|
Terörle Mücadele Gazisinin serzenişine ve yaşadığı drama kulak verelim: |
|
KORE GAZİLERİ? NİN KURDUĞU
DERNEK GAZİ ADINI ALAMADI! 8 MART ?DÜNYA KADINLAR GÜNÜ? NDE UNUTTUĞUMUZ KADIN GAZİLER UZMAN JANDARMALAR Gönül Penceresi - A. Gönül PALALAR Bakış Açımız - Bnb. (E) Ş.Ercüment GÜNGÖR EMEKLİ SANDIĞI? NIN FENDİ PTSD? Lİ GAZİYİ YENDİ |
|
Gazi Polisine Sahip Çık!!! |
||
Terörle Mücadele Gazisinin
serzenişine ve yaşadığı drama kulak verelim:
BENİM VATANIMA SAHİP ÇIKTIĞIM GİBİ GİBİ VATANIM DA BANA SAHİP ÇIKMALI
Hazırlayan: A. Gönül PALALAR
Vücutlarında herhangi bir uzuv kaybı yok.
Ancak ruhlarında açılan derin
yaralar var. Zaman zaman kanayan ruhsal yaralar gazileri, eşlerini,
çocuklarını ve yakınlarını kara bulut gibi kaplıyor.
2006 yılının Aralık ayında Gaziler dergisinin merkez telefonu çaldığında,
karşıdaki titrek ve üzgün tondaki ses bir gazinin ağbeyine aitti. Gazi
kardeşinin yaşadığı dramı, çekilen ıstırapları, gazi ünvanı için verdikleri
hukuk mücadelesini Gaziler dergisi aracılığıyla ve de belgeleriyle kamuoyuna
ve yetkililere duyurmak istiyordu. Ancak bir talebi vardı; isim ve
fotoğrafların yayınlanmasını istemiyordu. Gönderilen materyaller arasındaki
Kara Kuvvetleri Sağlık Daire Başkanlığıı na, gazimiz tarafından yazılan
dilekçe, onbinlerce gazinin yaşadığı ızdıraplara işaret etmekteydi.
Gazilerin en temel sorunları ne idiı Elbette yanıtı gün gibi aşikardı; Geç
Anlaşılmak.
Ne yazık ki, Türkiyeı de gaziler ünvanlarını kolay elde edemiyorlar. Gazilik
kimlik kartına ve maaşına hatta madalyaya ulaşamıyorlar. Özlük haklarına
sahip olmak ise büyük hukuk mücadelesi gerektiriyor.
Gazimiz, Terörle Mücadele gazisi. Çakı gibi bir Komando askeri. 1990ı nın
Ağustosunda ayağını mermi sıyırır. 10 günlük tedavinin ardından ayağa
kalkıp, savaş alanına dönüyor. Çatışmalara giriyor, yanında hem arkadaşları
hem de komutanı şehit oluyor. Savaşın acımasız yüzüne tanıklık ediyor.
Ruhunda derin yaralar açılıyor. Eve dönüyor, gizli yarasını tedavi etmeye
çalışıyor, ancak başaramıyor. Çünkü ruhta açılan yaralarla tek başına
mücadele etmek güç. Devlete gidiyor, gazilik haklarını talep ediyor.
Ve hala bekliyor, bekliyor...
Askere ıSağlamı Gitti
Kahramanımız 1969 doğumlu. 1990ı da askerlik çağında 1.73 boy, 60 kiloda.
Askeri Hastane Sağlık Kurulu raporunda ıKomandoı olur diyor. İç
hastalıkları, sinir ve ruhsal hastalıkları, cilt hastalıkları,
kulak-burun-boğaz, göz hastalıkları hepsinden ısağlamdırı onayını alıyor.
1990 Şubatında sevki alınıyor ve Dağ Komando Okulu çavuş talimgahına
gönderiliyor. Sıkı ve disiplinli bir eğitimden geçiyor. Terörle Mücadele
saflarına katılmak için savaşın yoğun yaşandığı noktalardan birinde
görevlendiriliyor.
Askerden kaçanların arttığı, askerden firar etmeyi teşvik eden büyük
sanatçıların (!) olduğu zaman diliminde, o, bölücü terörü Kuzey Irakı a
kadar kovalıyor.
1990 Ağustosunda girdiği bir çatışmada ayağından vuruluyor. Askeri hastanede
tedavisini yaptırıp, tekrar arkadaşlarının yanına dönüyor. Beş kez çatışmaya
giriyor. Silahlı çatışmada arkadaşlarının ve astsubayının şehit olmasına
tanıklık ediyor. Silah sesleri, cesetler, barut ve yanık etin yaydığı
kokular, kabus dolu günler, ölümle yaşam arasında med cezirlik anlar
kahramanımızı etkiliyor. Çok az kişinin tanıklık ettiği savaşın acımasız
yüzüne, yani anormal bir duruma haklı olarak normal bir tepkide bulunuyor.
Bedelini ise ruhunda açılan yaralarla ödüyor.
Eve Dönüş ve İkinci Savaş
18 aylık görev süresi bitiyor. Komando taburundan terhis ediliyor. Firar
yok, hapislik yok. Tertemiz bir askerlik görevini yerine getiriyor. Üstelik
terörün en yoğun olduğu dönemde ve en yoğun yaşandığı bir bölgede.
Yıllar geçiyor. Toplumsal yaşama intibak etmekte güçlük çekiyor. Göğüsünde
daralma hissi, halsizlik, sıkıntı, kabuslar görme, karanlıktan korkma, evde
yalnız başına kalamama, aile fertlerine şiddet uygulama tarzında şikayetleri
başlıyor. 1995ı te sivil bir psikiyatrist trafından tedavi ediliyor.
Korkular, yorgunluk, halsizlik yakınmaları devam ederken, kabuslar ortadan
kalkıyor. Ancak iştahsızlık, mide bulantısı gibi yan etkiler sebebiyle
tedaviyi bırakmak zorunda kalıyor. İlacı bırakmanın ardından ise kabuslar
tekrar başlamış.
Kara Kuvvetleri Sağlık Daire Başkanlığıı na bir dilekçe yazan gazimiz,
yaşadıklarını şöyle dile getiriyor; ıSivil hayatta unuturum sandığım
olaylar, beynimde daha fazla büyümeye başladı. Askerden geldikten bir yıl
sonra evlendim. Şu anda 11 yıllık evliyim, ama evliliğimi hiç yaşamadım.
Psikolojik sorunlarım olduğundan hiç bir yerde uzun süreli çalışamadım.
Sorunlarımdan bazıları şunlar; Banyodan çıkmamak, kolumdaki saati, yüzüğü
yıkamak, ayakkabımı ve kemerimi yıkamak. Devamlı kendimi pis hissediyorum.
Evde kaldığım zaman bütün dokunduğum yerleri eşime sildiriyorum. Eşimin de
sabrı tükendi. Boşanma noktasına kadar geldik. Ailem, akrabam, eşim-dostum
dediğim insanların kalbini kırdım. Üstelik bu insanlar sayesinde hayatta
kalabildim. Kaç kez intihar etmeyi düşündüm. Bu hastalığımdan kurtulmak
istiyorum, çünkü 10 yaşında bir çocuğum var, aynı evin içinde beni örnek
alarak büyümesini istemiyorum. İçimde yaşama arzusu yok ama ailem için
yaşamak istiyorum.ı
Hak Verilmiyor Alınıyor!
Çaresiz ve yalnız kahramanımız ordunun el uzatmasını talep ediyor mektubunda
ve devlete sesleniyor: ıBenim vatanıma sahip çıktığım gibi, vatanımın
büyüklerinin de bana sahip çıkmasını istiyorumı ve hukuk savaşını başlatıyor
kahraman gazimiz.
Bu yaşanılan drama ilgisiz kalmak vicdanlara kilit vurmakla örtüşmektedir.
Savaşa gideceksiniz, yaralanacaksınız, sırtınızı kalkan yaptığınız silah
arkadaşlarınızın ölümüne tanık olacaksınız, üstelik sizin için en önde
giden, sevk eden komutanınız toprağa düşecek ve siz ıgazilikı ünvanını almak
için hukuksal yollara başvuracaksınız.
Bu nasıl bir çelişkidirı
Bir taraftan Kara Kuvvetleri Personel Daire Başkanlığıı ndan Tuğgeneral R.
Atilla Onkök dönemin kuvvet komutanı bugünün Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Yaşar Büyükanıt adına kahraman gazimizi bir Ramazan Bayramı dolayısıyla
kutlar: ıVatan ve millet sevgisiyle, kutsal idealler uğruna güvenliğimizi
ifa ederken yaralanarak malül kalan siz değerli gazimizin Ramazan Bayramını
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt adına kutlar, sağlık ve
esenlikler dilerimı.
Diğer taraftan ise gazimiz ünvan almak için yoğun bir bürokrasi ve hukuk
mücadelesine girmektedir. Bu çelişkiyi görmek ve anlamak durumundayız. Hak
verilmez alınır yerine hak alınmaz verilir anlayışı hiç olmazsa gazi nüfusu
üzerinde uygulamaya konulmalı.
GATAı nın Teşhisi Açık ve Net
Kahraman gazimizin dilekçesine yanıt vermekte gecikmez Kara Kuvvetleri
Komutanlığı. GATAı ya sevkini çıkarır. 2004 yılının Eylülünde GATA
psikiyatri kliniğinde tanı konulması için kontroller başlar. 15 gün sonra
taburcu edilir. Ancak tanı ertelenir. İki ay sonra tekrar kontrole gelmesi
istenir.
Aralık 2004ı te, yapılan psikometrik değerlendirmeler sonucu Anksiyete
bozukluğu tanısı konur. Konu klinik konseyinde görüşülür. Tedavi
düzenlenerek iki ay sonra kontrolü önerilir.
Nihayet 2005ı in nisanında GATA kesin tanıyı açıklar; Kronik Travma Sonrası
Stres Bozukluğu. Sonuç bölümü ise şöyledir; ıGATA Sağlık Kuruluı nun
13.04.2005 gün ve 1285 sayılı B/16 F1 askerliğe elverişli değildir.
Hastalığı askerlik döneminde yaşadığı olayların sebep ve tesiri ile meydana
gelmiştirı
5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunuı nun 64. maddesi Harp Malülünü tanımlar,
ıHarpte, harp bölgelerindeki harp harekat ve hizmetleri sırasında, bu
harekat ve hizmetlerin sebep ve etkileriyle, her çeşit düşman silahlarının
etkisiyle yaralananlara harp malülü denirı ve yine aynı kanunun 56.
maddesine göre de aylık bağlanır.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2005ı in Haziranında gazimizin evraklarını
Emekli Sandığına gönderir.
Neyi Bekliyorsunuzı
Gazimizden istenilen evraklarda hazırlanır ve gazilerin özlük haklarına
yanıt veren Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüı ne yollanır.
Eylül ayına gelindiğinde Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Tahsisler Dairesi
Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığıı na gazimizle ilgili bir yazı
çıkarır. Terör olayı ön raporları ile terhis teskeresinin aslını ya da
aslına uygun onaylı suretlerini talep etmektedir. Aralık ayında ise Kara
Kuvvetleri Komutanlığıı ndan tekrar sağlık kurulu raporu (GATA Prof. Sağlık
Kurulu Raporu) istenir. Talep, yeni bir teşhisin daha geniş bir komisyon
tarafından konulması anlamındadır.
Ocak 2006ı da Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüı
nün yazısına ilişkin GATAı dan yeni bir rapor istenilmesine karar verir.
GATA, Kahraman gazimizi yeniden psikometrik değerlendirmeler için kontrole
çağırır. Gerekli çalışmalar gazimiz üzerinde yapılır. Sonuçta 35 kişiden
oluşan Prof. Sağlık kurulu üyeleri oybirliği ile teşhis ve kararını raporda
dile getirir; ıTeşhis; Kronik Nitelik Kazanmış Travma Sonrası Stres
Bozukluğudur: Karar; B/16 F1, Askerliğe elverişli değildir. Hastalığı
askerlik döneminde yaşadığı olayların tesiri ile meydana gelmiştir.ı
Tarih Şubat 2006ı dır.
Kahraman gazimiz bu arada Mart 2006ı da, Sağlık Raporunun kararı ve konulan
teşhisi göz önünde tutarak, Mehmetçik Vakfıı ndan yardım talebinde bulunur.
Dilekçesi vakıf tarafından incelenir. Bazı belgeler talep edilir. Ancak
istenilen belgelerden biri Emekli Sandığı tarafından verilecek olan
belgelerdir. O da Emekli Sandığı tarafından gazi maaşına bağlanma
belgesidir. Oysa gazimiz Emekli Sandığıı nın kapısında gazi ünvanı almayı
beklemektedir. Bu nedenle Mehmetçik Vakfıı nın yardım edebilmesi için
istediği belgeyi temin edememektedir.
Tarih 2007 Ocak.
Yeni bir yıl ve gazimiz için yeni bir bekleme dönemi.
O, şimdi sessiz ve yalnız bekliyor. Peki yetkililer ne bekliyorı
PTSD YA DA TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU NEDİRı
Bilindiği gibi travma canlı üzerinde beden ve ruh açısından önemli ve
etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantı olarak tanımlanmaktadır.
Psikolojik travma; kişinin duygusal, fiziksel ve zihinsel bütünlüğünü
zedeleyerek, yaşantısına darbe vuran ve ruhsal bozukluklara iten dramatik
olaylardır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu ya da bilimsel adı ile PTSD,
(Post Travma Stress Disorder) özellikle savaş ve terör, saldırı ve cephe
yaşantısı gibi olayların ardından ortaya çıkabilen ve psikolojik travmaların
yarattığı ruhsal sorunlardır.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu
İnsanlar yaşadıkları ortamın düzenli ve sürekli olmasını isterler ve bunun
gereksinimini duyarlar. Yarının şu anın devamı olmasını, kesintisiz bir
yaşamı arzularlar.
Kişinin yaşamını, yaşam döngüsünü tümü ile değiştiren olaylar, kişinin
yaşamında önemli yeri olan kişilerin yitirilmesi ve/ veya buna neden olan
olaylar insanda ciddi, zaman zamanda kalıcı psikolojik yaralanmalara neden
olur.
Travma sonrası stres bozukluğu savaş, kaza, terör, saldırı, tecavüz gibi
gündelik yaşamın dışındaki yaşantılardan sonra ortaya çıkabileceği gibi,
deprem, sel, yanardağ patlamaları gibi doğal afetlerin ardından ortaya
çıkabilen ve psikolojik travmaların yarattığı ruhsal sorunlardır.
Travma sonrası anılar çok canlıdır, olayı anımsatan ve tekrarlayan rüyalar
sık görülür. Olayı anımsatan en ufak bir hatırlatıcı karşısında, olayın
tekrar yaşanması ve gerginlik hissi yaygındır, stres veren yaşantıyla ilgili
olan her türlü hatırlatıcıdan kaçınma dikkat çeker.
Psikolojik duyarlılık ve uyarılmada artma görülür; duyarlılığı ve uyarılmayı
arttıran semptomlardan da mutlaka ikisi görülür.
Bunlar;
* Uykuya dalma ve uykuyu sürdürmede güçlük
* Patlama halinde kızgınlık ve sinirlilik
* Konsantrasyon güçlülüğü
* Aşırı şaşkınlık
* Aşırı temkinlilik
Travma-sonrasında kişiler izlendiğinde ya da yakınlarının ifadelerinde
travma öncesi ile travma sonrası kişilik özellikleri arasında tanı koyacak
kadar büyük bir farkın olduğunu gözlediklerini bildirilir.
Dış dünyaya karşı kızgınlık, sosyal yaşamdan geri çekilme, boşluk,
ümitsizlik duyguları, gerçek ve görünürde bir neden yokken sürekli tehdit
algısı içindeymiş duygusu taşımak, sık sık ifade edilen ve gözlenen
semptomlardır.
Yaşanan travmatik olaydan sonra, yaşam artık travmadan önceki yaşam ve
travmadan sonraki yaşam olarak ikiye ayrılmıştır.
Travmatik olaylar kişilerin yaşamında kaçınılmaz bazı değişikliklere neden
olur. Değişen roller, iş sorunları, ekonomik sorunlar, okul sorunları, göç,
sosyal desteğin azalması, sağlık sorunları, aile içi ilişkilerde ortaya
çıkan sorunlar gibi.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri
* Hayatta kaldığı için kendini suçlu hissetme
* Olayın yaşanmasına ve neden olanlara kızgınlık
* Yaşamla ilgili umutlarını yitirme
* Amaçların anlamsızlaşması, herşeye karşı ilgisizlik
* Aşırı yemek yeme
* Yoğun duygusal değişiklikler
* Huzursuzluk
* Tehdidin yol açtığı aşırı gerginlik
* Yoğun duygusal bağların olduğu kişi ve objelerin kaybında yaşanan acı,
tutulan yas
* Dikkati yoğunlaştıramama
* Travma yaratan olayla ilgili sık sık kabus görme
* Baş dönmesi, baygınlık hissi, göğüs ve kalp bölgesinde ağrılar, kalp
çarpıntıları, adale ağrıları, halsizlik, nefes almada sorunlar, bulantı,
sindirim sistemi ile ilgili şikayetler gibi bir takım fiziksel sorunlar
* Korku ve kaygılar.
Travmatik Etkilenmede Risk Grupları
* Yaşantının şiddeti (Yaşamda meydana getirdiği değişiklikler)
* Kişilik özellikleri (Geçmişteki travmalar, sorunlar, klinik düzeydeki
depresyon)
* Geçmiş psikopatolojik durum
* Yakın geçmişteki kaygı ve depresyon
* Çocukluk dönemi travması
* Cinsiyet (Kadınlar daha çok etkileniyor)
* Düşük eğitim düzeyi ve sosyo-ekonomik durum
* Travmaya ailenin yaklaşımı
Travma Sonrası Sorunlarla Nasıl Başa Çıkabilirizı
Stresle başa çıkmada kişilik özellikleri çok önemlidir. Yeterlilik, kendine
güven, güçlülük, sağlam ego, yaşamda tutarlılık, esprili kişilik,
entellektüel becerilerin varlığı, heyecan arayan kişilik yapısı stresle başa
çıkmada artı puanlardır.
Travma sonrası stres bozukluklarında genellikle psikoterapi uygulanması
tercih edilir, uygulanan terapilerin ortak özelliği kişiye stresle baş
etmenin yollarını göstermesidir.
Psikoterapiler: Bireysel ya da grup halinde uygulanır. Travma sonrası
sorunların çözümü ve yeni yaşama uyum sağlamayı amaçlayan destek
çalışmalarıdır.
Uygulamalı Teknikler: Bu teknikler yoğun bir eğitim programı içinde kişilere
verilir ve daha sonra kendi başlarına uygulamaları istenir. Stresle başa
çıkmak ve yaşamı verimli kılmak için kullanılır.
* Görsel İmaj Teknikleri: Kaygı duyulan durum, obje bellekte en ince
ayrıntısına kadar canlandırılır. Bu durumda neler hissettiği sorularak
olaydan etkilenme derecesi zaman içerisinde azaltılır.
* Sistematik Duyarsızlaşma: Olumsuz duygu ve düşüncenin nötrleşmesi amacıyla
yapılır, kademeli iyileşme sağlanır. Stresi azaltacak şekilde en rahatsız
ediciden en çok rahatsız ediciye doğru bir uygulama içerir.
* Psikodrama: Gruplara uygulanan bir tekniktir. Kişi diğer kişilere rol
vererek yaşadığı ve kendini rahatsız eden yaşantıları grup içinde
canlardırır. Olayı tekrar tekrar canlandırarak, yaşayarak, duyguları ve
düşünceleri ile yüzleşir.
* Nefes Alma Teknikleri: Nefes almayı düzenleyerek gerginliği gevşemeye
dönüştürmeyi ve bu şekilde gerginlikten kurtulmayı sağlar.
* Gevşeme Teknikleri: Kas ve sinir sistemini rahatlatıcı çeşitli hareketleri
içerir.
* Aşılama Çalışmaları: Kaygı uyandırıcı düşünülen durum veya objeye karşı
kişi önceden alıştırılır. Kişi gerçek olayla karşılaşmadan önce benzer
olayla karşılaştığı için olaya karşı hazırlıklı olur
Gönül Penceresi - A.Gönül PALALAR
İNSANLIK SUÇUNA İZİN VERENLERE MADALYA
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
üzerine yazmayı düşünürken, Vatan gazetesinde
yayınlanan bir haber karşısında adeta şok oldum. İnsan, bazen insanlığından
utanır ya... İşte öylesine utandım. Gerçekten, insanlık nereye koşuyor, ne
yapmak istiyor, uygar bir dünyada mı yoksa karanlık bir çağda mı yaşıyoruzı
Haber, 8 bin insanı gözlerini kırpmadan katledecek, kadınlara ve kız
çocuklarına tecavüz edecek barbarlara hemde içki ve sigarayla kutlayarak,
teslim eden Hollandaı lı askerlere madalya verilmesini aktarıyordu.
Düşünebiliyor musunuz, medeniyetin beşiği (!) şeklinde dillendirilen Batıı
nın bir ülkesi, tarihin karanlık sayfalarına geçmiş bir vahşete izin
verenleri onurlandırıyor.
Uzak geçmişi değil, 10-15 yıl öncesini hatırlayalım, karelerden birine
Yugoslavyaı ya kalın bir büyüteçle bakalım. Neler yaşanmıştı, baskı ve
zulüm gören onbinlere şimdi ne olduı Unutuldu. Eğer unutturulmasaydı,
Hollandaı lı askerlerin madalya ile onurlandırılmaları dünyada büyük bir
yankı oluşturdu.
Bosnaı da yedi müslüman kadına tecavüz ettiğini, bu kadınlardan ikisini
öldürdüğünü, ayrıca onsekiz cinayet işlediğini itiraf eden, Saray Bosna
cezaevinde hapis yatan, Sırp ordusunun erlerinden Borislav Herak ıBosnalı
müslüman kadınlara tecavüz emrini komutanlarım verdi, tecavüz edersek daha
iyi savaşacağımızı söylüyorlardıı şeklindeki beyanı ile eski Yugoslavyaı da
yaşanan dramı açığa çıkarıyordu.
Yine bir başka Sırp askeri Cvjetin Maksimaviç, savunmasında sadece ıemir
aldımı diyebiliyordu. Tecavüzcü sözde askerler kendilerini böyle savunurken,
kurbanlardan müslüman bir kadın yaşanılan vahşeti şöyle ifade ediyordu:
ıSavaştan önce Dobajı da yaşıyordum. Dobaj düşman eline geçince Grobskaı ya
kaçtım. Ama kısa bir süre sonra Sırplar orayıda ele geçirdiler. Erkekleri
tutukladılar. Kadın ve çocukları alıkoyup, kenti ateşe verdiler. Bizi bir
köye getirip, okula kapattılar. Götürüldüğümüz kampın tek bir amacı vardı;
insanları aşağılamak. Orada kaldığım süre içinde defalarca tecavüze uğradım.
İşkenceye maruz kaldım. Sırplar bu kampı çocuk üretme fabrikasına
çevirmişlerdi.ı
Sırplar tarafından tecavüze uğrayan bu müslüman kadın karnındaki çocuktan ya
o dönem kurtuldu ya da doğurdu. Şimdilerde o çocuğa annelik yapmanın güçlüğü
içerisinde belki de acı bir yaşamı idame ettiriyor.
Alman Parlementosuı nun bayan milletvekillerinden, Hür Demokrat Parti Üyesi
Uta Wülref, 11 Aralık 1992ı de, Sırpların, toplama kamplarında 50 bin
kadının ırzına geçtiklerini açıklamıştı. Bosna-Hersekı te yaşanılan toplu
kadın tecavüzü, bu savaşın belki de bir stratejisi olarak ve insanı,
insanlığından utandırarak bir nitelikte her zaman hatırlanacak.
Kadınlık olgusunun adeta ısoykırımı a uğradığı bir süreçte, 8 bin insanı
Sırplara teslim ederek, kurban eden Hollandalı komutan Thom Karremans, o
madalyaya baktığında, vahşetin dişlileri arasında öğütülen kadınları
görebiliyor muı Onların acıları komutan Karremansı ın vicdanını dürtüyor muı
Bir anneden doğduğunu aklına getiriyor muı
Komutan Karremans ve askerlerine Birleşmiş Milletler Gücü kapsamında
Srebrenicaı da masumları koruma görevi verilmişti. Ancak eli kanlı Sırp
komutanı Patka Mladicı e sivilleri teslim eden Karremans, bu ıalış-verişiı
Sırp canisiyle içki içerek kutlamıştı. İnsanlık dışı bu davranışı, Hollanda
Savunma Bakanı Henk Kampı ın ıaskerleri suçlamak doğru değil, yeterince
silah ve ekipmandan yoksundular, yetkileri yetersizdiı diyerek savunması
bardağı taşırdı.
Hollanda Savunma Bakanı Kamp, nasıl olurda iyi bir askerin koşullara
bakmaksızın durumdan görev çıkaracağını bilemiyorı İyi, nitelikli bir
askerin sivil masumları katillere teslim etmemesi gerektiğini tüm dünya
bilmekteyken, böylesine bir yaklaşım sergileyen savunma bakanına uygar,
çağdaş, denilebilir miı Üstelik bakan Kamp, bu savunmayı sivillerin
katledilmesine aracılık eden 450 askere madalya verirken yapması da çok
manidar.
ı8 Mart Dünya Kadınlar Günüı kutlamalarının, etkinliklerin yapıldığı bir
süreçte sözde kahraman Hollandaı lı askerlere madalya verilmesini sessizce
izlemeyelim. Demokratik yollardan bu garebete tepki verelim. Madalya töreni,
Hollandaı nın Assen kentindeki bir askeri üste yapıldı. Protesto
fakslarıyla ya da internet aracılığıyla bu insanlık ayıbının üstüne gidelim
Bakış Açımız - Bnb. (E) Ş. Ercüment
GÜNGÖR
UMUTSUZLUĞA KARŞI ÖRNEK BİR DAVRANIŞ
Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Şubat ayında, ABD
ziyaretinde, dönüm noktası niteliğinde önemli mesajlar verdi. Güvenlik ve
uluslararası politika konusunda yaptığı vurgular tarihe kayıt geçilmeli.
Türkiye Cumhuriyetiı nin 1923 yılından bugüne, bu denli büyük tehdit, risk
ve sorunlarla karşı karşıya kalmadığını belirten Büyükanıt, bölgemizdeki
gelişmelerin altını çizdi:
ıHududumuzda Irak sorunu var. Bu bölgenin, komşuların ve ABDı nin sorunu.
Irakı ın kuzeyi ayrı sorun, bütünü ayrı sorun. Irak, bölünme tehlikesiyle
karşı karşıya. Irakı ın kuzeyinde bir terör örgütü var. Bu Türkiyeı nin
sorunudur, bölgenin sorunudur. Türkiyeı nin Kıbrıs ile ilgili sorunu var.
Kafkaslar potansiyel risk bölgesidir. Yarın ne olacağını bilmiyoruz. İran
sınırı da öyle. Bu sorunları tek başına mı yoksa uluslararası ilişkilerle mi
çözeceğiz. Türkiyeı nin karşı karşıya bulunduğu sorunlar, kendi aralarında
dokusal ilişki içindedir.ı
Diğer taraftan, yine 9 Şubatı ta Almanyaı da Münih kentinde
gerçekleştirilen ve güvenliğin DAVOSı u olarak kabul edilen askeri ve
güvenlik politikasının ele alındığı Uluslararası Güvenlik Konferansıı nda,
Rusya devlet başkanı Putinı in ABD ye çıkışıı da dünya gündemine oturdu.
Putin açık ve net bir biçimde ABDı nin dış politikasına meydan okudu. ABDı
nin birçok alanda sınırları aştığını ve herkese isteklerini kabul ettirmeye
çalıştığını, Washingtonı un tek yanlı politikalarının dünyada silahlanmayı
teşvik ettiğini söyledi. Bu çıkışı, soğuk savaş metafaru olarak
değerlendiren çok sayıda politik uzmana rastlandı.
Nereye gidiyoruz, yarın ne olacak gibi sorular, ister istemez kaygı ve
endişe duygularını harekete geçirdi. Ümitsizlik gölgesi, insanımız üzerine,
giderek büyüyen boyutlarda çökmeye başladı. Son büyük ekonomik krizin
tetiklemesi sonucu bir güvensizlik, karamsarlık tablosu seyrediliyor.
Böylesine bunalımlı bir süreçte Büyükanıtı ın anlamlı bir mesajı daha vardı:
ıBazı korkularımız var. Bunların üstesinden gelmemiz gerekiyor. Türkiye
bölünüyor muı Kim bölecek Türkiyeı yiı Kim bölebilirı Türkiyeı yi bölmeye
kimin gücü yeterı Türkiyeı yi bölmeyi rüyalarında görenler, bu rüyanın
sonunda kabus görür. O dinamik güçler, Türkiyeı yi koruyan o dinamik güçler
var olduğu sürece, o rüyayı görenler kabusla uyanırlar ve derslerini
alırlar. Bir kere buna inanmamız lazım. Biz inanıyoruz... Hiç kimse, hiçbir
kurum Türkiyeı yi Anayasasıı yla belirlenmiş rejimin dışına çıkaramaz.
Türkiye demokratik, laik, sosyal ve üniter bir devlettir. Bunun dışına
Türkiyeı yi çıkaracak hiç bir güç yok ve olmayacaktır.ı
Orgeneral Büyükanıt, bu olumsuzluklara karşın bugünkü durumumuzun, Samsunı a
çıkmadan önce Atatürkı ün karşı karşıya olduğu sorunlardan büyük olmadığına
vurgu yaparken, en büyük kötülüğün ümitsizlik olduğunu kaydetti:
ıTürkiye Cumhuriyeti, onu oluşturan insanlar ümitsiz olduklarında
kaybederler. Kendimize güvenmemiz lazım. Türkiye büyük, güçlü bir devlettir.
Bu gücünün bilincinde olması lazım.ı
Yol haritamız Atatürkı ün belirttiği gibi olmalıdır ıTürk övün, çalış,
güvenı kendimize güvenmeliyiz, kapasitemizi dışa vurmak için çok
çalışmalıyız. Bunun sonucu da ürettiklerimizle övünmeliyiz. Tehdit ve risk
altında kalabiliriz, bu sıkıntıyı aşmak için karamsarlığın, endişenin
dikenli yollarını değil, özgüvenin aydınlığını izlemeliyiz.
Gazilik olgusuna derinliğine inen konularla dolu bir dergi daha hazırladık,
siz değerli okurlara. Değerli kalemlerin emekle sundukları konulardan birine
yer vermek istiyorum. Bir avuç Kare Gazisi ıgaziı adını derneklerinde
kullanmak için yoğun bir mücadele içinde. Yaşları 70ı in üzerinde olan
yiğitler, ümitsizliğin girdabında olmadıklarını haykırıyor.
Bildiğimiz gibi, Ankaraı da, tüm gazileri kapsayan, 1983 yıl 2847 sayılı
kanunla kurulmuş iki dernek mevcut. Yasanın G. maddesi bu iki derneğin
dışında ıgaziı adını hiç bir derneğin kullanamayacağına amir. Yasa doğru ya
da günün koşullarına uygun değil tartışmasına girmeden, dikkatinizi çekmek
istediğim mesele, ümitsizliğe karşı koyan bir avuç yaşlı kahramanın verdiği
büyük mücadeleyi dile getirmek.
Onlar mevcut derneklerde kalabilirlerdi, çalışmalarını geçmişte olduğu gibi
sürdürebilirlerdi. Ancak öyle bir tavır içinde olmadılar. Gazi adını
derneklerinde kullanabilmek için dolaşıyorlar. Bir kamuoyu oluşturabilmek
amacıyla, o yaşlarında bile yoğun bir enerjiyle çalışıyorlar. Davalarını
kazanacak ya da kaybedecekler. Onlar için sorun bu değil, önemli olan var
olduklarını duyurmak.
Umutsuzluğa karşı örnek bir davranış sergiliyorlar; 70ı li yaşlardaki Kore
Gaziı si yiğitler
KORE VE KIBRIS GAZİLERİ
MECLİSTEN MADALYA BEKLİYOR
(E) ALB. ALİ İHSAN GÜRCAN
Türkiye ve Dünyada Son 40
Yılda Kimler Madalya Aldı. Kimler Almaması
Gerekirken Aldıı Kimler Alması Gerekirken Alamadıı Madalyalar Her Zaman Hep
Hak Edene mi Verildiı
Yoksa Zaman Zaman Hak Etmeyip de Alanlar da Varmıydıı
Geçenlerde Kızılayı ın 1 Nolu Nişanı Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı a
verildi. Kendisini Gaziler dergisi olarak tebrik ediyoruz. Değeri 54 bin Ytl
olan madalya için ıKızılay Üstün İnsani Hizmet Nişanıı için biz de Kıbrıs
Gazileri, Kore Gazileri olarak kendisini tebrik ediyoruz. Ne mutlu ona böyle
bir madalya aldı. Mutluluğunu biz de paylaşıyoruz. Fakat zaman zaman
aklımıza şu fikirde istemiyerek de olsa geliyor, keşke gelmese. ıYa 54
yıldır Koreı de savaşıp da Türk hükümetinden hala bir madalya alamayan Kore
gazileri, ya 32 yıldır Kıbrısta savaşıpta Türkün şanını yükselten, savaştan
kaçmayan, hiç bir disiplinsiz durumu gözükmeyen, verilen her türlü görevi,
en üstün denecek şekilde yapan ve şimdiye kadar nedense 54 milyarlık değil
10 ytlı lik madalya alamayan Kıbrıs gazileri acaba yattıklarında neler
düşünüyorı Bunları ne zaman düşüneceğizı Bunları da düşünen olacakmıı
olacaksa ne zamanıı
2002ı de Koreı de Türk Milli Futbol Takımı Dünya üçüncüsü oldu. Tüm
futbolcular oynasın, oynamasın, gol atsın, atmasın, yedekte kalsın, kalmasın
hiç biri ayırt edilmeden hepsi Devlet Üstün Hizmet Madalyası aldı.
Cumhuriyet Altını aldı. Hava alanında karşılandı. Başbakanı a çıktılar.
Millet Meclisine çıktılar. Her tarafları çiçeklerle donatıldı. Kıskanmadık
ama şunu da inkar etmemeliyiz bizde mi futbolcu olsaydıkı Bizde mi buz dansı
yapsaydıkı Bizde mi halterci olsaydıkı Bizdemi Süreyya Ayhan gibi koşucu
olsaydıkı Biz, buz dansı yapmadık. Biz kendimizi kan ve barut kokan, her
tarafı tehlikeyle dolu, adeta bir gayya kuyusu denilen yere 1974 -20
Temmuzunda C-130, C-160 uçağından aşağı atladık. Aşağı dediysem hemen hemen
300 metre, 400 metre aşağı, yani insanların havadan kuş kadar görüldüğü
yerden attık. Bazılarımız jetlerle uçtu, bazılarımız donanmadan çıktı,
bazılarımız hepikopterle geldi. Hemen hemen hepimizin ölme yüzdesi eşit
sayılırdı yani yüzdeye vurursak, en az %75 ölme ihtimalimiz vardı. Kimimiz
kolunu, kimimiz bacağını, kimimiz gözünü kaybetti. Bazıları da sağlam döndü
ama sağlam dönenlerin %75 i de ruhunun bir kısmını kaybetti. Ne ruhuı Elbet
nane ruhu değil. Post Travma dedikleri, Harbin Stresi dedikleri olaydan
dolayı sağlıklı ruh yaşamını kaybetti. Zaman zaman sıçrayarak uyandı, zaman
zaman deprasyona girdi, bazen mide kanamaları geçirdi. Bunlar Türklerde
olmaz, bunlar Türkler için lükstür, Vietnam Sendromu nekiı Burası Vietnam
mıı Biz Amerikalımıyızı Bizde Harp Sendromu olmaz. Bunu mu demeliyizı Bunu
deyin diyorsanızı Biz bunu demeyeceğiz. Dememiz de mümkün değil. Biz
kendimizi 22 yaşında, bazılarımız 20 yaşında, bazılarımız 24 yaşında olarak
devlete adadık o günlerde. Ülkeye adadık. Kendimizi hiç bir şey düşünmeden
harp sahasına attık. Harp sahasına atarken, bu sahaya kendimizi atarken, bir
düşüncemiz vardı. O da Devletin şanını, Türklüğün şanını, Türk Ordusunun
şanını yükseltmekti. O zaman o savaşa elbet ille madalya almalıyız, madalya
alacağız diye girmedik. Harp bitti, oturuldu, düşünüldü, karar verildi.
Sonunda 628 kişi madalya aldı. Ya diğerleri... Nasıl karar verdiniz, nasıl
baktınız, bakarken yanınızda Gelileo dürbünü mü vardıı Veya Harp sahasında
olanları filme çektin de daha sonra mı inceledin geriye mi sardın filmi,
tekrar tekrar mı inceledin, incelerken tek miydin, yoksa bir jüri mi vardıı
İnceleme sonunda ısen iyi din, sen iyi değildin, sen biraz daha
çalışmalıydın, o daha çok çalıştı, bu az çalıştıı diyerek mi Bu karara
vardınızı 24 saatlik tayinle, bazı kişileri o bölgeye getirdiniz, savaşa
soktunuz, ondan sonra o kişiler tekrar, 6 ay sonra, kendi asıl birliklerine
döndüler. Bu arada 1986 yılına gelindi. Birden, aniden, bir akşam
televizyon haberlerinde 628 kişiyi Kıbrıs ta harekata iştirak etmesi
nedeniyle, madalyaya laik gördünüz. Ya laik görmediklerinizı Onlar ekibin
içinde yoklar mıı Onların da başarıda payı yok muyduı Veya payları azmıydıı
Harekatı başarıya ulaştırmak için mi çalıştıları Yoksa başarıya gizli gizli
engel mi olduları Gizli gizli engel oldu diyorsanızı Diyeceğimiz bir şey
yok. Ama elinizde bu konuda yeterli bir kanıt yoksa, bunu ispat
edemiyorsanız yapacağınız şu olmalıdır ıHarekata herkes katıldı, herkes
kendi yapacağı kadar katkıda bulundu. Başarılı bir ekip çalışmasıydı
yapılan. İlla altın, gümüş, bronz olması gerekmez. Teneke bile olsa ama
T.B.M.Mı den çıkan ve bir komutanın veya en büyük mülki idari amirinin
törenle, bandoyla, hamasi nutuklarla, tıpkı 1974 harekatında olduğu gibi
Hasan Mutlucanı ın söylediği türkülerle çoşturulmuş, halkımın, anne
babaların (şayet sağlarsa), kardeşlerin ve çocukların bulunduğu bir ortamda
bir madalya istiyoruzı. Budur isteğimiz, çok saf ve masumane. Mali portresi
10 ytl. kadar olan. Kimseye bir külfet getirmeyecek olan. Ama manevi değeri
derseniz ölçülemeyecek boyutta olan bir madalya istiyoruz.
Kore gazileri 1950-51 yıllarında Koreı ye gitiler, savaşa girdiler, 1. 2. 3ı
ncü kafileler gazi sayıdı. Peki madalya aldılar mıı Aldılar almasına da Kore
hükümetinden. Neden Türk hükümetinden değilı Ha mevzuat mı müsait değilı
Mevzuatın bazan kendin için, kendi menfaatin için olunca 5 dakika bile
sürmüyor değişmesi. Hemen bir önerge veriyorsunuz, önergeyi öncelikle işleme
alıyorsunuz, millet vekilleri olarak el kaldırıyorsunuz bazan hiç
tartışmıyorsunuz bile, karşı önerge bile vermiyorsunuz, biz bunları görmedik
mi, yaşamadık mı, bilmiyormuyuzı Hükümetler 30 yıldır 40 yıldır neden
gazilerin madalya konusunda daha ince düşünüp, daha hakça düşünüp, yılların
verdiği, yıllardır süre gelen yanlışlığı düzeltmiyorı Neden ilgili bakanlar,
madalya konusunu kendisine görev bilip, bu konuda öncelikli bir işlem
yapmıyorı Ya Muharip Gaziler Derneği Genel Başkanlığıı O da yıllardır Ankara
da gazilerin madalyaları konusunda laiki veçhile, vicdanı rahat olarak, ıBen
bu gaziler için her şeyi yaptım, varımı yoğumu ortaya koydum, işte gazilere
madalya aldırdımı diyor muı Keşke onu deseydi, keşke her 19 Eylül de önerge
verseydi, kanun teklifi yapsaydı. Madalya konusunda gazilerin sonuna kadar
arkasında dursaydı. İşte o zaman gerçekten kuruluş amacına da uygun hareket
etmiş olurdu. 52.811 Kore ve Kıbrıs Gazisi var buna karşılık 20-21 bin kadar
Muharip Gaziler Derneği üyesi var. 30 bin kişiye yakını niye üye değilı
Sorun sadece 20-25 milyon liralık aidat mıı O aidatı herkes verir. Fakat
Muharip Gaziler Derneğininde ıben senin madalyan için gerçekten gece gündüz,
yoğun bir şekilde çalışıyorum. 3 yıl sonra, 5 yıl sonra, 7 yıl sonra bu
madalyanı T.B.M.M.ı den çıkan bu madalyanı senin göğüsüne takacağımı demesi
lazım. İşte o zaman geri kalan 30 bin kişi de bu derneğe üye olurlar
sanıyorum. ıSizi, sıralı sicil amiri madalyaya laik görmemiştir. Yapacağımız
bir şey yokı demek sayın Muharip Gaziler Derneği Başkanlığını, Milli Savunma
Bakanlığını, Hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisiı ni kurtarıcı bir söz
müdürı O iş bitti o defter kapandı artık o defteri sonsuza kadar açmayacağız
demek ne derece doğrudur. Hiçmi zaman içerisinde yanlıştan dönülmedi. Burada
sizce hiç mi yanlış yokı O zaman size şunu öneriyorum; 52.811 gazi ile
ilgili bir anket yapınız ve madalya konusunda bir yanlışlık var mı yık mu
varsa nerede diye sorunuz. Bunu öneriyorum size ondan sonra yeniden bir
karar veriniz. Zaman içinde kararlar değişebilir. Bir bakarsınız itibar
kaybedenler itibarlarını yeniden kazanabilirler. Adnan Menderes gibi, Hafız
Hakkı Paşa gibi, Çandarlı Halil Paşa gibi, Jandark gibi. ıBenim haberim yok.
Madalya konusunda gelişmelerden haberim olmadı, sorumlusu da ben değildim,
zamanında girişimde bulunsaydın sözleri kurtarıcı sözler midirı Yoksa ey
Kore ve Kıbrıs Gazileri biliyoruz zamanın da elde olan veya olmayan
nedenlerle bir çok tarihi hata yapıldı, yapılmış. Biz bu hataların kimde
olduğunu, nerede olduğunu artık aramayalım. Olan oldu. Şimdi yapılacak iş
hatanın kimde olduğunu aramak değil. Kore gazilerinin en genci 74 yaşında
Kıbrıs gazilerinin en genci 54 yaşındadır. Şunu illa yapmalıyız. Madalyanın
cinsi önemli değil altın olur, gümüş olur, bronz olur olur da olur. Bir
madalya olsun da cinsi ne olursa olsun. Değerini mi soruyorsunuz. Maddi
değeri 10 ytl. ama manevi değeri dünyalar kadar. İşte gaziler bu madalyayı,
bu manevi değeri için söylüyorlar. Ama bunu ölmeden önce istiyorlar, sağken
istiyorlar. Bilmem çok şey mi istiyorlar.ı
- Hak etmeden madalya alanları hatırlıyor musunuzı
A. İhsan Gürcan: Hatırlamaz olurmuyum. Mesela 5 Nisan 2006ı da Yunanistan da
21 bin EOKA mensubuna hak etmeden madalya verildi. Bunlar savaşı kazananlar
değildi. Mesela Yugoslavya da Bosna da yıllarca mezalim yapanlar toplu
mezara zavallı insanları topluca gömenlere bu yılda yine haksızca madalya
verildi. Mesela Türkiye de bir dönem 200ı e yakın kişi Cumhurbaşkanlığınca
Devlet Üstün Hizmet Mdalyası ile ödüllendirildi daha sonra yanlış yapıldığı
anlaşıldı. Bunlar Devlet Üstün Hizmet Madalyasıına laik değil dendi
yanlıştan dönüldü. Devlet Üstün Hizmet Madalyası ve bununla ilgili Devlet
Sanatçılıkları iptal edildi. Yanlış yapılırsa bir yerlerde yanlış olduysa o
yanlış bir gün geri dönüyor. Ya yanlış Kore gazileri için 54 yıldır Kıbrıs
gazileri için 32 yıldır yapılmışsa o yalnıştan artık dönmenin zamanı gelmiş
değil midirı
- Sizce Kore ve Kıbrıs gazileri neden dolayı madalya almalıdırı
A. İhsan Gürcan: Kore ve Kıbrıs gazileri şayet hiç kimseye madalya
verilmemiş olsaydı zaten bir istekleri de olmayacaktı ama 1968 yılında 85
bin kişiye İstiklal Savaşı Madalyası, 1986 yılında 628 kişiye Kıbrıs
Madalyası verilince, savaşa katılanlar arasında istemiyerek de olsa bir
ayrım yapılınca, Kore ve Kıbrıs gazileri de o zaman ıbizim de hakkımız
vardıı dediler. ıMadem ayrım yaptın o ayrımı tam ve doğru yapsaydını
dediler. Bu ayrımın tam ve doğru yapıldığını kim iddia edebilir kaç kişi
iddia edebilirı O iddialar doğrumudur. Doğruysa bu konudada bir anket
yapılmasını istiyorum. 52.811 kişi harpte yeteri kadar yararlı olmadılar mıı
Daha başka ne yapmalıydılar acabaı
A) Türkün şanını yükselttiler
B) Başarılı olan ekibin parçasıydılar
C) Harpten kaçmadılar
D) Hiçber belirgin disiplinsiz durumları görülmedi. Görülseydi zaten işlem
yapılırdı. O halde neden madalya verilmediı Türk Silahlı Kuvvetleri Madalya
ve Nişanlarını, Gaziler dergisinin yıl 23 sayı 145 sayfa 23 de ıGaziler
Meclisten Madalya Bekliyorı yazısında ayrıntılı yazdım. Bir kere daha
yazıyorum. Kore ve Kıbrıs gazileri eğer savaştan kaçmamışlarsa, hava
değişimi alsalar bile tecavüzünde bulunmamışlarsa, Türkün şanını
yükseltmişlerse, Türk Silahlı Kuvvetlerinin şanını yükseltmişlerse:
a) 1ı nci derecede Övünç Madalyası: Savaşa katılıp herhangi disiplinsiz
durumu görülmeyen kişiye verilir.
b) Liyakat Madalyası: Görevlerin başarılmasında büyük beceriklilik ve
çeşitli görevlerde başarı gösterenlere verilir.
c) Hizmet Madalyası: Üstün Hizmet Madalyasıyla taltif edilemeyecek derecede
başarı gösterenlere verilir.
Bu ibarelerden de anlaşılacağı üzere bu üç madalyadan bir tanesini
almalıydılar. Peki şimdiye kadar niye almadılar. Bunun incelenmesini
istiyorum. Bu konuda bir heyet kurulmasını istiyorum. İstiyorum, çünkü o
harp sahasına canımı attım. Canımı ortaya koydum. O zaman canımı ortaya
koydum şimdi bu isteği kendimde doğal bir hak olarak görüyorum. Bunu yanlız
kendim için değil 52.811 kişi için de istiyorum.
Evet sayın Başbakanımız, sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerimiz,
sayın Milli Savunma Bakanımız, sayın Muharip Gaziler Derneği Başkanımız
yukarıda yazılanları bir okuyunuz! Sonra uzun uzun düşününüz! Evet onlar son
derece haklı dediğinizi duyar gibi oluyorum. Onlar yalnızca manevi değeri
olan ama maddi değeri hiç olmayan tüm dostlarına, eşlerine, çocuklarına,
akrabalarına göstereceklri/bırakacakları bir hizmet madalyası istiyorlar
demenizi bekliyorum. Bırakınız ısizi sıralı sicil amiriniz madalyaya laik
görmemişi. Siz doğru olanı yapınız! Doğru olan Kıbrısı da, Koreı de savaşmış
olmak, Türkün şanını yükseltmiş olmak, harpten kaçmamış olmaktır. Harbe
katılan herkese bu hizmet madalyasını veriniz! Bu hizmet madalyasını
verirken havada üç takla atmak, denize dalıp eliyle balık tutmak ve benzeri
şeyler bizim yapabileceğimiz şeyler değildir. Bunları bizden beklemeyiniz
sizden bir şey bekliyoruz. O da akıl ve sağ duyudur. Geçikmişte olsa bunu
yapınız.
-Sayın Gürcan 2006 yılında T.B.M.Mı de Madalya konusunda hangi
Milletvekilleriyle nasıl bir girişiminiz oldu, soru önergeleri ve soru
önergelerine verilen yazılı cevaplardan biraz bahsedermisiniz.
Ali İhsan Gürcan: Bir yıldır T.B.M.M, CHP Grubu Millet Vekilleriyle sayısız
temas yaptım. Özellikle Sayın İzmir CHP Millet Vekilleri başta Enver ÖKTEM
olmak üzere, Vezir AKDEMİR, Abdurrezzak ERTEN, Türkan Miçoğlu ve Ensari
ÖĞÜT le görüştüm. Özellikle sayın Enver ÖKTEM, Sayın Milli Savunma Bakanı
M. Vecdi GÖNÜLı e bir soru önergesi vermiştir. Sayın Enver ÖKTEMı e bu
girişiminden dolayı gaziler şükran duymaktadır. Ardahan Millet Vekili Sayın
Ensar ÖĞÜT 2006 1 Ekimı inden itibaren Meclis açılınca Gazilere yapılan bu
ayıbı ortadan kaldırmak için 52.811 Kore ve Kıbrıs Gazisisi için Madalya
teklifi yapacağını belirtmiştir. Tüm gaziler kendisine sonsuz şükran
duyuyorlar.
Sayın Milli Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL yazılı soru önergesine verdiği
cevapta Gazilerimize madalya verilmesi yasal mevzuat gerektiğini ileri
sürmektedir. Yasal mevzuat dışında Madalya verilmesi hususunda Milli Savunma
Bakanlığının bir çalışmasının bulunmadığını bildirmektedir. Biz Gaziler
olarak sayın Milli Savunma Bakanından en kısa zamanda Muharip Gaziler
Derneği ile T.B.M.M. üyeleri elele bir yasal mevzuat hazırlamasını
bekliyoruz. 52 bin 811 gazi bu savaşlara giderken kendilerini hiç düşünmeden
daha hayatın baharında kendilerini düşman içine, ateşe atmışlardır. Bir
dakika için bile olsa ölümden korkmamışlar, savaştan kaçmamışlar Türkün
şanını yükseltmişlerdir. Onların bir beklediği vardır. Meclis tarafından bir
madalya ile taltif edilmeyi umuyorlar. Mali portresini bir madalya 10 Ytl.
52 bin 811 madalya 5 Trilyon nedirki bu koskoca Türkiye için. Deniz içinde
bir damla
GAZİ ÜNVANI ALAMAYAN KAHRAMANLARIMIZI
MAĞDUR EDİYORUZ
A. Gönül PALALAR
-Askeri Hastane, Mayıs 1995ı
te, ateşli silah sonucu yaralanan Jandarma
erinin, sol ayakla, sol elde şarapnel yaraları ve kırık olduğunu
hazırladıkları raporda belirtiyor.
-Jandarma Komutanlığı Mayıs 1996ı da Jandarma erine 193.224. 000 eski Lira
Nakdi Tazminat ödüyor.
-Emekli Sandığı ise kanunlarına gazilikle ilgili bir hüküm bulunmadığını,
gazi sayılıp sayılmadığı hususunda Jandarma Genel Komutanlığıı na yaralanan
Jandarma erini havale ediyor.
Geçen sayımızda, yani 145. sayımızda ıĞazi Polisine Sahip Çık!ı sloganını
kapakta vermiştik. Yine aynı sayının içinde kapak sloganı ile
ilişkilendirdiğimiz ve ıSiyaset Yan Gelip Yatma Yeri değildirı başlığı
altında gazi polislerin sorunlarına yönelik bir haberi yayanlamıştık. Pek
çok kesimden olumlu tepkiler geldi. Bununla birlikte gelen eleştiriler de
yapıcı özellikteydi.
Haber, özetle Terörle Mücadeleı de görev üstlenen ve görevin ifası sırasında
yaralanan polislerin, gazi olarak tanımlanmasında ortaya çıkan engellerle
ilgiliydi. Ulusal medyanın gündeminde kendine yer bulamayan bu sorun pek çok
gazinin ruhunda yara açmakla kalmayıp, eş ve çocukların yaşamlarında da
derin izler bırakmakta.
Toplumun vicdanında gazi kabul gören çok sayıda kahraman sağlık kurumlarının
raporlarına takılıp ya da gazilikle ilgili yeterli yasının olmaması
nedeniyle gazi ünvanından mahrum edilmekte. Emekli Sandığı Kanunuı nun 64.
maddesi polislerin, öğretmenlerin ve kamu görevlilerinin gazi olabileceğine
işaret etmesine rağmen, kurumun sağlık kurulu, saçma ve kamu vicdanını
yaralayan nitelikte bir mevzuatın tesiri altında kalarak, mağdur polisin
gazilik ünvanını onaylayamıyor. Oysa Emekli Sandığı Kurumuı nun belli başlı
görevleri arasında gazilere gazi maaşı bağlamak yer alır. Gazilere maaş
bağlayacak başka bir kurum da ülkemizde mevcut değildir. Bu sebeple Emekli
Sandığıı nın gazilik masasıyla ilgili yetkililerin gazilik ünvanı almak için
yapılan müracatlara gereken hassasiyeti göstermeleri, görevlerinin dışında
vicdani bir tavırdır.
ıGazi Polisine Sahip Çıkı sloganına yer verdiğimiz kapak dikkat çekiciydi.
Pek çok elektronik posta aldık. Bir gazi, şimdilerde bir polis olarak görev
yapan mağdur bırakılmış bir kahraman belgeleriyle birlikte dergimize
müracaat etti. Gazi ünvanını almak istiyordu. Yetkililere içinde bulunduğu
dramı iletmek arzusundaydı.
Gazilerin dramını kamuoyuna iletmeyi görev bildiğimiz için onun haykırışına
yer verdik. Tanık olmanız amacıyla.
Önce Asker Sonra Polis
1970 doğumlu, gazilerin şehri Gaziantep doğumlu. Askerlik döneminde çakı
gibi bir Jandarma Onbaşısı. 1995 yılında Pusu mevzisinde görevliyken,
atılan el bombaları sonucu sağ ayağı, sağ bacağı, sağ kalçası ve sağ kolu ve
dirseği şarapnel parçalarına mağruz kaldı. 35 gün hastanede tedavi gördü. 45
gün hava değişimi aldı.
Ankara Mevki Hastanesiı nden taburcu olduktan sonra geri kalan askerliğini
tamamlamak üzere askerlik hizmetine devam etti. Bedeninde 50ı nin üzerinde
şarapnel parçası taşıyor. Askerik bittikten sonra bir seçim yapıyor;
suçluların korkulu rüyası olmak istiyor; aldığı yaralar onu korkutmuyor,
kamu düzenini korumak için yaralı bedenini devletin ve milletin hizmetine
sunuyor, yani Polis oluyor.
Hala vücudunda taşıdığı şarapnel parçaları ile polislik mesleğini
sürdürüyor. Hayatını risk etmenin karşılığında ise sadece gazi ünvanını
talep ediyor.
Çok şey mi istiyorı
O kadar mütevazı ki, kendini kahraman olarak bile görmüyor.
Gaziler Dergisiı ne gönderdiği mektubu hep birlikte okuyalım:
ı01.10.1970 Gaziantep İslahiye doğumluyum. Askerlik hizmetimi Tunceli ili
Pertek ilçesi Jandarma Komutanlığında 1973/4 devre Jandarma Onbaşı olarak
yaptım. Askerlik hizmetimi ifa ederken 12.04.1995 tarihinde gece saat: 00.30
sıralarında PKK Kongre Gel Militanları nın Karakolumuza yaptığı saldırıda
Pusu mevzisinde bulunuyor dum. Pusu mevzilerin iki tanesi düşüp orayı
militanların ele geçirmesi sonucu oradan bize atılan el bombalarının birinin
yanımda ppatlaması sonucu yaralandım. Yaralanmam sonucu sağ ayağım, sağ
bacağım, sağ kalça ve sol kol ve dirsek, el bombasının şarapnel parçalarına
mağruz kaldığımdan dolayı 35 gün Elazığ Askeri hastanesinde ortopedi
bölümünde tedavim yapıldı. Tedavim sonucu 18.05.1995 tarihli raporla 45 gün
hava değişimi aldım. Hava değişiminin bitişine binaen İskenderun Deniz
Askeri hastanesine 09.08.1995 - 9125 - 17600-95 sayılı raporu ile tekrar 1
ay hava değişimi aldım. Yine Ankara Mevki Hastanesinin Ortopedi Bölümünde
14.08.1995 tarih ve 4575 -17.08.1995 A/59 nolu sağlık kurulu raporu ile
taburcu oldum. Askerlik hizmetime devam ettim. Raporlar ve Taburcu kağıdı
ektedir.
Halen vücudumda yaralanmamdan dolayı röntgenlerde görüldüğü kadarı ile 50ı
nin üzerinde irili ufaklı yaralandığım bölgelerde Şarapnel parçaları
bulunmaktadır. Zaman zaman bu parçaların rahatsızlığını yaşıyorum. Tedavimi
Emniyet Genel Müdürlüğü karşıladığı halde Gazilik Ünvanımı bu süre zarfında
değişik birimlerde talep ettim, lakin bana herhangi bir gazilik ünvanı
verilmeyip, 5434 sayılı Kanunun 44-45 ve 56. maddeleri gerekçe gösterilerek
tarafıma gazilik ünvanı verilmemektedir.
Sizinle yapmış olduğum telefon görüşmelerinde bana dergi hakkında bilgi
verdiniz ve dergi gönderdiniz. Gazilik Ünvanımı alabilmem için yardımcı
olmanız hususunu; Arzederim.ı
Kanunlar Gazi Ünvanı İçin Yetersiz
Dünyanın neresinde görülür, savaşta yaralanacaksınız, ancak gazi olarak
kabul edilmeyeceksinizı Hepimiz biliyoruz ki, Terörle Mücadeleı de binlerce
şehit verdik, onbinlerce gazi sessizce aramızda dolaşıyor. Kore ve Kıbrıs
gazilerini tanıyoruz, peki Terörle Mücadele Gazilerini kabul etmekte neden
zorluk çekiyoruzı
Elbetteki yanıtı ortada. Gazilikle ilgili açık ve net bir kanuna sahip
değiliz. Bakınız, gazilik ünvanı almak için dilekçe veren mağdur edilmiş bir
kahramana gazileri tanıyan, gazi kartı, maaşı veren kurum Emekli Sandığı ne
diyor;
ı5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununda gazilikle ilgili bir hüküm
bulunmadığından gazi sayılıp sayılmadığınız hususuyla ilgili Jandarma Genel
Komutanlığına müracaat etmeniz gerekmektedirı.
Bu ne yaman çelişkiı Gazilikle ilgili tek kurumun, 100ı ün üzerindeki kanun
maddesi içinde gazilikle ilgili hüküm bulunmadığını söylemesi, acı ve insanı
şok eden bir durumu açığa çıkarıyor. Dilekçe sahibi mağdur kahramının gazi
sayılıp sayılmadığını bilmiyor ve topu bir başka kuruma atıyor.
Hükümet, muhalefet neredesinizı
Siz gazilik olgusunun iç ve dış güvenlik sorunuyla ilişkilendiğini,
paralellik içerdiğini görmemekle büyük bir hataya düştüğünüzün ayrımına ne
zaman varacaksınızı
Gazilerin sosyo-ekonomik sorunları biliniyor. Ancak en temel sorun; gazi
olup da ünvan alamama meselesi; siyasal bir konu olup, meclisi
ilgilendirmektedir.
Çünkü gazilerin yasaya ihtiyaçları had safhada, gazilik ünvanını ve özlük
haklarını zorlanmadan, eşit bir şekilde alabilmeleri için
hükümetin-muhalefetin ortak bir paydada çıkartacakları yasalara
gereksinimleri bulunuyor.
Güvenlik ve Gazilik İçiçe Geçmiş Olgulardır
Bulunduğumuz coğrafya gereği iç ve dış güvenliğmiz bir adım öne çıkmaktadır.
Genel kabul gören güvenlik meselesi, bilindiği gibi tek boyutlu değildir.
Top, tüfek tank tek başına yeterli midir, onu kullanan, kavrayan eller ve
yürekler hesaba katılmaz mıı Acaba bu hesabın ağır bir ekonomik yük
getireceği endişesi mi egemenı Bu nedenle mi güvenlik sorununun en önemli
ayağı olan gaziler hesaba dahil edilmiyorı
Hamasetle gazilerin, özellikle Terörle Mücadele Gazilerinin sorunlarını
ötelemek, güvenlik boyutuna olumsuz etki yapmaktadır. Toplum olarak da bu
noktanın ayrımında olmalıyız. Çünkü kaba hatlarıyla konuya yaklaştığımızda
görülecektir ki, halk gazilere gereken hassasiyeti, duyarlılığı göstermiyor.
Hangimiz 19 Eylülı ün Gaziler Günü olduğunu biliyoruz ya da kaçımız o gün
gazilerle birlikte törene katıldıı
Gazilik ünvanı alabilmek için dilekçe veren mağdur kahramanlarımızın Gaziler
Dergisiı ne ilettiği belgeler arasında ilgi çeken bir nokta var; Jandarma
Genel Kamutanlığı 02 Nisan 1996 gün ve 900 sayılı emri ile yaralanan mağdur
kahramanımıza 193.224.000 eski Lira tazminat ödeniyor. Dolayısı ile
Jandarma Genel Komutanlığı onu, gazi kabul ediyor.
Ancak Emekli Sandığı HAYIR diyor. ıYaralandın, ama askerliğe elverişli
raporun var; bu raporda seni gazi yapmıyorı şeklinde bir yaklaşımla başvuru
dilekçesini reddediyor.
Ne olması gerekiyordu, bacağı, kolu mu kopmalıydı, gözünü mü kaybetmeliydi
gazi ünvanının verilmesi için. Hepimiz biliyoruz, pek çok sağlam gazimiz
var. Onlara nasıl bu ünvan verildiı Ayrıca bu garebet uygulaması gaziler
arasında eşitsizlik yaratmaz mıı
Mağdur kahramanımızın yerine geçip biraz düşünelim. Ülkenin birliği ve
bütünlüğü uğruna siperlere giriyorsunuz, çatışmada yaralanıyorsunuz,
şarapnel parçalarıyla yaşamınızı idame ettiriyorsunuz ve ıgazi değilsinizı
cevabını alıyorsunuz.
Nasıl bir tepki verirsinizı
Bir kez daha size savaş tarlasına gitmeniz emredilse nasıl bir ruh haliyle
savaşırsınızı Motivasyonunuz hangi ölçüde olurı Güçlü mü, güçsüz müı
Birde şöyle düşünelim; yaralandınız, hastanede yatarken, devlet sizi madalya
ile taltif ediyor, gazi kartı ve maaşı hiç zorlanmadan size iletiliyor,
toplum size karşı duyarlı, gereken hassasiyeti gösteriyor, devlet gazisine
yaraşır bir hayat seviyesini sunuyor.
Ve gün geliyor devlet sizi silah altına alıyor. Nasıl bir ruh hali ile
savaşırsınız, moral motivasyonuuz hangi seviyede olurı
Gazilik ve güvenlik kavramları içiçe geçmiş iki olgu olarak ele alınmalıdır.
Gazilerin sorunlarını çözecek yasalar bir an evvel meclise getirilmelidir.
Onları daha fazla mağdur etmeye kimsenin yetkisi ve hakkı olmadığını
hatırlayalım
EMEKLİ SANDIĞI KANUNLARI
Madde 44 - Her ne sebep ve suretle olsun vücutlarında hasıl olan arızalar
veya düçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini
yapamıyacak duruma giren iştirakçilere (Malül) denir ve haklarında bu
kanunun malüllüğe ait hükümleri uygulanır.
Madde 45 - 44 üncü maddede yazılı malüllük;
a) İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş
olursa;
b) Vazifeleri dışında kurumların verdiği her hangi bir kuruma ait başka
işleri yaparken, bu işlerden doğmuşsa;
c) Kurumların menfaatini korumak maksadiyle bir iş yaparken o işten doğmuş
olursa (Maksadın ilgili kurumlarca kabul edilmesi şartiyle);
Madde 50 - (Değişik: 3/3/1954 - 6311/11 md.)
İştirakçilerin her çeşit malüllükleri ve ihtisasa taallük eden hastalıklar
kuruluşu tam olan hastanelerin sıhhi heyetlerinin raporu ile belirtilir. Şu
kadar ki, bu hastanelerin bulunmadığı yerlerde bu raporlar en az üç hekimi
bulunan mahalli hastaneler tarafından da verilebilir.
Madde 56 - (Değişik: 18/3/1976 - 1976/1 md.)
Muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada veya
celp ve terhizlerinde (Serbest sevkler dahil) sevkleri sırasında, Yedek
Subay okulu öğrencilerinin gerek okulda, gerek okuldan evvelki hazırlık
kıtasında vazife malülü olmaları halinde, kendilerine öğrenim durumlarına
göre, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 36 ncı maddesinde tesbit edilen
giriş derece ve kademe tutarlarının, daha önce Devlet Memuriyetinde bulunmuş
olanlardan kazanılmış hak aylıkları veya emekli keseneğine esas aylıkları,
sözü edilen giriş derece ve kademe turlarının üzerinde olanlara bu aylıkları
emeklilik gösterge tablosunda karşılığı olan derece ve kademe tutarının,
%70ı i üzerinden aylık bağlanır.
Madde 64 - (Değişik: 18/1/1979 - 2177/1 md.)
Vazife malüllerinden bu malüllüklere;
a) Harpte fiilen ateş altında,
b) Harpte, harp bölgelerindeki harp hareket ve hizmetleri sırasında, bu
harekat ve hizmetlerin sebep ve etkileriyle,
c) Harpte veya harbe hazırlık devresinde her çeşit düşman silahlarının
etkisiyle,
ç) Askeri harekatı gerektiren iç operasyon ve sınır hareketleri sırasında,
bu hareketlerin sebep ve etkisiyle,
d) Barışta ve olağanüstü hallerde, emir veya görev ile uçuş yapan uçucularla
hangi meslek ve sınıftan olursa olsun emirle görevli olarak uçakta
bulunanlardan uçuşun havadaki ve yerdeki sebepleriyle ve yine emir ve görev
ile dalış yapan dalgıçlarla, hangi meslek ve sınıftan olursa olsun emirle
görevli olarak denizaltı gemisinde veya dalgıç kıtasında bulunanlardan
denizaltıcılığın veya dalgıçlığın çeşitli sebep ve tesirleriyle,
e) Anayasanın 66 ncı maddesi veya Türkiyeı nin taraf olduğu uluslararası
andlaşmalar uyarınca yabancı ülkelere Türk Silahlı Kuvvetleri gönderilmesini
gerektiren durumlarda, birliklerin bulundukları yerlerden hareketlerinden
itibaren yurt içinde, yurt dışında, yabancı ülkelerde veya yurda dönüş
sırasında, uğramış olan muvvazzaf ve yedek subay, astsubay, uzman jandarma
çavuş, uzman çavuş, erbaş ve erler (gönüllü erler dahil) ile Türk Silahlı
Kuvvetlerince görevlendirilen sivil iştirakçilere ve T.C. Emekli Sandığına,
Sosyal Sigortalar Kurumuna, Bağ - Kurı a ve çeşitli sandıklara tabi olmayan
sivil görevlilere de ayrıca (Harp Malülü) denir.
Milli Mücadelede Batı Anadolu da
Efelerin Rolü Nedir, Efe, Kızan, Zeybek
Kimdirı Mili Mücadele ve Öncesinde Etkileri Ne Olmuşturı
MİLLİ MÜCADELEı NİN ÖNCÜLERİ EFELER, ZEYBEKLER
Röportaj: Çiğdem BAYRAK
- Sayın Gürcan Biz biliyoruz ki bir
zamanlar Amerika tarihine ışık tutan
öncüler vardır. Buffola Bill gibi. Cessi Jeymis gibi, Kit Karson gibi, Çelik
Bilek gibi, Tommiks gibi, Pekosbil gibi, İngilterede Rabin Hud gibi bizde de
bir zamanlar Jöntürkler, İttahat ve Terakkiciler, Edebiyatı Cedideciler,
Serveti Fünuncular, Komitacılar gibi gruplar ve önde gelenler vardı. Bunlar
öncüydüler. Yeni Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında da batı anadoluda da
öncüler vardı. Bu öncüler Efe, Zeybek, Kızan dı. Peki Milli Mücadeleyi tam
anlayabilmek için birazcık öncesinden Efelerden, Zeybeklerden, Kızanlardan
bahsedelim miı
A. İhsan Gürcan: Önce deyimlerden ve kelimelerden başlayalım. Zeybek,
yürüyüşte, davranışta, atılışta pek çevik bulundukları için kendilerine
Zeybek-i adı takılmıştır. Daha sanra kelime Zeybek olmuştur. Ele avuca
sığmaz civa gibi kişi demektir. Efe, efendinin kısaltılmışıdır. Kendi başına
buyruk demektir. Evine iyi bakan evine kumanda eden, evine bağlı adamdır
Efe. Eski Yunanlılarda özel olarak yetiştirilmiş genç yiğit kişiydi Efe.
Batı Anadoluda ağabey büyük kardeştir Efe. Kızan, batı anadoluda çocuk,
erkek çocuk delikanlıdır Kızan; Kızan, Efe için giydirilmesi, beslenmesi,
gerekirse evlendirilmesi gereken kişidir. Kızan askerlikteki er gibi olup
Efenin yanında bulunan Zeybeklerin genel adıdır. Efe, Zeybek ve Kızanların
kıyafeti Osmanlı İmparatorluğundaki Levent kıyafetine benzer.
- 19. ve 20. yyı da en tanınmış Türk Efeleri kimlerdirı Tanıya bilirmiyizı
A. İhsan Gürcan: En tanınmış 19 tane efe vardır. Sırasıyla şunlardır.
1- Vali-yi Vilayet, Hademe-i Devlet Atçalı Kel Memet Efe
2- Muğlalı Mustafa Efe (Kara Efe)
3- Karaali Efe (Ger Ali Efe)
4- Kırım Savaşına da katılan Çakırcalı Ahmet Efe (Çakırcalı Mehmet Efenin
Babası)
5- Çakırcalı Mehmet Efe (Dağların Kıralı)
6- Koca Mestan Efe ya da Mestav
7- Yörük Osman Efe (Cerit Osman/Cert Osman
8- Bakırlı Mehmet Efe (Bulgaristan Dağlarında Savaştı)
9- Çallı Veli Efe (Postlu Mehmet Efe)
10- Uzundereden Sarı Zeybek Efe (Yamukların Oğlu Sarı Zeybek)
11- Kamalı Zeybek Efe (Çakırcalının Can düşmanı küçük yaştan beri kamayı
belinde taşır)
12- Çaparlının Hüseyin Efe (1878 Osmanlı Rus Savaşına katıldı)
13- Aydınlı Ahmet Efe (Çakırcalı Ahmet Efeden ayrı bir Efedir)
14- Koca Cerit Efe (Bir ara Çakırcalı Ahmet Efeyle birlikte çalıştılar)
15- Piç Osman, Parmaksız Arap, Koca Arap Çeteleri de vardır (ama bunlar Efe
olamadılar)
16- Dağda gezen Sağır Mehmet Efe ve Kosti vardır (Kosti Rumdur)
17- Buhacı Mustafa Efe, Tapraksızın Mehmet Efe, Nocak oğlu Hüseyin Efe
(Bergamada bu efelerin kahveleri vardı)
18- Seyyit Ali Çavuş Efe
19- İnce Mehmet Çetesi (Çakırcalıdan intikam almak için kuruldu)
1877 de çıkan Osmanlı - Rus savaşına Zeybekler vatan savunması amacıyla
katıldılar. Çakırcalı Ahmet ve diğer Zeybeklerin hile ile öldürülmeleri
sonucu Batı Anadolu da Osmanlı ıKancıktırı özdeyişi yaygınlaştı. 1897 Türk
- Yunan savaşında Zeybekler rol aldı. İzmir de toplanan Zeybekler ölümden
hiç korkmuyorlardı ıecel gelmedikçe insana kurşun değmezı diyorlardı. Hepsi
de nişancıydı attığını mutlaka vuruyorlardı. Askeri eğitime pek kulak
asmıyorlardı. Düşmanı küçük görüyorlardı ıevvel allah biz onun hakkında
gelirizı diyorlardı.
- Milli Mücadelede rol alan özellikle Demirci Mehmet Efe ve Yörük Ali Efeye
girmeden önce olaya Çakırcalıdan başlıyalım mıı
A. İhsan Gürcan: Çakırcalı Mehmet Efe zenginlerin kötülerine düşmandı.
Zenginleri soyuyor fakirleri besliyordu. Sanki destansı İngiliz Robin Hud u
gibiydi. Zenginlerden aldığı parayı muhtaçlara dağıtıyordu. Topladığı
paralarla yollar, köprüler, çeşmeler yaptırıyordu. Bu duruma ise o yıllarda
Efelerin aynı zamanda bir sosyal hizmet yaptığını gösteriyordu. Bu arada
Çakırcalı Mehmet Efe gibi halk adamlarının yanında halkın değil kendi
menfaatlerinin yanında hareket eden adi soyguncular da vardı. Halk bunlara
ıÇalıkakıcıı diyordu. Halk Çakırcalıyı ıÇakırcalı Hızır Alihisselamı görmüş
ve ondan bir muska (nüsha) almış kendisine bu sebeple kurşun işlemez, kılıç
dokunmaz ıdemeye başlamıştır. Köylüler Çakırcalının gelmesini dört gözle
beklerlerdi. Çünkü evvela köylü çok fakirdi, Çakırcalı kendilerini soymaz
bir şeylerini almazdı. Hükümet bu yıllarda halkla pek alakadar olmazdı. Onun
için Çakırcalı buralarda bir nevi hükümdarlık kurmuştu. Gelir onların
dertlerini dinler, bazen fakirlere yardım ederdi. Biri haksızlığa uğrarsa
onun hakkını tazmin ettirirdi. Bu nedenle Çakırcalı köylüden her türlü
yardımı alıyordu, köylü ona yataklık yapıyordu. 1904 yılında Çakırcalı düze
indi. Bir Çalıkakıcı olan İnce Mehmetin yaptıklarına bir bakarsak,
Çalıkakıcı eşkiyanın ne yaptığını öğrenmiş dolayısıyla da Çakırcalıyı daha
iyi anlamış oluruz. İnce Mehmet ilk iş olarak aynı köyde yaşayan Hacı Mehmet
in kızını zorla kaçırdı. Köyün imamını zorlayarak kızı kendisine zorla
nikahlattı. Ardından köylüden türlü bahanelerle para toplattı. Para vermeyen
köylüleri dövdü. Dayakla hakkından gelemediği zenginleri de dağda gezen
Çalıkakıcı Sarıcıoğlu çetesiyle anlaşarak soydurtmuştu. Bunun yanında
Karcıoğlu adlı kişinin hacca gitmek için biriktirdiği altınları da alması
bardağı taşıran son damla oldu. Köylü İnce Mehmetıi şikayet etti. İnce
Mehmet şikayet edenleri dövdü. Halkı canından bezdirdi. Bir yerde Çakırcalı
Mehmet Efenin halk tarafından o derece sevilmesi diğer yanda Çalıkakıcı İnce
Mehmetin köylülerce dışlanması köylülerin kendi yanında olanı sevmesi kendi
yanında olmayanı dışlaması demekti. 1906ı da İnce Mehmet yaptıklarının
cezasını gördü ve öldürüldü. Çakırcalı yine dağa çıktı. Tireıyi bastı
zenginlerden para aldı. Alaşehiri bastı zenginlerden para istedi. Bunun
üzerine Jandarma tarafından Çakırcalının ev eşyaları ve malları müsadere
edildi, akrabaları İzmirıe sürüldü. İzmir valisi Kamil Paşaı nın Çakırcalıyı
koruduğu söylendi. Çakırcalı Antalyaı ya çekildi, bir süre Antalya
dağlarında yörüklerle yaşadı. Oba Beyi Çakırcalıya tüm parasını verdi. Oba
Beyı ini bir süre önce bir Ermeni çetesi basmıştı ve kızını kaçırmıştı.
Çakırcalı Ermeni çetesini yok etti. Kızı kurtardı. Oba Reisine kızı ve
parasını geri verdi. Daha sonra Çakırcalı Tireı ye döndü. Muğlaı da
Çerkezlerden oluşturulan 30 kişilik çeteyi öldürdü. Çakırcalı kendisini
takip eden 18 Arnavutu da öldürdü. Alaşehirı i bastı İsmail Efeı nin evini
konağını yaktı. 1906ı da Aydın Sancağını bastı. 1906ı da Kuyucak civarında
postayı soydu. Çakırcalı fidye alıp esirleri bıraktı. 16 Nisan 1906ı da
Çakırcalı düze indirildi.
1907 yılında Rum çetelerine hizmet eden ve yataklık yapan Silleoğlu
Mihailıin Oğlu Hıristoıyu Çakıcı yaraladı ve Sillelioğlunu dağa kaldırdı.
Tehdit ederek Rum çetelere yardım etmemesini istedi. Sillelioğlu çok
zengindi Çakıcıda bundan faydalanıyordu. Çakıcı çok paralara sahip olmasına
rağmen zaman zaman parasızda kalıyordu bunun sebebi ıbir gün fakir bir kızı
evlendiriyor, diğer bir gün sünnet yaptırıyor ertesi gün köylüye çift öküzü
alıyor bir müddet sonra köylünün vergi borcunu ödüyordu sanki Robin Hud un
Türkiye versiyonu gibiydiı. Sart Ilıcalarında çalışan köylülerin parasını
vermeyen Ilıca sahiplerine ıparayı verinı demiş, Ilıca sahipleri parayı
vermeyince Ilıcayı yakmıştı. Bu arada Abdülhamit Çakırcalının Yıldız
Sarayını basacağını haber almıştı. Çakıcı gücünü o kadar arttırmıştı. Yıldız
Sarayında Çakıcının adı bile yasaklandı. Abdülhamit Çakıcıdan çok
korkuyordu. 1907ı de Çakırcalı yeniden düze indirildi. Hükümet Çakıcıya
teslim olmuştu. Çünkü düze inme koşullarını Çakıcı belirlemişti. O zamanlar
doktor Nazım Çakıcıya İttehat ve Terakkiye girmesini teklif etti. Çakırcalı
kabul etmedi. Çakıcı ve çetesi Avrupada tanındı.
- 24.07.1908ı de Meşrutiyet İlan edildi. Türkiye de bu tarihte genel hava
nasıldıı
A. İhsan Gürcan: Bütün yurtta özgürlük rüzgarları esiyordu. Çakırcalıda
Meşrutiyeti kutladı ve ıPadişahın böyle kötü olduğunu bilseydim bu işe bende
girerdimı dedi. 1908ı de hapisten çıkan ve silah bırakan çetesi için yemin
töreni düzenlendi. Törene Çakıcı da katıldı. 1908 yılında sıkı yönetim ilan
edildi. Bölgeye güçlü bir ordu getirildi. Halka baskı yapılarak gözü
korkutuldu. ıCesaretin semboluı Zeybek giysilerinin giyilmesi yasaklandı.
Eşkiyalık eğitimsizlikten oluyor dendi. Halkın Zeybekliği ve Efeliği onurlu
bir kimlik kabul ettiği benimsendi. Jandarmaya ve yöneticilere ıhalka iyi
davranını dendi. Yeni tedbirler alındı. 1 Haziran 1909ı da silah
bulundurulması yasaklandı. Tedbirler arttırıldı. Valiler değiştirildi.
Ödemişte İttehat ve Terakkinin şubesi kuruldu yeni Jandarma Komutanı
atandı. Çakıcı tekrar dağlara dönmek istemedi. Güllükı e geldi bir süre
sonra tekrar kendi köyü olan Kaya Köyüı ne döndü. Düzde olan Çakırcalı
çetesi muavini Kara Ali 09 Ocak 1909ı da pusuya düşürüldü. 27 Nisan 1909ıı
da Abdülhamitin yerine Padişah olan V. Mehmet Reşatı ın tahta geçtiği yıl
içinde Çakırcalının oturduğu Kaya Köye giden Binbaşı Rüstem ıÇakırcalının
hoş geldin amaçlı gönderdiği yemekleri tekmeleyip döküyorı Çakırcalı bu
duruma çok kızdı. Çünkü Çakırcalı dinine çok bağlı ve yemek sofrasını
tanrının nimeti olarak görüyordu. 11 Eylül 1909ı da Çakıcı Binbaşı Rüstem ve
12 adamını pusuya düşürüp öldürdü ve yine dağa çıktı. Çakırcalı Binbaşının
kafasını kestiriyor. Kestirdikten sonra karnını yardırıp kafasını karnının
içine koyduruyor. Jandarmaların da başlarını kestirerek vücutlarının üstüne
koyduruyor. Bu yapılan çok kötüydü. Çakıcı artık bir daha düze inmemek üzere
dağa çıktı. Artık hükümet kuvvetleri ve Çakırcalıya diş bileyenler
Çakırcalının peşine düştü. Jandarma Komutanı Çerkez olunca bu iş Çerkez -
Türk savaşına döndü. Bu durum çok yanlış oldu. Olaya Alevilerde sokulmak
istendi. Ama Aleviler olaya yaklaşmadı çünkü Aleviler Çakırcalıyı Hz. Aliı
nin küçük bir örneği olarak görüyorlardı. Bundan sonra Çakırcalı daha
yüzlerce kişiyi öldürdü. Köy bastı, konak yaktı, dağa adam kaldırdı. Nihayet
Çakırcalı yakalansın diye köylülere de baskı yapıldı. İzmirı de Divanı Harp
kuruldu. Yataklık bahanesiyle önlerine gelen köylüyü dövdüler. Gittikleri
köyün tavuğunu, yumurtasını, tereyağını kuruttular yanlış, yanlış üstüne
yaptılar. Çakırcalının ekmeğine yağ sürdüler. 5 Ocak 1910ı da bir genelge
yayınlandı. Çetelerle ilgili tüm çete akrabaları ve aileleri köylerdeki
yakınları sürgüne gönderildi. Çakırcalının 40 kişilik akrabası fizana,
Selanikı e sürüldü. Eşkiya takibine hız verildi. Ele geçirilenler asıldı.
Yataklar büyük cezalara çarptırıldı. Kendilerinin ve akrabaların malları
haciz edildi. Yataklık yapabileceği düşünülen yörük çadırları yakıldı,
yıkıldı. Fakat köylüler hala Çakırcalıyı seviyordu ıAllah Çakırcalı Efemizi
Takip Kollarının şerrinden, Takip Kurşunlarından, Düşman şerrinden muhafaza
buyursunı diyorlardı. Halk Çakırcalıyı bağrına basmıştı. Hükümetin işi
zordu. Çakırcalının karısı yakalandı, hapsedildi evi yakıldı. Çakırcalının
karısı dokuz aylıktı doğum yaptı. Çakırcalının erkek çocuğu oldu ama bu güç
koşullara dayanamadı ve öldü. Çakırcalı bir kere daha sinirlendi, yeniden
yakıp yıktı. Çakırcalı posta arabası soydu. Yanan evin parasını buradan
aldı. Posta arabası memur maaşlarını götürüyordu. Memur maaşlarına
dokunmadı. Jandarmanın silahları vardı onlara da dokunmadı. Çakırcalı bundan
sonra bazen 250 kişilik 1000 kişilik kuvvetlerce çevrildi ama Çakırcalı
hepsinden de kurtuldu. Çakırcalı devletin başına belaydı artık. Ve nihayet
1911 yılına gelindi. 1500 kişiyle Çakırcalı sarıldı. Kendisi bu çatışmada
bir çok adam öldürdü ama Bayındırlı Mehmet adlı bir zabdiye tarafından
vuruldu. Bu çatışmadan Çakırcalı yaralı kurtuldu. Çakırcalı düzenli İzmir
gazetesi okuyordu. Bu gazetede kendisini vuranın Bayındırlı Mehmet olduğunu
öğrendi. Bayındırlığı tuzağa düşürdü. Acıdı öldürmedi ama ayak tabanı
derilerini yüzdürdü. Çakırcalı bu sırada bir köy bastı. Muhtarın evini
yaktı ve bir muhbiri öldürdü. Bu olay sonrasında korucular silah bıraktı.
Köylüler korktu onlar da silah bıraktı. Bu arada Çakıcı Çalıkakıcı eşkiyaya
gerekli dersini veriyor onların çoğunu pusuya düşürüp öldürüyordu. ıHalk
Çakırcalı Efenin temsil ettiği vahşi kudrette bir hak perestlik, bir
kahramanlık ve bir Türklük görüyorduı bunun için Çakırcalı korunuyor
kollanıyordu. Bir çok şey Çakırcalı lehineydi. 17-18 Kasım 1911ı de çıkan
çatışmada Çakırcalıyla baş edilememiş Çakırcalı ilk ağızda 17 kişiyi
öldürmüş 6 kişiyi yaralamış bunun üzerine civar illerden de yardım
istenmişti. Bayındırlı Mehmet Efenin de içinde bulunduğu bine aşkın kişiyle
Çakırcalı iki gün savaştı. İkinci günün sonunda çatışma sona erdi. Bir
mağarada başı kesik, göğsü yüzülmüş, elleri kesilmiş bir Zeybek cesedi
bulundu. Bu kişi Çakıcıydı. Ceset karısı tarafından teşhis edildi.
Çakırcalı hakkında idam hükmü vardı. Çakırcı başı kesik olduğu için
ayaklarından asıldı. Ceset nazilli hükümet konağı önünde halka teşhir
edildi. Çakıcı efsanesi de böylece bitti.
Gelecek sayımızda Milli Mücadelede Demirce Mehmet Efe ve Yörük Ali Efeı yi
anlatacağım. Saygılarımızla.
Yararlanılar Eserler:
1- Büyük Larusse
2- Zeybekler Tarihi, Ezgileri, Dansları
Onur Akduğ 2004
3- Malgaç Baskını Müslim Özbalkan
BUGÜNLERDE HERKESİN
HAYKIRMASI GEREKEN BİRLİK SLOGANI:
Hepimiz Şehidiz Hepimiz Gaziyiz
Hazırlayan: Hasan Toprak
Cumhuriyet
tarihi, dahili ve harici bedhahların uygulamaya koydukları vahşi
senaryolar neticesi şehitlik ve gazilik mertebesine yükselen kahramanlar
tarafından kaleme alınmıştır.
İstiklal Harbiı nin dünya milletler ailesine sunduğu, onaylattığı Türkiye
Cumhuriyeti, 83 yıllık süreçte binlerce şehit onbinlerce gaziyi arkasına
alarak varoluşunu sürdürmektedir ve bu değerli ve gerçek kahramanlarına
sahip çıkarak da baki kalmaya devam edecektir.
Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Tam bağımsızlık uğruna Anadolu yollarına düşen M. Kemal Paşaı nın Havzaı da
karşılaştığı yaşlı köylü ile arasında geçen diyaloğu hatırlayalım: ıM. Kemal
Paşa, memleketin içinde bulunduğu durumu anlattı. Yaşlı köylü taş gibi
soğukkanlı dinledi. Paşanın sözleri onu hiç etkilememişti. Mustafa Kemal:
- Hemşeri, dedi, düşman Samsunı a asker çıkaracak, belki buraların hepsini
ele geçirecek, sense rahat rahat toprağı sürüyorsun.
Köylü, en sonra paşanın verdiği sigarayı, toprak renkli, çatlak ve nasırlı
parmakları arasında beceriksizce tutup içmeye çalışırken şöyle dedi:
- Paşa, paşa, sen ne dersinı Biz üç kardeştik iki de oğul vardı. Yemenı de,
Kafkası ta, Çanakkaleı de hepsi elden gitti. Bir ben kaldım. Bende yarım
adamım. Evde sekiz öksüz ile üç dul kalmış kadın var. Hepsi benim sabanımın
ucuna bakar. Şimdi benim vatanımda, yurdumda Nah şu tarlanın ucu, düşman
oraya gelinceye dek benden hayır yok.ı
Süreyya Şehidoğluı nun ıMilli Mücadelenin Maddi Dayanaklarıı adlı eserinden
alıntı yaptığımız öykünün ana teması, dünyevi işlerden vazgeçerek vatan,
millet, bayrak gibi değerleri ön planda tutan bir ruh olmadıkça bir ülkenin
bağımsızlığının asla gerçekleşmeyeceğine atıfta bulunmasıdır.
Savaş Sanatı teorisyenlerinden C.V. Clausewitzı in, ıSavaş Üzerineı adlı
eserinde bu ruha vurgu yapılır; ıFiziki nedenler ve sonuçlar hemen hemen
silahın odundan yapılmış kundağı gibidir; moral nedenler (manevi değerler)
ve sonuçları ise asil madenden parlak yontulmuş silahın bizzat kendisidir
denilebilirı.
Manevi Değerlerin Etkisini Tarih Gösterir
Komutanın, askerin, yönetim mekanizmasının psikolojik nitelikleri, savaş
tarlasında yaşayanların karakteri bir zeferin ya da mağlubiyetin üzerinde
inanılmaz etkisi bulunmaktadır.
Her ne kadar kitaplar bunu yazmasada, yazan kitaplar pek okunmasa da durum
değişmez. Manevi değerleri ıistatiksel sayıı çerçevesine hapseden felsefe
zavallı bir felsefedir. ıŞu kadar insan öldüı demek sığ bir düşüncenin
ürünüdür. Ulusal duyguları, ordunun savaş tecrübesi gibi hususların günümüz
dünyasında oynadığı rolü inkar etmemiz mümkün değildir. Ordunun ulusal
duyguları, heyecanı, çabası, inancı, düşüncesi dağ muharebelerinde kendini
belli eder; çünkü dağ muharebelerinde tek ere kadar herkes kendi haline
bırakılmıştır.
M. Kemal Paşa önderliğinde verilen Bağımsızlık Savaşıı nın önemli temel
dayanak noktalarından biri, belki de en önemlisi, şehitler ve onların yolunu
izleyen gaziler de yani manevi değerlerde aranmalıdır. Kıt kaynaklarla,
yetersizlikle mücadele ile düşman arasında kalmış bir toplumun, böylesine
çetin bir direnç göstermesi, yüce bir ruhsallığın neticesinde olmuştur.
Düşman çizmesine ülkesini çiğnetmeyen böylesine ruhsal bir duruş karşısında
elbette zafer kaçınılmazdı.
Ve öyle de oldu. Yukarıdaki öyküye konu olan köylü, giderek sabanın ucunu
tarlaya değil düşmana doğrultmasıyla bağımsızlık elde edildi.
Bağımsızlık savaşı sürecinde yeterli donanıma sahip olmayan, ancak üst bir
seviyede vatan, millet, bağımsızlık gibi yüce değerlerle örülmüş tek bir
ses, tek bir yürek olup haykırdılar:
ıHepimiz Şehidiz, Hepimiz Gaziyizı diye...
Dayanışmayı, sırt sırta çarpışmayı, yurdu düşman çizmelerinden arındırmayı
tetikliyen bu slogan, aynı zamanda milletin birlik ve beraberlik içinde
kadını-erkeği, yaşlısı-genci ile topyekün bir varolma savaşına manevi etki
yaptı. Hepimizin bildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti adeta küllerinden
doğdu. Toplumu birleştiren tek bir ülkü doğrultusunda hareket ettiren iyi
ölçülmüş, değerlendirilmiş sloganların çıkardığı enerji: Bağımsızlık Savaşıı
nda zaferi getirdi.
Toplumun Talebi Birlik Sloganlarında
Düşünceler, yazı ve söz ile ifade edilir. Olgunlaşma döneminde de kısa ve
çarpıcı söz halinde gelir, yani sloganlaşır. Sloganlar, o düşüncenin tarafı
olanlarla adeta özdeşir, yaşamı biçimlendirir. Farklı düşünceler kendine
özgü sloganları oluşturur. Durum öyle bir noktaya gelirki, aynı topraklar
üzerinde yaşayanlar farklı sloganların etkisiyle birbirlerini düşman olarak
düşünebilirler.
İşte bir ülke için en tehlikeli durum budur. Toplumun ikiye, üçe, beşe
bölünmesi farklı sloganlarla dışa vurulur.
12 Eylül 1980 öncesi sağ ve sol kamplara bölünen gençliğin sloganları
farklıydı. Ne yazık ki düşünce ve slogan farklılıkları uygulamaya şiddet ve
çalışma kültürüyle yansıdı. Binlerce öğrenci ve genç telef edildi. Ve yine
kaybeden Türkiye oldu. Gözü yaşlı anaların fotoğrafları ise baki kaldı.
Gençlik güçlü, bilimsel, kapsayıcı, birleştirici bir sloganın çatısı altında
nefer olabilseydi, şüphesiz Türkiye bugünden daha ileri bir rotada
ilerleyebilirdi.
Türkiye çok kritik bir coğrafyada varlığını sürdürüyor. Dışarıda ve içeride
pek çok sorunla boğuşuyor. Gündemimiz çok çabuk değişebiliyor. Karamsarlık
bulutları toplumun gökyüzünü kaplıyor. Mevcut durum kötüye giden dünya ile
paralel. Yeni dünya düzeni başlığı altında üretilen senaryolar ve
uygulamalar sürekli savaşı çağırıştırıyor.
Kuzey Irak, Kerkük, Kıbrıs ve önümüzdeki yıllarda kendini gösterecek olan
Avrasya ve Ortadoğuı daki gelişmeler Türkiyeı yi yakından ilgilendirirken,
ülke içindeki zıtlaşmalar ve şimdilik güçlü olmasada ortaya çıkan
kamplaşmalar sürekli tehdit ve endişe duygularını tetikliyor.
Tarih ibret alınması gereken derslerin okuludur. Bu okulun öğrencileri,
isabetli öngörülerde bulunması için gerçeklikten uzaklaşamazlar.
Bu günün gerçeği toplumun birlik ve beraberliğine işaret ediyor. Çünkü
gelişmeler önümüzdeki yıllarda pek çok şehidin ve gazinin gündeme gelmesine
yol açacak nitelikte şekilleniyor. Bu nedenle en fazla ihtiyaç duyacağımız
slogan:
ıHepimiz Şehidiz, Hepimiz Gaziyizı olmalıdır.
Bölgesel Aktör mü Yoksa Figüran mıı
Dünyayı kaba hatlarıyla Batı ve Doğu olarak ele aldığımızda, Batıı nın
İlkçağda Truva, Ortaçağda Haçlı Seferi, Yakınçağda Emperyalist işgal
biçimlenişlerde doğu halklarını canından bezdirdiğine tarih tanıklık
ekmektedir. Milyonlarca kafatasının temeli üzerinde yükselen sözde Batı
Uygarlığı insanlık tarihine değil, obezleğin, sapkınlığın tarihine katkıda
bulunmuştur.
Belki teknolojik gelişme, konforu, kolayı tesis etmiş olabilir. Ancak
unutmayalım ki, bir milyar insanın açlığı, cocuk ve bebek ölümleri konusunda
gözle görülür bir iyileşme ne yazık ki yok denecek kadar az. Bu çelişki çok
boyutlu bir tartışma konusu olarak insanlığın gündemini işgal etmeye devam
edecek gibi.
Türkiye bu büyük dünya gemisinin içinde. Gelişmelerden, uluslararası
ilişkilerden nasibini alıyor, alacakda. Etkilenmemek olanaksız. Dolayısıyla
ülke içinde yaratılacak gerginlik-çatışma kültürü, olumsuz gelişmeler
karşısında güçlü bir tavır sergilenmesini engelleyecek niteliktedir.
Üniter yapımızı ve Misak-ı Milli sınırlarımızı korumanın, güvence altına
almanın yolu birlik kokan, yürekleri ferahlatan ve düşmanı caydıran içerikli
sloganları haykırmaktan geçiyor. Bu tehlikeli süreçte atılması gereken
slogan: ıHepimiz Şehidiz, Hepimiz Gaziyizı olmalıdır
KİM NE DÜŞÜNÜYORı
DIŞ GÜÇLERE DİKKAT
(E) Öğretmen Halit Karatay
Osmanlıı nın topraklarına salyalarını akıtarak işgal eden emperyalist güçler
sanılmasınki Türkiye Cumhuriyeti Devletiı nin peşini bırakacaklar. Bölgede
güçlü bir Türkiyeı yi hiç bir zaman istemecekler, istemeleri de doğalarına
aykırı. Bugün herşeyden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var.
Irakı ın toprak bütünlüğünün korunacağına inanmıyorum. Çünkü bu
emperyalizmin yöntemlerine ters bir durum. ıBöl ve yönetı anlayışı Irakı ta
tecelli edecek. Bunun akabinde bölge devletleri kendilerini zayıflatacak bir
savaşın içinde bulacaklar. İşleyen süreç bölgede güçlü devletler yerine ada
devletlerini üretecek.
Yapmaya çalıştığım durum tesbiti elbette temenni değil. Sadece çıplak, yalın
bir gerçek. Karamsarlığı uzakta tutmalıyız. Bu nedenle ilk adımlarımız
kardeşlik türkülerini hep bir ağızdan söylemek olmalıdır. Gelen fırtınayı
atlatmanın en güçlü yolu tek bir yürek olmuş Türkiyeı yi yaratmaktır.
İÇİNDE BİRLİK ÇAĞRIŞTIRAN SLOGANLARI ATALIM
Terörle Mücadele Gazisi Engin T.
PKK içte vuruyor, Peşmerge dışarıda hava atıyor. Barzani yapılan iyilikleri
unutmuş büyük bir devletin başı gibi uzaktan sallıyor. Aşiret reisi,
cüretkarlığını göstermekten çekinmiyor. Amerikan dayısına güvenerek bol
keseden atıyor. Tarihi, kültürü, beraberliği bir yana koyup Israilleşme
yolunda hızla yol alıyor.
Biz elimizi kolumuzu sallayıp Kuzey Irakı a girdiğimizde neredeyse halı
serecekti. Dünyanın hali bu insanlar nasıl da değişiyor. Sanırım yeniden kim
olduğumuzu ona hatırlatacağız.
Bir gazi olarak halkımıza sesleniyorum: Birlik içinde kalın. Hepimiz Şehit,
Hepimiz Gaziyiz.
TEK YUMRUK OLMALIYIZ
Kıbrıs Gazisi Ali Allkan
Hepimiz hata yapabiliriz. Siyasetçimiz, işadamımız, vatandaşımız hepimiz...
Tek bir yolumuz var; hatalarımızdan ivedilikle dönmek. Allah Korusun! kardeş
kavgamız sonumuz olabilir. Güçlü devletlerin tuzağına düşmeyelim. Irak
hepimizin gözüönünde büyük bir örnek. Küreselleşen dünyada ulus devletler
yok edilmeye çalışılıyor. Tek bir yumruk olabilmeyi başarırsak küresel
ejderhanın kuyruğunu titretebiliriz.
YETER! DUR DİYELİM
Öğrenci Hayati Sağlam
Emperyalizm kılık değiştirmiş, söylemlerini yenilemiş dolu dizgin
saldırıyor. ABD ve AB dünya egemenliğine soyunmuş. Onlara sorsak ıdünya ne
için yaratıldı, güneş ne için doğuyorıı diye, yanıtları ııBizim İçinı
olacağından emin olabilirz. İnsana ıbu dünyaya gelmez olsaydımı dedirtecek
bu barbarlara, vahşilere ıdurı demeliyiz. Bunların koyun postuna bürünmüş,
kuzu sesiyle yaklaşan kurtlar olduğu gerçeğini unutmayalım.
ŞEHİTLERİ VE GAZİLERİ GÜNDEMDE TUTALIM
Esnaf Turan Çekiçoğlu
ıYurtta Sulh, Cihanda Sulhı deyişi bizlere ışık olmalı. Karanlığı barışın
mumları aydınlatır. Barış her ne kadar beyaz güvercinle sembolize edilsede,
barışı tesis eden canları yani şehitleri ve gazileri el üstünde tutmak
zorundayız. En büyük silah düşmanı caydırıcı olandır. İşte o silah gündemde
tutulan, duyarlılık ve hassassiyet gösterilmesi gereken şehit ve gazilerdir.
TÜRKİYE ıBÖL VE YÖNETı TAKTİĞİNİN HEDEFİ (BU YAZIDA BLOK VE BOLD OLUCAK)
Türkiye bölgenin en güçlü, en çağdaş ve laik demokratik ülkesidir. Hukukun
üstünlüğü genel kabul görmektedir. Güçlü bir kara ordusunun yanı sıra
sürekli kendini yenileyen, teknolojik gelişmeleri yakından izleyen deniz ve
hava kuvvetlerine sahiptir. Ekonomisi Güney-Amerika ülkelerine benzetilsede
bu yanlıştır. Kendi yağınla kavrulması, zeytini ve soğanı ile yetinmesini
bilen, büyük bir dayanıklılık ruhu taşıyan bir toplumun oluşturduğu çatıdır
Türkiye Cumhuriyeti Devleti.
Böylesine güçlü bir bölge ülkesi, emperyal çıkarlarla donanmış şer odakları
için risktir. Top tüfekle de ezmek, yok etmek çok pahalı, hatta geçmişte
olduğu gibi ikttidarı sarsacak nitelikte bir bedele eşdeğerdir. Bu nedenle
farklı yöntemlerle Türkiyeı nin üzerine gelinebilir. Örneğin ıBöl ve Yönetı
yöntemi Türkiye üzerinde geçmişte olduğu gibi denenebilir.
YENİ ORTADOĞU HARİTASI
NATOı nun, 15 Eylül 2006ı da Romaı daki Savunma Kolejiı nde, Türkiyeı nin
bazı bölümlerini dışarıda bırakan bir harita gösterildi. ıYeni Ortadoğu
Haritasıı adı altında hazırlanan harita ABDı li emekli albay Ralp Peters
imzalı. Harita Türkiye, Suriye ve İranı dan alınan topraklarla oluşturulan
Bağımsız Kürdistanı ı (!) işaret etmekteydi. Doğaldır ki, harita bununla
kalmayıp doğuya doğru Pakistanı ın güneyinde bulunan Belucistanı a kadar
uzanıyordu.
Kürdistan ve Beucistan ortak özelliklere sahip iki bölge. Doğalgaz, petrol,
altın bu bölgeler de fazlasıyla rezervli. Bununla birlikte uyuşturucu
kaçakçılarının cirit attığı iki bölge, Kürdistan ve Beucistan.
Hindistan-Pakistan, İsrail-Filistin gibi bu iki bölge de ABD, AB ve İsrail
çıkarlarına hizmet edecek nitelikte. Örneğin Kerkük; sadece Irakı ın değil,
Türkiyeı nin de etki alanından çıkarılması için barut fıçısı haline
getirilmeye çalışılıyor.
Nedenı Çünkü doğal gaz ve petrol zengini.
ABD ve İsrail, Irak Savaşıı nda başarısız oldu, bataklığa gömüldü şeklindeki
yorumlara katılmak mümkün değil. Neden miı Batıı nın ıböl ve yönetı
politikasının izdüşümünü görmeliyiz. Irakı taki gelişmeler Irakı ın
bütünlüğüne doğru bir rota izlemiyor. Aksine Irakı ın bölünmesine uygun
politika ve uygulamalar almış başını gidiyor. Zaten neo-muhafazakar
Amerikalılar satır aralarında değil, açıkça haritalarla stratejilerini
açıklamaktan çekinmiyorlar.
IRAKı TAN SONRA SIRA KİMDEı
Amerikaı nın İranı a karşı bir savaş hazırlığı içinde olduğu, büyük bir
bölüm politik uzman tarafından kabul görüyor. Peki bunun nedeni İranı ın
nükleer teknolojiye sahip olma çabası mıı Elbette hayır. Çünkü İran, Büyük
Orta Doğu projesi üzerindeki engellerden biri. Dolayısıyla aşılmalı.
Gelen bilgiler ABDı nin Basra Körfeziı ndeki silah sistem ve birimlerini
İranı la bir savaşa göre dizayn edildiğine odaklı. Ayrıca NATOı nun Lübnanı
da konuşlanması da dikkat çekici.NATO-ABD önderliğinde İranı a karşı
verilecek bir savaş, İranı ın gücünü kıracak nitelikte olduğu
düşünülmelidir.
Sonra sıra kime gelecekı Varsayımlar üzerinden hareket etsek bile Türkiye
fazla ortada. 1980 İran-Irak savaşı sürerken ABDı nin eski Dışişleri bakanı
Henry Kissengerı in ne dediğini hatırlayalım: ıBizim politikamız onların
birbirlerini öldürmelerini sağlamaktıı
Şapkaları çıkarıp masaya koyalım. Güçlü bir Türkiyeı nin yolu birlik,
beraberlik ve kardeşlikten geçiyor. Çünkü ıböl ve yönetı zehirinin panzehiri
bu anlayışın egemen kılınması ile hazırlanabilir.
KORE GAZİLERİı NİN KURDUĞU
DERNEK GAZİ ADINI ALAMADI!
Anayasanın 33 maddesi herkesin dernek kurma hakkına sahip olduğunu belirtirken,
Kore Gazileri, neden gazi adı altında dernek kuramadıklarını
anlamaya çalışıyorlar.
70ıin üzerinde bir avuç Kore Gazisi 1983 yıl ve 2847 sayılı dernekler yasası
gereğince derneklerine ıGaziı adını veremediler.
Ankara Merkezli Muharip Gaziler Derneğiınden ayrılan bir kısım Kore Gazisiınin
başka bir dernek çatısı altında toplanma talepleri yasanın engeli yüzünden
zedeleniyor.
Gaziler,gerçekten çok çeşitli sorunlarla mücadele etmek zorunda bırakılan,
yetersiz ya da günün koşulları ile uzaktan yakından ilgisi olmayan yasalarla
boğuşan geniş bir nüfus. Üstelik sığ düşüncenin ve kolaycılığın kıskacındalar.
Ülke gündemini işgal etmezler. İçinde bulunduğumuz seçim sürecinde bile
siyasilerin dikkatini çekmezler.
Ancak hala hamasetin ilgi odağıdırlar. Süslü iki üç cümle ile geçiştirilirler.
Törenlerde hatırlanırlar. Duyarsızlığın ve ilgisizliğin beslediği gayya
kuyusunda çile çekerler. Demokrasi havarileri gaziler söz konusu olduğunda
dillerini yutar. Sessizlikleri insanı çıldırtan niteliktedir. Neden ı Çünkü
gazilik kavramı üzerine bilgi sahibi değillerdir.
Bununla birlikte bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlarada sıkça tanıklık
ederiz. Gazilik konusunda ahkam kesenler, devletin ve milletin gereken
hassasiyeti sergilediğini iddia ederler.
Büyük bir yanılsama ile örülü genel eğilim, aslında gazilerin yüreklerini
dağlıyor ve ne yazık ki işlenen hatanın ayrımında olamıyoruz.
KORDER (Koreliler Yardımlaşma Derneği) adı altında bir araya gelen 100ıün
üzerinde Kore Gazisi, seslerini duyurmak için adeta çırpınıyor. Anayasaya
dayanarak bir hukuk mücadelesini sessiz ve yalnız veriyorlar. Diyorlar ki, biz
gaziyiz,dernek kurduk ama ıgaziı adını derneğimizle birlikte kullanamıyoruz.
Askeri yönetim döneminde , 1983ıte çıkarılan bir yasa ile anayasal haklarımızı
kullanamıyoruz.
Sakın, ıolur mu böyle bir şeyı demeyin. Olur olur bal gibi olur. Neler olmuyor
ki, insanı şaşırtan, hayrete düşüren ilginç olayları yaşamıyor muyuz bu ülkedeı
Belki şöyle düşüneceksiniz; gazilik önemli bir olgudur, bu konu üzerinde hata,
yanlış yapılmaz. O halde röportajı birlikte okuyalım .
Dinleyelim, ilk ağızdan Kore Gazileriınin feryatlarını.
Sayın Başkan kendinizi tanıtır mısınız Koreıye hangi tarihte gittinizı Gazi
unvanı alırken ne gibi sorunlarla karşılaştınızı
Ben Hayrettin SUAKAR , Korder (Koreliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği)
Başkanı. Ben ve dernek üyesi silah arkadaşlarım 1950-53 yılları arasında 27 gün
süren gemi yolculuğu ile Er ve Erbaş olarak , 1 yıl savaşarak, önemli yaralar
almadan geri döndük. Bizden sonra 9 kafile daha gitti ama onlar nasıl Kıbrıs ta
askerimiz bulunuyorsa NATO askeri olarak görev aldı. Önemli kahramanlıklar
gösterdik, Kuzey Yıldızı olarak isim yaptık. Pek çok çatışmadan başarıyla çıktık.
Süngü ile yüz yüze savaşan tek asker Türk askerleriydi. Diğer milletlerin
askerleri özellikle Amerikan askerleri tanklarla ve gelişmiş araçlarla
donanımlıydı. Askerden döndükten 23 yıl sonra Kore gazisi unvanlarını aldık.
Gazilik kavramının dünü ile bugünü arasında gördükleriniz nelerdirı Genç nesilin
gazilere bakış açısını nasıl yorumluyorsunuzı
Eskiden İstiklal Gazileri , sayılan sevilen ve bilinen şahıslardı. Hatta
öldükleri zaman tek kanallı dönemde, TRT ölüm haberlerini duyururdu. Gazi
kıyafetleriyle yolda yürüdüklerinde herkes onları saygıyla selamlardı. Kore ve
Kıbrıs Gazilerini ise pek tanıyan ve bilen yok, bu noktada Radyo, Televizyon ve
Basına büyük görevler düşüyor. Gaziliğin ne olduğunu, yaşadıklarını o günden
bugüne neler getirmiş olduklarını, genç kuşaklara hikâye, roman, sinema ve
televizyon dizileri ile yansıtarak anlatmak gerekli. Kınalı Kuzular ve Kırık
Kanatlar gibi dizi filmlerin her kanalda yaygınlaşarak yayınlanması
sağlanmalıdır.
Kore Gazilerinin başlıca sorunları nelerdirı Devletten ve vatandaştan
bekledikleri nelerdirı
Devletten Anayasanın 61. Maddesinin tam olarak tatbikini talep ediyoruz. Gaziler
çok şey istemiyor. Anayasının 61. Maddesi diyor ki, Devlet, gazilerini dul ve
yetimlerini korur, onlara yaraşır bir hayat seviyesi sağlar. Asgari ücretin bile
altında olan, aylık 250,00 YTL şeref aylığıyla bunları nasıl sağlayacakı Yerel
yönetimlerin bizlere destek vermesi, yazılı
basının Sivil Toplum Örgütlerinin sahip çıkmasını istiyoruz. Şu anda bizim
barınacak bir binaya ihtiyacımız var bir yakınımızın dükkanına tabela asarak
kahve köşelerinde buluşarak faaliyetlerimizi sürdürmeye çalışıyoruz.
Bu konu ile ilgili İzmir Valisine gittik muhatap bulamadık. Konak Belediyesine
gittik ilgi görmedik, Büyük Şehir Belediyesine gittik Başkana hiç ulaşamadık.
Ankaraıya, Kore Elçiliğine bile gittik. Ateşe ile iki kere görüştük. Ay, gün ve
saat olarak randevu almamıza rağmen Büyük elçi sekreteri Nilgün KARAOĞUZ
hanımefendi elçi ile görüşmemizi sağlayamadı.
Sürekli bahanelerle ertelendik, yemeğe gitti, işi çıktı, dışarıda vs. Üç dört
gün Ankaraıda süründük, harap olduk. Gazi adını alıp, özerk olarak ve
engellemelerle karşılaşmadan derneklerimizin faaliyetlerini sürdürmek istiyoruz.
Kore savaşının Türkiyeıye etkileri nelerdirı Türkiyeınin bu savaştan
kazanımları sizce nedirı Bu savaşa katılmasaydık neler kaybederdikı
Eskiden İstiklal Gazileri bu ülkeyi yoktan yarattılar, bizler yoktan yaratılan
vatanımıza Kore savaşına katılarak, canımız pahasına önemli kazanımlar elde
ettirdik. Üç senede 761 tane şehit verdik,1000 e yakın yaralı. Türkiyeınin
Haritadaki yerini dünyaya öğrettik. Marshal yardımlarından yararlandık,
Boğazlara göz diken Rusyaının saldırılarını
engelledik, Türkiyeıyi Komünizim tehlikesinden koruduk. Bugün Koreınin,
Türkiyeıde, 7 sektörde önemli ekonomik yatırımları var.
Sayın Başkan daha önce herhangi bir Gazi derneğinde üye olup görev aldınız mıı
Kore de savaşanlar derneğinin kurucu üyesiydim. 1983 yılında, Muharip Gaziler
derneği, Ankaraıda genel merkez açınca , bize de yetki belgesi gönderdiler.
İzmir şubesini açtık, sekreterlik, muhasiplik yaptık. Kanun gereği eski Kuvai
Milliye derneğinin ve diğer gazi derneklerinin bazı
malları bize intikal etti. Bunları miras yedi gibi satıp, paralarını
Ankaraıya gönderdik. Haksızlıklara ve yanlışlıklara göz yumamadık. Yanlış adam
kayırmalar, madalya dağıtımında görülen yanlışlar, Koreıye hiç gidemeyenler
varken defalarca gezi amaçlı hak etmeyen insanların gönderilişi. Padişahlık gibi
bir idare tarzı ile ihtarlar aldık, disiplin kuruluna sevk edildik, uyarılar
aldık, 2 yıl geçici olarak dernekten ihraç edildik. Doğru söyleyeni dokuz köyden
kovarlar misali tavırlarla karşılaştık.
Neden böyle bir dernek kurmak istedinizı
Bu yaşadıklarımızdan sonra yeni dernekler kanunu çıkınca, bizde özerk olarak
kendi derneğimizi kurduk. Bir sorunumuz var; derneğimize Kore Gazileri yada
Koreıde savaşanlar adını veremiyoruz. Ankaraıdaki derneğin yönetimi 7 kişiden
oluşur, şu anda altısı Kıbrıs Gazisi , biri Kore Gazisidir. Böyle bir yönetim
biz kore gazilerini temsil edemez ve etmemelidir.
Kenan Evren zamanında bütün dernekleri bir araya toplayan 2847 sayılı yasa en
büyük problemimizdir. Bununla beraber Ankara merkezli dernekten ayrılmak isteyen
arkadaşlarımıza gaziliğinizi elinizden alırız gibi tehditler ve göz
korkutmalarla istifalarına engel olup, katılmamalarına neden oldular Bir örnek
vermek gerekirse gazilik maaşından başka geliri olmayan arkadaşımız Hasan
MALTEPEı ye yardımları (ayakkabı erzak. Vs. gibi) kestiler. Ne demişti gazi
Hasan; ı Orası gâvur derneği mi bende orda olmak istiyorumı . Sadece bunu
söylediği için yardımları kestiler. Oysa kanuna göre insan isterse 9 farklı
derneğe üye olabilir.
Koreliler Dostluk ve Dayanışma derneğinin amacı nedirı Ne gibi hedefleriniz
bulunuyorı Derneğiniz ne zaman kurulduı Ne gibi sorunlarla karşılaştınızı
KORDER Gazilerin dul eşleri ve yetimlerini bir çatı altında toplayıp kaynaşmak
maksadıyla kuruldu. Devlet yetkililerinden hiçbir zorluk görmedik.
Muharip Gaziler Derneğinin halen baskı ve engellemelerine karşı mücadele
ediyoruz. KORDER 20.12.2005 tarihinde resmen onandı
Devlet ve vatandaş derneğinize ve sizlere yeterli gereken ilgi ve hassasiyeti
gösteriyorlar mıı
Bazı kuruluşların davetlerine katılıyoruz. Önemli gün ve kutlamalarda bulunmak
hoşumuza gidiyor. Vatandaşın bu konuda bilincinin az olduğunu düşünüyorum.
Derneğiniz ilk bakışta bir gazi derneği olduğu izlenimini yaratmıyor yani
vatandaş Korelilerle dostluk ve yardımlaşma adı altında iki ülke vatandaşının
işbirliğini çağrışkırıyor. Bu durumu nasıl değerlendiri yorsunuzı
2847 Sayılı kanun gereği Kore gazileri, Kore savaşanları adı altında özerk bir
dernek kurmamız engellendi. Onun için Korelilerle dostluk ve yardımlaşma adı
altında derneğimizi kurduk. Eş, dost ve çevremiz bizleri Kore Gazisi
biliyorlar. Aslında Anayasamızda hakkımız var. Kopenhag kriterleri de İnsan
Hakları da buna hakkımız olduğunu belirtiyor. 23 yıldır, bu kanunla kurulan
derneklerin aslında gazilere yeterli seviyede faydalarının olduğunu söylemek
güç. Otobüsçülerin, kamyoncuların ya da pek çok alanda ayrı ayrı dernekler var.
Ama bir federasyon altında toplanabiliyorlar. İstiklal Gazisi, Kore Gazisi,
Terörle Mücadele Gazileri de ayrı ayrı dernekler kurabilirler ve üst bir çatıda
örneğin bir başkanlık, bir federasyon altında toplanabilirler.
Bu sorunlarımızın çözülmesinde Ankara da bir bakanlığımız ya da bir genel
müdürlüğümüz olsa başvuracak adresimiz de belli olur.
İzmir Korder Başkanlığı gibi diğer illerimizde benzer bir dernek bulunuyor muı
Böyle oluşuma girmek isteyen Kore Gazilerine ne gibi katkı ve tavsiyeleriniz
olabilirı
Şu anda Mersinıde ,Ankaraıda, İstanbulıda var. Hatta iki gün önce Ankara ile
bağlantımız oldu. Tüzüğümüzü onlara yardımcı olmak için örnek olması adına kurye
ile gönderdik. İstanbul, Bursa, Balıkesir, Zonguldak gibi illerde temaslarımız
ve ziyaretlerimiz oldu bu projeyi yaymaya çalışıyoruz. Yalnız Muharip Gaziler
Derneği bize katılmak isteyen gazileri ı oraya giderseniz ihraç ederizı diye
tehdit ediyorlar. Bu tavrı çok manidar buluyoruz.
Bugün, İzmirıde, devletıe ait birçok boş bina bulunmaktadır. Tapusunu
istemiyoruz. Yalnızca burada barının desinler.
Pek çok hayırsever insan Mehmetçik Vakfına, engelli vatandaşlarımıza büyük
boyutta yardım yapıyor. Ancak biz sesimizi duyuramadığımızdan bu tip hayırsever
vatandaşlarımıza ulaşamıyoruz. Bakınız Posta Gazetesindeki haber ne diyor: ı
Salih İşgören adlı hamiyet perver Mehmetçik Vakfına yardım ettiı. Şimdi biz, bu
hayırsever vatandaşımız tarafından bilinsek, tanınsak yardımlarını ve
katkılarını alabilirdik.
Kore elçiliği ve Korelilerle ilk ne zaman temasa geçtiniz, ilişkileriniz ne
düzeyde, herhangi bir etkinlik icra ettiniz mi, birlikte ne gibi çalışmalar
yapmayı düşünüyorsunuzı
Kore Elçiliğiınde , 2006 Mayıs ayında askeri ateşe ile görüştük. 2006 Aralık
ayında tekrar ateşe ile görüşme imkânı bulduk. Kore dostluk ve işbirliği derneği
ile Aralık ayında tanıştık. Gazeteci Yazgülü Aldoğan bu tanışmaya aracılık yaptı
Kore de , Soanıda Ankara adı altında bir ilk okul bulunuyor.
Burada Koreli çocuklar Türkçe öğreniyorlar. Bu okulun gelişmesine ,
ihtiyaçlarına katkıda bulunarak etkinlik yapmak istiyoruz. Şunu da belirtmek
isterim; basın camiasında en büyük desteği Yazgülü Aldoğanıdan almaktayız. O
bizim kızımız çünkü babası Kore şehidi idi. Kahraman bir askerdi. Yazgülü,
sağolsun , köşesinde Kore Gazilerinden ve sorunlarından sıkça bahsediyor.
Gönül diliyor ki daha fazla gazetecinin Kore Gazilerinin sorunlarına eğilmesi ve
duyarlı olması
Gaziler dergisi hakkında ne düşünüyorsunuzı
İstanbulıda derginizi ziyaret ettik. Gaziler Dergisiınin sahibesi Gönül Hanımla
tanıştık. Çok güzel şeyler yapmayı düşünüyor, onu çok destekliyoruz.
Keşke onun enerjisi biz de olsa ama elimizden gelen bir şey olursa yani bize
bir görev düşerse seve seve yardımcı oluruz. Gaziler dergisine de size de çok
teşekkür ederizı
Sayın Mutahhar Kaynakgöz, sizde derneğin kurucularındansınız. Neler söylemek
isterdiniz, değerlendir melerinizi alabilir miyizı
Ankara merkezli Muharip Gaziler Derneği, tüzüğünün 49. maddesinin e ve i
bentlerini öne sürerek bizi deyim yerindeyse dernekten attı!
Nedir bu maddeler; e bendi ıizinsiz olarak dernek adına yabancıları davet
edenler, yabancı ülkeye davetli olarak gidenler veya yabancı ülke yetkilileri
ile yazışanları dernek disiplin kurulu tarafından cezalandırılır. Biz
yabancılarla hangi amaçlar doğrultusunda ilişkiye girdik ı Vatan Haini miyizıı
Bu yaklaşım beni çok rahatsız ediyor.
Gelelim dernek tüzüğünün i bendine, ı iletişim araçları vasıtasıyla veya sair
yollarla bildiriler yayımlayarak veya demeçler vererek derneği sabote edici,
organlarını küçük düşürücü yahut üyeler arasında nifak sokucu nitelikte işlem
veya eylemlere tevessül edenlerı dernek asil üyeliğinden çıkarılır.Ankara
merkezli Muharip Gaziler Derneğiıni eleştirmeye, yanlışlarını duyurmaya
çalıştığınız zaman bu madde anti-demokratik bir uygulamaya yol açmaz mıı
İşte Muharip Gaziler Derneği bu iki maddeyle bizleri dernek üyeliğinden çıkardı
Pek çok konuda Ankara merkezli Muharip Gaziler Derneği ile mahkemelerimiz var.
Bu yaşananları dile getirmek ve kamuoyuna yansıtmak için çalmadığımız gazete
,televizyon kapısı kalmadı Neden bize böyle zorluk çıkarıyorlar.
Onurumuzu korumak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine mi başvuralım ı
Talepleriniz, dilekleriniz, şikayetleriniz nelerdirı
Düzeltilmesini istediğimiz hususları şöyle sıralayabilirim :
1. Bizler 75-95 yaşları arası gazileriz, gazilerin şeref maaşlarının günün
koşullarına göre yükseltilmesi gerekiyor. Madalyasını satmak zorunda kalan Kore
Gazileri var, çöpten kağıt toplayıp satarak geçinmeye çalışanlarda acı bir örnek
olarak karşımızda.
2. Gazilerimiz hastanelerde numara, muayene,ilaç kuyruklarında sıkıntılar
çekiyor. Özel muamele görmek istiyoruz. Engellilerin bile ayaklarına doktor ve
ambulans geliyor. Elbette gelsin ama bizler bu ülkenin kahramanlarıyız ve bu
temel ihtiyaçları bizden de esirgemesinler.
3. Özelleştirme sebebi ile şehirlerarası Deniz Yollarından yararlanamıyoruz.
Tekrar bu hakların biz gazilere verilmesini talep ediyoruz
8 MART
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ' NDE UNUTTUĞUMUZ KADIN GAZİLER
Yeryüzünde yaşayan kadınların üçte biri, şiddete ya da tecavüze maruz kalıyor.
Oysa uygarlığın gelişiminde, dinlerin yücelttiği annelik olgusunda ve
bağımsızlık savaşlarında yüklendikleri rolü unutuyoruz.
Kadına ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılığın tarihi çok eskilere gitmektedir.
Erken demokrasinin uygulandığı eski Yunan devletlerinde bile, kadını yok saymak,
oy hakkını vermemek olağandı. İslamiyet öncesi Arap toplumunda kız çocuklarını
katletmek sıradan bir olaydı. Ana erkil toplum tiplerinde kadınlara nefes almak
sağlansa da, tarihin ilerleyişi kadınların ikinci sınıf vatandaş olduklarını
gösterdi.
Sanayi toplumu teknolojik ilerlemeler ışığında insan yaşamını kolaylaştırırken,
manevi değerler açısından iyi bir karneye sahip olamadı.
Kadının ikinci sınıf vatandaş konumu, ne yazık ki giderilemedi. Geçmişte
uygulanan pek çok vahşet, renk ve şekil değiştirerek varlığını sürdürdü.
Balkanlarda Sırp katillerinin tecavüzüne uğrayan müslüman Boşnak kadınlar
örneğinin, özellikle medeniyeti tekeline almış Batı? nın göbeğinde ortaya
çıkması, kadına yönelik şiddet sorununda mesafe alamadığımızı gösterdi.
Türkiye? den baktığımızda ise, dünya ile paralellik içinde olduğumuz ileri
sürülebilir. Son dönem televizyon dizilerini ya da basını izlediğimizde, ?namus,
töre? gibi değerler ekseninde kadına yönelik şiddeti algılamakta zorluk
çekmekteyiz. Ancak şu gerçeğin de altını çizmeliyiz;
Pek çok kurum ve kuruluş adeta güçlü bir hamle yaparak kadına şiddet ve diğer
sorunlarla toplu bir biçimde ilgilenmeye başladı.
Örneğin Genelkurmay Başkanlığı ile Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı
bir dizi etkinliği birlikte yürütmektedirler. Kışlalarda eğitim amaçlı ve
kadın hakları temalı kısa metrajlı filmler gösterilmektedir. Yine ?Haydi
Kızlar Okula? adı altında yürütülen kampanyalar ile kızların okula gitmesi
teşvik edilmiş, bu sayede onbinlerce kızımız eğitim olanaklarına
kavuşmuştur.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Kuram - Eylem arasında bağdaşmazlık söz
konusu ise güzel kokular
alamazsınız, pis kokular çevrenizi kuşatır. Şöyle ki, kuramsal olarak
kadının, uygarlığın gelişimine katkıda bulunmasını, dinlerin annelik
olgusunu yüceltmesini, ulusal devletin kuruluşunda oynadıkları rolü genel
geçer kabul etmekteyiz. Buna karşın eylemde ya da uygulamada kadın kavramına
yönelişimizin olumsuz olduğunu görmekteyiz. Algılamakta zorluk çekmediğimiz
bir çelişki ortada. Bu çelişkinin yarattığı tabloda insani ilerleyişin en
büyük engeli.
Atatürk bu çelişkiyi Şubat 1923? te saptamış. Gazi şöyle diyordu:
?Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı
gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektidir. Bundan dolayı bir sosyal
toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organ işletilmezse, o
sosyal toplum felçlidir?.
Binlerce yıllık süreçte kadınlar, mitolojik, dinsel ve sosyal motifli
baskıyı, çileyi, acıyı benliklerinde hissettiler. Yaşanılanları yansıtmak
için yoğun çaba içerisinde oldular. Bu konuda en güçlü adım 1857 yılında
atıldı. ABD? nin New York kentinde tekstil işçisi kadınlar düşük ücretleri,
sağlıksız ve ağır çalışma koşullarını protesto etmek için demokratik
haklarını kullanıp, yürüyüşe geçerler. Protestocu kadınlar şiddetli bir
şekilde dağıtılır. Gösterilerde onlarca kadın ölür.
Olay Avrupa? da da yankı bulur. Ancak tepkiler yıllar sonra göze batar.
1910? da Alman Sosyal Demokrat Parti? si Lideri Clara Zetkin, 8 Mart tüm
dünyada ?Kadınlar Günü? olmasını teklif eder. Nihayet 1957? de Birleşmiş
Milletler 8 Mart? ı Dünya Kadınlar Günü olarak dünyaya duyurur.
Tarihsel Süreçte Kadın Gaziler
Alışkanlıklarmızın kölesi olmaktan kendimizi kurtarmakta güçlük çekiyoruz.
Önemli günlerin kutlama larına baktığımızda aynı ritüelleri tekrarlıyoruz.
Pankart açıyoruz, saygı duruşunda bulunuyoruz sonra da dağılıyoruz, kısaca
günü geçiştiriyoruz. Durum böyle olunca da pek çok önemli noktayı
atlıyoruz.
Gazi kadınlarımızı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü? nde aklımıza getirebilmeyi
başarabildik mi? Genç kızlarımıza, idol olarak ne olduğu pek
kestirilemeyenleri, televizyon ve basında ?kör gözüne parmağım? cinsinden
sunmak ne derece etik? Onlara Nene Hatunları, Kara Fatmaları unutturmak ne
derece akli?
Türk kadını İslamiyet öncesi dönemde erkek gibi ata biner, ok atar ve
savaşırdı. Yönetimde görev alırdı. 8. yüzyıl Orhun Kitabelerinde kadından
saygıyla bahsedilir. Buyruklar han ve hatun imzalıydı. Destan kahramanları,
ana ya da ablasının eğitim ve denetiminde büyütülürdü. Fuat Köprülü, Dede
Korkut hikayelerinde, kadınların Alp? tan başka bir şey olmadığına vurgu
yapıldığını ileri sürmektedir. Yine Ziya Gökalp? a göre eski Türklerde kadın
ve erkek eşittir.
İslamiyetin ilk yıllarında, kadının askerlikten vaizliğe, öğretmenlikten
kılıç ustalığına kadar uzanan geniş bir yelpazede sorumluluklar yüklendiğini
biliyoruz. Türkmen kadınları Anadolu? ya geldiklerinde Bacıyan-ı Rum adı
altında teşkilandıklarını tarih bilimi aktarmaktadır. Sosyal ve ekonomik
alanda faaliyette bulunan Bacıyan-ı Rum teşkilatı, aynı zamanda askeri
yapıların içinde de yer almışlardı. Moğolların 1243? te Kayseri? yi muhasara
sırasında, Bacı örgütüne mensup kadınların şehrin savunmasında fiilen ve
teşkilat olarak savaştıklarını İbn-i Batuta bildirmektedir.
Milli Mücadelenin Unutulan Gazi Kadınları
Milli Mücadele bilindiği gibi, topyekün bir savaştı. Kadını-erkeği ile
genci-yaşlısı ile bir bütün olarak binlerce insan, işgal kuvvetlerine
vatanı, namusu, ezanı çiğnetmemek için kanlarını, uzuvlarını ve canlarını
feda ettiler. Kadınların cephede ve cephe gerisinde gösterdikleri üstün
çaba, zaferin kazanılmasında belirleyici bir rol oynadı. Atatürk Türk kadını
hakkında düşüncelerini açıklarken bu noktanın altını şu cümlelerle çizmişti;
?Türkiye Cumhuriyetinin esas düşüncesi kadınları değil, erkekleri bile,
savaş meydanına göstürmemektir. Fakat Türk ulusunun, yüksek varlığına,
herhangi taraftan olursa olsun ilişildiği zaman, işte o vakit Türk kadınları
Türk erkeklerinin bulunduğu yerde hazır ve gözleyici ve faal olacaklardır.?
Yukarıdaki metinden anlaşılacağı gibi,vatan topraklarına göz dikenlerin,
Türk kadınının değerini de hesaplamaları gerektiğine vurgu yapılmaktadır.
Konunun daha iyi algılanması,genç kızlarımıza idol teşkil etmesi açısından
bazı Gazi Türk kadınlarından bahsedelim.
Gaziantepli Yirik Fatma: Antep? in henüz bütünüyle kuşatılmadığı sıralarda,
kuşatmaya karşı koymak için yola çıkan direniş teşkilatına Şarküstü
Mahallesi? nden Yirik Fatma da katılmıştır.
Nazife Kadın: Nazife Kadın, Yunanlılar? a karşı mücadele verilirken,
kendisinden bilgi alınmak istenmesine şiddetle direnmesinden düşman
tarafından Kavakönü Köyü? nde işkence yapılarak öldürülmüş ve müteakiben
fırında yakılmıştır.
Asker Saime Hanım: İstanbul hanımlardan Saime Hanım, Milli Mücadele? ye
fiilen katılıp, cephede silah kullanmış ve yaralanmıştır. Saime Hanım 15
Mayıs 1919? da, İzmir? in işgali dolayısıyla, Kadıköy Belediye dairesi
önündeki mitingde konuşma yapmış, tutuklanmış ve daha sonra Anadolu? ya
geçerek Milli Mücadele? ye katılmıştır. Savaştan sonra ise İstanbul Lisesi?
nde Edebiyat Öğretmeni olarak görev yapmıştır.
Ayşe Hanım: Eşini Balkan Harbinde kaybeden Ayşe Hanım 15 Mayıs 1919? da,
Yunanlılar? ın İzmir? e girmesiyle birlikte milli mücadele saflarında yerini
almış, İzmir? in Yunanlıların eline geçmesi üzerine Aydın? a geçmiştir.
Yunanlılar tarafından 27 Mayıs 1919? da işgal edilen, Aydın civarındaki
savaşlarda kahramanca döğüşmüş, oğullarından büyüğü bu mücadelede şehit
olmuştur. Ayşe Hanım, 21 Şubat - 12 Mart? taki Birinci İnönü ,31 Mart - 1
Nisan 1921? de İkinci İnönü Savaşlarında da bulunmuştur ve oğullarından
küçüğüde bu savaşlarda şehit olmuştur. 23 Ağustos - 13 Eylül 1922 tarihleri
arasında Sakarya Meydan Muharebesine katılmış, kasığından yaralanmış,
tedavisini takiben müfrezesine dönmüştür. Ayşe Hanım 1942 yılında Ankara? da
vefat etmiştir.
Bitlis Defterdarı? nın Hanımı: Maraş? ta Fransızlarla savaş 21 Ocak 1920? de
başlamış, bu yılın 12 Şubat? ında Fransızların geri çekilmesiyle sona ermiş.
Maraş düşmandan kurtulmuştur.
2 Şubat 1920 tarihinde Anadolu Kadınları Müdafai Hukuk Cemiyeti? nin Reisi
Melek Reşid ve Katip Şefika Kemal imzasıyla yayınlanan bildiri ile
Fransızların Maraş? taki zulümleri yurtiçi ve yurtdışında kınanmıştır.
Maraş? ta düşmana karşı verilen mücadelede en fazla yararlılık gösterenler
arasında Bitlis Defterdarı? nın Hanımı da bulunmaktadır. Bitlis Defterdarı?
nın Hanımı, Maraş? ın Kayabaşı Mahallesinde, düşmanın hazırladığı mazgala
yaklaşarak , sekiz düşmanı öldürmüş, bilahere erkek elbisesi giyerek, milis
kuvvetlerine katılmıştır.
Kara Fatma Şimşek: Yahya Beyin kızı olan Kara Fatma Şimşek? in asıl ismi,
Yemine Vardarlı? dır. 1921-1922? de, ?Fahri Milis Üsteğmeni? rütbesiyle
Kocaeli Grubu munettep Suvarisi emrindeki, Müstakil Suvari Müfrezesi? nde
görev yapmış, İstiklal Harbi? nde, bu mıntıkadaki mücadelelerde bulunmuştur.
UZMAN JANDARMALAR
Dağların doruklarından sahillere kadar geniş bir yelpazede görev üstlenen uzman
jandarmaların feryatları yükseliyor.
A.GÖNÜL PALALAR
Gaziler dergisine gelen bir elektronik posta (e-mail) 25.000 Uzman Jandarmanın
ortak sorunlarını, hissettiklerini ,taleplerini vurguluyordu.
Medyanın gündem diye yutturduğu haber sağanağından ötürü toplumun dikkatini
çekmeyen Uzman Jandarma; nasıl oluştu, kimlerdi, ne yer ne içerlerdi, bihaberdik
genelde tüm ciddi meselelerde olduğu gibi.
28 Mayıs 1988 tarih ve 3466 sayılı kanunla Uzman Jandarma birimi bir ihtiyaç
olarak doğdu. Kanunun 1. maddesi ?Jandarma Genel Komutanlığınca belirlenen kadro
görev yerlerinde devamlı personel istihdam ederek hizmetteki verimi artırmak
maksadıyla? düzenlendiğine hükmeder.
Yine aynı kanunun 3. maddesi, b fıkrası Uzman Jandarma tanımını vermektedir, ?Bu
kanuna göre Uzman Jandarma Okulunu başarı ile bitiren Uzman Jandarma çavuştan
Uzman Jandarma sekizinci kademeli çavuşa kadar rütbeli haiz asker kişileri ifade
eder.?
4. Madde ise, ?Uzman Jandarma kaynaklarını, 18 yaşını bitirmiş ve 24 yaşını
geçmeyen en az lise veya dengi okul mezunu erkeklerden teşkil eder? hükmü ile
profesyonel askerin tohumlarının atıldığını açığa çıkarmaktadır. 1989 yılında
oluşturulan Uzman Jandarma sınıfı, Jandarmanın daha çağdaş yöntemlerle görev ifa
edebilmesine katkı sağlamak amacıyla tesis edildiği gibi, aynı zamanda bölücü
terör örgütüne karşı sürekli savaşan asker ihtiyacını da karşılamak için
oluşturuldu.
Bir yanda PKK? nın korkulu rüyası haline geldiler, diğer taraftan suçluyu,
hırsızı kovalayan, mağduru koruyan çağdaş jandarmanın örneği oldular.
Uzman Jandarmanın Açılımı
3466 sayılı kanuna tabi olan Uzman Jandarma 1 yıl Ankara Beytepe Jandarma
Okullar Komutanlığı? nda eğitim ve öğretim görmektedir. Uzman Jandarma
muvazzaftır. Mecburi hizmet süreleri 10 yıldır. Uzman Jandarma, uzman erbaşlar
ile erbaşların ve erlerin üstü olup, yargılama usulü açısından erbaşlarla aynı
hükümlere bağlıdır. 1 yıllık eğitime müteakip atandıkları birliklerde 6 aylık
staja tabi tutulurlar. 1989? dan bugüne kadar, Jandarma Genel Komutanlığı
bünyesinde, teşkilatın hemen hemen her birim ve branşında görev yapmaktadır.
Uzman Jandarma ile Uzman Erbaş aldıkları eğitim ve görev bakımından farklılık
göstermesine rağmen, ülkemizde bu iki sınıf birbirine karıştırılmaktadır. Bir
polis memurunun aldığı tüm eğitimleri alan Uzman Jandarma, Jandarma Trafik, Olay
Yeri İnceleme, Kaçakçılık, Çocuk Suçları, Muharebe, Kriminal Karakol,
İstihbarat, Arama Kurtarma gibi alanlarda sorumluluk yüklenir.
Her rütbede bekleme süresi 3 yıldır. Terfileri 30 Ağustos tarihinde gelir.
Kademe ilerlemesi 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa göre
yerine getirilir. Uzman Jandarma Birinci Kademeli Çavuş, Astsubay Meslek
Yüksekokulu bünyesinde alacakları eğitim ve öğretimle Astsubaylığa geçebilir.
Kıyafetleri TSK Kıyafet Yönetmeliği ile belirlenir. Bedeli karşılığında zati
tabanca edinirler, resmi ya da sivil kıyafetle taşıyabilirler. Emekli
olduklarında subay, astsubay gibi zati tabancalarına taşıma ruhsatı verilir.
Sessiz Kahramanların Sıkıntıları
25.000 sessiz kahraman, eşleri ve çocukları ile 100.000? e yakın bir nüfus,
yetersiz yasalar karşısında çeşitli sorunlar ile başbaşa.
Bir Uzman Jandarma ?Aynı kıyafeti giyip, aynı amaç uğruna vatana hizmet
ediyoruz, subay ve astsubayla aynı yemini haykırıyoruz ancak, şu anki konumumuz
itibariyle ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz. 1989? dan bu yana
vatanımızın en ücra köşesinde ve sınır ötesinde sayısız şehit ve gazi verdik. Bu
çelişkiyi anlamak mümkün değil? diyerek, konunun ciddiyetle ele alınmasını talep
ediyor.
4505 sayılı Temsil Tazminat Ödenmesi hakkındaki kanun Uzman Jandarmaya temsil
tazminatı ödenir hükmünü veriyor. Ancak uygulamada böyle bir tazminat söz konusu
değil. Bakanlar Kurulu Kararıyla 10 Mart 2000 tarihinde Başbakanlık Müsteşarına,
Yargıtay-Danıştay-Sayıştay Başkanı ve Başsavcı ile üyelerine, Rektörlere,
Büyükelçilere, Adalet Bakanlığı Müsteşarına, General ve Amirallere temsil
tazminatı ve 10 Ocak 2002 tarihinde Albay ve Yarbaylara bu tazminat ödenmiş.
Ancak kıdemli Binbaşı, Binbaşı, II Kıdemli Başçavuş ve Kıdemli Başçavuş ile
Uzman Jandarmaya ve Uzman Çavuşlara da temsil tazminatı verilmesine yönelik
girişimlerden bugüne değin bir netice alınmamış. Bu dengesizliğin, nitelikli
insan gücüne sahip olma hedefini olumsuz etkilediği, bilgi birikimine sahip
teknik personelin büyük oranda ayrılmasına neden olduğunu, TSK değerlerinde ve
disiplininde aşınmalara yol açtığı yapılan değerlendirmeler arasında olduğu
sıkça ileri sürülmektedir.
Ordu Evlerinden Yararlana mıyorlar
3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu?nun 30. maddesi ?Uzman Jandarmalar Jandarma
Genel Komutanlığının belirleyeceği esaslara göre sosyal tesislerden
faydalanırlar.? hükmünü taşıyor. Gelgelelim, bugüe kadar birkaç il dışında uzman
Jandarma Misafirhanesi açılmamış. Muvazzaf personel oldukları halde subay ve
astsubaylar gibi sosyal tesisler ve Ordu Evlerinden yararlanamamaktalar.
Yine bir Uzman Jandarma bu durumu şöyle özetliyor ?Görev için ya da diğer
zamanlarda başka bölgelere gidildiğinde bu tesislere alınmadığımızdan dolayı
maddi külfet oluşturmakla birlikte, kapıdan ailemizle beraber geri
çevrildiğimizde çocuklarımıza vermemiz gereken cevap ne olmalıdır? Ayrıca bu
durum bebaber çalıştığımız subay ve astsubaylar arasında alay konusu olmakla
birlikte ailelerimizi ve bizleri rencide etmektedir. Dolayısıyla moral
motivasyonumuz olumsuz yönde etkilenmekte ve birlik, beraberlik ruhuna da zarar
vermektedir.?
100.000?e yakın Uzman Jandarma nüfusunu (eşleri ve çocukları ile birlikte)
eşitlik ilkesinden yoksun bırakmanın bir anlamı var mı? Sosyal tesis ya da
misafirhane adı altında açılacak komplekslerin maliyeti karşılanamaz mı? Bu
mağduriyetin giderilmesi bütçeye büyük yük mü getirecek? Hani güvenlik meselesi
önemliydi?
Eğitim Anlayışına Aykırı Uygulama
Ülkemizde ön lisans ile lisans düzeyinde okul bitiren devlet memurları 1?nci
derecenin 4?üncü kademesine yükselir. Oysa Uzman Jandarma lisans ya da önlisans
yapsada bu derece ve kademeye yükselemiyor.
Ayrıca ortaokul (ilköğretim) mezunu sıfatı ile 11?inci derecenin 1?inci
kademesinden göreve başlamaları, üstelik lise mezunu olmalarına karşın) hakların
verilmemesi anayasaya da aykırı.
Acaba başka bir meslek grubu böylesi ve çağdışı bir uygulama ile karşı karşıya
kalsaydı ne olurdu?
Uzman Jandarma bir güvenlik neferidir. Güvenlik sorununun öncelikle ele alındığı
ülkemizde, uzman jandarmaya yönelik ve insan haklarına aykırı yaklaşımların
tutarsızlığı ve çelişkileri zarar getirir. Dolayısıyla uzman jandarmanın
yaşadıklarını hissetmek, sorunlarını çözecek adım atmak başta siyaset grubu
olmak üzere hepimizin görevi olmalı.
Uzman Jandarmanın Diğer Sorunları
Lojman sorunu geneli kapsayan bir meslek olmakla beraber, Uzman Jandarmayı daha
derin etkiliyor. Lojmanların yüzde 45? i subay, yüzde 35? i astsubay, yüzde15? i
de sivil personele ayrılmış.
Uygulamanın sonuçlarına baktığımızda, çok şey yetersiz ama yasalaşmış. Uzman
Jandarmanın sorunu burada başlıyor; kontenjanda boşluk olduğunda, Uzman Jandarma
arkadan geliyor, böylece açıkta kalıyor. Özellikle bu durum PKK ile mücadelenin
yoğun olduğu bölgelerde öne çıkıyor. Uzman Jandarma ailesi ile birlikte
güvenliğini hangi evde huzur içinde alıp, göreve gidecek? Maskeli teröristler
tarafından evinde şehit edilen Astsubay Levent Çevik akıllarına düşmeyecek mi?
Astsubay seviyesinde eğitim ve öğretimden geçtikleri halde, asgari lise mezunu
olmaları gereken Uzman Jandarma bir noktada daha rahatsız; erler gibi
yargılanıyorlar. Yeri geldiğinde tim komutanını temsil etmesini istiyorsunuz,
ancak bir suça karıştıklarında er ve erbaş gibi muhatap alıp, yargılıyorsunuz.
Şimdi düşünün er ve erbaşların üstünde mevkiye sahip Uzman Jandarma altındaki
görevlillere nasıl komuta edecek? Askerlerini hangi motivasyon gücü ile
muharebeye sokacak? Ya da asker tim komutanı Uzman Jandarmayı dinleyecek mi?
Son dönemde ortaya çıkan bir diğer sorun ise, astsubaylığa geçişin giderek
zorlaşması. Eskiden yılda 1000? e yakın Uzman Jandarma astsubay olurken, bugün
100-150 kişinin astsubaylığa geçebildiğini görmekteyiz. Bir Uzman Jandarma diyor
ki ?meslek hayatımda sadece bir uzman astsubaylığa sonra da subaylığa geçtiğine
tanık oldum. O, şimdi üsteğmen onunla gurur duyuyorum? Gönül Penceresi - A.
Gönül PALALAR
SİYASİ İKTİDAR, MİLYONLARA ULAŞAN ŞEHİT VE GAZİ NÜFUSUNU KUCAKLAYACAK GAZİ
BAKANLIĞINI KURMAK ZORUNDA
1995 yılında ilk kez Gaziler Dergisi? nde yayınlanan ?Gazi Bakanlığı?
projesi yankı bulmaya devam ediyor. Pek çok vatandaş ve gaziler projeye
olumlu bakıyor.
Savaş; kahramanlık, cesaret, vatanperverlik, övünç, zafer, bandomızıka gibi
anlamlar taşırken, bir başka boyutunda kan, barut, bedenen kopan uzuvlar,
acı haykırış, yanmış et kokusu, sırtını verdiğiniz kardeşten öte silah
arkadaşınızın yitimi gibi duyguları kapsamaktadır. Gerçekten savaş karmaşık
bir olgudur. Dolayısıyla savaşı yaşayanarın duyguları, düşünceleri,
sorunları, talepleri derinliğine incelenmelidir.
2007 seçimleri diğer seçimlerden farklı bir ivme kazandı. İlk kez gazilik ve
gazilik olgusu siyasiler ve medya tarafından yoğun bir şekilde gündeme
taşındı. ?onlar hep anılırdı? diyebilirsiniz, ancak göründüğü gibi değil. 10
yıl öncesine gidin, araştırın, şehit cenazelerine bakın, gaziler medyada ne
ölçüde yer almış bir inceleyin.
Şehit cenazelerinin de gazilerin de yalnız bırakıldığına şahit olacak ve
şaşıracaksınız.
Aslında 84 yıllık cumhuriyet tarihimize baktığımızda gaziler adına olumlu ve
büyük adımların atılmadığını kolaylıkla tesbit edebiliriz. Bu nedenle
kahramanlarımızı unutmamızı çok yadırgamıyalım.
Meclis 19 Eylül 1921? de Atatürk? e gazi ünvanı verdi. İlk adım Atatürk? ün
nezlinde gerçekleşti. 24 Şubat 1968 tarihli 1005 sayılı ?İstiklal Madalyası
verilmiş bulunanlara vatani hizmet tertebenden şeref aylığı sağlanması?
hakkındaki kanun gereğince Kore ve Kıbrıs gazilerini tanıdık. 200? yılında
ise 19 Eylül? ü Gaziler Günü olarak kabul ettik.
Gazi aylığı dışında sağlık güvencesi, devlete ait ulaşım araçlarından
ücretsiz yararlanma gibi birtakım haklar sağladık gazilerimize.
Diyebilirsiniz ki, daha ne yapacaktık? Şöyle bakın, gazilik olgusu ulusal
güvenlik olgusu ile içiçedir. Mal, can güvenliği gazilerin teminatı altında
geçerlilik kazanıyor. Şehitler bedel ödüyor. Yani sizin yerinize o ölüyor, o
yaralanıyor.
Onların moral motivasyonu, savaşma gücü, bize rahat bir uyku sağlıyor.
Bugüne kadar verilenler yeterli değildir. Terörle Mücadele Gazileri? nin
büyük bir bölümü gazi ünvanı alamadı. Meclis. gazilere bir madalya vermeyi
bile unuttu. Gençlik onları yeterince tanımıyor. Hangi Milli Eğitim Bakanı
bu konuda bir çaba gösterdi?
Gazi maaşı ile geçinen gazilere sıkça tanık oluyoruz. Gazi dernekleri
giderek büyüyen gazi sorunları karşısında yetersiz ve çaresiz kalıyorlar.
PTSD denilen sinsi düşmanın gazi ruhlarında açtığı yaralar, büyük
felaketlere yol açıyor. Yeterli sayıda rehabilitasyon merkezleri hala
kurulamadı. Daha pek çok sorun kapıda sıraya girmiş ve bekliyor.
Peki ne olacak gazilerin bu hali? Kim çözecek sorunları, kim kucaklayacak bu
büyük nüfusu? Milli Savunma Bakanlığı? na havale edemeyiz, İçişleri
Bakanlığı? na bırakamayız, çünkü bunlar başlıbaşına bir bakanlık sorunu.
Yani Gazi İşleri Bakanlığı? ın alanı.
İngiltere? nin milli geliri 1,5 tirilyon dolar. Bakan sayısı 20. ABD? nin
milli geliri 8 tirilyon dolar. Bakan sayısı 14. Fransa? nın milli geliri 1
tirilyon 700 milyar dolar. Bakan sayısı 14. Türkiye? nin milli geliri 400
milyar. Bakan sayısı ise son 5-6 yıl içinde 36? dan 23? e indirildi.
Neden bakanlık sayısını indirmek istiyoruz? Devlet hantallıktan kurtulmalı,
personel maaşlarından tasarruf etmeli, gereksiz teşkilatlar ortadan kalkar,
taşıt, aydınlatma, ısıtma ve sağlık giderlerinden tasarruf, bürokrasinin
azalması gibi sebepler sayılabilir.
Bu noktada bir gerçeğin altını çizmek istiyorum. İngiltere, ABD, Fransa,
Avustralya gibi gelişmiş ülkelerde az sayıda bakanlık olmasına karşın GAZİ
BAKANLIĞI var.
Bu ülkeler emperyalist, sömürgesi olduğu için gazi bakanlıklarını tesis
etmişler fikri ortaya atılabilir. Bir anlamda bu düşünce doğru da olabilir.
Ancak Terörle Mücadele? nin dünya konjonktüründe yüklendiği anlam SAVAŞ?
tır.
Türkiye net bir biçimde adı konmasa da yıllardır içten ve dıştan gelen
terörle savaşıyor ASALA ve PKK ile savaşta olduğu gibi...
Gaziler dergisi yaklaşık 10 yıl içinde topladığı 12.000 imzayı, 2004 yılında
TBMM, Dilekçe Komisyonu Başkanı Yahya Akman? a iletti. İmzalar Türkiye? de
gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, şehit ve gazi nüfusunu kucaklayacak bir GAZİ
BAKANLIĞI? nın kurulması talebini içeriyordu. Ancak ?bakanlık sayısını
azaltıyoruz? cevabını aldık. Doğaldır ki yılmak yok, yeni imzalar gelmeye
devam ediyor. Onları? da yeni meclise teslim edip, takip edeceğiz.
Gazi Bakanlığı konusunda yalnız olmadığımızı biliyoruz. Pek çok destek açık
ya da satır aralarında kendini hissettiriyor. İki örnekle aktarmak
istiyorum. İlki Türkiye Muharip Gaziler Derneği Genel Başkanı Feridun
Çelenk?in Mart 2007?de ? Yeniden Vatan ve Hürriyet? dergisine verdiği beyan,
diğeri Terörle Mücadele Gazisi Oktay Kaya?nın Kasım 2005?te ? Gözcü?
gazetesine açıkladığı görüş.
Türkiye Muharip Gaziler Derneği Başkanı Feridun Çelenk; Bugün yurtdışında ?
Gazi Bakanlığı? olan devlet var. Kore?de ve Avustralya?da Gazi Bakanlığı
var.?
Terörle Mücadele Gazisi Oktay Kaya; ? Bizim sorunlarımızla ilgilenen kimse
yok. Bir tek politikacı kapımızı çalıp da ?sizler ne yapıyorsunuz? diye
sormadı. Öneride bulunuyorum. Şehit Aileleri ve Gaziler için bakanlık
kurulsun. Bu ülkede binlerce gazi ve binlerce şehit ailesi var. T.B.M.M?nde
onların haklarını savunacak birileri olmalı
Bakış
Açımız - Bnb. (E) Ş.Ercüment GÜNGÖR
ŞEHİT VE GAZİLİK OLGUSU NİHAYET GÜNDEME TAŞINIYOR
Sevgili okur, yine dopdolu bir dergi ile huzurunuzdayız. Madalya konusundan,
Travma Sonrası Stres Bozukluğu adıyla bilinen ruhsal yaralanmalara uzanan
geniş bir yelpazede, gazileri derinden ilgilendiren meseleler büyük bir
titizlikle hazırlanıp sizlere sunuldu. Gaziler dergisi mutfağında
oluşturulan örneklerden bazılarını verelim; Uzman Jandarma? nın adeta
sorunlar yumağında kaybolması, GATA? nın Sağlık Kurulu Raporu? nun Emekli
Sandığı tarafından reddedilmesi neticesi bir gazinin mağdur edilmesi, Milli
Mücadele? nin ilk kıvılcımları efelerin öyküleri, gazilerin 2007 seçimi ile
işbaşı yapacak iktidardan beklentileri gibi.
Şimdi sıra sizde, arkaya yaslanın ve emek verilerek hazırlanan konuları
özen göstererek okuyun.
Dikkat edilirse, şehitlik ve gazilik olgusu nihayet hızlı bir biçimde
gündeme düştüğü görülmektedir. Yıllardır medyada yer almayan, toplumsal
bilinçten uzak bir mesafede duran bu iki olgu, şimdilerde seçim propagandası
yapan siyasi partilerin, söylemlerinin merkezine oturdu. Televizyon
programları ve gazeteler sıklıkla bu iki olguyu işliyorlar. Görüştüğüm pek
çok şehit yakını ve gazi de bu durum karşısında şaşkınlıklarını gizlemiyor.
Bu köşeden yıllardır şehitlik ve gazilik kavramları üzerinde sistemli ve
özenli çalışmaların yapılması gerekliliğinin altını çizdik. Anayasa? nın
gazileri ilgilendiren 61. maddesinin çalıştırılmadığını ve çalıştırılmasının
elzem olduğunu duyurmaya çalıştık.
Gazilerin asla kaderlerine terkedilmemesi gerektiğini söyledik, durduk.
Geniş bir gazi nüfusunun sessizce beklediklerini aktardık. Hükümetlerin
konuya karşı yeterli ilgi duymamaları neticesi, bir kaos ortamının
doğacağını çok önceleri öngördük. Sorunlarını dile getirmek için muhatap
bulamayan gazilerimizi dernek ve vakıflar çerçevesinde ele alınmasının
yanlışını anlattık.
Bugünlerde tam bir dernek enflasyonu mevcut. Şehit yakınları ve gaziler
adına yola çıkan pek çok dernek ve vakıfın gazilerin sorunlarını çözebilecek
güçte olmadıkları ortaya çıktı. Aslında bu sonuç doğaldı. Çünkü gazi
sorunlarının çözülebileceği zemin meclisti. Yasaların üretildiği meclis, ne
yazık ki gaziler söz konusu olduğunda, sessizliklerini gizlemediler. Atılan
adımlar ise, hem yetersiz hemde uygulamada hantaldı.
Oysa hepimiz biliyoruz ki, geçmişine sahip çıkmayan ulusların geleceklerine
şüphe ile bakılmaktadır.
Güvenlik sorunu, bugünün dünyasında en temel sorunlardan biridir. En güçlü
ülkeler dahil, güvenlik sorunu karşısında kaygı taşımaktadır. Bu konuda
büyük yatırımların yapıldığına tanıklık etmekteyiz. Amerika, Irak Savaşından
dönen gazilerin, ömür boyu bakımları için harcanacak parının 250 ile 650
milyar dolar olacağı tahmininde bulunuyor. Kamuoyuna sunulan bu bilgi
güvenlik sorunu maliyetinin büyüklüğüne işaret ediyor ve güvenlik ile
gazilik meselesinin ne denli örtüştüğünü de açığa çıkarıyor.
Gazilerin ve gazi derneklerinin karşılaştıkları sorunları iletebilmesi için
muhatap olacak bir birim 2007 senesinde oluşturuldu. İçişleri Bakanlığı,
İller İdaresi Genel Müdürlüğü konu ile ilgili görevlendirildi. Genel
Müdürlük de Şehit ve Gazi İşlem Takip Bürosu? nu kurdu.
Oluşturulan birimin Gazi Bakanlığı sürecinde önemli bir kilometre taşı
olacağını söyleyebiliriz. Çünkü en temel sorun yeni koordinasyon meselesi,
böylelikle bir nebze de olsa giderilecek gibi. Gazilerin ve gazi
derneklerinin üst bir düzeyde koordine edilmesi, inannıyorum ki, pek çok
sorunu çözecek
EMEKLİ SANDIĞI? NIN FENDİ PTSD Lİ
GAZİYİ YENDİ
Emekli sandığı gazilik ünvanını tespit edip onay veren bir kurum. Ancak GATA
raporuna rağmen ruhsal yaralanmaları, (PTSD) tanımayarak, pek çok gazi
ünvanlarından ve nişanlarından mahrum ediliyor.
A.Gönül PALALAR
Gaziler dergisi abonelerinden Uğur Taşdemir, kardeşi Cihat Taşdemir? in gazi
ünvanına ulaşma sürecinde yaşadıklarını, sorunlarını dergimiz aracılığı ile
kamuoyuna duyurmayı talep etti. Toplumun vicdanında gazi kabul edilen on
binlerce kahraman ne yazık ki mevzuat hazretlerine kurban ediliyor.
Uğur Taşdemir? in kardeşi Cihat Taşdemir de bu kurbanlardan 1991-93 arası
Güneydoğu? da PKK terörü ile savaşan Cihat, 2007 yılında da gazi ünvanını
alamadı.
Cihat gazi unvanı alma sürecini, Kara Kuvvetleri Komutanlığı? na bir mektup
göndererek başlatmış. Mektubunda, Dağ Komando Okulu Çavuş talimgahında
eğitim aldığını belirten Cihat, PKK terörü ile gerek sınır içinde gerekse
sınır ötesinde pek çok çatışmaya girdiğini belirtiyor. Astsubayı? nı yanı
başında şehit veriyor.
Mektuptan bazı alıntılar aktaralım, ?Silah sesleri, cesetler, kabus dolu
günler psikolojimi bozdu. Terhis olduktan sonra, sivil hayatta unuturum
sandığım bu olaylar beynimde daha fazla büyümeye başladı. Evlendim. Şu an 11
yıllık evliyim ama evliliğimi hiç yaşayamadım. Psikolojik sorunlarım
olduğundan hiç bir yerde çalışamadım.?
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Cihat? ın mektubuna gereken ilgiyi gösteriyor.
10 Eylül 2004 tarihinde Cihat? ın rahatsızlığının askerlik sebep ve
tesiriyle meydana gelip gelmediğinin tespiti maksadıyla, askerlik şubesi
kanalı ile GATA? ya sevkin yapılmasını talep ediyor.
Kapı Gibi Raporu Tanımıyorlar!
Eylül 2004, Mart 2005 ve Şubat 2006? da GATA Ruh Sağlığı ve Hastalıkları
Başkanlığından sağlık raporu alıyor.
Verilen raporların ortak paydası; Kronik Travma Sonrası Stres Bozukluğu
yani, PTSD (Post Travma tic Stress Disoder) Üstelik son rapor (Şubat-2006)
gazi Cihat? ın hastalığının askerlik döneminde yaşadığı olayların sebep ve
tesiri ile meydana geldiğini 35 askeri doktorun imzasıyla karara bağlıyor.
Bununla birlikte, Mehmetçik Vakfı Mayıs 2006? da 5? inci derece malülüyet
yardım tutarı 3.455 Ytl. tutarında yardımda bulunuyor. Yine Milli Savunma
Bakanlığı, Aralık 2006? da 78 sayılı karar ile 10.626 Ytl. Nakdi Tazminat
ödüyor.
Buna karşın Emekli Sandığı Vazife Malullüğü Tesbit Kurulu, Mayıs 2007? de,
GATA Profesörler Sağlık Kurulunca 06/02/2006 tarih ve 21 sayılı ?Kronik
nitelik kazanmış travma sonrası stres bozukluğu? tanılı raporu kabul
etmediğini ve 5434 sayılı kanunun vazife malullüğü hükümlerinin
uygulanmasının mümkün olmadığına karar verip, gazi Cihat? ı şok ediyor.
Bu nasıl olur demeyin, yoğun bir biçimde gariplikler ülkesinde yaşadığımız
gerçeğini hatırlayın. Gariplik kendini bilim alanında da hissettiriyor.
GATA? da 35 Tıp insanı hastalığın sebebini ve adını teşhis ediyor, ancak
bir başka kurumumuz olan Emekli Sandığı Sağlık Kurulu? nda ise bu tespitler
tanınmıyor, reddediliyor. Ya Gata? nın doktorları ya da Emekli Sandığı? nın
doktorları hatalı. Ancak görüntüye baktığımızda , Emekli Sandığı
doktorlarının tespiti geçerli. Çünkü Cihat Taşdemir? in gazi olup olmadığına
onlar karar veriyor.
Ve Cihat? ı gazi kabul etmiyorlar.
Ruhsal Yaralanmalar Gazilerin Sinsi Düşmanı
Gazetelerin 3. sayfalarında ?cinnet? haberlerini dikkatlice okuduğumuzda
Terörle Mücadele? de nefer olmuş kahramanların dramatik sonlarına rastlarız.
Bu çaplı örnekler akıl tutulmasına neden olur.
Mayıs 2007? de basında geniş yankı bulan Uzman Çavuş Ahmet K.? nin dramını
hatırlayalım. Ankara, Mamak? ta bunalıma giren malülen emekli Uzman Çavuş
Ahmet K., önce eşi Türkan K.? yi, daha sonra okuldan eve gelen iki oğlunu
boğarak öldürmüştü. Eşini ve çocuklarını öldürdükten sonra bir mektup yazan
Ahmet K., ?Ailemden memnunum, beni kandırdılar, malulen emekli yaptılar.
Maaşım düştü? diye yazdığı öğrenilmişti.
Ruhsal yaralanma delilik değildir, ?kafayı sıyırma? şeklinde
dillendirmeylede uzak-yakın ilişkisi yoktur. Sadece anormal duruma karşı
verilen normal bir tepkidir. Savaş bir yönü ile anormaldir. Kopan bir uzvun
hala canlı bir halde titremesine, bakmaya korkarsınız. Fiskiyeden çıkan su
gibi fışkıran kan aklınızı başınızdan alır.
Savaşın vahşi yüzünün, bazı insanların ruhlarında derin izler bırakması
normal bir durumdur. Ancak konu ile ilgili bilinç seviyesinin düşüklüğü,
travma sonrası stres bozukluğu? nu algılamaya elvermez. Oysa rehabilite
edilebilir bir hastalıktır PTSD.
Travma, canlı üzerinde beden ve ruh açısından önemli ve etkili yaralanma
belirtileri bırakan yaşantı olarak tanımlanmaktadır. Çatışmalar ve
savaşlardan etkileşmek, ruhsal travma kapsamına girmektir. Ruhsal bir
travmaya maruz kalmış kişilerde önce akut stres bazı kişilerde de bunun
sonrasında TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) ya da diğer adı ile PTSD
(Post Travmatik Stress Disorder) dediğimiz bir durum gelişebilir. Travma
Sonrası Stres Bozukluğun üzerinde neden durmalıyız? Sorusunu eğer hasta
tedavi edilmezse ne türden korkunç olaylara maruz kalacağını tespit ederek
yanıtlayabiliriz.
Gazileri Kaderlerine Terketmeyeceğiz
Gaziler dergisine ve vatandaşların büyük bir bölümüne göre gazi olan Cihat
Taşdemir, Emekli Sandığı? nın yanlış ve haksız temelli kararı neticesi hem
gazi ünvanından hemde gazilere yönelik haklardan mahrum edilmiştir. 3713
sayılı ve 12 Nisan 1991 tarihli Terörle Mücadele Kanunu? nun 21. maddesi,
?kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken
terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan, ölen veya
öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması
Hakkında Kanun hükümleri uygulanır? demektedir. Ayrıca maddenin (E) fıkrası
?... Emekli Sandığınca kendilerine verilen tanıtım kartlarını ibraz etmeleri
durumunda, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bütün hastanelerde muayene ve
tedavi edilirler. Bunların her türlü tedavi giderleri Milli Savunma ve
İçişleri Bakanlığınca karşılanır? hükmündedir.
Gazi Cihat? ın Gazi tanıtım kartı Emekli Sandığınca verilmedi. Peki Gazi
Cihat? ın durumu ne olacak?
Unutmayalım ki, ruhsal yaralar gazilerin sinsi düşmanıdır. Gazileri gizli
gizli kemirir. Hassasiyet göstermezsek, vebalini yüklenemeyiz, altında
kalırız
EMEKLİ SANDIĞINDA USÜLSÜZLÜK (BU YAZI TAMAMEN BOLD VE BLOK OLUCAK)
Emekli Sandığı? nın hesap ve işlemlerini inceleyen Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulu (YDK), dudak uçuklatan usulsüzlükleri ortaya çıkardı. YDK
uzmanları sadece 2005 yılında toplam 146 bin 643 kişinin hakkı olmadığı
halde emekli aylığı veya sağlık yardımı aldığını belirledi.
MERNİS kayıtları üzerinden yapılan tarama 15.7 milyon YTL? lik aylık ve
ikramiyenin hak sahibi olmayanlara ödendiğini, 10.7 milyon YTL? lik sağlık
harcamasının ise emekli, dul ve yetimler için yersiz harcandığını gösterdi.
YDK, maliye, nüfus idaresi ve Bağ Kur? la temasa geçilerek elektronik
sorgulama altyapısı kurulmasını önerdi.
Ölüye emekli maaşı
?Yersiz ödemelerden alacaklar 2004-2005 döneminde yüzde 125 oranında ve 14
milyon 647 bin 124 YTL artarak 26.4 milyon YTL? ye ulaştı? bilgisini veren
YDK uzmanlarına göre, Emekli Sandığı 2005? te
- 2 bin 303 ölüye emekli aylığı ödemesine devam etti.
- 408 kişi hem yetim aylığı hem de emekli aylığı aldı.
- 14 bin 8 kişi ise evlendiği halde dul veya yetim aylığı almayı sürdürdü.
- Bin 309 yetim aylığı ile birlikte, muhtaç veya sakatlık aylığı da aldı.
- 292 kişi aynı kimlik numarası ile aynı anda Kore ve Kıbrıs Gazisi aylığı
aldı.
- Bin 316 kişi aynı kimlik numarası ile emekli dul ve yetim aylığının yanı
sıra Kore veya Kıbrıs Gazisi aylığı aldı.
- 711 kişi muhtaç ve yetim aylığı alırken aynı anda SSK emeklisi aylığı da
aldı.
- 11 bin 403kişi muhtaç aylığı alırken SSK? dan emekli aylığı almayı
sürdürdü.
- 14 bin 188 kişi 65 yaş veya muhtaç aylığı alırken sigortalı bir işte
çalışmaya başladı.
29 bin 810 kişi iki ayrı dosya üzerinden emekli aylığı aldı.
- 7 bin 14 kişi ise aynı kimlik numarası ile ancak farklı ad ve soy adlarla
emekli aylığı almaya devam etti.
- 44 bin 105 kişi evli göründüğü halde sağlık karnesi iade etmedi.
- 14 bin 902 kişi öldüğü halde sağlık karnesi aktif halde tutuldu.
YDK? nın çarpıcı saptamaları
YDK uzmanları, Emekli Sandığı üzerinden çifte aylık veya sağlık hizmeti
alanların durumunu şöyle değerlendirdi:
?Yersiz ödemelerden alacaklar genel olarak, kendilerine aylık ödenen ve
sağlık yardımı yapılan kişilerin ölüm, evlenme, öğrenimini tamamlama, işe
girme, muhtaç olmama, diğer sosyal güvenlik kurumları kapsamına girme gibi
çeşitli nedenlerle durumlarında değişiklik olduğu halde Sandığa
bildirilmemesi ve bu değişikliklerin Sandık tarafından zamanında tesbit
edilmemesi sonucu daha sonra yapılan incelemede hak sahibi olmadığı halde
kendilerine ödeme yapıldığı belirlenen kişilere çıkarılan borçlardan
oluşmaktadır.?
YDK? ya göre incelemek üzere gönderilen toplam 146 bin 643 kişilik liste ile
ilgili ön incelemesi yapılan 24 bin 889 kişiden, 9 bin 818 kişinin işlemi
iptal edildi ve bu kişilere 11 milyon 349 bin 847 YTL yersiz ödeme yapılmış
olduğu tesbit edilerek tahsilatı yönünde işlem başlattı. 121 bin 754 kişiye
ait inceleme ise tamamlandı.