergilemeyen iktidarları n
barajı
bile aşamayacak düzeye gelme olasılığı yakındı r. Çünkü gazi nüfusu
giderek büyümektedir. Bir başka Güneydoğu gazisi Selim Yüksel şöyle
anlatı yor;
“ismini vermek istemiyorum. Düşüncelerime yakın bir siyasi partinin, bir
şubesinde, gazilere katkı m olur düşüncesiyle çalışmak istedim. Kimsenin
gazilik
kavramı ile ilgili yeterli bir bilgi birikimine sahip olmadı ğ ı nı
gözlemledim. Özürlüler ile aynı kefeye kondukları na tanıklı k ettim.
Bizlerin özürlü
olmadıklarını , gazi olduklarını ifade ettim. Ama pek anlayan olmadı .
Ben de geri çekilmek zorunda kaldı m.” Her siyasi parti mutlaka bu
konuyu ele alı p
iyice incelemeli. Gazilerimizi kayıt altı na almalıyız. Onları n
sorunlarını bilirkişilerce ortaya koymalı yı z. Gazilik kavramı ile
ilgili eğ itimi ilköğ
retime kadar indirmeliyiz. Tüm bu sorunları n üstesinden gelecek gazi
Bakanlığı nı tesis etmeliyiz. AB’ne uyum yasaları çerçevesinde gazi
Bakanlığı nı da alı
p, onları şaşırtmalıyı z. Çiğdem Bayrak “Herşeyden Önce Askerlik Bir
Takı m Ruhu Gerektirir” Amerikanı n 1992 yılında NATO tatbikatı sı
rasında
Türkiye’ye bir yanlışı olmuştu. Muavenet Muhbirini yanlışlıkla!
vurmuştu. Klasik şekilde sonradan özür dilemişti. Zamanla da herkes bu
olayı unuttu. Ancak
bazıları bırakın unutmayı , onarılmayacak yaralarla yaşamı idame ettirme
savaşı verdi. Muavenem Gazisi ilter’de yaşanılanları unutamazdı . O
yanlı ş!..
Onun sol elini ve sol ayağını aldı . Başarıyla sürdürdüğü askerlik
mesleğini bırakmak zorunda kaldı . TSK’dan emekliye sevk edildi. Öyle
bir kırılma
noktasıydı ki, adeta henüz keşfedilmemiş topraklarda bulmuştu kendi Gazi
ilter. Pek çok mesleğ e değ indi. Kı smi felsefi kısmi politik yaklaştı
. Ancak
her söyleminde gerçeğin ürkütücü yüzüyle tanıştırdı bizleri. Hadi
okuyalı m Muavenet Gazisi ilter’i. Kendinizden bahsedermisiniz, kaç
çocuklu bir aileden
geliyorsunuz, babanı z hangi meslekte çalı şı yordu, hobileriniz,
umutlarınız nelerdi? 1966 yılında istanbul’da doğdum. 1988 yılında Deniz
Harp
Okulu’ndan ve 1989 yılında da Deniz ikmal sınıf Okulu Komutanlığından
mezun olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlı ğ ı saflarına katıldı m. 1992
yılında
“Dı splay Determination-92 NATO” tatbikatında Amerikan uçak gemisi USS
SARATOGAN’dan atı lan iki adet sea sparrow füzesinin görev MUAVENET
MUHRiBiYEisabet
etmesi sonucunda sol el ve sol bacağımı kaybettim. 1995 yılında Türk
Silahlı Kuvvetlerinden emekliye sevk edildim. 1993 yılında evlendim ve
ikisi kı z
biri erkek üç çocuğum var. Babamı z bir fizik öğretmeni ve aynı zamanda
da elektronik tamirleri yapan birisi. Annem ise ev hanı mı ydı ama çok
becerikli
bir terzi olarak aile bütçemize sürekli katkı da bulunan birisiydi.
şimdi de torunları için seri halde elbiseler dikiyor. Tabi bundan büyük
bir zevk alı yor
diyebilirim. Ahmet şenol Özdil adında kalp doktoru olan bir erkek
kardeşim daha var. Sporun her türlüsünü ve okumayı çok sevirim. Son 6
yıldan beri de bir
siyasi partide özellile gazi ve şehitlerin durumları nı n düzeltilmesi
için faaliyetlerde bulunuyorum. Bu konuda oldukça hassas olduğumu
söylemeliyim. Bu
memleket için can vermiş, mücadele vermiş, kanı nı dökmüş herkes benim
gözümde şehittir ve gazidir. Meslek önemli değ ildir. Kimi bu uğ urda
güvenlik
görevlisi kimi öğretmen, hakim, mühendis olarak mücadele etmiştir.
Önemli olan bu millet için, bu vatanın birliği, bütünlüğü için, refahı
için mücadele
etmektedir. Onun için bana göre şehit şehittir ve gazide gazidir. Bunun
mesleği, rütbesi olmaz bu iki kavram bizim milletimizin en kutsal, en
yüce iki değ
eridir. işte ben bu amaç için uğraşıyorum. Elimden gelenin en iyisini de
yapacağım, Allah’ı n izni ile!... Askeri Okul Sınavları na katılmanı zı
etkileyen faktörler nelerdi, neden asker olmayı seçtiniz, ailenizde
başka asker var mı ? 1980 yılında askeri liseye girdim. Açıkçası 1980 12
eylülünden
önce askeri lise imtihanları nı kazandı m. Amacı m güvenli bir ortamda
eğitimime devam edebilmekti. 14 yaşı nda idim ve o yaştaki bir çocuğ un
“ben ille de
asker olacağım” demesi pek beklenemez. Ancak bir heves olabilir. Ama
bununla beraber babam Talat Aydemir’in Kara Harp Okulu Komutanlı ğ ı
sırasında son
sınıf öğrencisi imiş ve son sınıftan atılmışlar. Zannedersem onun için
de askerlik ukde olarak kalmı ş ve bizi bürekli “askeri okul” fikri ile
de
teşvik etmişti. Bununda asker olmamda büyük etkisi olduğunu
söylemeliyim. Benden sonra kardeşim Gülhane Askeri Tı p Akademisinden
“asker doktor” olarak
mezun oldu ancak o da şimdi istifa etti ve sivil olarak mesleğini icra
etmeye devam ediyor. Askerlik mesleğini nasıl tanı mlarsı nı z, nedir
askerlik, bir
asker nasıl olmalıdı r? Askerlik, halkı n arasında söylendiğ i şekilde
“mantı ğ ı n bittiğ i yerde askerlik başlar” tanı mlaması ile hiç mi hiç
uyuşmamaktadır. aslında askerlik kendi mantığı içinde son derecek
tutarlı ve mantı klı bir meslektir. Tabi ülkemizde benim gibi “askeri
okul” kökenli
askerler olduğu gibi sonradan askerlik mesleğini seçenler ve
zorunlu askerlik görevini ifa edenler de var. Askerliğ in mantı ğ ı nı
öyle birkaç ayda ya da
zorunlu askerlik görevini yaparken birkaç yılda öğ renmek, kavramak ve
kabul etmek kolay bir şey değ ildir. Herşeyden önce askerlik bir takım
ruhu
gerektirir. Bu takımda herkes birbirine sonuna kadar güvenmeli ve kuşku
duymamalı dı r. Bunun için de herkes görevini en iyi şekide öğ renmeli
ve icra
etmelidir. iyi bir asker bu yüzden işini en iyi bilen olmalıdır. Bundan
sonra insan psikolojisini bilmeli, gerektiğinde baba, gerektiğinde
arkadaş ve
gerektiğ inde de hoş görüsüz olabilmeyi başarmalıdır. Çünkü askerin
vereceği bir karar onlarca insanı n ölümüne ya da görevin başarı sızlığa
uğraması
na neden olabilir. Yapılamayacak emirleri vermekten kaçınmak veya
kendinin yapamayacağı emirleri vermekten uzak durmak iyi bir askerin
hiçbir zaman
unutmaması gereken ilkeler olmalı dı r. Ayrıca emrindeki diğer astlarını
en az kendisi kadar sevmeli ve saymalı dı r. Ancak o zaman astları nı n
sevgi ve
saygı sı nı kazanacaktı r. Bu da takı m ruhunun başarı ya ulaşması nı
sağlayacaktı r. Silah sanayinin, kendi rüzgarı na uygun politikalar
üreten ve çı
karları nı dünya barışına tercih eden güçlü ülkelerin elinde olduğu
bir dönemde, Türk Silahlı Kuvvetleri nasıl bir rota izlemelidir, emekli
bir asker
olarak nasıl bir değerlendirmede bulunabilirsiniz? Türkiye bulunduğu
coğrafyanın özelliği itibari ile her şeyden önce çok güçlü olmak
zorundadır. Bu
bölgede zayıf olmak “yok olmaya” aday olmak demektir. Güçlü olmanı n en
birinci yolu ekonomik olarak ve buna bağlı olarak da teknolojik olarak
çok güzlü
olmayı gerekmektedir. Bugün Türkiye kamuoyuna belli başlı organlarca
yapı lan psikolojik propagandada gösterilmeye çalı ştı ğ ı gibi
özellikle de T.S.K. hiç
de zayı f veya göbekten ABD ya da AB’ye bağlı değ ildir. Her şeyden önce
milletimizin bağrından çıkan bu kutsal yuvanı n mensupları gerektiğ inde
“ölmeyi”
bilecek şekilde yetiştirilmekte ve bunun için de beklemektedirler.
Aksini iddia etmek bu “yüce ruh” Türk Milleti’ni tanı mamak demek olur.
Çünkü T.S.K. bu
milletin içinden çıkmaktadır. Ancak bu noktada büyük Atatürk
milletimizin asil ruhunu en güzel şekilde tüm dünyaya anlatı labilmek
için “yurtta sulh,
cihanda sulh” deme yüceliğini, güzelliğini göstermiştir. Bunun bu
şekilde tarif edilmesi bazı kendini bilmezlerin sessizliğimiz ifarklı
algı lamaları na
neden olmaktadır zannediyorum. Oysa tarih boyunca Türk Milleti’nin ne
kadar sabırlı ve ancak bir o kadar da ne kadar gururlu olduğu
unutulmaktadır.
Burada ekonomik olarak gücü elde etmenin sorumluluğu öncelik olarak
“siyasi otoritenin” görevidir. T.S.K. ise şu anda üzerine düşeni en iyi
şekilde yerine
getirmektedir. Bugün için gerek hava, gerek kara ve gerek de denizde
yapı lan çalışmalar ile kendi silahı mı zı kendimiz üretir vaziyetteyiz.
Tabii ki daha
çok yol kat etmemiz gerekmektedir. Özellikle teknoloji öncelikli
muhabere ve muhabere sistemleri, hafif ancak satı ş ve vuruş gücü yüksek
silahlar ve süpriz
saldırı yapmayı mümkün kılacak teknolojik yeniliklerin üzerinde durması
güçlü ve caydı rı cı Türkiye için önemlidir. Örneğin gelişmiş bir kimya
sanayi bu
amaç öncelik verilmesi gereken sektördür diye düşünüyorum. Hangi dönemde
yaralandını z, o anı tekrar hatırlamak zordur, bizlerle de
paylaşabilirmisiniz,
neler hissettiniz, nasıl bir acı ydı ? Yukarı da da belirttiğim gibi
1992 yılında yaralandı m. Kamaramdaydı m ve istirahat ediyorum. Birden
uyadı m ve
ayak ucumun, alt ranzamdaki yatağın ve kamaramı n alevler içinde kaldı ğ
ı nı gördüm. Alevlerden kurtulmak için bulunduğ um yerden karşı
alabandaya kadar
atladı m. işte o zaman kolumun kırıldığını ve sol ayağı mı n
parçalandığının farkına vardı m. Ahcak zaman geçtikçe acı dayanılmaz
hale geliyordu.
Sol elimin ise koptuğunu olaydan 20 gün kadar sonra fark ettim. ilk
müdahalelerim Amerikan uçak gemisinde daha sonraki ameliyatları m ise
izmir 9 eylül
Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapı ldı . aslında vurulduğum andan
itibaren yüzümden gülümseme hiç eksik olmadı . Hala da gülüyorum çok
şükür!.. Bu anormal
durum, yani kolunuzu ve bacağınızı kaybetmeniz üzerine ne gibi tepkiler
verdiniz, aile fertleriniz durumunuzu nasıl karşıladı , çevrenizin
ilgisi ne
düzeyde oldu? Daha önce de dediğ im gibi bizler bu durumlar için eğ
itildik. Vurulduğum gece de gülüyordum hala da gülüyorum. Hayat elimde
kalanlarla devam
etmek zorunda. Mevcut durumda çabuk adapte olmak gibi bir yeteneğim
olduğunu söylemeliyim çok şükür! Ailem de doğ al olarak benden
etkilenerek durumu daha
çabuk benimsedi. Bir zorluk yaşamadı k. Gerçi önceleri “rüya görüyorum
herhalde, gözlerimi kapatıp açacağım ve elimi ve ayağı mı yerinde
göreceğ im” diye
kendi kendime düşünüyordum. Birkaç denemeden sonra “rüya olmadığını ”
anladı m. Beyin önce kabul etmiyor. Daha sonraları alışıyorsunuz.
Çevreme gelince
de aynı süreci yaşadı m. Öncelikli olarak insanı n kendisi çok önemli,
belirleyici, kişinin kendisi oluyor. Zaten çabuk adapte olmazsanız belli
bir süre
sonra herkes kendi derdine düşüyor. Bu da çok doğ al. O yüzden insanlar
benim yanımda kendilerini rahat hessederlerse görüşmeye devam ederler
aksi halde
belli bir müddet sonra yalnız kalırsınız. Gazi olarak tanınma
sürecinizde karşı laştığınız ilginç bir anı nı z var mı , gazi kimlik
kartı nı alı
rken, zorlandını z mı ? Önceleri gazi olarak kabul edilmiyorduk. Bu da
ağrıma gidiyordu doğ al olarak. Bir gün tuttum yolu Deniz Kuvvetleri
Komutanlı ğ ı
na gittim ve “gazi olup olmadı ğ ı mı ?” sordum. Gazi olduğum söylendi
ama hali hazırda yasal düzenlemelerin hazırlanmadığı çıktı ortaya. Bunun
üzerine
dilekçe verdim ve Genel Kurmay Başkanlı ğ ı na gittim ve orada konu ile
ilgili olan yetkililerle görüştüm. Sonuçta verdiğim dilekçelere bağlı
olarak Deniz
Kuvvetleri Komutanlı ğ ı yasa tasarıları hazırlanarak Genel Kurmay
Başkanlığına sundu ve bir süreç başlatılmış oldu. Daha T.C. Emekli Sandı
ğ ı
“belediye vasıtalarından ücretsiz yararlanır” ibareli bir kartı
müraacatı m üzerine gönderdi ondan sonra da iptal etti. Bu sefer tekrar
müracaat ettim bu
sefer de “gazi” ibareli kart gönderildi. Anlayacağını z ne olduğu
tam belli olmayan bir durum var gibime geliyor. ayrıca sosyal devlet
olan bir ülkede
insanları n sürekli kendileri ile ilgili bir kanun veya düzenleme var mı
diye resmi gazeteleri takip etmesi gibi bir durum olamaz, olmamalı .
ilgili kurumda
her türlü kaydı mı z var olduğuna göre yapı lan değ işiklikleri ve
geliştirilen hakları ilgilisine yazı ile bildirmek ilgili kurumları n
sorumluluk alanına
girmektedir. Malul olup emekliye ayrıdıktan sonra, orduda, bir başka
hizmette görev almayı beklediniz mi? Sivil yaşam da karşı laştığını z
zorluklar
oldumu? aslında öğretim üyesi olmak istiyordum ancak orduda kalmam
halinde kazanılmış haklarımdan vazgeçmek zorunda kalacağ ı m ilgili
kanunda
belirtilmişti. Bu nedenle kalmak için de bir talebim olmadı . Ayrıca
kalmam halinde görev yapacağım yerlerde görev yapacağım arkadaşlarıma
yük olmaktan
da çekindim. Demek ki “bu kadarmış nasip” diyerek ayrılmayı daha uygun
buldum. Sizce gazilerimizin yaşadı ğ ı temel sorun nedir? Gazilerle
ilgili dernek ve
vakıflar gazi problemlerinin çözümü konusunda yeterli güçte mi? Bence
toplumda “gazi” kavramı na gereken önem ve değ er verilmiyor. aslında
beni inciten
ilk konu bu. isterdim ki insanlar saygı göstersinler, değ er versinler,
gazileri şereflendirsinler. Bunun için de “gazi” olduğumuza dair bir
işaret, amblem
vs. gibi bir şeyin taşımamız gerektiğ ine inanı yorum. Bu bizim
gururumuz olurdu. insanları n da bu işareti taşı yanlara saygı
göstermelerini isterdim.
ikinci olarak da “ekonomik ve sosyal haklar” ile ilgili konular ele alı
nmalı . Bu günkü şartlarda gazilere verilen ekonomik haklar kabul
edilemez. Bir
devlet PKK’lı Zübeyir Aydar denen haine bile hala milletvekili maaşı
veriyorsa “gazileri” nasıl olur da sünüdürür anlamak mümkün değil.
aslında bu konuda
gazi derneklerinin yumrukları nı masaya vurup ortaya çıkmaları gerekir.
Azımsanmayacak sayı dayı z. Demokratik bir baskı gücü oluşturup hak
ettiğimiz
hakları mı za kavuşabiliriz. Hükümetlerin gaz iolgusu karşısındaki
duruşlarını nasıl buluyorsunuz, ne gibi politikalar üretilmeli? Gazi
konusunda
toplumdaki umursamazlı k doğ al olarak mevcut hükümette de var. Her
şeyden önce gazinin ne anlama geldiği, bu insanları n neyin karşısında
nelerini feda
ettiklerini oturup iyice analiz etmeli bu toplum ve siyasi otorite.
Gaziler ve şehitler olduğu için bu topraklar hala bizim ve bu
millet hala özgürce
ibadetini yapı yor ve işine gidiyor. Gençler eğ itim alı yor, hastalar
hastanelere gidebiliyor, iş adamları üretim yapabiliyor. Bunlar bir
bütündür ve gazi
bütünün korunması için de bu uğurda şehit ya da gazi olması
gerekmektedir. Bunun içindir ki gazilik de aparyı ve yüceltilmesi
gereken bir kavramdı r. Hak
ettikleri maddi ve manevi değ erin kendilerine kesinlikle teslim
edilmesi gerekmektedir. Gazilerin sesi yeterince çı kıyormu, gazilik
konusunda gençlere
verilen eğ itimi yeterli buluyor musunuz? Gazi olmuş insanları mı z, bu
makama Yüce Allah tarafındanlayı k görülmüş insanlar olarak diğer
insanlardan bir
şey istemeleri diye bir şey olmaz elbette. Bunu düşünmesi gereken
sorumluluk makamında oturanlardı r. Millet adı na Siyasi otoriteyi
temsil edenlerdir.
Toplumun diğer bireyleridir. Gazi dediğin adam ortaya çı kı p da “ben
gaziyim, sizin için bu haldeyim ve bana daha fazla maddi ve manevi hak
vermelisiniz”
demeyecek kadar ulvi duygular içindedirler. Gençlere yeterince eğ itim
veriyormu sorusuna gelince tek kelimeyle verilecek yanı t “hayırdır”.
Oysa geleceğ
imizi teslim edeceğ imiz gençlerimizin bütün bu değ erleri bilir
vaziyette yetiştirilmesi ülkemizin devam edebilirliğ inin garantisi
olacaktı r. Kimse sadece
gidip de para için ölmez yada hayatı nı hiçe sayı p da kendini türlü
tehlikelere atmaz. Bunun için başka yüce değ erlerin genç beyinlerde yer
etmesi gerekir.
Basın, radyo ve televizyon bu konuda duyarlı mı ? Siyasiler Gaziler
Hakkında Sorgulamaya Başladı ! Bursa CHP Milletvekili Kemal Demirel,
Milli Savunma
Bakanı Vecdi Gönül’ den gazilerle ilgili bilgi istedi. yıllarca
soruyorduk; neden vekillerimiz gazilik kavramı üzerinde durmuyor, nasıl
oluyor da güvenlik
meselesinin önemli bir temelini es geçiyor? diye. Yavaş yavaş
vekillerimiz gazilerin vekili olduğunu algı lamaya başladı . Bugün
Bursa’ da Kemal Demirel
yarı n başka bir ilde bir diğer vekil belki de seslenecek. Meclisin
Atatürk’e “gazi” ünvanı nı vermesinin altı nda yatan gerçek; gazilik
kavramı nı n en
yüksek düzeyde temsil edilmesinin yanı sı ra kavramı n güvenlik
boyutuyla da ilgisi olması ydı . Ülkenin bağ ı msı zlı ğ ı nı ilan
etmesi kadar savunulması
ve korunması da önemliydi. Güvenlik sorununu sı kı ca bağ lamadan,
millet ailesinde yerinize sahip çı kmak olası değ ildi. Ve meclis bu
noktayı iyi gördü.
Ancak ne olduysa bundan sonra oldu. Gazilerimiz süreç içerisinde
unutuldu. Gereksinimlerinin karşı lanması sadece yasada kaldı , uygulama
alanı na geçemedi.
Kayı tlar sağ lı klı tutulamadı . Haklar, kötü giden ülke ekonomisi
karşısında örselendi. Ne olduğu belli olmayan bakanlıklar
kurulurken, Gazi Bakanlığı
gözlerden kaçtı . Ülkede doğru dürüst bir gazi tanı mı yapılamadı .
Onbinlerce Güneydoğu gazisinin gazilik hakları , gazi ünvanları askı da
kaldı . Yalnı
zca nutuk atı ldı yıllarca. Gazilerde bir anlam veremedi. Sanki her
vatandaş gazi olmak için can atı yor gibi bir izlenim, gazilerin yapmı ş
oldukları önemli
katkıyı sıradanlaştırdı . isimlerini söylerken, gazi sözcüğ üünü
söyleyemedi. isminin başı na gazi kelimesini eklemedi. Sessizliğ in sesi
oldular.
Toplumda vefası z çıktı . Onları ya yardıma muhtaç yaşlı kişiler ya da
hala gazi kaldı mı ? sorusuna muhatap olanlar gibi ele aldı . Oysa
gazilik kavramı
üst düzey bir olguydu. Siyasi platformda çözüm gerektiren bir sorundu.
Ne yapı lı d? Gazilik meselesi dernek ve vakıflara ihale edildi. Öteye
geçilemedi.
Ancak Güneydoğu Gazileri sökün etmeye başlayınca sorun kafalara dank!
etti. Yavaş yavaş kı mı ldamalar başladı . Medya, kağnı hızıyla olsada
gazilik
sorununu gündeme taşı maya başladı . 57. Hükümet Gazier Günü’nü ilan
etti. işte uyanan siyasetçilerden biri de Bursa CHP Milletvekili Kemal
Demirel oldu.
Gazilerle ilgili bilgilendirilmek istedi. Kıbrıs konusu gündeme
tırmanırken, bu harekatta nelerin yaşandı ğ ı nı öğ renmeyi düşündü.
Milli Savunma
Bakanlığı da bu talebi değ erlendirip cevabı yazı sı nı kaleme aldı .
Tam 12 yanı t verildi. Ve her bir yanı t, bugüne değ in gündeme taşı
nmayan, sessizliğ
in sesi tarafından sorulan konulara ı şı k tuttu. Gazilerimizi ve
duyarlı vatandaşları mı zı yakından ilgilendiren, Savunma Bakanı Vecdi
Gönül imzalı cevabi
yazı yı okuyalım:
BURSA MiLLETVEKiLi SAYIN KEMAL
DEMiREL TARAFINDAN VERiLEN 7/4191 SAYILI YAZILI SORU ÖNERGESiNiN CEVABI
1.Ülkemizde 147.326 istiklal Savaşı
, 21.980 Kore, 38.182 Kıbrıs olmak üzere toplam 207.488 savaş gazisinin
kaydı bulunmaktadır.
2.1005 sayılı Kanuna eklenen 4432 sayılı Kanun gereğince,
gazinin vefatı halinde, gazinin aldı ğ ı maaşı n %75’i oranında dul
eşine intikal etmektedir. Vefat eden gaziden dolayı Emekli Sandı ğ ı
’ndan şeref aylı ğ
ı alan, kanuni miraçıları olarak eşlerinin sayı sı 10.302’dir. 3. 1005
sayılı Kanun gereği; istiklal, Kore ve Kıbrıs gazilerine tanınan haklar;
a. Maaş
hakkı b.Ücretsiz seyahat hakkı c.Sağ ı k hizmetlerinden ücretsiz
faydalanabilme hakkı ç.Elektrik tarifelerinde yapı lan indirim hakkıdır.
2330 sayılı Kanun
gereği; malul gazilere tanınan haklar; a.Maaş hakkı b.Nakdi Tazminat c.
Çocukları için, devlete ait yatı lı okul ve eğ itim kurumlarında
yönetmelikte
tesbit edilecek esaslara göre ücretsiz eğ itim verilmektedir. Bunlardan,
yüksek öğrenim yapmakta olanlar Devlete ait yurtlar ile yüksek öğrenim
kredilerinden (yürürlükteki mevzuata göre) öncelikle yararlanılır. ç. Bu
kanunun kapsamında bulunanlardan, tedavi giderleri kamu kurum ve
kuruluşları nca
karşı lanamayanların tedavileri; Devlet üniversitesi, Sosyal Sigortalar
Karumu hastaneleri ile askeri hastanelerde ücretsiz olarak yapılır.
ayrıca; 5434
sayılı Kanun gereği; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki
görevleri nedeniyle şehit olanları n hak sahibi yakınları ile terör
eylemlerine
muhatap olarak, yaralanarak sakat kalan Türk Silahlı Kuvvetleri
mensupları veya hak sahibi yakınları Faizsiz Toplu Konut Kredisinden
yararlanabilmektedirler.
Malul olanlar, ölenlerin dul kalan eşleri ile dul ve yetim bırakmadan
ölenlerin anne ve babaları , yurt içinde Devlet Demiryollarında,
Denizyolları şehir
Hatlarında ve belediye toplu taşı t araçlarında ücretsiz seyahat edeler.
4. 1005 sayılı Kanun gereği; vatani hizmet tertibinden 5000 gösterge
rakkamının
her yıl Bütçe Kanunu ile tesbit edilen memur maaş katsayı sı ile
çarpılmasından bulunacak miktarda şeref aylığı bağlanmaktadı r. Memur
maaş katsayısı
arttırça ödenecek maaş miktarı artmaktadır. 42.592 gazi, 10.302 gazi eşi
Emekli Sandı ğ ı ’ndan şeref aylı ğ ı almaktadır. 5. 1005 sayılı Kanun
gereği
bağlanmakta olan maaş, bir geçim kaynağı olmaktan ziyade, Türkiye’nin
taraf olduğu uluslararası antlaşmalar uyarı nca katı lı nan
savaşa, iştirak etmiş
kişilere, göstermiş oldukları üstün gayret ve başarılarından dolayı bağ
lanan bir “şeref” aylı ğ ı dı r. Herhangi bir sakatlıklarının
bulunmaması ndan
dolayı , kendi kendilerine geçim sağlayabilecekleri düşünüldüğünde şeref
aylı ğ ı , hak sahibi gazilerimizin yaşam sürmelerine ek katkı sağ
lamaktadı r.
6-7. 1005 sayılı Kanunun 2 inci Maddesi; “Milli Mücadeleye
iştiraklerinden dolayı kendilerine istiklal Madalyası verilmiş olan Türk
Vatandaşları yla 1950
yılında Türk Tugayı nı n Kore’ye ayak bastı ğ ı Ekim ayı nda başlamak ve
1953 yılı Pan Munjon Ateşkes Anlaşması na kadar Kore’de fiilen savaşa
katı lmı ş
olan Türk Vatandaşlarıyla 1974 yılında Temmuz 1 inci ve Ağ ustos 2 nci
Barı ş Harekatı na Kıbrıs’ta fiilen görev alarak katı lmı ş olan Türk
Vatandaşları
ile harp malulü Türk Vatnadaşları ve kendilerine refakat eden eşleriyle
şehitlerin eşleri, Devlet Demiryolları ve Denizcilik Bankası nı n iç
hatları vası
taları nda birinci mevkide ve belediye vasıtalarında ücretsiz seyahat
ederler”. hükmünü amirdir. 8. 1005 sayılı Kanun gereği; istiklal, Kore
ve Kıbrıs
gazilerine tanınan haklar içerisinde herhangi bir eğ itim ve öğretim
yardı mı bulunmamaktadı r. 2330 sayılı Kanun gereği; Malul gazilerimizin
çocukları
için, devlete ait yatı lı okul ve eğ itim kurumları nda yönetmelikte
tesbit edilen esaslara göre ücretsiz eğ itim verilmektedir. Bunlardan,
yüksek öğ renim
yapmakta olanlar Devlete ait yurtlar ile yüksek öğ renim kredilerinden
(yürürlükteki mevzuata göre) öncelikle yararlanmaktadı rlar. 9. 1005
sayılı Kanun
gereği düzenlenen haklar içerisinde gazi çocukları na kamu kurum ve
kuruluşlarında personel alımında herhangi bir ayrı calık
tanınmamaktadır. 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanununun EK-1 nci Maddesi; A) Genel, katma ve
özel bütçeli kurum ve kuruluşlarla mahalli idareler ve sermayesinin
yarısından
fazlası kamuya ait olan her nevi teşebbüs veya bağlı ortaklı klar, 657
sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur kadroları ile sözleşmeli
personel ve
sürekli işçi kadroları nı n % 0.5’ini, bu Kanunun 1 inci maddesinde yazı
lı terör eylemleri nedeni ve etkisiyle; a) şehit olan veya çalı
şamayacak derecede
malul olan kamu görevlileri ile er ve erbaşları n varsa eşlerinin, yoksa
çocuklarından birisinin, çocukları da yoksa kardeşlerinden birisinin
veya, b) Malul
olup da çalı şabilir durumda olanları n, istihdamı için ayırmak ve bu
fıkra hükümleri çerçevesinde belirlenecek kişileri işe almak veya atamak
zorundadı
rlar. içişleri Bakanlığı , yukarıdaki fıkra kapsamı na giren kişileri
tesbit etmek, bunlardan bir işe girmek için istekli olanları n
nitelikleri ile iş
gereklerini gözönüne almak suretiyle, işe alınmaları veya atamaları nı n
yapılması için, durumları na uygun kadrosu mevcut olan kamu kurum ve
kuruluşları
na bildirmekle görevlidir. Bu kişilerin işe alınmaları veya atanmaları
sırasında açı ktan atama izni alınması gerekmez. Ancak, ilgililerin sı
navı hariç
olmak üzere, kadro veya işin gerektirdiğ i nitelik, özellik ve şartları
taşı maları zorunludur.” hükmünü amirdir. 10. 66 sayılı istiklala
Madalyası
Kanunu’nun EK-2 nci Maddesi; “istiklal madalyası nı hamil olanlardan
vefat edenlerin istiklal madalyası erkek oğullarını n en büyüğ üne,
erkek oğ lu yoksa
kı z çocukları nı n büyüğüne, yoksa babası na, o da yoksa annesine, o da
yoksa eşine intikal eder. Bunları n vefatı ndan yine bu suretle intikal
eder.
Bunlardan biri vefat edipte tertip dahilinde variş bulunmadı ğ ı halde
diğer tabakada veya onları n veresesine aynı suretle intikal eyler.”
hükmüne amirdir.
11. Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılan madalya ve nişanları n kimlere
verileceği, teklif gerekçeleri ile tevcih ve onay makamları 926 Sayılı
Türk
Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu gereği, hazırlanan Türk Silahlı
Kuvvetleri Savaş Takdirnamesi, Madalya ve Nişan Yönetmeliğ inde
belirtilmiştir. Anı lan
yönetmelik gereği; savaşta ve barışta Türk Silahlı Kuvvetleri Personel
Kanunu hükümlerine uygun kahramanlı k, fedakarlı k, üstün başarı ve
üstün hizmette
bulunanlar; asgari bölük (batarya), müstakil takı m ve eşiti komutanlar
ve kurum amirleri ile daha üst makam ve rütbe sahipleri veya yakın görgü
şahidi
olarak bulunan üst ve amirleri tarafından tesbit edilerek, Kuvvet
Komutanlı kları na teklifleri yapı lmaktadır. Kıbrıs Barı ş Harekatı na
katılanlardan
69 kişiye Kıbrıs Üstün Cesaret Feragat Madalyası , 399 kişiye Kıbrıs
Övüç Madalyası , 255 kişiye Kıbrıs Barı ş Madalyası , 302 kişiye Kıbrıs
Liyakat
Madalyası verilmiştir. Yasal hükümler gereği ve uzun zaman geçmesinden
dolayı kişiler hakkı nda yeterli tesbit yapılması nda yaşanılacak
sorunlardan
dolayı Kıbrıs gazilerine madalya verilmesi imkanı bulunmamaktadır. Kore
Cumhuriyetince bastırılıp Türkiye’ye gönderilen Kore Hizmet Madalyaları
Kara
Kuvvetleri Komutanlı ğ ı nca 1 nci, 2 nci, 3 ncü ve 4 ncü Tugarlarla
fiilen savaşa katı lan gazilere verilmek üzere Askerlik şubesi Başkanlı
kları na
gönderilmiştir. Talep edildiği takdirde Askerlik şubesi
Başkanlıklarından temin edilmektedir. Kore gazilerine verilen herhangi
bir başka madalya
bulunmamaktadı r.
Bu Kafa Hiç Değişmeyecek “Gazilere iş verilmesini zorunlu kı lan yasa
var. Ancak uygulama traji-komik 13 yıl evvel gazilere tuvalet temizleme
işini veren
zihniyet boyut atladı ; gazilere çaycı lı k görevi verdi! Yine merhaba..
Hantal bürokrasinin önemli bir hatası nı bir o kadar da ilginç tavrı nı
siz değ erli
okurları mı zla paylaşmak istiyorum. “Salları m başı mı alı rı m maaşı
mı ” grip hastalı ğ ı gibi sarmı ş bizim bürokrasiyi. Yönetenler neyi,
nasıl
yöneteceklerini bilmeyenlerse ortaya ucube bir tablo çı kar. Hangi açı
dan bakarsanı z bakı n, bu görüntü karşısında algı lamakta güçlük
çekersiniz. 1991
tarihli 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun dördüncü bölümü, terör
eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan kamu görevlileri hakkı
nda 2330
sayılı nakdi tazminat ve aylı k bağlanması hakkı nda kanun hükümleri
uygulanı r demektedir. ayrıca devlet teşebbüslerinde, özel sektörde
gazilerin belli
oranlarda işe alınması nı zorunlu kı lan ek 1.madde 13.11.1995 tarihinde
yürürlüğ e girdi. Buraya kadar her şey güzeldi. Gazilere iş fı rsatı
yaratı lmı ştı
. Gaziler dergisi araştı rmacı kimliğ inin yanı sı ra bu alandaki en
geniş kaynak olma niteliğ inin gereği soruşturmak gazetecilikten bir
örnek sundu. 1991
yılında Kore gazisi şaban Kı lı ç’a önerilen işin baştan sağmacı bir
beyinin ürünü olduğunu kamuoyu ile paylaştı . nasıl bir iş bulunmuştu.
Kore
Gazisi’ne? Tuvaletçilik.. Umumi tuvaletin temizliği ve bakı mı ..Gaziler
dergisi gazini bu dramını kapağ a taşı dı ğ ı dönem fı rtı nalar koptu.
Bazıları
gerçeğin tokadı nı yediklerini öne sürerken, bazıları gazilerin
aşağılandığı biçiminde ele alıp, Gaziler dergisinin üzerine geldi. Ama
gerçek karşısında
yapacakları bir şey yoktu. Gaziler dergisi, sadece gazilerin işe
yerleştirilmeleri hususunda özenli bir yaklaşımı n sergilenmediğ ini
vurguluyordu. Bu kapak
üzerinden 14 yıl geçti. Ne değ işti görelim. Bakı nı z değ erli okurları
m Başbakan erdoğan bir genelge yayı nladı . Gazilerden gelen yoğ un
şikayetler
üzerine genelgede, Başbakan erdoğan, gazilerin işe yerleştirilmesine
hassasiyet göstermeyen kamu kurumları nı uyararak, gazilik onurunun
hissettirilmesi
gereği üzerinde durmuştu. Gaziler Vakfı ’ndan Haluk Çapraz’ı n “Bazı
yerlerde gazilere hor davranı lı yor. Bacağ ı nı kaybedenlere temizlik
işi verdiler.
Mühendislik mezunu asteğ men gaziye ‘çay ocağ ı nda çalı ş’ diyorlar”
şeklindeki durum tesbiti hiç bir şeyin değ işmediğini kanıtlıyor. Anne
Kelly Helen
Clark Bilinen ama dillendirilmeyen ve gayrı ahlaki bir tavı rda gaziler
tarafından dikkatle gözlemleniyor. Özel sektör de gazilere iş verme
zorunluluğu
getirilmiş yasayı ihlal ettikleri takdirde ceza fatura edileceğ i
belirtilmiş. Kimsenin umrunda değil. Neden? Ceza komikte ondan... Onlar
daha iyi
yaşayabilmeniz için hayatları nı risk etti. Ne olur bu zihniyet en azı
ndan gaziler konu oldumu değ işsin. A. Gönül Palalar “Çanakkale
Geçilmez” ilkesi
Yı prandırılmak isteniyor Avustralya Hükümeti, Çanakkale’ de 409 hektar
toprak istiyor. Silahla geçemediler, bürokrasiyle delmek arzusundalar.
Eski
dönemlerde emperyal güçler çizmeleri, topları , tüfekleri ile işgal
ederdi. Ulus devletinin öncü güçlerinin sert direnişi ile karşılaşınca,
sömürgecilik
anlayı şları nı kabul ettirmenin farklı yolları nı düşünüp, uygulamaya
koyuldular. Askeri duruş yerini siyasi, diplomasi tavrı na bırakınca,
sömürü çarkı
eski işlevini farklı bir biçimde sürdürdü. “Çanakkale geçilmez” demişti,
bir zamanlar çeşitli adlara sahip mehmetler. Yedi düvel, azgı n bir
ejderha gibi
alevlerle dövmüştü Gelibolulu’yu. 11 ayda yarı m milyon insan hayatı nı
, uzvunu kaybetti. Metrekareye 6 bin mermi düştü. Ama yine geçilemedi.
Çanakkale.
Üstelik milli mücadelenin ateşini yaktı . Çizme, top, tüfek döneminin
tutmadı ğ ı ortada. Peki ne yapılacak? Diplomasi Savaşı . şu sıralarda
görünmeyen
ikinci bir Çanakkale Savaşı cereyan ediyor, Gelibolu Yarı madası ’nda.
“Tarihi Milli Park” projesinde çalışmalar sürerken, bazı talepler
gündeme gelmeye
başladı ; Avustralya, Yeni Zelanda ve ingiltere’den. Saf Bir Talep mi?
Bilindiği gibi, 1915’te, yüzbinlerce askeri arkasına alan işgalci
zihniyetin
püstürtüldüğ ü Çanakkale, tarihi ve stratejik önemi nedeniyle sürekli
dikkat çekmiştir. Lozan Anlaşması ’nda dönemin ingiltere Heyeti Başkanı
Lord Curzon, çı
kartma yaptığı toprakları açı kça talep etmişti. Ancak bu tavı r,
Türkiye’nin itirazı na takı lı kalmı ştı . yıllardır toplumun bir talebi
vardı ;
Çanakkale Savaşları ’nı n ruhsal planda yaşatılması . Bölgenin mistik
havasının, büyüsünün muhafaza edilmesi ve gelecek kuşaklara aktarı lması
önem
arzediyordu. Ne yazı k ki, bir anı tı n yapılması bile yılları aldı . 90
yıldı r şehitlikler ihmal edildi. Çevre düzenlenmesi yapılmadı . Oysa on
binlerce
ilköğretim ve lise çağındaki öğrenciler, duyarlı okul yönetimleri
sayesinde, geçmişte yaşanılanları , kahramanları n destanları nı ve
tarihi kalıntı
ları görme, anlama fırsatı yakalı yordu. Nihayet Aralı k 2003’te, Tarihi
Milli Park projesi işlemeye başladı . Doğ aldı r ki, Lozan Anlaşması ’na
imza
koyanları n gözü bu proje çalışmalarına çevrilmesi fazla zaman almadı .
Projenin ilerleyen safhaları nda tartışmalar derinlik kazandı . ilk
olarak
Avustralya “409 Hektarlı k Anafartalar sahilinin Avustralya kültürel
mirası ilan edilmesi” talebini 2004’ün başlarında Dışişleri Bakanlığı
’na iletti. Önce
teklif hoş karşı landı , onbinlerce turist gelecekti. Bölgenin ekonomisi
canlanacaktı . Sosyal dokusu zenginleşecekti. Fakat Çevre ve Orman
Bakanlığı
bürokratları bu hoş! teklifi, yapmı ş oldukları incelemeler neticesinde
geri çevirdi. Zira “Ulusal Miras Alanı ” ilan edilmesi ile ilgili madde
akılları
durdurdu. Çünkü miras alanı içindeki yönetim, yargı ve asayiş
yetkilerini mirası n hak sahibi kullanıyordu. Düşünebiliryormusunuz,
silahla geçilemeyen
topraklar diplomasi ve siyasetle geçilecekti. Binlerce şehit
kanıylasulanmı ş topraklarda başka bir ülkenin mahkemelerinin yetkili
olması ne anlama gelir
ki? Açı kça bu toprak kaybetmektir. Netice itibariyle, görüşmeler
olumsuz sonuçlandı . Ancak konu kapanmadı . Lozan Anlaşması na imza
koyan bu ülkeler, başta
Dı şişleri Bakanlığı ’na ve ilgili diğer bakanlıklara uyarı yazı ları
göndermeye devam ettiler. ilginçtir, bu yıl, 24-25 Nisan Anzak Günü’nde
yapı lan şafak
ayini törenlerine üst düzeyde katıldılar. ingiliz Veliaht Prensi
Charles, Avusturalya Başbakanı John Howard, Yeni Zelanda Başbakanı Helen
Clark’ı n ve diğer
ülke başkanları nı n yoğ un ilgi gösterdiğ i törenler sonrası hava
sislendi, tartışmalar ilginç hal aldı . Abdullah Gül’ün Genelgesi 11 Ağ
ustos 2005
tarihli, gizli ve hizmete özel ibareli bir genelge tartışmalara farklı
bir boyut kazandırdı . Dı şişleri Bakanlığı ’ndan ve Abdullah Gül imzalı
talep,
Tarihli Milli Park projesinin ivedilikle durdurulması yolundaydı .
Gerekçesi ise daha ilginçti; Lozan Anlaşması hükümlerinin ihlal
edilmemesi için azami
gayret gösterilmesi şeklinde algı lanı yordu. Genelge, satıraralarıyla,
detayları yla bir diplomasi savaşı ’nı n yaşandı ğ ı na tanı klı k
etmekteydi. Suçlu,
proje çalışmaları nı n tarihi ve kültürel dokuya zarar vermesi olarak
ele alı nı yordu. Yani günah keçisi yapı lan çalışmalar olmuştu.
Genelgenin diğer
satı rları , Türkiye’nin Lozan Anlaşması gereğince, Gelibolu Milli Parkı
’nı Koruma ve bu amaçla işbirliği yapma sorumluluğ unu üstlendiğ ini
belirtiyordu.
Peki, Milli Park ne zaman ilan edildi? 1973’te. Hangi hüküm, Gelibolu
yarım adasını Avustralya ile yönetmeyi ele almı ş? Hiçbiri. Bir de
genelgeye, ziyarete
gelen yabancı ülke vatandaşları nı n bölge ve ülke ekonomisine yapacağ ı
katkı nı n güvence altı na alınması eklenmiş. Adam atası nı ziyarete
gelmek isterse
gelir. Hem bir soru akla takı lı yor, bugüne kadar akı lları , manevi
değ erleri neredeydi? Çalışmayı yöneten Çevre ve Orman Bakanlığı
uzmanları nı n
görüşleri de şaşı rtı cı nitelikte. Konunun en vahim noktası ,
çalışmaları n durdurulması olarak ele olan uzmanlar, son satı rları n
bir kez daha okunması
na dikkat çekiyor. “Halen yarı madada Milli Park için sürüdülmekte olan
her türlü proje sürdürülmekte olan her türlü proje uygulama çalı şması
nı n vakit
geçirilmeden tümüyle askı ya alınması ; ihalenin durdurulması ..”
Avustralya’nı n Atakları Dı şişleri bakanlığı ’nı n bu genelgesi konu
ile ilgilenen
Avustrala’nı n ekmeğine yağ sürmüş olacak. Avustralya Büyükelçiliğ i’nin
08 Eylül 2005 tarih ve 2005/247 sayılı nota yazı sı bunu işaret ediyor.
Gelibolu’da
yaşayan Bill Sallers adlı gazeteci, Avustralya Gaziler Bakanlığı ’na bir
uyarı yazı sı gönderiyor. Yazı da Başbakan Tayyip erdoğan ile Avustralya
Başbakanı
John Howard’ı n 26 Nisan 2005’teki törenler sırasında Anzak diye
adlandırılan Anafartalar sahilinde yapı lacak her türlü çalı şma
konusunda bir mütabakata
vardı kları nı belirtiyordu. “Ortak tarihi araştırma” konusunu vaadeden
Türkiye’nin, proje çerçevesinde işbirliği taahhüdünde bulunduğunu iddia
ediyordu.
Lozan Anlaşması ’nı n 128. maddesi şu hükmü içerir: “Türk Hükümeti,
ingiliz imparatorluğ u, Fransı z ve italyan hükümetlerine karşı , kendi
ülkesinde,
bunları n, savaş alanında can vermiş ya da yaralanmış, kaza ve hastalı k
yüzünden ölmüş askerleri ve denizcileriyle, tutsakken ölen askerlere
veya gözaltı
ndayken ölen sivillere ait mezarları , mezarlı kları , kemiklikleri ve
onları anmak için dikilmiş anı tları kapsayan toprak parçaları nı
(arsaları ) bu
hükümetlerin kullanı mı na ayrı ayrı ve sürekli olarak bı rakmayı
yükümlenir. Bunun gibi, Türk Hükümeti, 130’uncu maddede öngörülen
komisyonlara, mezarları
bir araya toplamak (cimetieres de groupement), kemiklikler kurmak ya da
anı tlar dikmek için ileride gerekli görülecek toprak parçaları nı da,
sözü geçen bu
hükümetlerin kullanı mı na bı rakacaktı r. Türk Hükümeti, bundan başka,
söz konusu mezarlara, mezarlı klara, kemikliklere ve anı tlara giriş
serbestliğ i
tanı mayı ve gerekirse, buralarda cadde ve yollar yapı lması na izin
vermeyi yükümlenir. Yunan Hükümeti de, kendi ülkesine ilişkin olarak,
aynı yükümleri
kabul eder.” Ancak Lozan Anlaşması ’nı n altı nı çizdiği önemli bir
konuda şudur: “Yukarı da belirtilen hükümler, böyle bir amaçla bı rakı
lmı ş olan toprak
parçaları üzerinde, duruma göre, Türk ya da Yunan egemenliğ ine halel
vermez.” Bu ifadelerle mezarlı k yerlerinin Türk toprağ ı olduğu na
dikkat çekip,
egemenlikle ilgili hak taleplerinin olamayacağ ı kesin bir dille ifade
ediyor. Avustralya, egemenlik hakkı olmayan bir alanda kendi hukuk
kuralları nı
uygulamayı düşünmesi, hem de kullanı m hakkı ortadayken, böyle bir
talepte bulunması ne ifade ediyor uluslararası diplomaside? Ya da şuna
ne demeli, 33 bin
hektarlı k Gelibolu yarı madası nı n tamamı nı kapsayan tarihi bir
projeyi, üstelik yıllardır geciken bir atı lı mı böyle bir gerekçe ile
durdurmak ne fayda
sağ lı yor? Ataları na, şehitlerine saygı yla kucak açan, huzur içinde
yatmaları nı sağlayanTürkiye’ye karşı Avustralya yönetiminin bu yaklaşı
mı esef
vericidir. Anlamak mı istemiyorlar 1924 Tarihli Lozan Anlaşması ’nı n
129. maddesi, Biritanya imparatorluğ u’na sadece mezarlı k olarak
kullanı m hakkı
verdiğ ini hükmediyor. Üstelik Anzak alanı nı n da 409 Hektar kullanı ma
açı k olduğu belirtiliyor. ayrıca “Bakı ş noktası ”nı n yani yapı
lan çalışmaları
n, mezarlı klar ve anı tlar için Lozan Anlaşması ile yabancı lara
kullanı m hakkı verilen arazilerle herhangi bir ilişkisinin bulunmadı ğ
ı nı , projeyi
uygulayan Çevre ve Orman Bakanlığı açı k bir dille ifade ediyor. ayrıca
Tarihi Milli Park alanındaki her türlü faaliyet, uluslararası
anlaşmalara, Türkiye
Cumhuriyeti kanunları na ve Uzun Devreli Gelişme Planı hükümlerine uygun
olarak gerçekleştiriliyor. Bir kaşı k suda fı rtı na koparı lı yor. Yol
ve istinad
çalışmaları kaşı nı yor ve ucuz politika üretiliyor. Törenler öncesi
yüksek düzeyde mütabakata varı ldığının altı nı çizen bir yazı , Dı
şişleri
Bakanlığı ikili ilişkiler Genel Müdürü Süha Umar imzası yla Çevre ve
Orman Bakanlığı ’na iletilmiş. Yazı şöyle diyor: “Çanakkale Anma
Törenleri öncesinde
ulusal ve uluslararası bası n yayı n organları na da olumsuz biçimde
yansı yan Anzak Koyu’ndaki yol ve istinat duvarı çalışmaları nı n konu
son gelişmeler ı
şığında yeniden değ erlendirilinceye kadar durdurulması nı n yararlı ve
gerekli olduğu na Bakanlığı mı z da katı lmaktadı r.” Görünen o ki;
Yanlı ş
bilgilendirmeler ve bilgi eksikliği büyük hatalara yol açı yor. 4-9
Temmuz 2005 tarihinde Canberra’da bir toplantı yapı lı yor. Toplantı da,
Çevre ve Orman
Bakanlığı ’ndan gelen proje ekibi, Canberra Büyükelçisi Tansu Okandan,
Avustralya Çevre ve Miras Bakanı Lan Commpbell, Gazi Bakanı De Ann Kelly
bulunuyor. Ve
iki Avustralyalı Bakan, proje için Türk yetkililere teşekkür ediyor. Ne
yazı k ki, bu teşekkür, proje onayı ve maddi destek sözü bürokratları mı
zı n yazı
şmaları nda yer almı yor. Dikkat edilirse diplomatik kı skaç, bizim
bürokratları telaşa düşürmüş. Park, tarihsel ve kültürel amaçlı
çalışmalar, Çanakkale’de
turist ve ziyaret açısındanbir patlama meydana getirdi. 2001’de 250 bin
kişinin ziyaret ettiğ i Gelibolu Yarı madası 2005’te 2,5 milyon kişiye
ev sahipliğ
i yaptı . Günde 700 otobüsün geldiği yarı mada tarihi ve turistik
yönüyle, milli bilincin yeniden ihya edilmesi açısındanbüyük bir etken
oldu. Bazı
uzmanlara göre, diplomatik savaşı n geri planında yatan sebebin,
çalışmaları n başlaması ndan sonra cereyan eden duyarlılığın kırılması
yönünde olduğ
udur. Bazıları ise, yabancı devletlerin bu girişimlerinin eski bir
anlayı şı n devamı yönünde olduğu hususunda görüş belirtiyor.
Toprak talebi yeni bir
hadise değ ildir. ingiliz heyeti başkanı Lord Curzon ile Türk heyeti
başkanı ismet inönü arasındaki görüşmelerde kendini göstermiştir. Askeri
kaynaklara
göre, işgalci devletlerin çıkartma yaptığı Anafartalar ya da Anzak koyu
olarak adlandırılan bölgede 436 hektar toprak resmen talep edilmiştir.
Bu hayası
z toprak talebi karşısında Türkiye’de pek çok gösteri yapılmıştır. ismet
Paşa, konunun tekrar gündeme gelmesi üzerine, barı ş görüşmelerinden
çekileceğ
i kozunu oynar. ismet Paşa’nı n bu tavrı üzerine, 124’ten 136.maddeye
kadar olan bölüme mezarlı k boyutu yazı lı r. Savaşta ölen ittifak
devletleri
askerlerinin kemiklerinin toplanması ve mezar alanları nı n tek tek
belirlenmesi kayda geçirilir. ingiliz, Avusturya, Yeni Zelanda mezarlı
klarını n, Türk
şehitliklerinden daha bakımlı ve düzenli olması , Türk hükümetlerinin
konuya karşı gösterdikleri hassasiyeti kanı tlar. Peki durum böyle ise,
nedir bu
toprak talebi zı rvalı ğ ı ? Anlaşı lan hiç uykuda olmamalıyız. Yalçı n
Ateş Gözlem Evi
Kuşatı lmı ş Bir Türkiye
2005 yılı nı uğ urlayarak 2006 yılı na girmeye hazı rlandı ğ ı mı z şu
günlerde şu kı sacı k yaşamı mı zda bir yılı n daha geçmiş olması nı n
hüznü
içerisinde kimilerimiz. Oysa gençlik yılları nda gelecek günlere dair
umutları mı z, ilerde yapacağımı z çok şeyin olması bizi ne kadar hayata
bağ lar ve
mutlu kı lardı . Belki bir yıl, on yıl, ve hatta yüz yıl bile kozmik
zamanda fazla bir anlam ifade etmese de insan yaşamı nda saatler bile
önemli. Bizler
belki dalgaları n kayaları nasıl oyduğ unu göremiyor olsak da sonuçta
kayalar oyuluyor, çiçekler açı yor ve herşey değ işiyor. işin aslı da bu
zaten, değ
işim. Toplum yaşamı öylesine değ işiyor ki insan içinde sürüklenirken
bunun farkı na varamı yor çoğ u zaman. insanları n değ er yargı ları ,
yaşam alı şkanlı
kları , üretim ve tüketim biçimlerinden tutun da üzerinde yaşadı kları
çevre, dünya, siyaset ve hatta iklimler bile değ işiyor. Bireysel olarak
buna karşı
durmak da olanaksı z gibi görünüyor. insanlar sürekli kazanmaya ya da
kaybetmeye endeksli bir oyun oynuyorlar, çoğ u zaman da ne kazanı p ne
kaybedeceklerini
bilmeden. Toplamlar da aynen böyle, bugünkü kazanımları veya kayıpları
tüm geleceklerini etkilerken... Bugün için gündelik yaşantı mı zdan bir
an olsun
kurtulup dünya geneline öyle bir yukarı dan bakabilseydik, neler
görürdük acaba? Sürekli değ işmekte olan bu çelişkilerle dolu evrenin ve
bu değ işimin
neresinde olduğu muzu anlayabilir miydik acaba, keşke anlayabilsek.
Bugün ne yazı k ki dünyanı n birçok yerinde irili ufaklı savaşlar devam
etmektedir. Aynı
zamanda terör olgusu bütün uluslar için birincil öncelikte tehlike olma
özelliğini de sürdürmeye devam etmektedir. Son otuz yılda terörün en
korkuncunu
yaşayarak, binlerce insanı n hayatı nı kaybettiğ i ülkemizin güney doğ
usunda yeniden senaryolar yazarak hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.
Dünyayı ve
özellikle de ortadoğ uyu bir satranç masası gibi görüp hamlelerin ona
göre yapılmasının çok önemli olduğu bir süreci yaşıyoruz.
Türkiye’nin bulunduğ u
coğ rafi konumda gelişip güçlenmemesi konusunda her zaman hemfikir olan
ve işbirliği yapmakta sakı nca görmeyen batı lı devletler, geçmişte kaba
güçle ve
işgalle yapamadı kları nı bu gün çeşitli maşaları kullanmak suretiyle
gerçekleştirmeye çalışılmaktadır. Atatürk’ün ölümünden sonra başlatı lan
karşı
devrim hareketi, uzun soluklu bir planlamayla kendi içimizden çıkan
develt adamları eliyle uygulamaya konulan ve ülkeyi bu günlere taşı yan
bir harekettir.
Araları na alı nabilmek için kapılarında beklediğ imiz, verilen her
tavize karşı bununla yetinmeyerek fazlası nı isteyen, küstahlı k dozları
nı her geçen
gün artı ran, neredeyse ulusal boyutta her konumuza müdahale edebilen
batı lı dostları mı zı n! desteğ i olmadan PKK nı n varlı k göstermesi
söz konusu
olabilirmiydi. Bölücübaşı nı n yakalanmadan önce hangi Avrupa
ülkelerinden nasıl kabul gördüğü ve kimlerin kendisine pasaport verdiği
artı k bir sı r değ
il. Aynı şeklide ABD’nı n bugün kendilerinin de kabul ettikleri yalan
bahanelerle Irak’ı işgali olmasaydı , bağ ı msı zlı ğ ı nı ilan etme
aşaması na gelmiş
olan Kürdistan’dan bahsedebilir miydi acaba? Bugün Kürtler geçmişte
Amerika’nı n kışkırtmasıyla Saddama karşı geldiklerinde kimyasal
gazlardan nasıl
kaçtı kları nı ve Türk sınırın anasıl yığldklarını ve bu durumda
Amerika’nı n nasıl seyirci kaldığnı unutmuş görünüyorlar. Anlaşı lan
Halepçe
onlar için bir şey ifade etmiyor. Bugün birçok kişi ve yazar tarafından
dile getirilen bir kuşatı mı ş Türkiye ifadesi dolayııyor ortada. Ne
yazı k ki acı
bir gerçek, hem de kendi içinden kuşatılmı ş. 1950 lerden itibaren her
geçen yıl kolu kanadı biraz daha budanarak da olsa yoluna büyük devlet
olmanı n
gururu ile ve gücüne, kuvvetine güvenerek ilerlerken, kötü devlet
geleneğini bu günlere kadar koruyabilmişti. Türkiye bu süreç içerisinde
üç askeri darbe
yaşamı ş, değ işik koalisyon hükümetlerinin manası z tartışmaları yla
zamanı nı boşa geçirmiş olsa da günümüzde olduğu kadardışa bağımlı
bir hale
gelmemişti. Bugün dı şişlerimiz Brüksel, ekonomimiz IMF, ulusal
savunmamı z ABD tarafından yönetilir hale gelmiştir. içişlerimizi bir
yönetenin olup olmadı
ğ ı ise belirsizdir. Ne kırmızı çizgi kalmıştı r ne de pembe. Yönetime
geldikleri günden itibaren AB’ye tam üyelik görüşmelerinin başlaması
için çaba sarf
eder görüntü vermeye özen gösteren hükümet yetkilileri, dışarı da çağdaş
imajlar arkasına saklanıp, içeride her türlü gericiliğe prim veren
uygulamaları
yla aslında zaten giremeyecekleri, girmeyi de arzu etmedikleri AB yi
halkı oyalamak için bir araç olarak kullanmışlardı r. Yoksa çok iyi
bilmektedirler ki
halen zinanı n tartışıldığı , içkiyi yasaklamanı n çarelerinin arandı ğ
ı , bilimsel hukuk yerin eulemadan medet umulduğu, üniversitelerin
medreseye
çevrilmek istendiğ i, türban denilen bir tür örtünün hayati önem kazandı
ğ ı bir Türkiye’nin Avrupalı yaşam biçimiyle uyuşması mümkün değ ildir.
Kıbrıs’ta
da çı karılmak üzere olan bir yasayla Rumları n kuzeydeki mal varlı
kları nı n kendilerine iadesi veya pazarlı ğ a tabi bir tazminatı n
ödenmesi gündemde..
26 Haziran 2005 de istanbul’da yapı lan KIBES isimli panelde ODP adı na
konuşan Gn. Bşk. Yrd. Stefo Benlisoy şunları söylüyordu; “Türkiye
Hükümetlerinin Kı
brı s’ta sorunun çözümüne yönelik alacağ ı en önemli adı m adadaki
askeri varlı ğ ı na son verecek adı mlardı r. Türkiye Kıbrıs Türk
toplumu üzerindeki
vesayetçi tutumundan vazgeçmelidir.” Arzı edilen budur işte, önce
taşmazları n iadesi ve Rumları n adada istedikleri gibi yaşayabilmeleri,
sonra da Türk
askerinin adadan çekilmesi. Planlar tıkırtıkır işliyor işlemesine de siz
bütün bu olup bitenlerde bir eş zamanlı lı k hissetmiyor musunuz. işte
bir yılı
daha geride bı rakı rken, hüznüm bu sebeplerden. Daha mutlu yılları n
sizlerin olması dileğ iyle. Bnb. (E) ş. Ercüment Güngör Çanakkale Kara
Savaşları :
15 Nisan 1915 itilaf Donanması nı n başarı sı z 18 Mart saldırı sı ,
Çanakkale boğ azı nı n karadan yardı m ve destek görmeden geçilemeyeceğ
ini gösterdi.
Karadan yapı lacak saldırı için iNGiLiZ, FRANSIZ ve ANZAK birliklerinden
oluşan 75.000 kişilik bir kuvvet hazı rlandı ve komutanlığına iNGiLiZ
generali
Sir Lan HAMiLTON getirildi. Çanakkale boğ azı nı Otto Liman Von SANDERS
Paşanı n komutasındaki 5. Türk ordusu savunuyordu. ilk çıkarmalar 25
Nisan 1915
sabahı GELiBOLU Yarı madası ndaki ARIBURNU ve SEDDÜLBAHiR’e Anadolu
yakasında KUMKALE’ye yapı ldı . itilaf kuvvetleri ayrıca SAROS körfezi
ve Beşiğ e
limanı na gösteriş çı karması yaptı lar. SEDDÜLBAHiR ve TEKEBURNU arası
nda kı yı ya çıkan ingiliz ve Fransı z kuvvetleri fazla ilerleyemeden
durduruldu.
ARIBURNU’na çıkan ANZAK birliklerinin ileri hareketi yarı madanı n
kilidi durumundaki KOCAÇiMEN ve CONKBAYIRI için tehlike yarattı . 27
inci alayı n
yetişmesi ANZAK ilerlemesini geciktirdi. Tehlikenin geçmediğ ini gören
11. Tüm. Komutanı M.Kemal ATATÜRK kendiliğ inden harekete geçerek
KOCÇiMEN tepesi
yönünde ilerleyen ANZAKLARA hücum etti onları kı yı ya doğru geriletti.
KUMKALEYE çıkan FRANSIZ birlikleri KUMKALEYi ele geçirdilerse de 25/26
Nisan gecesi
burayı boşalttı lar ve karşı sahildeki kuvvetlere katı ldı lar. 26-27
Nisan günleri süren şiddetli çarpı şmalar sonunda itilaf kuvvetleri
tuttukları dar kı
yı şeridine hapsedildi. SEDDÜLBAHiR Cephesinde 28 Nisan sabahı saldı
raya geçen FRANSIZ ve iNGiLiZ birlikleri Türk karşı tı saldırı sı yla
geri atı ldı .
(Birinci KiRTE Savaşı ) Türk Kuvvetleri 1/2 ve 3/4 Mayı s geceleri
düşmanı denize dökmek için harekete geçti ise de sonuç alamadı . itilaf
Kuvvetleri ALÇI
Tepe’yi de ele geçirmek için giriştikleri 6-8 Mayı s (II.Kirte SAvaşı )
ve 4-6 Haziran (III.Kirte Savaşı ) saldırı ları durduruldu. Fransı z
kuvvetlerini
21-22 Haziran saldırı sı (I. Kerevizdere Savaşı ) ingiliz birliklerinin
ZIşINDERE’nin iki yanındaki Türk mevzilerine yönelen saldırı sı kı rı
ldı .
(ZIGINDERE SAVAşLARI 28 HAZiRAN - 5 TEMMUZ) Fransı z ve ingiliz
birliklerinin KEREViZ DERE’ye saldırı sı da durduruldu. (ikinci KEREViZ
DERE Savaşı 12-13
TEMMUZ) ARIBURNU cephesinde Türk Kuvvetlerinin 1 Mayı s günü ve 19 Mayı
s günü düşmanı denize dökmek amacı yla giriştikleri karşı saldırı larda
gelişimedi.
Bundan sonra bu cephede siper savaşları başladı . Çanakkale Kara
Savaşları 21 Ağustos 1915 HAMILTON Türk Kuvvetlerini kuzeyden kuşatmaya
karar verdi. Boğ
aza egemen, KOCAÇ MEN ve CONK tepeleri bir gece baskı nı ile
geçirilecek. TUZLA gölü güneyde karaya çıkan kuvvetler ANAFARTALAR
üzerinden ilerleyerek Türk
Birliklerini kuzeyden kuşatacaktı . Takviye edilen itilaf kuvvetleri 6
Ağ ustosta ARIBURNU’ndan KOCAÇiMEN yönünde saldırı ya geçti. SEDDÜLBAHiR
cephesinde
de Türk birliklerini yerinde tutmak için oyalama saldırı lar başladı .
Öte yandan 6/7 Ağ ustos gecesi SU LA limanı na yeni kuvvetler çı karı
ldı . 8 Ağ
ustos ingilizler CONK Tepesine girdiler. Bu anda Liman Paşa kı yı
gözetlemesi dışında bütün kuvvetlerini Savaş alanı na yöneltti. 8 Ağ
ustos gecesi
ANAFARTALAR Grup K.lı ğ ı na atanan M.KEML BAY, 9 Ağ ustosta KÜÇÜK ve
BÜYÜK ANAFARTALAR yönünde ilerleyen itilaf kuvvetlerini güçlü bir
saldırı ile ovaya
sürdükten sonra, 10 Ağ ustos sabahı , yakından yönettiğ i bir süngü
hücumuyla, CONK bayı rı ndaki ingiliz kuvvetlerini de geri attı . itilaf
kuvvetlerinin
ANAFARTALAR cephesinde 13,15 ve 21 Ağ ustosta yaptı kları saldırı lar
başarı lı olamadı . Ağ ustos ayı nı n son günlerinde 2 taraf arası ndaki
çarpı şmalar
siper savaşları na dönüştü. Gelibolu yarı madası ndaki çarpı şmalar 1915
yılı nı n Ekim ayı nda hemen hemen durmuştu. itilaf kuvvetleri 6
ARALIK’ta
ANAFARTALAR, ARIBURNU ve SEDDÜLBAHiR cephelerini boşaltarak ÇANAKKALE
Savaşları na son verilmesini kararlaştı rdı lar. Düşman ANAFARTALAR ve
ARIBURNU
cephesinden 19-20 Aralı k 1915 gecesi, SEDDÜLBAHiR cephesinden ise 8-9
Ocak 1916 gecesi bütün birliklerini çekti. Çanakkale Destanı ’nı n
insani ve Komutanlı
k Yönü Türk Askerinin Örnek Ruh Durumu: “Çanakkale Savaşı ’nda kendi
askerlerimizin kahramanlı kları nı yabancı lardan öğ rendik” diyordu
Ruşen Eşref.
Çanakkale’yi özel defterinden ve raporlarla anlatan Mustafa Kemal’i
görünce Ruşen Eşref şunları söylüyordu: “Memlekete Çanakkale Harbinden
hizmetler veren,
muhkemesi süratli kararları kati, genç kumandanı n yüzünde, Türkiyenin
mukadderatı nı tayin edecek boğ uşmağ a doğru gittiğ ini heyecanla
hissettim.” Yarbay
Mustafa Kemal Çanakkale Taaruzları için Ruşen Eşref’e öyle söylüyordu:
“Çanakkale Taaruzları öyle alelade bir taaruz değil, herkesin muvaffak
olmak veya
ölmek azmiyle hareket ve teşne olduğu taaruzdur.” Ruşen Eşref bu
genç paşa da gördüğü “ruh azminin ve bir gaye uğ runda fedakarlı k
arzusunun ülkenin hı
zla sürüklendiğ i tehlikeli günler için tek kurtuluş ı şı ğ ı olduğu ”
kanaatine varı yordu. Askeri uzmanlara göre, Mustafa Kemal Paşa, emri
altı ndaki
askeri sadece tanı makla kalmı yor, onu harekete geçirecek manevi gücü
de çok iyi biliyordu. Mustafa Kemal Atatürk, Arı Burnu Savaşları nda
şöyle söylüyordu
“Benimle beraber burada muharebe eden bil cümle askerler katiyyen
bilmelidirler ki uhdemize tevdi edilen namus vazifesini tamamen ifa
etmek için bir adı m
geri gitmek yoktur.” “Harpte istirahat aramanı n, bu istirahatten yalnız
bizim değil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalması na sebebiyet
verebileceğ
ini cümlenize hatırlatmak isterim” Türk askerinin taşı dı ğ ı yüksek
ruha karşı duyduğ u hayranlı ğ ı öyle anlatmaktadı r Mustafa Kemal:
“Mütekabil siperler
arası ndaki mesafemiz sekiz metre. Yani ölüm muhakkak. Birinci
siperdekiler, hiç biri kurtulmamacasına düşüyor. ikincidekiler onları n
yerine gidiyor. Fakat
ne kadar ayan-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyormusunuz, öleni
görüyor üç dakikaya kadar kendi öleceğ ini biliyor, hiç ama hiç en ufak
bir tereddüt
bile göstermiyor, sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde kuran-ı kerim,
cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, kelime-i şaadet
getiriyorlar.”
Mustafa Kemal Paşa’nı n Çanakkaledeki ruh durumunu, yine kendi
ifadesiyle dinleyelim: “Ben vatanı m mahfolduktan sonra yaşamamaya karar
verdiğ im için
Kemal-i iftiharla her mesuliyeti deruhte ettim.” Çanakkale Savaş’ları nı
n yabancı askerlerde uyandı rdı ğ ı intibalar nasıl olmuştur? “Türkler
Çanakkale’yi
zorlayan, çağ ı n en ileri tekniğine sahip güçler karşısında adeta bir
kale gibi dikildiler.” Churchill “Türk askeri korku bilmez, dünyada
yenilgi adı na
kavram tanı maz. Türkler asyanı n centilmenleridir. Avrupada hiç bir
asker yoktur ki, bu ifadenin altı nı çiziyorum, Türklerle mukayese
edilebilsin.
Almanları n müdaafada gayet iyi oldukları kabul edilebilir, fakat
siperlerde onlar dahil Türklerle kı yas edilemezler.” General Tawsend.
“Çok cesur harp eden, iyi sevk ve idare edilen, cesur Türk ordusu
karşısında bulunuyoruz.” General Hamilton. Conk Bayı rı nda Mustafa
Kemal’in yaralanı şı
ve sonrasındaki hareket tarzı liderlik ve önderlik yönünden dünya harp
tarihine geçecek niteliktedir. Mustafa Kemal’den dinleyelim: “10 Ağ
ustos 1915. Conk
Bayı rı nı almak ve bütün boğ aza hakim olmak için, ingilizler 20.000
kişilik bir kuvvetle, günlerce kazdı kları siperlere yerleşmişler ve
hücum anı nı
bekliyorlardı . Gecenin karanlı ğ ı tamamen kalkmış, tan ağarmak
üzereydi. 8.Tümen Komutanı nı ve diğer subayları çağ ı rdı m ve dedim
ki: Düşmanı mağ lup
edeceğimize inanı yorum. Ancak siz acele etmeyin. Evvela ileri ben
gideyim. Size ben kı rbacı mla işaret verdiğ im zaman hep birlikte atı
lı rsı nı z.”
Çanakkale Muharebelerinde lider konumundaki personelin ruh durumu neydi
birde onu inceleyelim: Bölük Komutanı Üsteğ men Saffet Mustafa Kemal’e
rapor
gönderiyordu. Rapor aynen şöyleydi. “Efendim, emri aliniz mucibince
düşman siperlerine taaruz ettik. 10 şehit verdik. 6 kişi de yaralı mı z
var. Bendeniz de
sol omuzumdan yaralandı m kurşun arkadan çıktı . Ama düşman kaçı yor.
Ben belki uzun süre devam edemeyeceğ im. Aman komutanı m, ileri harekatı
nı za devam
edin. Benim yaram önemli değil, siperin içinde ölmediğ ime üzülüyorum.
Biraz önce ikinci kurşun yarası nı da aldı m vaktim yok. Raporu size
ulaştı rmalı yı
m ellerinizden öperim. Çanakkale de yaralanan ve daha öncesina
çöllerinde gözlerini ve koku olma duyusunu yitiren Beyrut Astsubay
okulundan mezun Ahmet Çöl
ne diyor bir de onu dinleyelim: “Küme küme oturup kuran okuyorlar,
birbirleriyle helalleşenler, hangisi sağ kalacak olursa çoluk çocuğ una
selam götürmesini,
nasıl şehit olduğunu anlatması nı dileyenler, avaz avaz gurbet türküsü
okuyanlar ortalı ğ ı çı nlatı yordu. Sesli ağlayanları görmedim. Gerçe
askerlerimiz
savaşta olsun, başka sı kı ntı larda olsun katiyen ağ lamazlardı .” Bir
mehmedin Çanakkale’de anası na yazdı ğ ı meskup: “Kı nalı Hasan” Yarbay
Sırrı Bey
Çanakkale de askeri tefdiş ederken birinin saçınıkı nalı gördü ve sordu:
“Hiç erkekte kı na olurmu mehmet?” Mehmetçik çevap olarak: “Buraya
gelmeden önce
anam kı nalamı ştı ” dedi. “Neden kı naladı ğ ı nı bilmiyorum, sorup öğ
reneyim” dedi. Komutanı nı n isteği üzerine anası na mektup yazdı .
Anası cevap
gönderdi. “Ey gözümün nuru Hasanı m. Vatan sevgisi içimizde yanı yor.
Sen ecdadı mdan, babandan aşağı kalmazsı n. Ben senin anan isem, beni ve
seni Allah
yarattı , vatan büyüttü Allah bu vatan için seni ve beni besledi. Bu
vatanı n ekmeğ i iliklerimizde duruyor. Sen bu ailenin seçilmiş bir
kurbanı sı n. Hasanı
m, söyle zabit efendine, bizim köyde kurbanlı k konuları kı nalarlar..
Bende seni evlatları mı n arasından vatana kurban adadı m.. Onun için
kınalamı ştı m
yavrum.. Gözlerinden öperim canı m hasanı m” Anne Hatice. şimdide
hastanede yatan bir yaralı erin komutanı na yazdı ğ ı mektubu okuyorum.
Hastanede, yatak ı
stirahati altı nda, cephedeki tabur komutanı na, Denizlinin Çivril
kazası nı n Madenli köyünden Kadiroğlu Mehmet yazı yor bu mektubu:
“Muhterem komutanı m,
sağ kolumu kaybettim, zararı yok, sol kolum var. Onunla pekala iş
görebilirim. Beni üzen şey yaramı n kapanmamasından dolayı kı tama
yeniden katılamamamdı
r. Ve düşmanla arkadaşları m çarpı şı rken benim çarpı şamamam, burada
oturmam beni kahrediyor. Hastaneden elimde olmadan kurtulup aranıza
katılamadı ğ ı
m, harpten ayrı kaldı ğ ı m için beni affedin neolur komutanı m.”
Faydanı lan Eserler: 1.”Arı burnu Muharebeleri Raporu, M.Kemal” Uluğ
DEMiR Türk Tarih
Kurumu Bası m Evi 2. “Çanakkale’de Savaşanlar dedilerki” Ruşen Eşref
GÜNAYDIN Türk Tarih Kurumu Bası mevi 3. “Mustafa Kemal Çanakkaleyi
Anlatı yor” Ruşen
Eşref GÜNAYDIN Ak Yayı nları Akbank Kültür Sanat Serisi
Gazi Öğretmen Hangi 24 Kası m’da Konuşulacak? Her yıl 24 Kası m öğretmenler
Günü kutlanı rken, PKK terörüne kurban verdiğ imiz şehitler hatı rlanı
r.
Onları n yüce ruhları önünde saygı yla eğ ilinir. Ancak bir şeyi gözden
kaçı rı yoruz; şehit öğretmenlerin hayatta kalan tanı kları nı ; “Gazi
Öğretmen”
leri pek hatırlamıyoruz. 24 Kası m 1928, Atatürk Başöğretmen kabul
ediliyor. Gazi kabul edilişinden (1921) 7 yıl sonra öğretmenlerimizin
önderi oluyor;
Gazi bir Başöğ retmen. yıllar sonra 1981’de 24 Kası m “öğretmenler Günü”
olarak kabul edilip, diğer önemli günlerimizin safları nda yerini alı
yor. 24
yıldı r kutlanan 24 Kası m öğretmenler Günü’nde resmi mesajları n ardı
arkası kesilmiyor. Bir mesaj fı rtı nası yaşanı yor o günde. Resmi
beyanlara baktı ğ
ı mı zda, görülen ortak payda, öğretmenler, cumhuriyet adı altındaki çağ
daşlı k ve uygarlı k projesinin mimarları dı r, ekonomik sı kı ntı ları
nı n
giderilmesi gereklidir şeklinde özetlenebilir. O günde toplum nasıl tavı
r takı nı yor? sorusuda yıllardır aynı yanı tı veriyor; öğretmenin elini
öp, çiçeğ
ini ver, töreni bitir. Bu kadarı yeterli gelebilir mi, şehit öğ retmenin
dul kalan eşine, anası na, babası na ve yavruları na? Bu kadarı yeterli
gelebilir
mi, bölünmez bütünlük uğ runa baş koyan gazi öğretmene? 147 Öğretmen
şehit Verildi Karanlı ktaki ı şı k neden yok edilmek istenir? Eğ itim
sistemimizin
eleştirilecek pek çok yanı olduğu gün gibi aşikar. Öğ retmenlik
mesleğini seçmek çok popüler değil. Bazı ruhsal yapı lar tüm
olumsuzluklara karşı n öğ
retmen olurlar. Bilirler ki, bu meslek adamı zengin etmez. Peki neden öğ
retmek isterler? Çünkü öğ renmek ve öğ retmek bir yaşam biçimidir onlar
için. işte
PKK terörü bu yaşam biçimini, bu şaşı lacak içgüdüyü yok etmek istedi,
çünkü ı şı k sönünce karanlı klar egemen olacaktı . Herkes gitmedi, çatı
şmaları n yoğ
unlaştı ğ ı süreçte, kimi istifa etti, kimi rapor aldı , kimi ne
gerekiyorsa gitmemek için onu yaptı . Ama bazı ları vardı ki, onlar
isyan etmedi, onlar seve
seve savaş tarlaları na gitti. Kimi geriye dönmedi. Bayrağ a sarı lı
tabutla selamladı geride kalanları . Kimisi de döndü. yalnız ve sessiz.
Gazi Öğretmen
gazi olduğunun ayrı mı nda değil. Görevini yaptı . Sadece o kadar. 147
Öğretmen evine dönemedi. Onları hatı rlamak, anmak istiyorsak, tanı
kları nı , yani
gazi öğretmeni şereflendirmeliyiz. Madalya ile yüceltmeliyiz. Çok uç bir
talep mi? Gazi öğretmeni Tanı mak Bir Vefa Borcudur Milli Mücadelede
saflarda yer
tutanlara sivil, asker,aydı n ayrı mı yapı lmadan istiklal Madalyası
verildi. Savaş topyekün bir savaştı . Yaşlı , genç, kadın, erkek
bağımsızlık uğ
runa, özgürce yaşamak adı na ve sı nı rları kanla çizilmiş bir vatan
için canları nı çekinmeden risk ettiler. Genç Türkiye Cumhuriyeti
meclisi bu fedakarlı ğ
ı görmezden gelmedi ve madalya ile onları ödüllendirdi. Gazilik ünvanı
nı gecirtirmeden yasayla tanı dı . Atatürk gibi bir dünya liderinin
şahsında gazi
kavramı na derinlik kazandırdı . Bölücü teröre karşı verilen savaşta
milli mücadele ile örtüşen pek çok olgu bulunuyor. Öncelikle bu savaş,
kanla çizelen
vatanı n bölünmez bütünlüğüne yönelik tehdide karşı veriliyor. Dolayı sı
yla dava ulusal boyutta. Bir başka benzer nokta ise terörle topyekün
savaşıldı .
Önde devleti temsil eden görevliler, ardı nda sivil halk, dış destekli
terörün karşısında geçilmez bir duvar ördü. işte böylesine bir savaşta
öğ
retmenlerde saflardaydı . Yüzün üzerinde şehit öğretmenin olduğu
bir savaşta, yüzlerce de gazi Öğretmen olmalı . Ancak öğretmene “gazi”
ünvanı verecek
yasal bir düzenleme yıllardır siyasilerin aklı na gelmiyor. Halkı n
nezdinde gazi görülen Öğretmen, devletin gözünde sadece bir Öğretmen ya
da bir sayı
olarak görülmekte. Durum öyle bir noktada ki, savaş tarlası na giden Öğretmen
bile gazi olduğunun bilincinde değil. “Ülke güvenliğ ine yönelik bu
olumsuzluk giderilmelidir.” diyen emekli Öğretmen Tahir Anı l ilginç
konuşuyor. “Kimi kaçtı , kimi korktu ama bazı ları hariç. Onlardan
kimileri dönmedi,
şehit tabutları nda ve ellerde taşı ndı . Kimisi hala yaşı yor. Bu
ülkede asker, polis gazi ünvanı alı rken, Öğretmen neden alamı yor?”
şehit öğretmenleri
Canlı Tutmalı yı z Kimi verilere göre 128 kimilerine göre 147
öğretmenimiz Terörle Mücadele’de şehit verdik. Onları birer sayı olarak
hatı rlamak, yapı
lacak en büyük gaflettir. Üstelik dünya kamuoyuna terörden
çektiklerimizi aktarma çabası na da engeldir. Evet PKK terörü dış
desteklidir. Bilgi sahibi
olmadan fikir sahibi olan bazı Avrupalı siyasilere, terörün yüzlerce öğretmeni
şehit ettiğ i gerçeğini anlatamazsak, bu mücadelede bir arpa yol
gidemeyiz.
Ve yine öğretmenlerimize şehit ve gazi öğretmene sahip çıktı ğ ı mı zı
göstermezsek, idealist Öğretmen kavramı nı yalnı zlı ğ a ve ölüme
terkederiz.
şimdi, zaman, her okulda “şehit Öğretmen Anı tı ” yaptı rarak hatadan
dönme zamanı dı r. Mehtap KENAR Türk Askerinin Onur ve Cesaret Savaşı :
Kunuri
Savaşı Kore Harbinde cereyan eden ve bizim açı mı zdan en önemli savaş
olan Kunuri Savaşı Türk Askerinin asil duruşunu belgeler Kore yarı
madası 1945 Ağ
ustos’unda, Rusya’nı n Japonya’ya savaş ilan etmesiyle kuzeyde Rus
istilası na uğ ramı ş ve 38’inci paralelden itibaren Rusya ile ABD
tarafından geçici
olarak ikiye bölünerek Kuzey Kore yaratılmıştır. Ruslar kuzeyde kominist
bir idare kurup çekilmişler ve 1948’de Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti
adı nı
alan devlet ortaya çıkmıştır. Böylece, ileride iki ülkenin
birleştirilmesi kararı da askı da kalmıştır. iki ülke arası nda 38.
paralel boyunca çeşitli
sı nı r çatı şmaları başlamı ş ve 25 Haziran 1950 tarihinde Kuzey Kore,
Güney Kore’ye saldırı ya geçmiştir. Bu durumda Birleşmiş Milletler bir
karar alarak
çok büyük kı smı ABD Kuvvetlerinden oluşan bir B.M. Kuvvetini Güney
Kore’nin yardı mı na göndermiş, bu kuvvetler kuzeye doğru ilerleyerek
Mançura’daki Çin
sı nı rı na yaklaşmı şlardı . Çinlilier de gönüllü kendi kuvvetleriyle
Kuzey Kore’ye yardıma girişmişler, böylece savaş genişlemiş ve uzamı ştı
r. B.M.
başkumandanı olan General Mac Arthur savaşı n durması için bir ara
Mançurya’ya atom bombası atı lması nı önermiş ve bu yüzden görevinden
alı nmı ştı r. Daha
sonra Temmuz 1053’de iki taraf arasında 38. paralel civarında mütareke
imzalanmıştır. Kore Savaşı çok sayı da insan hayatı na mal olmuş, dünya
ekonomisine bir çok maddenin fiyatı nı yükselterek önemli etkiler
yapmıştır. Türkiye’de 17 ekim 1950 tarihinde Kore’ye General Tahsin Yazı
cı komutası nda
5090 kişilik bir Tugay çı karmı ştı r. Çeşitli görevler alan Türk Tugayı
Kore’de büyük başarı göstererek, dünyanı n takdirini kazanmı ştı r. Türk
Tugayı
Kore’de 900’den fazla şehit vermiş, 200 kişi de yara almıştır. Zamanla
Türk Tugayı nı n mevcudu indirilmiştir. Kore’de önemli bir Türk şehitliğ
i vardı r
ve Ankara’da 1973’de şehitlerin hatı rası na bir anı t yapı lmı ştı r.
Kore Savaşı nda tarafları n kayıplarının durumu ise şöyledir: Güney Kore
ordusu 141
bin ölü ve 43 bin kayı p, Birleşmiş Milletler kuvvetleri 36 bin ölü
vermiş, karşı taraftan Kuzey Kore ordusu 295 bin ölü, Komünist Çin
ordusu da 184 bin ölü
vermiştir. (Kore’de sivil halktanda her iki kesinde 3 milyon kişi kadar
ölmüştür) ikinci Dünya Savaşı ndan sonra Kore’nin bağ ı msı z bir devlet
olarak
kurulması nı kabul eden Müttefik Devletler, Japonları Kore’den çı karmak
için 8 eylül 1945’de Kore’ye asker çı kardı lar. Fakat olaya müdahale
eden Sovyet
rusya 38. Enlem dairesini tabii sı nı r olarak kabul edince Kuzey ve
Güney Kore Devletleri teşekkül etti. 25 Haziran 1950’de Kuzey Koreliler,
Güney Kore’ye
hücum ederek işgale başladı lar. Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi,
Kızıl Kore’nin bu saldırı sı nı güvenliğ in bozulması olarak vası flandı
rdı . Ve
üye devletleri saldırı yı püskürtmek üzere yardıma çağ ı rdı . Elli üç
millet prensip itibariyle Kore’ye yardı mı kabul etti. Fakat yalnız on
altı üye
devletin kuvvetleri Kore Cumhuriyeti orduları yla birlikte, Birleşmiş
Milletlerin komutası altı nda saldı ranlar ile çarpı şmak üzere asker
gönderdiler.
Aradan bir kaç ay geçmeden Çin askeri birliklerinin Birleşmiş Milletler
kuvvetlerine karşı savaşa girdiğ i görüldü. 1950’de başlayan Kore Savaşı
1953’e kadar
devam etti. 1953 yılında yapı lan mütareke ile Kore’de silahlı çarpı şma
sona erdi. Birleşmiş Millet üyelerinden olan Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti barı şı n
devamı na yardı m için 4500 kişilik, 141. Alaydan teşekkül eden Tugayı
Tuğ general Tahsin Yazı cı komutası nda Kore’ye gönderdi. Kore savaş
alanında diğer
on beş ulusun erleriyle omuz omuza savaşan Türk askeri, kahraman bir
ulusun kahraman evlatları oldukları nı cihana bir daha gösterdiler.
Kunuri Savaşı Kunuri
Savaşı (Kunuri Muharebesi) Kore Savaşı sırasında 26 Kası m 1950 günü Çin
kuvvetleri ile Kore’deki Türk tugayı arası nda yaşanan savaştı r. Bu
savaş,
Amerikan ve Birleşmiş Milletler birliklerinin bozulması ve büyük çapta
geri çekilmesiyle sonuçlanmı ş, tüm Kore Savaşı ’ndaki en zorlu
muharebelerden biri
olmuştur. Amerikalı lar Çinlilerin sayıca çok üstün oldukları nı ve bir
çok noktadan saldı rdı kları nı anlayı nca geri çekilme kararı
verirlerken, bir
yandan da Türk Kuvvetlerine Çinlilerle sı cak temas emri vererek, geri
çekilmek için zaman kazanmaya çalı şmı şlardı r. Bu müthiş ezici saldırı
sırasında
direk ateş hattı nda kalan 5455 kişilik tugayı mı z onbinlerce kişilik
Çin kuvvetlerine karşı kahramanca direnmiş, 27-28 Kası m gece yarı sı
askerlerinin
%70’ini kaybetmek pahası na Amerikalı ları n az bir kayı pla geriye
çekilmesine olanak yaratmı ştı r. 26 Kası m günü Çin kuvvetleri Amerikan
1. ve 9.
Kolorduları na ve bunlara bağlı diğer birliklere karşı çok güçlü saldırı
lara başladı lar. ilk olarak Çin birlikleri dağ lardan aşağ ı ya doğru
Tockhon
civarı nda bulunan Güney Kore’lilere saldı rdı lar. Güney Kore Savunması
ezici saldırı karşısında çok kı sa bir sürede bozguna uğ rayarak dağ ı
ldı .
Çinliler genellikle gece ilerliyorlardı . 18 gün boyunca günde yaklaşı k
30 km. yol almışlardı . Gündüz saatlerinde sadece keşif birliklerinin
dolaşması na
izin veriliyor, diğer çin askerleri dağ lı k arazide saklanı yorlardı .
Çinli komutanları n gündüz yerini belli eden askeri savunma yetkisi
bulunuyordu.
Olumsuz hava ve arazi şartları da düşman Çin ve Kuzey Kore birliklerine
avantaj sağ lı yordu Türk birliği Açı sı dan Kunuri Savaşı nda Karşı
laşı lan Genel
Durum Bu sı rada Türklere Amerikan birliklerinin sağ (Doğ u) kanadı nı
koruma görevi verildi. 1. Türk Taburunu Kunuri’nin 15 mil (24 km) doğ
usundaki
Wanwon’a acilen sevketmek için Amerikan kamyonları tahsis edilmişti. Bu
kamyonlar daha sonra geri dönerek 2. Taburkumuzu nakledeceklerdi.
Durumun aciliyeti
karşısında askerlerimizin bir kı smı yaya olarak yola çıktı lar.
Türklere gelen emir karayolunu tutarak, Unsong’u emniyete almaktı ,
ancak Tugayımızın
karanlı k basmadan Unsong’a varı p, orada mevzilenmesi için yeterli
zaman yoktu. Üstelik, Chongsong’da bulunan düşman Amerikalı ları n
tutmamı zı istediğ i
çizgiye çok yakın bir konumdaydı . Bu da Tugayımızın daha mevzi almadan
bir süpriz saldırı yla karşı laşması riskini getiriyordu. ayrıca bu
bölgede çete
taraması yapı lmadı ğ ı ndan halk arası na karı şmı ş olabilecek
gerillalar geri çekiliş yolunu kaparlarsa tugayı mı z sarı labilir ve
yok olma tehlikesiyle
karşı laşabilirdi. Bütün bunlara ek olarak, sağ kanadı nı savunma
görevini aldı ğ ı mı z Amerikan kuvvetleri geri çekilmekteydi. Öte
yandan birliklerimizin o
anda bulundukları yerden savunma görevi yapması da arazı şartları
yüzünden hemen hemen imkansı zdı . Bizden istenen Kunuri Tockhon yolunu
tutmak için 12 mil
(20 km) uzunluğ unda bir cephe gerektiriyor ve bu da sayıca çok üstün
olan Çinlilere karşı bizi tümüyle zayı f düşürebilecek bir durumdu.
Arazinin topları n
etkili bir şekilde kullanı mı nı engellemesi ve düşmanı n araziyi çok
iyi bilme avantajı da eklenince ortaya çıkan tablo Türk kuvvetleri için
hiç de iç açı
cı değ ildi. Güney-Doğ uya geri çekilmekten başka yapacak bir şey yoktu.
Ancak durum, geri çekiliş sırasında bile düşmanla karşı karşı ya gelmeyi
gerektirecek kadar karmaşı ktı . Amerikan kuvvetleriyle temas
kesilmişti. Türk Tugayı Tuğ general Tahsin Yazı cı ’nı n emrinde kendi
başı nı n çaresine
bakmak durumundaydı . Kunuri’nin Kuzey-Doğ usuna doğru ilerleyen
askerlerimiz, WanWon’da mevzilenmeyi amaçlı yorlarrdı . Wanwon’a vardı
ktan hemen sonra
Tokchon’a doğru Tongjukkyo Nehri boyunca yokuş yukarı , yaya olarak tank
desteğ i olmadan bir ilerleyiş başlamı ştı . Amerikalı lar, uçakla yaptı
kları
keşifler sonucunda Çinlilerin Tokchon’a doğru ilerlediklerini ve oradan
büyük bir saldırı yapacakları nı büyük bir ihtimalle tahmin etmişlerdi.
Amerikalı
lardan istihbarat alı namayı şı ve genel durumun bilinmemesi sonucunda
yapı lan manevralar tugayı mı za ait iki keşif birliğini, artçı birlik
haline
getirmiti. Bu arada iyice yaklaşan Çinliler tugayı mı zı yakın takibe
almışlardı . Bir öncü keşif kolumuz Karil L’yong Geçidinde Çinlilerle
ilk temas eden
birliğimiz oldu. Keşif birliğimizden kurtulan olmadı . birliğimizin Geri
Çekilişi Bütün olumsuz koşullara rağmen Türk askeri düşmanı n
ilerleyişini
durdurmayı başarmıştı . Türk mevzilerini ele geçirmek için arkasına bir
çok saldırı düzenleyen Çinliler her seferinde geri püskürtülmüş ve üyük
kayıplar
vermişlerdi. Cephe savaşıyla sonuç alamayacakları nı anlayan Çinliler
bir toplu imha planı hazırlamışlar ve sessizce Tugayımızın etrafını
sarmaya
başlamışlardı . Komutanı mı z bu planı zamanında farkederek bir an önce
geri çekilme emri verdi, çünkü sayıca çok üstün olan Çinlilerin tüm
yönlerden
yapacakları bir saldırı durdurmak imkansızdı . Askerlerimiz o gece sı fı
rı n altı nda bir hava sıcaklığında ve yorgun bir şekilde sayıca
kendilerinin onlarca misli olan düşmanla baş başa kalmıştı . Çinliler
bütün gece ani gürültüler, davul, ıslık ve çığlı k sesleri çıkartarak
askerlerimizin moralini çökertmeye ve dinlenmesine olanak vermemeye
çalışıyordu. Geri çekiliş sırasında birliklerimiz tekrar Wanwon’a
yaklaşı rlarken ağ
ı r düşman ateşiyle karşılaştılar. Çinliler, askerlerimiz tam olarak
mevzilenemeden saldırmışlardı . Çinliler tarafından sarı lan öndeki 1.
Taburumuz
çetin bir süngü savaşı na girmişti. Amerikalıları n raporları na göre, o
gün öğleden sonra taburdan geriye kalan iki bölüğümüz 400 yaralıyla hala
savaşı
yordu. Tugayımızın geri kalan kısmı bu durum karşısında buradan geri
çekilme emri aldı . 9. Bölük geri çekilen diğer birliklerimizi arkadan
koruma
görevini üstlenmişti. 3. Taburun 10. Bölüğü ise Tugayımızın ileri hattı
nı oluşturuyordu. Birliklerimiz sayıca çok üstün olan düşmanı
oyalayarak, zaman
kazanmaya ve tekrar toplanarak, mevzi tutmaya çalışıyorlardı . Savaşı n
en hararetli bu anında 9. bölük zor durumda olan 10. ve 11. bölüklere
yardı m
görevini almı ştı . 29 Kası m sabahı na karşı Çinliler birliklerimizin
direnişini kı rmayı başardı lar. 9. Bölüğ ümüz, 3. Tabur Komutanı
Binbaşı Lütfü Bilgin
de dahil olmak üzere tamamı yla şehid edildi. 30 Kası m 1950 - Son Durum
Geri çekiliş sırasında Çinliler Türk birliğine müthiş bir kuvvetle saldı
rmı
şlardı . 30 Kası m 1950 günü Tugayımızın yarı sı ndan çoğ u
kaybedilmişti. Bu çetin mücadelede kahraman Türk askerleri saatlerce
süren süngü savaşı
sonrası nda şehit düşerken, geride bulunan diğer Birleşmiş Milletler
birlikleri silahları nı ve techizatı nı bı rakar da olsa
kurtulabilmişti. Amerikan
karargahı sonradan kendilerinde de yeterli bilgi olmadı ğ ı için
Türklere bilgi veremediklerini açı klamı şlardı . Savaşı n Ülkemiz için
Sonuçları Kası m
1050’deki Çin saldırı sı na karşı Birleşmiş Milletler kuvvetleri bozguna
uğ ramı ş ve bu savaş tüm Kore Savaşı nı n en zorlu anları ndan biri
olarak tarihe
geçmiştir. Amerikalı lar, hava koşulları , arazi ve Türklerle araları
ndaki dil sorununun yol açtı ğ ı anlaşmazlı klar yüzünden Kunuri Savaşı
nı n bir
bozguna düştüğ ünü, özellikle Türkler için çok kanlı ve trajik bir
şekilde sonuçlandı ğ ı nı söylemişlerdir. Sadece bir-iki gece süren
Kunuri Savaşı nda Türk
Tugayı 741 şehit, 2068 yaralı , 163 kayı p, 244 esir ve 298 diğer olmak
üzere 3514 kayıp p vermiştir. Amerikada yayı nlanmı ş çeşitli
kaynaklarda Kore’deki
Türk Tugayı ndan şöyle sözediliyor: “Savunmadan çok saldırı pozisyonları
nda çok daha başarı lı ydı lar ve asla geri çekilmek istemiyorlardı .
Türkler en
zor şartlarda bile kendilerini son derece cesur ve asil bir şekilde
gösterdiler. Ağ ı r kayıpları onları n onur ve kararlı lı kları nı n
sembolüdür.
Cesaretleri ve kahramanlı kları için bizim hiç bir şey söylememize gerek
yoktur”. Kore Savaşı nı n ülkemiz için önemli sonuçları olmuştur.
Amerika Birleşik
Devletleri Türklerin Kore Savaşında gösterdiğ i cesarete ve fedakarlı ğ
a karşı lı k, ülkemizin 1952’de NATO’ya kabul edilmesinde önemli rol
oynamı ş ve
çeşitli yardı m paketleri çerçevesinde ülkemize önemli maddi yardımlarda
bulunmuştur. Kore Savaşı nı n ülkemiz açısındandiğer bir önemli sonucu
da Güney
Kore ve Türk halkları arası ndaki yakın dostluk ve güven ilişkisinin
başlaması ve gelişmesidir. Türkiye ve Güney Kore halkları arası ndaki
kardeşlik 2002
Dünya Kupası sırasında bir kere daha tüm dünyaya karşı açı kça
sergilenmiştir. Gaziler Dergisi Haber Servisi Yeni Bir Hayat Güneşin ilk
ı şı kları dağ
ları n ardı nda belirmeye başlamıştı . Gün boyu güneşin ı sıttığ ı
kayalara ve birbirlerine iyice sokularak ı sı nmaya çalı ştı kları bir
gece daha
bitiyordu. Pı rı l pı rı l bir gökyüzü onlara güzel bir ilkbahar sabahı
nı müjdeler gibiydi. Günlerdir tek kurşun atmadantek bir terörest bile
göremeden
ilerlemek, üzerindeki gerilimi bir nebze de olsa hafifletmişti. şafakla
birlikte hareket emri almışlardı . Bölüğün büyük kısmı neredeyse
harekete geçmeye
hazı rdı . - Güzellik uykunuzu mu böldüm afedersiniz bayanlar. Hadi fı
rlayı n hadi. - Ulan sanki kuştüyü yataklarda uyuduk. Zaten tutulmadı k
yerim kalmamı
ş. - Tatlı sohbetinizi bölmek istemezdim ama bizi bekleyen bir görev
var. Biraz kıpırdayı n arkadaşlar. Ekip, asteğ men Cüneyt’in uyarı sı
yla muhabbeti
kesip derhal hazı rlanmı ştı . Birkaç dakika içerisinde hepsi çantaları
nı sı rtlamı ş yürüyüşe hazırdılar. üneyt asteğ men bölükteki erlerin ağ
abeyi
gibiydi. Onun sözünü ikiletmek olmazdı . Günlerdir her sabah yaptı kları
gibi yürüyüşe geçtiler. Hedeflerine neredeyse varmı şlardı . Önlerinde
sadece zorlu
bir iniş kalmıştı . Vadiye inen sarp patika fazla uzun sürmüyordu ama
dik iniş ve sı rtları ndaki ağ ı r yükler hepsinin nefesini kesmişti.
Aşağ ı da onları
bekleyen dar vadi ise hedefleri olan köyün tek giriş yoluydu. Mayı nlı
olabileceğ i bilgisini almışlardı . Köy tüm kı ş boyu karı n kapattı ğ ı
bu yoldan
şehirle bağlantısını sürdürüyor, hastalar, hamile kadı nlar bu yoldan
hastane ulaştı rı lı yordu. Mayı nları n temizlenmesi gerekliydi. iki
mayı n uzmanı
na Asteğ men Cüneyt’in başında olduğu bir bölük asker eşlik
ediyordu. Kah kayarak, kah yuvarlanarak düşe kalka ilerleyişleri
şiddetli bir patlama ile
kesildi. Her biri olduğu yerde hareketsiz kalmıştı . Sonsuzluk
gibi gelen 5 saniye.. zaman donmuş tüm vadi sessizliğe bürünmüştü. Vadi
zeminindeki yola
teröristler tarafından mayın döşenmişti. Ancak vadiye inen patikada da
mayın olabileceği hiç birinin aklı na gelmemişti. Cüneyt asteğ men yerde
yatmı ş,
şaşkı n gözlerle etrafına bakı yordu. Bilinci açı ktı ama ona doğru
gelen erlerin yüzündeki acı dolu üzgün ifadeye bir anlam veremiyordu.
Hatta Halil’in
elinde tuttuğu kendi bacağına bakarken de son derece sakindi. Bu onun
başına gelmiz olamazdı . Mümkün değ ildi bu. Hem bacağ ı yerinde
duruyordu. Bakmaya
korkuyordu ama hissediyordu. Postalının sıktığı bileği biraz ağ rı yordu
ama bacağ ı yerindeydi. Bu, bir başkası nı n bağ ı na gelmişti.
Cüneyt’in çok
üzülerek baktı ğ ı ama hiçbir şey yapamayacağ ı , bir şey yapmak için
çok geç kaldı ğ ı birinin. Bir başkası nı n başı na gelmişti. Onun
değil. Arkadaşları
nı n onu köye taşımaları , helikopterin gelip onu alması , hastaneye
gidişi hepsi bir kabusun parçaları gibiydi. Uyanmak isteyip de uyanamadı
ğ ı bir kabus.
Son hatırladı ğ ı helikopterin pervanesinden gelen düzenli seslerdi.
Günlerdir dağ larda olmanı n yorgunluğ u ve kan kaybı yla kendinden
geçmişti.
Ameliyattan çıktıktan sonra kendine gelmesi iki gün sürmüştü. Hemşireyle
konuştuğunu hatırlıyordu. Sonra doktor yanı na gelmiş ona bir şeyler
söylemişti. Gerçekler ve hayaller birbirine karışmıştı . Zira doktor ona
mayına bastı ğ ı nı ve sağ bacağını dizinden kaybettiğini söylemişti.
Sanki
içindi iki kişi vardı . şimdiye kadar bildiği tanıdığı Cüneyt ve mayına
basmı ş Cüneyt. Bu ikincisine çok yabancıydı . Bu yabancı lı ğ ı n
yarattı ğ ı
dev dalgalarla boğuşan zihni, demir atacak bir liman bulamamanı n
çaresizliğ iyle yorgun düşmüştü. Sinir sistemi iflat etmek üzereydi.
Elleriyle yüzünü
kapattı . Ağladı ğ ı nı fark etti. Ne zamandı r ağlıyordu acaba?
Bacağını kaybettiğini kabullenmek ve hayatına yeniden başlamak Cüneyt’in
iki yılını
almıştı .
- Dokuz ay süren rehabilitasyon
çalışmaları ve protez bacağı Cüneyt’in yeni hayatında, alışmakta en çok
zorlandı ğ ı şeylerin başında
geliyordu. şimdi evinin terası nda oturmuş hayatını tamamen değ iştiren
o talihsiz günü düşünüyordu. Birkaç gün önce randevu almı ş olan
gazeteci bayan
gelmiş, ona, o gün hakkı nda sorular sormuştu. Sevgili Nazlı ’sı da
kahveleri getirmişti o sı rada. “O mayına bastı ğ ı m gün bacağ ı mı
kaybettim. Vatanı m
için helal olsun. Bugün çağrılsam yine giderim öbür bacağı mı da
veririm. Ne devletimden ne de bu milletten maddi hiçbir beklentim yok
benim. Allah’a
şükür oturarak para kazandığım bir mesleğim var. Bilgisayar
programcısıyım ben. Evet ekonomik özgürlüğüm var. Ama fiziksel
özgürlüğümü yitirdim ben.
Koşamı yorum rahat yürüyemiyorum, birini yardı mı olmadan yatakta
dönemiyorum bile. Benim milletimin insanları yatakları nda rahat uyusun,
işine okuluna
güven içinde gitsin diye ben fiziksel Özgürlüğümü kaybettim. Yazı n
bunları herkes bilsin. Bugün kimse beni hatırlamı yor. Ben Gazi’yim.O
mayı n benim
bütün hayatı mı değ iştirdi. Anne babalar da hiçbir karşı lı k
beklemeden evladı nı sever, korur, güvenliğini sağlamak için çabalar.
Ama yine de bir gün
gelip o evladı n onu hatırlamı sı nı ister, güzel söz duymak, takdir
edilmek ister. Uğ runda onca fedakarlı k ettiği evladı nı n onu sayması
nı ister. Bu
millet aynı nankör bir evlat gibi gazisini unutmuş. yılda bir gün, 19
Eylül Gaziler Günü, onu bile hiç kimse bilmiyor.” “Sakin ol canı m” dedi
Nazlı . “Daha
farklı ” konulardan bahsedelim istermisin?” Cüneyt’in yüzü kıpkırmızı
olmuş, gözleri dolmuştu. Dokunsalar ağlayacaktı . Ne kadar kaçsam da
saklanacak bir
yer yok işte düşündü. Gazetecinin sesiyle daldı ğ ı düşüncelerden
sıyrıldı . “Eşinizle nasıl tanı ştığınızı anlatı n biraz da.” Cüneyt
dönüp
gülümseyerek, gözlerinin içine bakan Nazlı ’nı n elini tuttu. “Can
yoldaşı m, arkadaşı m, yarim ve koltuk değ neğ im.. Nazlı ’m.. ben
şanslı bir gaziyim”
diye sözlerine başladı Cüneyt: - Çoğu arkadaşı mla iletişim halindeyim.
Büyük bir kı smı evliliklerinde ve özel ilişkilerinde problem yaşı
yorlar. Toplum
içine çıkmaya utanıyorlar. Kendilerine acı nmasından öyle çok
korkuyorlar ki. Bir gaziye en büyük acı ona acıyarak bakan insanları n
verdiğ ini biliyor
musunuz?. Neyse konuyu dağ ı ttı m yine. O olaydan sonra hayatı m çok
değ işmişti. Bana eski halimi hatırlatan hiçbir şeyi görmek
istemiyordum. O zamanlar
annem babam ve kı z kardeşimle beraber istanbul’da oturuyorduk. Hı zlı
çapkı n, basketbolcu, yakı şı klı Cüneyt artı k tarih olmuştu. Ben de
eski hayatı ma
ait her şeyden kaçmak istiyordum. Ailem istanbul’daki evimizi satı p,
burada bir ev aldı . Sessiz, sakin, küçük, bir yer burası . Acı ları mla
başbaşa kalmak
için ideal bir yerdi aslında. Gülerek sözünü kesti Nazlı : - Ama aşk sen
irahat bırakmadı işte. - Evet aşk inanı lmaz bir duygu. Bir mucize gibi
hayatı ma
girdi ve benim kendime ördüğüm kalın duvarları mı sanki kağıttanmı ş
gibi yı kı p, ikinci kez dünyaya gelmemi sağladı . O günlerde kendimi
sadece işime
vermiştim. Odama kapanı p bilgisayarımla meşgul oluyordum. Siparişle
çalışıyordum. Babamı n tanıdıkları , onları n ahbapları falan işte.
aslında iş
benim bahanemdi. Saatlerce odama kapanı p tüm zamanı mı bilgisayar
başında geçirerek, bir anlamda beynimi uyuşturuyordum. Düşünmüyordum.
Kaçarak, kapı ları
mı kapatarak bu anlamsı z yaşam beni bı rakana kadar zaman dolduruyordum
sadece... Yine dalı p gitmişti. O yalnızlı k, kimsesizlik, toplumun dı
şı na
itilmişlik duygusu onu hiçbir zaman bı rakmayacak mı ydı acaba? Nazlı :
“O zamanlar benim küçük bir dükkanı m vardı . Bilgisayar malzemeleri
satı yordum.”
diyerek Cüneyt’in kaldı ğ ı yerden sözü devraldı .” Sanı rı m evden çıktı
ğ ı ender zamanlarda geldiği ilk yer mecburen benim dükkanı m oluyordu.
Çünkü bu
küçük kasabada bilgisayar parçası satan tek yer orası ydı . Zamanla onun
bu uzak, gizemli duruşu, yalnızlığı bende merak uyandırmaya başladı .
Başlangı
çta tek niyetim onu tanı mak hikayesini öğ renmekti. Yani ilk görüşte
aşk değil bizimki.” - Ya benim, aşkla falan hiç bir işim yoktu. Dedim ya
bu dünyada
zaman dolduruyordum artı k. Aşk defterini de istanbul’da kapatmıştım
çoktan. - Dükkanı ma geldiği zamanlarda onu konuşturmaya çalı şı yordum.
Ama etrafı
nda öyle kalın duvarlar var ki... Ona ulaşma çabaları mı n hepsi bu
duvarlara çarpı p, tuzla buz oluyorlardı . Tüm elde ettiğ im nezaket
icabı söylenmiş
birkaç basit kelimeden ibaretti.” Cüneyt: “Ben de bu geveze beni neden
rahat bı rakmı yor diye sinir oluyordum. Hayatı ma hiç kimseyi çok fazla
yaklaştı
rmamakta kararlı ydı m. Birgün bana bir film CD si verdi. Mutlaka
seyretmemi, çok güzel olduğunu falan söyedi. Aradan birkaç gün geçtiğ
inde filmi beğ enip
beğenmediğini sordu. CD yi odamda bir köşeye atmış, çoktan unutmuştum
bile. Beğendim dedim. Ertesi gün elime bir kitap tutuşturdu. -Ben pek
kitap okumam
dediysem de kurtuluş yoktu. Bu böyle neredeyse 6 ay sürdü.” Gazeteci
dayanamadı : “ne kadar azimli bir çaba, doğrusu çok sabırlımışsıı z.
Nazlı
gazeteciyi yanıtlamakda gecikmedi: “Başlarda her şey bir oyun gibiydi.
Onu çözmek, tanı mak istiyordum. Onun o duvarları n ardında saklanan
gerçek kişiliğ
ini merak ediyordum. Bir gün yine dükkandayken ansı zı n kalp atı şları
mı n hızlandığını fark ettim. Bunu ne olduğunu anlamamı ştı m. O
gittikten sonra
düşünmeye başladı m. Ve o zaman anladı m ona aşı k olduğumu. Artı k
onunla arkadaş olmaktan daha fazlası nı istiyordum. Öyle sessizce, öyle
yavaşça gelip
girmişki yüreğ ime hiç anlamamışı m bile.” - Ya siz Cüneyt bey, bunca
zaman ona karşı hiçbirşey hissetmediniz mi? - Sanı rı m, ben,
etrafımdakilerin
duyguları nı fark edemeyecek kadar kendi trajedimle meşguldüm. Biraz da
onun kadar tatlı , cana yakın bir kı zı n benimle ilgilenmesine ihtimal
vermiyordum
sanı rı m. - Peki, Nazlı , bu durumu sen nasıl değerlendirdin? - Benimse
artı k onunla arkadaş olma çabaları m, git gide zayıflıyor, aylar
geçtikçe
ümidimi kaybediyordum. Bu arada Antalya’daki ablam hamileliğinin son ayı
na girmiş ve yardıma ihtiyacı nı söyleyerek beni yanına çağ ı rı yordu.
Cüneyt’i
sı k sı k görmek, onun ilgisizliğiyle yüzleşmek benim için son
zamanlarda çok acı verici hale gelmişti. Belki bir süre onu görmezsem
unutur, yüreğimden
atabilirim diye düşündüm. Ve dükkanı devredip Antalya’ya ablamı n yanı
na gittim. Sonrası nı sen anlat istersen canı m. Cüneyt, yüzünü denizden
esen melzeme
vermiş, geçmiş günleri düşünüyordu. Kabuğunda ve yalnız yaşadı ğ ı o
boşa harcamış günler.. Hayatı nı n son dört yılında hiç olmadı ğ ı kadar
mutlu,
huzurlu ve dolu dolu yaşadı ğ ı nı düşündü. Sonra Nazlı ’nı n kaldı ğ ı
yerden anlatmaya başladı . - En az haftada birkez onun dükkanına uğrar
olmuştum.
Bir iki hafta onun yokluğunu önemsemedim. Sonra dükkana daha sı k
gitmeye başladı m. Her seferinde bir bahane bulup Nazlı hanı mı sormaya
gidiyordum. Ama
cesaret edemiyordum. en sonunda dayanamadı m, sordum. Dükkanı
devrettiğini duyunca, nedenini bilmediğim bir rahatsı zlı k hissetmeye
başladı m. Eve gidip
bana verdiği ve benim de bir kenara koyup hiç ilgilenmediğim kitaplara,
filmeler baktı m. Sanki bana bir haber vereceklermiş gibi. Yavaş yavaş
duyduğ um
rahatsı zlı k artı yordu. Huzurumu kaybetmiştim. o sı cak gülümsemesi,
gözlerimin içine bakı p benimle konuşması .. Her anı m, odam, evin her
köşesi Nazlı
’yla dolmuştu. Kitapları okumaya başladı m. Oysa ki kitap okumayı pek
sevmeyen biriydim. Bir süre sonra anladı m ki bu kitapları n ve
filmlerin ortak bir
noktası vardı . Hepsi de birbirine benzer mesajlar veriyordular.
“Hayattan kaçamazsı n. yaşarken ölünmez” diyorlardı . “Hayat, bazen çok
acımasız olsa da,
çok derin yaraları mı z olsa da içimizde hayata dair bir ümit, bir
tohum, hep vardı r. Ve biraz su biraz güneş buldu mu hemen filizlenip,
yeşeriverir.”..
Oturup düşündükçe Nazlı ’nı n bana olan ilgisini her fırsatta nasıl
belli ettiğini anlamaya başladı m. Bunca zaman bunu nasıl görememiştim.
Nazlı
kimsenin yapamadığını yapmış, içimdeki o küçük tohuma can vermişti.
şimdi filizlenmek için hevesleniyordu ama hala çok zayı f ve
cesaretsizdi. Üstelik
bencilliğ im ve duyarsı zlı ğ ı mla onu örselemiştim. nasıl böyle kör
olabilmiştim? Kendi hislerime bile kulakları mı tı kamı ş olduğu mu fark
etmiştim.
Bunu kendime itiraf etmem çok zor olmuştu ama anlamı ştı mki ben uzun
zamandı r o dükkana sadece Naslı ’yı görmeye gidiyordum. Duyguları mı
anlamı ştı m
anlamsı na da şimdi bunu Nazlı ’ya nasıl söyleyecektim. Dükkana gidip
sordum, birkaç tanı dı ğ ı , konu komşuya ama faydası z. Ona
ulaşabileceğ im bir
telefon ya da adres bulamamı ştı m. Açı k açıkda soramıyorum ki..
Beklemeye başladı m. Hergün dükkanı n civarı nda bir tur atmayı
alışkanlık haline
getirmiştim. Ailem de bendeki değ işime hayert ediyorlardı . Nazlı ’yı
kaybettiğ imi düşünmek, bana yanı mdaki sevdiklerimin değ erini yanı
mdayken bilmem
gerektiğini öğretmişti. iş işten geçmeden yani. inanı r mı sı nı z
yıllardır anneme onu sevdiğimi söylememiştim. Askerden önce kı z
kardeşimle saatlerce
sohbet eder, dertleşir, her şemizi paylaşı rdı k. Askerden döndükten
sonra onunla da aynı evin içinde iki yabancı gibi olmuştuk. Hayatı mı
geri kazanmak
zorunda olduğumu fark ettim. O mayın benim sadece bacağımı almı ştı ama
ben kendimi müebbet hapse mahkum etmiştim. Eski, neşeli, vurdumduymaz
Cüneyt
olmam mümkün değ ildi ama ben ölmemiştimki. Yaşı yordum. Evet bunu
yeniden hissetmiştim. yıllar sonra, yaşadı ğ ı mı hissetmiştim. Nazlı :
-”Böyle olacağı
nı bilseydim daha önce giderdim Antalya’ya.” dedi gülerek. “Ara sı ra
buraya gelip bir iki gün kalı p yine dönüyordum ama Cüneyt’le hiç
karşılaşmadı k o sı
rada. Kısmet işte?” - “Nazlı ’yı en son görüşümün üstünden bir yıla
yakın zaman geçmişti. Bir gün deniz kenarında dolaşırken birden bire onu
gördüm. Bir
yıl sonra tekrar karşımdaydı işte. Mümkün olsa ona koşmak isterdim o
an.” -”Neyse ki yaptığı m aptallı ğ ı telafi etmek için çok geç
kalmamıştım. Zaten
gereksiz yere çok zaman kaybettiğ imiz için işin geri kalan kısmında
kestirmeden gittik. Bir hafta sonra ona evlenme teklif etmiştim bile.” -
“Peki ya siz,
çevrenizden hiç tepki aldı nı z mı Nazlı hanı m?” - “Tabi. Başta ailem
karşı çıktı ama mutluluğumun, gözlerime yansı yan o ışıltısına karşı
fazla
direnemediler. Aradı ğ ı mı bulmuştum. Daha fazla oyalanmak için de
hiçbir sebep yoktu. Ve o güne dek yaptığı m en güzel şeyi yaptı m.”
Nazlı , Cüneyt’e
dönüp elini tuttu “Seninle evlendim” diyerek sözlerini sürdürdü. “Ara
sıra tartştığmız oluyor ama birbirimize sevgimiz, saygı mı z hiç
eksilmedi..
Tersine her geçen gün daha da serpilip, büyüyor, olgunlaşıyor.”
.
|