|
ATATÜRK SAVAŞTA YARA ALMADI ANCAK GAZİ ÜNVANIYLA ANILDI |
|
|
|
Milli Mücadele Kıvılcımları Efelerin Yüreği |
||
ATATÜRK SAVAŞTA YARA ALMADI
ANCAK GAZİ ÜNVANIYLA ANILDI
Terörle Mücadele Gazileri. nin en temel
sorunu, gazi ünvanı alama maları.
Toplumun vicdanında gazi kabul edilen onbinler, belki de yüzbinler,
yasaların yetersizliği nedeniyle gazi olarak kabul edilmiyorlar.
Şöyle diyor, Gazi Mustafa Uslu .Askerliğin geldi, hoş geldin, askerliğin
bitti güle güle şeklinde bir yaklaşım var. Bu vatan öyle kolay beklenmiyor
dağlarda. Vatan uğruna kolunu, bacağını, gözünü kaybetmiş, ama en önemlisi
manevi yıkımlara uğramış insanlar var. İletişim, teknoloji sayesinde
gelişti. Bize ulaşmak hiç de zor değil..
Aldığı emir doğrultusunda, dağlarda ve sınır ötesinde bölücü terör örgütü
mensuplarıyla sıcak çatışmalara giren kahraman askerlerimiz ve polislerimiz,
görevlerini başarıyla bitirdikten sonra bir köşeye itiliyorlar. Sağduyu
adeta çıldırmış; hiç birşey olmamış gibi, kahramanlarımıza karşı duyarsız.
Gazi tanımını doğru dürüst yapacak bir yasa bile düşünülmemiş. Dernek ve
vakıflar ise ulaşabildikleri az sayıda gazinin sosyo-ekonomik sorunlarını
bile gidermekte çaresiz.
Bir büyük gazi kümesi gazilik haklarını alamadı. Dünyanın neresinde
yaşanılıyor, savaşa gideceksiniz ama döndüğünüzde gazi kabul edilmeyecek
siniz.
Bir gazinin annesi, babası, eşi, çocukları olmak, nasıl bir duygudur. Ne
gibi etkiler, izler bırakır insan yaşamında. Bu soruların yanıtları hakkında
derinliğine bir bilgiye sahip değiliz. Gazi Mustafa Uslu. nun annesi
yaşadığı dramı, hissettiklerini, çektiği sıkıntıları şöyle özetledi: .Hep
telefon açardım. Mustafa görevde ya da görevden döndü uyuyor, dinleniyor
yanıtlarını aldığım zaman aklıma hep kötü şeyler gelirdi. Çocuğuma bir şey
oldu ama söylemiyorlar gibi olumsuz düşüncelere kapılırdım.. Bir anne olarak
bu duyguları bir kere değil, pek çok kez yaşamak, katlanılır bir şey olmasa
gerek.
Gazi Mustafa ile Konya ilinde, Ilgın İlçesinde konuştuk, dertleştik.
Söyleşiyi gerçekleştirmek hiç de zor olmadı. Sakin, onurlu ve vakur bir
biçimde dik bir duruş sergiliyordu. Onun düşüncelerini ve beklentilerini
okuyalım.
- Sayın USLU sizi tanıyabilirmiyiz.
26/01/1975 KONYA, Ilgın. ın şirin bir Yörük köyü olan Çatak. ta dünyaya
geldim. Çocukluğum Ilgın da geçti, ilk öğretimimi Ilgında tamamladım. Ilgın
sanayi sitesinde oto tamircisi olarak çalışıp meslek edindim.
- İlk askeri eğitiminizi ne zaman ve nerede aldınız.
1995 yılında acemi birliği eğitimimi yurdumuzun güzel illerinden Antakya.
da, 121. Jandarma Komando Er Alayında ,75 gün temel eğitim alarak
tamamladım.
- Dağıtımınız nereye çıktı.
Şınrak, Uludere, Gülyazı 4 üncü bölüğüne.
- Görev yerinizin Şırnak. a çıktığını öğrenince neler hissettiniz.
Biraz şaşırdım. Annemin babamın üzülebileceğini bildiğim için uzun bir zaman
ailemden gizledim. Ama kendi adıma sevindim, ben askerliğimi hep Doğu da
yapmak isterdim. Bu yüzden Batı da askerlik yapan ağabeylerime bile, siz
askerlik yaptığınızı mı sanıyorsunuz diye takıldığım olmuştur. Dağıtıma
geldiğimde akrabalar, komşular .biz askerlik mi yaptık. Asıl askerliği
yapacak olan bu çocuk, vatanı için canını vermeye hazır, kelle koltukta
gidiyor. diye bana moral verdiler. Çünkü kendimi önemli ve özel hissetmemi
sağladı bu sözler. Komutanlarımız bizlerle yakından ilgilenip, .çocuklar!
bundan sonra annenizde babanızda biziz herhangi bir konu da sıkıntı ve
ihtiyaç halinde bize başvurun yardımcı olalım. dediler, hakikatten de öyle
oldu, diğer yerlerdeki askerler gibi bizleri sıkmazlardı.
Annesi söze giriyor: Hep telefon açardım, Mustafa görevde derlerdi, tekrar
açardık ,görevden yeni geldi uyuyor, dinleniyor diye çağırmazlardı. Aklıma
kötü şeyler gelirdi acaba çocuğumun başına bir iş geldi de benden
gizliyorlar mı diye. Askerden geldikten sonra uzunca bir zaman kendini
toparlayamadı. Divane divane gezdi, sanki benim Mustafam gitmiş yerine onun
kisvetinde başka biri gelmişti.
Mustafa annesinden sözü alıyor: Dağdan geliyorduk dönüşümlü göreve
gidiyorduk . 1 hafta öbür bölük 1 hafta biz, eğer döndüysek en iyi şekilde
dinlendirilip, yedirilip içirilip, moralimizi yüksek tutmaya çalışıyorlardı,
anne şevkatini aratmayacak sıcaklıkta komutanlarımız vardı.
İLK ÇATIŞMA
- Sizin olduğunuz bölgede çatışmalar oldu mu. Siz hiç çatışmaya girdiniz mi.
5 aylık askerdim, operasyonlar başlamadan önce izinlerinizi kullanın
dediler. Ben komutanıma çıktım .komutanım ben izinimi kullanmak istemiyorum
bir an önce askerliğimi tamamlayıp, memleketime dönmek istiyorum. dedim.
Komutanımın cevabı kesindi .koçum iznini kesinlikle kullanacaksın, yakında
operasyonlar başlayacak aileleriniz sizi merak eder, özlerler, izinler
kesinlikle kullanılacak. dedi. Gülyazı. dan Bağlıca karakoluna oradan Şırnak
tümenine daha sonrada konvoy eşliğinde Cizre. ye geldik. Öyle izne gidiyorum
deyip de eline valizi alıp çekip gitmek yok. Askeri, güvenlik altında
getirip götürmek için bütün bunlar. Dönüşümüzde de aynı şekilde toplama
birliği altında bir araya geldik. Askeri konvoy halinde, güvenlik içinde
birliğimize teslim edildik.
Birliğe vardığımızda bahar ayıydı. Nisan ayının 18 inden sonra idi, çevreyi
keşfettik. Ormantepe, Kuştepe Bıçaksırtı, Altındağ, Berkur, Düğündağı, Siyah
Kaya, Kuzey Irak. ın hat safhasındaydık, ama buraları isimle söylemez,
rakkamlarla kodlardık, güvenlik açısından önlem almak için. Bir gün Dereboyu
güzergahında Ortasu karakolu ile birleşik, patika yoldan intikal halinde
yürüyorduk, bir anda bize taciz ateşi başladı, o anda bütün askerler kendine
sığınmak için siper aradı. Orada çatışmaya girdik, ama onlar kaçtılar ne
onlardan ne bizden zaiyat vermeden atlattık. Zaiyatsız bir şekilde üst
bölgeye ulaştık. Berkur tepenin güvenlik çerçevesi bizden sorulurdu; kumanya
saklama, yatıp kalkma, yerlerimizi kuru taş örme, siperler, kum
torbalarından mevziler kurduk. Nöbetleşe ikişer veya dörder saat nöbet
tutardık. Gündüz istirahat eder, gece herhangi bir çatışma olur diye uyanık
kalırdık. En ağır çatışmamız dört buçuk saat sürdü. O gece benim için en
uzun gecelerden biriydi. Bir Temmuz akşamı, gecenin üçü, ayın batışıyla
çatışmanın başlaması aynen bir oldu, ben uçak savar mermisi taret ağır silah
kullanıyordum. Üst bölgenin güvenliği açısından 180 derece dönerek yaylım
ateşi açıyordum, bana da çok sayıda mermi geliyordu. Vızır vızır kulağımın
dibinden, saçımın üstünden, çenemin altından işte, o an çok korkunç bir andı
her an ölebileceğini bilmek, cenabı ALLAHIN koruduğunu kimse öldüremez.
Sürekli çelik yelek giyiyordum, saatlerce sağımdan, solumdan, üstümden
yüzlerce mermi vızır vızır geçiyordu. Gözümle gördüm toz bulutunu, sanki
cehennem anını yaşıyorduk, o an ne hissettim biliyor musunuz, işte o an
tarihte 1 Temmuz olduğundan dolayı, o anda gözümün önüne ve kulaklarıma
bilmem bilir misiniz Osman ÖZTUNÇ. un bir şarkısı vardır, o anda her şey
gözümden silindi. Osman ÖZTUNÇ. un şarkısı kulaklarımda, şarkıdaki anlamlar
gözlerime geldi, bana bi iman bi güç verdi:
Öyle bir iman öyle bir ihlas ki
Secde eder canlı ve bitki
Allah şahit ki vatanı için
Şaha kalktı Mehmet. i
Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen çatışma devam ediyordu. Tabur komutanımız,
tümen komutanımızdan kobra helikopterleri istedi, anında isteğimizi kabul
ettiler, kobralar gelince rahatladık çok şükür Allahı. ma dedim. Kobralar 45
dakikadan fazla destek verdiler, çatışma bitmişti. Artık telsizlerle
anonslar ediyorduk, birbirimizi yokluyorduk, zaiyat varmı diye.
Arkadaşlarımızdan haber almaya çalışıyorduk. O anda telsizde bir anons
geldi kulağıma, Bayram Harun ÇOBAN. ın şehit olduğunu duydum. Ilgının Büyük
Oba köyündendi, orası bir Yörük köyü idi. Çok yakın çocukluk arkadaşımdı, o
anda ben yıkıldım. Bittim kahroldum, dondum kaldım. Başka bir bölükteydi
arkadaşım ama birbirimizi görüyorduk. İkinci şehidimiz gündüz gözetleme
yapan Hataylı Ali KARADAĞ idi. Güpegündüz öğle vakti teröristler havan topu
atmaya başladılar. Üçüncü havan ona isabet etmişti, şarapnel parçalarının
etkisiyle parça parça olmuştu, yanına gittiğimde kıyma olmuştu. Moralimiz
sıfır oldu. Görev değişimi yaptılar.
Ne kadar kendini sıksada Mustafa dayanamıyor ağlıyor. Bir süre ara
veriyorum, suskunluk oluyor ve anlatmaya devam ediyor:
. Gazinoya geldik bir yandan yemek yiyorduk bir yandan komutanlarımız bize
moral motive ediyorlardı, derken silah sesleri geldi, bizim yerimizi alan
arkadaşlara pusu kurmuşlar, yemeklerimizi bitirmeden, temizlik ve traşımızı
olacaktık, olmadan apar topar destek vermeye gittik. Orda çok şükür Allahı.
ma bizden bir zaiyat olmadı. 2 terörist yakaladık ,biri ölü biri sağ. Ölü
olan terörist 19 yaşında bir kız idi..
DÖNMEK İSTESELER DE DÖNEMİYORLAR
- Sizi en çok etkileyen olaydan bahseder misiniz.
Zannedersem cehaletten kandırılarak, bir hiç uğruna vaatlere kanarak, dağa
çıkıyor bu terörist gençler. Bakıyorlar ki umduklarını bulamıyorlar, dönmek
isteselerde dönemiyorlar. Ölü olarak yakalanan bir terörist kızın cebinden
annesine Kürtçe yazı ile yazılıp Türkçeye çevirdiğimiz şiirin ve bana göre
teröristin dramatik şiiri şöyle;
Pişmanım Anam Bırakmıyorlar
Lanet etme anam doğurduğun güne,
Mutlu olmak hakkındı ama olmasan bile,
Bir zalim düşürdü beni bu hallere,
Pişmanım anam bırakmıyorlar.
İstermiydim soğuk dağlarda yatmayı,
Anaların yüreğine ateş atmayı,
Veren utansın elime silahı,
Pişmanım anam bırakmıyorlar.
Bir zalim başımda vururum diyor,
Dönenin sonu ölümdür diyor,
Ne kadar pişman olursam olayım anam,
Bu dağlardan sağ inen olmuyor.
Dost sandıklarım pusuda bekler,
Gelmek isterim namluyu diker,
Pişmanım anam bırakmıyorlar.
Her gün biraz daha azalıyoruz,
Hepimiz pişmanız diyemiyoruz,
Ölüm soğuktur kaçamıyoruz,
Pişmanım anam bırakmıyorlar.
Bir gün duyulur ölüm haberim,
Etrafa savrulur kanlı bedenim,
İbret olsun herkese benim kaderim,
Pişmanım anam bırakmıyorlar.
Sana son sözüm ağlama anam,
Bırak kendime ben kendim yanam,
Sevdiğim nazlı yare de selam,
Pişmanım anam bırakmıyorlar.
- Bu olaylar psikolojinizi nasıl etkiledi.
O anlar aklıma gelince kendi kendime sıkıntı veriyorum. Televizyon ya da
gazetelerde bu tür görüntüler görünce çok duygulanıyorum, yaşadıklarım
tekrar canlanıyor, aklıma geliyor. Sanki bende o ortamın içindeymişim gibi
hissediyorum. Birden bende oraya gidiversem, ateş ediversem, vuru versem,
onların yanında olup destek oluversem diye düşünüyorum.
- Psikolojik destek aldınız mı.
Askerde komutanlarımız moral motive için desteklerlerdi, ama döndükten sonra
psikolojik bir destek almadım. Askerden geldiğim ilk günlerde uyuyamazdım,
saat 4 de kalkardım, sanki bir anda bize pusu kuruyorlarmış gibi ruhum
uyuyamıyordu, bir çıtırdıda kalkıp, siperlere girmeye çalışıyordum. Panik
atak olmuştum yani bende psikolojik yardım almadım ama Güney Doğuda askerlik
yapan arkadaşlarımın kesinlikle almaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü
bende bu olayların etkisinden çok uzun zaman kurtulamadım, şu anda iyiyim
şükür.
- Şimdi ne gibi bir işle meşgulsünüz.
Şu an Konya, Ilgın şeker fabrikasında kamu işçisi olarak çalışıyorum.
- İş bulman kolay oldu mu.
Haliyle zor oldu, ilkokul mezunu olduğum için.
- Güneydoğuda askerlik yapmanın herhangi bir avantajını gördün mü.
Hayır herhangi bir avantajlı durum olmadı. Oysa olmalıydı. Çünkü bizler
gaziyiz. Devletin olanaklarından yararlanması gereken bir kesimiz. Bazı
kanunlar var. Ancak uygulamada pek işlemiyor. İş konusunda ihtiyacı olan pek
çok arkadaşım bulunuyor. En azından onlara iş verilmeli. Güvenlik
şirketleri, 30 günlük bir eğitimle işe insan alıyorlar. Oysa bizler 15 ay
uygulamalı eğitim aldık. Neden bu şirketlerin kapıları bizlere açık değil.
Korumasını da korunmasını da iyi biliyoruz. Tutturmuşlar .Lise diploması
olmadan olmaz. diye. O zaman kurslar açılsın, bizlerin lise diploması
alınması sağlansın. Çok şey mi istiyoruz. Bakın üç adet başarı belgesine.
Ben bu belgeleri bakkaldan mı aldım. Operasyonlardaki başarılarımızın
karşılığı olarak bana verildi bu belgeler.
- Devletten iş ya da herhangi bir sorununuzla ilgili yardım aldınız mı.
Hayır bu konuda hiçbir yardımı, maddi ve manevi anlamda görmedim. Ama görmek
istiyorum. Şahsıma yalnızca bana değil, benimle aynı kaderi paylaşanların
ailelerine, evladınızla probleminiz var mı, psikolojik desteğe ihtiyacı var
mı diye sorulmasını ve yanımızda olunmasını çok arzu ederim.
- Yani bu duruma saldım bayıra mevlam kayıra diyebilir miyiz.
Aynen diyebiliriz. Askerliğin geldi hoş geldin, askerliğin bitti güle güle
deyip salıveriyorlar. Bu vatan kolay kolay beklenmiyor, bu vatan uğruna
kolunu bacağını kaybetmiş ama en önemlisi manevi yıkımlar almış insanlar
var. Teknoloji gelişti bizlere ve ailelerimize ulaşmak hiç de zor değil.
Kendini Güneydoğu gazisi sayıyor musun.
İllaki sayıyorum. Amerika da her askere gideni ve döneni otomatik olarak
gazi kabul edip ona göre değerlendiriyorlarmış, maaş bağlıyorlarmış. Bende
bir güneydoğu gazisiyim. İlllaki kolunu bacağını kaybetmekle gazi olunmaz.
ATATÜRK de savaşta yara almadı ama Gazi MUSTAFA KEMAL Paşa olarak anıldı,
gazi kabul edildi. Pek çok İstiklal gazisi, Kore gazisi, Kıbrıs gazisinin
burunları bile kanamamış ama gazi kimlik kartı ve gazi maaşına layık
görülmüşler. Ben ve benim gibilerin de bu onuru hakettiğimize inanıyorum.
- Son olarak söylemek istediklerin nelerdir.
Askerliğimi doğuda yaptığım için gururlu ve onurluyum, bunun herkese nasip
olmayacağını biliyorum, bunun onurunu yaşıyorum ama bizler kaderimize terk
edilmemeliyiz vatanım için aynı yere, aynı şekilde seve seve giderim. Canım
vatanıma feda olsun.
Annesi söze karışıyor, . babanda aynı şeyleri söylerdi a oğlum, hadi deseler
koşa koşa topumun başına giderim. derdi. Allah rahmet eylesin.
Gaziler dergisi ile ilgili düşüncelerini alabilirmiyim.
Gaziler dergisi. nin gazilerin problemleri ile ilgilenmeleri hoşuma gitti.
Bu vatanın kolay kolay kazanılmadığının unutulmaması gerekir. Herkese
gaziler dergisini okumasını tavsiye ederim. Ayrıca gaziler dergisine
söyleşiden dolayı teşekkür ederim, başarıların devamını dilerim
Milli
Mücadelenin Kıvılcımları Efelerin Yüreği Yanık Olur. Onlar Başsız
Kahramanlardır. Ege. nin dağlarında, kuraklığın kol gezdiği topraklarda
atılan ilk tohumlardır.
MİLLİ MÜCADELENİN ÖNCÜLERİ: DEMİRCİ MEHMET EFE VE YÖRÜK ALİ EFE
Röportaj: Çiğdem BAYRAK
- Demirci
Menmet Efe ve Yörük Ali Efe Kimdir. Oradan Başlıyalım mı.
A.İhsan Gürcan: Zeybek. te bir adet vardır .Efe vuruldumu tanınmasın diye
kızanlar başını keserler. bizim kızanlar tembihlidir. .Başımı kesin
uzaklara gitti deyin. diye söylermiş Demirci Mehmet Efe. 1.inci Dünya Savaşı
bitmişti. Türkiye savaştan yenik çıkmıştı. Sevr Anlaşmasının ön hazırlıkları
yapılıyordu. Türkiye paşlaşılmak isteniyordu. Demirci Mehmet Efe hala
dağlarda kalanlardandı. Düze inmemişti. Sevr bölüşmesi sırasında Ege.yi
Yunanlılarla paylaşamıyan İtalyanlar, 1 Mayıs 1919 da Kuşadası ve Selçukta,
11 Mayıs.da da Fethiye, Bodrum ve Marmaris.te işgal faaliyetine başladılar.
15 Mayıs 1919 Perşembe günü emperyalist İngiliz, Fransız ve Amerikan
donanmasının koruması altında saat 08.00 de 12 bin mevcutlu Yunan İşgal
Güçleri, Zafiriu Kumandasında, İzmir. e çıktılar. Kadifekaleye aynı gün
Yunan topları yerleştirildi. İzmir baş Papazı Hrisoz Tomas, Yunan
Askerlerini kutsadı. İşgal Atinaya duyurulunca şenlikler yapıldı. Belediye
Başkanı Patris .bugünden başlayarak, İyonyanın güzel çiçeği İzmir
Yunanistana aittir. dedi. İşgal günü, bu ana kadar hükümet güçlerince
.haşerat, serseri, eşkiya. gibi sıfatlarla anılan ama, ülkenin girdiği her
savaşta baştacı edilen Zeybeklerin bu kez ülkelerinin savunması için
dağlardan inmeye başlamaları, genlerinde bulunan haksızlığa baş kaldırcı
özelliklerinin yansımasıydı. Aynı gün işgal güçlerinin bayrağını taşıyan
Yunan askerini tabancasıyla vuran gazeteci Hasan Tahsin, bağımsızlık
savaşının fitilini ateşlemiş oldu. Kendisi de öldürüldü. Bir efsun askeri
Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa yı tokatladı. Kışlada 14 subay öldürüldü. 28
yüksek rütbeli subay, 128 subay, 540 er ve 2000 ne yakın sivil esir alındı.
İçişleri Bakanı Ulusa sessizlik tavsiye etti. Buna karşın Denizli Müftüsü
Ahmet Hulusi Efendi .işgale uğrayan memleket halkının silaha sarılması ve
savaşması farzı ayindir, fetva veriyorum silah ve cephane azlığı veya
yokluğu mücadeleye engel değil. dedi. Dağlarda dolaşan Zeybeklere haber
verildi. Direniş için anlaşıldı. Yüzbaşı Tahir Bey Ödemiş.te toplantı yaptı.
Postlu Mestan Efe danışman oldu. Kısa bir süre sonra Ödemiş.te direniş
amaçlı geçici hükümet kurularak tüm zeybekler düze indirilmesi,
silahlandırılması, cephe kurulması kararı alındı. Nazillideki Zeybeklerle
ilişkiyi, Yanık Halil İbrahim Efe kuracaktı. Demirci Mehmet Efe Nazillinin
Pirlibey köyündendi. İşgali haber almış ve 25-30 Zeybekle köye gelmişti.
Aynı gün Ödemiş. te toplantı yapılmış, Mursallı İsmail Efe, Jandarma Subayı
İbrahim Bey kanalıyla Ödemiş. ten 200 tüfek aldırmış, Alimoğlu İsmail Efe.
nin kardeşi Ali, oğulları Alim ve Hüseyin ile köyden 4 kişiyi de yanına
alarak Halkapınar Yaylasına çıktı. Büyükçe bir çınar ağacına bayrak asarak
halkı direnişe çağırdı. Gönüllüler toplanmış, bu anda Sarı Edip Bey de
Mursallıdan kendisini aldırmasını istemiş, böylece Sarı Efe olarak anılacak
Edip Bey de Halkapınar Yaylasında kurulan Milis Cephesine katılmış oldu. 16
Mayıs.ta işgal Bornova ve Karşıyaka da genişledi. Urla İskelesine yeni Yunan
askerleri çıkarıldı. Ve depolar işgal edildi. Bu arada 173. Alayın silah
deposunu basan Türkler, Yarbay Kasım. ın emrindeki Milis Örgütüne girerek
.ilk direnme kuvvetini. oluşturdular. 17 Mayıs ta Yunanlılar Çeşmeyi işgal
etti. Söke ve Milas ta İtalyanlarca işgal edildi. Aynı gün Venizelos,
Zafiriu. ya Aydın. ı İtalyanlardan önce işgal et emrini verdi. 18 Mayıs 1919
günü Manisa Jandarma Tabur Komutanı Binbaşı Fehmi, İzmir. in işgali üzerine
çevre köylerdeki Rumların çeteler kurarak, Türklere saldırmaya ve mallarına
el koymaya başladıklarını bildirdi. 18-19 Mayıs 1919. da Pirlibey. de Aliağa
çiftliğinde yapılan toplantıdan Cevat Sökmensüer, Aziabatlı Küçük Yusuf Bey
ve Karacasulu Yusuf Bey, Demirci Mehmet Efe. yi ulusal savunmaya davet
ettiler. Ardından Nazilli. de bir cephe açarak, buranın işgalini önlemeyi
önerdiler. Sökmensüer. in belirttiğine göre, Demirci Mehmet Efe bu öneriyi
kabul etmiş daha sonra da geçici karargah olarak Pirlibey. de Demirci Mehmet
Efe. nin evinin kullanılmasına karar verilmiştir. 19 Mayıs 1919. da Muğla
da toplantı yapılıyor, toplantı öncesi Ejderhaoğlu Muhammet Efe. nin .biz
karılarımızın, çoluk çocuğumuzun Yunan ayağı altında çiğnenmesini mi
göreceğiz ne duruyoruz. Bizde kan kalmadı mı. Silahı hükümetten, parayı
zenginlerden alalım, cepheye varalım, Yunana varalım, Muğla. nın şan ve
şerefini koruyalım. sözlerinin ardında Ejderhaoğlu Muhammet Efe, Topaloğlu
Mehmet Efe, Topaloğlu Ahmet Efe, Hacı Gecioğlu Hüseyin Efe, Damgalıoğlu
Tahir Efe, Gıvılatlı Halil İbrahim Efe, Sakaloğlu Efe, Tahsildar Feyzullah
Efe, Aşçı Abdurrahmanoğlu Emin Efe, Aşçı Abdurrahmanoğlu Mehmet Reflu Efe,
Mutasarrufoğlu Mehmet Rüştü Efe, Çavuş İbrahim Efe, Hacı İlioğlu Mehmet Efe,
Helvacıların Mehmet Ali Efe, Dügürekli Cücümün Ali Efe, Kısa Hasanoğlu
Alirıza Efe, Kireşçi Yörük Mehmet Efe silahlı bir milis gücü oluşturdular.
Bu Zeybeklerin yanına Yedek Subaylarında verilmesi sonucu ortaya çıkan
birliğe Muğla Serdengeçtiler Müfrezesi adını verdiler. Bu birlik kurulduğu
günlerde şu Efeler vardı.
1- Göktepe - Belenge- Dürüngüme yaylasında: Dillik Efe
2- Marçalıdağları - Milas Ovası dolayında: Gilim Efe
3- Yatağan Dolayında: Yatağanlı Şeyh Mehmet Efe, Abiköylü Kasralıoğlu
4- Gökova-Ula dolayında: Gemitoğlu Şükrü Efe, Hacı Badıoğlu Mehmet Çavuş
5- Karaböğürtlen - Köyceğiz arasında: Döğüşbelenli Cemil Efe
6- Fethiye Ovasında: Bagilarlı Alaman Efe
7- Marmariste: Dayım Halil Oğlu ve Koca Mustafanın Oğlu
8- Datça da: Allahbilmez, Reşadiyeli Ahmet Çavuş, Bursalı Ahmet Efe vardı.
Bunların bir çoğu geçmişte savaşlara katılmışlardı. Bu arada Padişah yanlısı
propagandalarda yapılıyordu. Arnavut Yahya ve Ödemişli Ahmet bunları yapan
iki kişiydi. Çayanköylü Efe. de yerli işbirlikçileriydi. Dayım Halil Oğlu
Hüseyin Efe Mustafa ve Raşit Zengin kardeşler bunlara karşıydı. .Etniki
Ekerya. örgütünden Anton Civoni. yi yakalayıp öldürdüler. Yıllardır dağlarda
dolaşan Çineli Kıllı Efe, Seferili Küçük Osman ve Mehmet, Selimiyeli Efe,
Katrancılı Alim Efe ve Kozalaklı Efe de ulusal direnişe katıldılar. Yanık
Halil İbrahim Efe, Nazillideki Zeybeklerle ilişkiye geçmek için yanında
Ödemişli Hakkı, Paşaoğlu Fahri Bey, Araplı Halil Efe, Adagideli Honay. lı
Mehmet Emin Ağa 19-20 Mayıs 1919 gecesi Beydağlarının Başoluk mevkiindeki
Alim gediğinde, Dıkılaç Koca Mustafa ve çetesi tarafından tüm adamlarıyla
öldürüldü. Çolak Yusuf Efe Aydın ili ile ilişkiye geçmesi için 10 Kızanıyla
sınırda bulunan Mendegüme Köyünde görevlendirildi. 20 Mayıs 1919. de
Venizelos, 1. Tümen Komutanı Zafirua 17 Mayısta verdiği emri daha da
genişleterek bu kez Aydın, Manisa ve Ayvalık. ı işgal etmesi ve gerekirse
yerli Rumları da silahlandırmasını istedi. 22 Mayıs 1919. da Aydın 57. Tümen
Komutanı Albay Şefik Bey (Aker) Yunan işgalinin yaklaştığını düşünerek,
halkın yağmalamasını sağlamak amacıyla silah deposunun kapısını kırdırdı ve
nöbetçisiz bıraktı. Dağ Köylerinden gelen halk, gece silahları aldı. Demirci
Mehmet Efe Pirlibey toplantısında alınan karar gereği 27 Mayıs 1919. da
çevre kazalarının Kaymakamlarına durumu yazıyla bildirdi. Demirci Mehmet Efe
.Pirlibey Kuvayi Milliye Kumandanı Demirci Mehmet Efe. diye mektupları
imzalamıştır. Ardından Yörük Ali Efeye. de mektup yazılmıştır.
- Yörük Ali Efe kimdir biraz bahseder misiniz.
A.İhsan Gürcan: 1916 yılının önemli olaylarından biri de süregelen savaş
nedeniyle Yörük Ali Efe. nin askere alınmasıdır. Askerliğe İzmir 5. depo
alayında gördüğü eğitimle başlayan Yörük Ali, Üsküpcü Efe. nin ağzından
yazarak belirttiğine göre, askerde balya taşıma sırasında balyanın düşmesi
sonucu Ermeni Subayından küfür işitmiş, kırbaç yemiş, bir süre sonra da
kendisini tokatlayan subayı öldürmüş ve dağa çıkarak Alanyalı Molla Ahmet
çetesine Zeybek olarak katılmıştır. Daha sonra Barutçuoğlu arkadaşı Toma ve
bazı Rum esirleri dağa kaldıran Alanyalı Molla Ahmet Efe Kocagedik denilen
yerden zabdiyeler tarafından sıkıştırılmış Alanyalı, Tımarsıza çekilme emri
vermiş geri çekilme anında çekilmeden haberi olmayan ve zabdiyelerin
bulunduğu yere giden Zeybek Badal Ahmeti Alanyalının emriyle Yörük Ali
öldürmüş, ardından Rum esirler de çete tarafından öldürülmüş, kısa süre
sonra da Yörük Ali, Alanyalı Molla Ahmet Efe. nin baş Zeybeği olmuştur. Bir
süre sonra önceleri Yanık Halil İbrahim Efe. nin Zeybek. i olan, daha sonra
Yanık tan ayrılarak yanına aldığı Muğlalı Kör Ali ve Yatağanlı Salih. le
dağlarda dolaşmaya başlayan Çakır Yusuf, Alanyalıya tuzak kurmuş, çıkan
çatışmada Kör Ali ve Yatağanlı Salih Yörük Ali tarafından öldürülmüş, daha
sonra yapılan bir baskınla da Çakır Yusuf ortadan kaldırılmıştı. Yörük Ali
Kıllıoğlu Hüseyin ile dost oldu. Bir süre sonrada Alanyalı ve çetesi
Kavaklıdere karakolunu bastılar, baskında Alanyalı ve Ödemişli Mehmet
karakol çavuşu tarafından vuruldu, ardından çavuş öldürüldü. Ödemişli Mehmet
bu çatışmada öldü. Alanyalı ağır yaralı kurtuldu. Alanyalı, ölürse, Yörük
Ali. nin Efe olmasını vasiyet etti. Kısa süre sonra Alanyalı öldü. Yörük Ali
20 yaşında Efe oldu. Çok kısa bir zaman için Kıllıoğlu ile birlikte dağlarda
dolaştılar. Daha sonra Kıllıoğlu ve Habibin Ali ayrılarak kendi çetelerini
oluşturdular. Yörük Ali. nin çetesinde Sülekin İbrahim, Çavuşoğlu Mehmet,
Yavuzköylü Hacı Mustafa, Nazilli dolayından Yörük Hasan Ali ve Çakır Mehmet
Kardeşler, Aşık Şakirt ve Kınalı Dokuz. dan oluşuyordu. Kıllıoğlu Hüseyinin
çetesinde ise Kör Ahmet, Gülbayram, Sağırın İbrahim, Yağcılarlı Çolak Ahmet,
Kuruköylü Ahmet bulunuyordu. Habibin Ali. nin çetesinde Uzgurlu Hüseyin,
Çerkezoğlu, Yazgırlılı Koca Ömeroğlu adlı Zeybekler vardı. Yörük Ali Efe
çetenin başına geçtikten sonra kendisine geçmişte iftira atan Çolak. ın
Mehmet. i öldürdü. Daha sonra babasını öldüren Deli Mehmet. i evinde bastı
ama ona acıdığı için öldürmedi. Bir süre sonra kendi köyünde Kavaklılı
Ferideyle ikinci evliliğini yaptı. Bu arada yataklarından olan Ödemiş Hamit
Köyünden Kerimoğlu Hasan. ın oğlu Tekeli İsmail. de çeteye katılmış ama bir
süre sonra çeteden ayrılıp kendi çetesini kurmuştu. Bu yıl içinde Yörük Ali
Efe ve Zeybekleri, Malgaçın altındaki Mersinli Dere. nin Bozalanı Mevkiinde,
Asteğmen Fethi Bey ve Zapdiyelerinin baskınına uğradılar. Baskında
Yavuzköylü Hacı öldürüldü. Diğerleri gece karanlığından yararlanıp kaçtılar,
ardından bu kez Menderes Ovasının ortasında Asteğmen Fethi Bey ve
Zapdiyeleri tarafından yeniden pusuya düşürüldüler, açılan ateşle Hasan Ali,
Çavuşoğlu ve Çakır Mehmet öldürüldü. Bu arada Tireli Hulusi Yörük Ali. nin
eniştesi ve Bakırlının Yatağı Çengelli Hüseyini tarlasında öldürdüler diğer
akrabası da Yörük Ali. nin saklandığı yeri söylemedikleri için Asteğmen
Fethi Bey tarafından hapsedildiler. Bunun üzerine Tireli Hulusinin Bakırlı
tarafından önce kurşun sıkan parmakları kesilmiş, ardından da öldürülmüştü.
Bir süre sonra Yörük Ali Ödemiş Kaymakamı Refik Bey aracılığıyla düze
indirilen ve dörder altın aylıkla seyyar jandarma kadrosuna aldırılan
Mesutlulu Mestan Efe ve Kızanları Gökdeli ve Arap Hüseyin ile buluştu.
Mesutlulu Mestan Efe düze indirildikten sonra askerliğini Batumda yapmış,
harp bitince geri dönmüş, eşkiyalık yapmadan dağlarda dolaşırken düze
indirilmiş, Çakırcalının yanında yetişmiş bir Zeybekti. Asteğmen Fethi,
Kıllıoğlu Hüseyinin de peşindeydi Kıllıoğlu da Camızalanı köyünde Fethi Bey
komutasındaki Zabdiyelerce tuzağa düşürülmüş, Tahtacı Kızanı ölmüş kendisi
de sol elinden vurulmuştur. Tüm bu olayların ardından bu kez yörük ali ve
Zeybekleri Asteğmen Fethi ve Zabdiyelerini Kavaklı dolayında pusuya düşürdü
ama Yörük Ali Asteğmene dokunmadı. Fethi bey tuzağa düştüğünü ve
öldürülmediğini öğrenmişti. Bir süre sonra Fethi Bey Yörük Ali. nin üvey
babası aracılığı ile Yörük Ali. nin düze inmesini istemiştir .hatta gücü
yeterse diğer Zeybekleri de indirsin, memleket iyi günlerde değil. demiştir.
Ayrıca hiçbir takibata uğramayacak, istediği yerde oturacak, silahlı
gezebilecek, arasıra eşkiya takibinde yardımcı olacak diye ilave etmiştir.
Yörük Ali yaptırdığı takibat sonucu düze indi. Yörük Ali Kıllıoğlunu da ikna
etti. Yörük Ali düze inmeden önce kendisiyle birlikte Kıllıoğllunu ihbar
edip, Kıllıoğlunun elinin parçalanmasına neden olan ve eski Çine de oturan
Şakiri öldürdüler. Şakiri Kıllıoğlu öldürdü, daha sonra Yörük Ali ve
Kıllıoğlu Asteğmen Fethi aracılığıyla Sultanhisar da düze indiler akrabaları
serbest bırakıldı. Yörük Ali ve Kıllıoğlu düze indikten sonra Asteğmen
Fethinin tayini çıktı, yerine Arap Yüzbaşı geldi. Bu arada Kıllıoğlu Kuru
Köyden Hacı İbrahimin Kızı Fatma ile evlendi. Bu dönem içinde Kıllıoğlu
Hüseyin Efe, Kuruköylü Mehmet, Sağırın İbrahim, Çolak Ahmet, Ovacıklı
Süleyman, Kör Ahmet ve Arap Ali den oluşan adamlarıyla Arap Yüzbaşının
düğününe giderken yolda Çalıkakıcı Kara Durmuş Ali ve Kızanlarının pususuna
düştüler. Karadurmuş Ali, hepsini soydu. Paralarını aldı. Kıllıoğlu
kendisini soyanları bulmak için zulmediyor, Yörük Ali de ayrı bir koldan
failleri arayordu. Sonunda Yörük Ali ve Kıllıoğlu tekrar dağa çıktılar.
- 1. Dünya savaşı 1918 de bitti bu sırada dağdan düze inen efeler var mıydı.
Var sa kimler di.
A.İhsah Gürcan: 1- Salavatlı Köyünden Sancaktarın Ali Efe
2- Mesutlulu Mestan Efe
3- Çinenin Çaltığ Köyüne yerleşmiş Kozalaklı Mehmet
4- Nazilliye yerleşmiş Dokuzun Hasan, Hüseyin ve Mehmet Efe idi.
Dağda gezen Efeler ise;
1- Bakırlı Efe
2- Karaerkek Efe
3- Demirci Mehmet Efe
4- Limon Efe
5- Şeyh Mehmet Efe
6- Gılim Zeybek Efe
7- Gökdeli
8- Ortakçılı Mehmet Efe
9- Sökeli Ali Efe
10- Sayılarlı Ali Efe
11- Sinekli Hasan Efe
12- Zurnacı Ali Efe
13- Köpekçi Nuri
14- Tekeli İsmail
15- Yörük Ali Efe
16- Kıllıoğlu Hüseyin di.
3 Haziran 1919. da Umurlu, Köşk ve Sultanhisar kasabaları işgal edildi. 4
Haziran 1919. da Çine de bulunan 57. Tümen Komutanı Albay Şefik Yörük Ali ve
Kıllıoğlu Hüseyin Efelere Ulusal Savunmaya katılmaları için Yüzbaşı Ahmet ve
Giritlili Mumduh Bey le yeniden çağrı yaptı. Zeybekler Ulusal savunmaya
katılmaya karar verdiler. Aynı gün Demirci Mehmet Efe, Zurnacı Ali Efe. ye
kendisine katılması için mektup yazdı. 6 Haziran 1919. da Zurnacı Ali Efe,
Demirci Mehmet Efe. ye katıldı. 5 Haziran 1919. da da Yörük Ali, Kıllıoğlu
Hüseyin ile Çine Yağcılar köyüne tamamen yerleşti.
Yörük Ali Efe ve Demirci Mehmet Efe. nin Milli Mücadelede birlikteliği
mütakip sayılarda anlatılacaktır.
Saygılar sunarım
GAZİLİK. OLGUSUNA DAİR
DİSİPLİNER BİR DEĞERLENDİRME
NESLİHAN YALMAN
Öncelikli olarak
belirtmem gereken şey, bu yazıyı yazarken oldukça zorlanmış
olmamdır. Bunun sebebi .gazilik. dediğimiz olgunun henüz entellektüel ve
akademik düzeyde ele alınmamış olmasından ötürüdür. Öyle ki; Türkiye. de
gazilik ve şehitlik üzerine enstitüleşme düzeyinde kurumlar
oluşturulmamıştır. Bu, iç dinamikleri böylesi iki kavram üzerinde sıkı
sıkıya bağlı bir ülke adına büyük bir eksikliktir.
Gazilik üzerine bir yazı yazmanın meşakati, daha önce hakkında geniş çaplı
çalışmalar yapılmamasından ve bizim de, o çalışmaları referans almamızdan
gelmektedir. Konuya, kendi persfektifimizden yaklaşmaya çalışacağız.
İlk olarak, gazi kelimesinin gerek etimolojik, gerekse Türkçe sözlükteki
anlamına değinmenin fayda getireceğini düşünüyorum. .Gazi., Arapça. dan
gelen bir kelime olup, birkaç anlamı karşılamaktadır. Birinci anlamı, gaza
eden, ordunun başına geçen, savaşan; savaştan sağ ve muzaffer dönen. dir.
İkinci anlamı, böyle bir ordunun başkumandanı. dır. (Buna örnek olarak da
Gazi Mustafa Kemal. e verilmiştir.) Üçüncü son anlamı da, kadınların
gerdanlarına taktıkları ikinci Sultan Mahmut devrinden kalma bir çeşit süs
altınnı. dır1.
Böylesi bir tanıma dikkatimizi çekebilecek ilk nokta, gazi ifadesini ilk
kullananlardan birinin Mustafa Kemal oluşudur. Kendisini, topyekün bir
mücadele halinde savaş vermiş büyük bir topluluğun başkumandanı olarak bu
unvanı almıştır. Ünvan, kendisinin de ötesinde Türk milletine ait ontolojik
bir devamlılığı sağlar. Bu sebeple; gazilerimiz, Mustafa Kemal Atatürk. ün
sancaktan varettiği şanlı bayrağın koruyucularıdırlar. Bahsettiğimiz şey,
bir nevi devamlılık mitidir. Bu ülkenin kendi topraklarında yeşermeye devam
eden ve iç disiplini sağlayan...
Lacan üzerinde konuya yaklaşacak olursak, .yasa(k)ı çekin, tüm kültür
çöksün.. söylemine dikkat etmemiz gerekebilir. Bu söyleme bakarsak; Türkiye.
de Yasa(Baba). ya dair bir bütünlüğün olduğu ve bunun olmaması halinde de,
kültürün erozyona uğrayacağı gerçeğinin ortaya çıkacağı görülmektedir. Ben
bu ifadeyi bir varsayım olarak uygulamaya geçirmeye çalışıyorum. Temel
amacım, Gaziler dergisinin 23. Tebliği. nde belirttiği üzere, gazilik
olgusunu irdelemeye çalışmak ve ona entellektüel bir vizyondan bakmaya
çalışmaktadır. Bu çalışmaları yapması gereken insanların, dergiye yazı
göndermemesi yahut bu olguya destek verici çalışmalar yapmaması hazindir.
Mevcut tablonun değişmesi hususunda kendilerine görev düşen tüm
kurum/kuruluş/kişilerin harekete geçmesinin gerekliliğini hatırlatmak
durumundayız.
Gazilik durumunun, biyo-psiko-sosyal bir varoluş haline tekabül ettiğini
söyleyebiliriz. Öyleyse; ilk kertede yapılması gereken şey, disiplinlerin
kendi aralarında paylaşacakları ara yüzeyler oluşmalıdır. Enstitüleşme,
bunun temel yapılanmalarından biridir. Sosyolog Zygmunt Bauman. ın .bilgi
kümeleri arasındaki bölünme, inceledikleri dünyadaki bölünmüşlüğü
yansıtmalıdır.2. ibaresini tersten okuyarak, bölünmüşlüğün bütünlüğe katkı
sağlaması gerektiğini savunuyoruz. Her disiplinin-aynı olmasa dahi-ortak
uzlaşım kümeleri yaratabileceğini düşünüyoruz.
Yukarıdaki açıklamalardan yola çıkarak, gazilik kavramını ele almaya
çalışacağız. Sartre .insanın ontik anlamdaki özgürlüğü. zedelenemez. Yani,
her insan kendinin üzerinde yükselerek ve kendini nesne edinerek dünyada
kendi konumunu belirleyecektir. Bundan ötürüdür ki; insan, onun gözünde bir
.trajik kahramandır.3. Yazar Jean Paul Sartre. ın bu görüşü ekseninde,
anlamsızlığın bile anlama dönüştürülebildiği ve ne yazık ki kendi iç
ahlakını oluşturduğu bir dünyada yaşıyoruz. Anlamsızlıklar karmaşasından bir
anlam üretmeye gayret etmeye çabalayanların ve ontik özgürlüklerini korumaya
çalışanların, kendi anlamaları. nı sorguladıkları-daha doğrusu onlara
sorgulattırılmaktadır bu - elim verici bir çağın içinde debeleniyoruz.
Umudun kaybedil memesi gerektiğini düşünerek; Dr. İsmail Tufan. ın kitabında
fikirlerine yer verdiği ve ismini belirtmediği Bayan K. nın şu ifadesine
dikkat çekmek istiyoruz: .Ve hayatı gülmekle ağlamak arasında gidip gelen
bir salıncak olarak tanımlardı.4.
Gazilerimiz bu salıncağın iki ucunda gelip giderek; ülkelerine sitem
etmedikleri gibi, kimseye gönül de koymamışlardır. Hatta; bu mertebeye
ulaştıkları için, Allah. a şükretmektedirler. Türkiye bağımsızlığı nın
böylesi müşvik insanlar tarafından korunduğunu belirtelim. Lakin; yine de
böylesi bir düşüncü, bizi sahip olduğumuz sorumluluklardan feragat etmeye
götürmemeli... Onlara sahip çıkması gereken kurum ve kuruluşların iş başına
geçmesi önem taşımaktadır. Atılabilecek başat adımlardan biri, Gaziler
dergisinde sıkça bahsedilen .Gazi Bakanlığı. nın hayata geçirilmesidir. Ben,
bu çalışmayı biraz daha genişleterek .Gazi Araştırma ve Tanıtma Enstitüleri.
nin de kurulması taraftarıyım. Böylelikle, gençlerin de etkileşimine açık
bir alan olacak gazilik olgusu hakkında bilimsel düzeyde tezler, çalışmalar
yapılabilecek, bunların bir kısmı kitaba dönüştürülebilecektir. Şüphesiz ki;
belirtilen çalışmaların yapılması adına, bakanlığın faaliyete geçmesi ve bir
uygulama alanı oluşturması gerekmektedir.
Prof. Dr. Engin Geçtan. ın .Pisikanaliz ve Sonrası. kitabında, varoluşçu
psikolojiye değinilmiştir. Kişinin tanınması gereken bir nesne değil, bir
varoluş olduğunun altı çizilmiştir. Yazılanlara göre; varoluşun zaman
boyutu, geçmiş kuşaklardan aktarılan kültürel olgularla ilintilidir. İçinde
bulunduğumuz zaman boyutu, gerçekte geçmiş ve geleceği kapsamaktadır. Sayın
Geçtan, pek çok düşünürün varoluşçu felsefeye katkıda bulunduğunu ve varoluş
sözcüğünün paradoksal soyutlamalara kolayca yol açabileceğini etkilemiştir5.
Varoluşçu felsefenin kurucusu olarak da lanse edilen filozof Martin
Heidegger. den de yararlanırsak, ontolojik saptamalar altında toplanan onun
felsefesinin temelini .insanın dünya içinde varoluşu. şeklinde
ifadelendirebiliriz. Sevgili Kaan H. Ökten. in belirttiği üzere filozofun
temel kavramı olan Dasein, bir nesne ve idea değildir. Bunun da ötesinde,
olgusal anlamda varolandır ve herdaim bir varlık anlayışında olan insandır.
Ancak; varlığın olduğu gibi kabul etmenin ötesinde o, çeşitli öngörüşlerle
ve öngörülerle bulanıklaştırılmıştır6. .Aynı şekilde Dasein, dışsal
nesnelerle deneyim ve bilme yoluyla tikel ilişkilere giren bir özne de
değildir. Heidegger. e göre Dasein, yılıtılmışlık değil açıklık demektir: O
buna, dünya-içinde-varolma demektedir. Bir başka deyişle Dasein, bir
deneyimleme imkanları alanı içindedir. Bu alan (.dünyü.) Dasein. ın tikel
deneyimleri ve deneyim ilişkilerini mümkün kılmaktadır. Bir başka deyişle,
dünyasız Dasein olmaz.(...)7
Yazdığımız açıklamalar üzerinden, sayın Ahmet Hilmi Balcı. nın şimdilik
çekirdek bir kavram taslağı şeklinde meydana getirdiği .Türk-Dasein. a
değinmek istiyoruz8. Nitekim; Dasein.ı bu kavram taslağı üzerinden
genişletebilmek ve tanımlayabilmek, Türk akademisi ve gazilik için de önem
atfetmektedir. Bu kavram taslagının genişletilebilmesi demek, Türkiye. de
gazi konumunda bulunanların, .-lik. ekiyle sonsuzlaş tırılarak, .gazi-lik.
oluşu altında nasıl bir varoluş gösterdiklerine de dikkat çekmek
istemektedir.
Şu halde; bizim yazmaya çalıştığımız bu yazı, denizde damla denli ufak bir
değer taşımaktadır. Öznel deneyimimizi ve dünyaya bakışımızı da eklediğimiz
bu çalışmada, farklı disiplinlerin önemli isimlerinden yararlanarak gazilik
üzerine fikirlerimizi belirtmek istedik. Fikirlerin akademik bbir zemine
oturmasını istesek de; zemini sağlam kırmak uğruna, diğer yazarların/bilim
adamlarının desteğine ihtiyacımız vardır. Birlikten kuvvet doğar
ilkesiyle!.. Mühim olan, burada yazdıklarımızı genişletilmiş akademik
vizyonlara yayabilecek kurumların /akademisyenlerin .milli. çekirdeği
meydana getirebilmeleridir. Bizim burada yaptığımız, dalgalarla boğuşan bir
gemiyi, her ne koşulda olursa olsun limana ulaştırabilmektir. Bunun da düz
bir çizgide olmayacağı kesindir. Öyle ki; yöntemi oturtabilmek,
disiplinlerarası bir kıvılcımın büyüttüğü yangının zuhur etmesiyle
manidardır.
Türkiye. de gazi olmanın ve varoluş felsefesi ve psikoloji kapsamında
gazilik. in ne. liğine dair çok fazla bir şey bildiğimizi sanmıyorum.
Üstelik; bunun, psikanalitik anlamda da ne denli derin kökleri bulunduğunu
da çözememişiz. Türkiye gibi ordu ve askerle alakalı dinamik ilişkilerin iç
içe geçtiği, şehitlik/gazilik misali rütbelerin kutsal sayıldığı bir
coğrafyada, olayın sosyolojik yüzünün de derinlemesine incelenmesini arzu
ediyoruz. Buradan hareketle; Gaziler dergisinin öne sürdüğü .terörle
mücadele gazi-lik-i. ve .gazi polis-lik. misali yeni kavramları
genişletebilmeliyiz. Bu kavramların .lik. eki kapsamında uzantılarına
değinmek de, Türk-Dasein. ı kurgulayabilmek adına yerinde olacaktır.
Öyleyse; konu, sandığımızdan da derindir. Kazdıkça kazarak, kazdıkça
kazarak sonunda fışkıran suyu bulabilmek ümidini taşıyoruz.
Şehitlik, gazilik kapsamında mercek altına alınabilecek yığınla mesele
vardır. Bunların hepsine burada değinmemiz imkansızdır. Üzerinde durmak
istediğimiz meselelerin başında, Lacan. ın teşbihiyle Yasa-yani simgesel
düzenle baba-gelmektedir. Onun üzerinde durduğu Yasa (yani kural koyucu),
çocuğun anneyle olan ayna evresinin bir sonraki aşamasıdır. Yani, asker
ocağı ve anne ocağı ayrıştırması ve askerlerin başta anne olmak üzere,
eşlerine /nişanlılarına hasret duymaları bu çerçeve aşamasında
yorumlanabilir:
.Yasa. yı içselleştirerek çocuk, baba ile özdeşleşir ve ondan kendi modelini
kurar. Bu anda yasa özgürleştirici hale gelir; çünkü çocuk anneden ayrılarak
bizzat kendinin hakimi olur, yapacağı şeyin bilincine varır, geleceğe
yönelir, toplumsal düzene, kültüre yerleşir, dile girer. Oidipus. ta üç
kurucu öğe ayırt etmek gerekir: 1) Yasa 2) Model 3) Vaat. Baba çocuğu
tanıyan kişidir; yani Yasa olan sözle, akrabalığın sihirli bağı ve vaat ile
ona kişiliğini sağlar.. (Vergote: Psychologiereligieuse.)9.
Bu içselleştirme askerliğin kendi iç yasaları ekseninde irdelenirse, Yasa.
nın burada TSK yahut ordu yerine geçtiğini düşünebiliriz. Türkiye. de
erkeklerin, askere gitmeden tam erkek olmadığı ve bu görevi ifa ettikten
sonra tam bir erkek olduklarının düşünülmesi de bu yüzden olabilir. Yasa,
genci/adamı anne kucağından alarak, daha büyük bir Anne. nin (Ana-dolu)
kucağına gönderir. Ordu kapsamında ele aldığımız Baba da oğlunu (askeri)
belli bir disiplini dahilinde bağrına basar. Koyduğu kurallarla onu,
toplumsal düzene ve kültüre eklemlendirir. Bu yüzdendir işte, gazilerin
herdaim isimlerinden de önce gazi olarak anımsanmaları... Anımsanmak
isterler. Çünkü; yaşamlarının en ilginç evrelerinden biri olan askerliğin,
kişiliklerine sağladığı katkıyı yadsıyamazlar. Hatta; bahsettiğimiz katkı
her yanlarına nüfus etmiştir. Nüfus çift taraflı bir döngüyü de beraberinde
getirir. Tıpkı; Kıbrıs Gazisi Saime Hanım. ın şu ifadesindeki gibi: ....
gaziler siperlerde, eşler cephe gerisinde eşzamanlı ve eşruhlu olarak
yaşıyorlar.10.
Burada bahsedilen eşzamanlı ve eşruhlu olma durumu, psikiyatrist/yazar Prof.
Dr. Yusuf Alper. in değindiği anlamda eşduyum. dur. Yani, psikanaliz ve
psikoterapi açısından, insanın kendisini başkasının yerine koymasıdır. Bunu
açıklarken Alper, şöyle bir Nasrettin Hoca fıkrasına yer verir:
.Ağaçtan düşen Hoca. nın bacağı kırılır. Hemen bir doktor çağırın derler.
Hoca engeller: .Bana doktor değil, ağaçtan düşen bir adam çağırın.11.
Öyleyse, temel problematiklerin başında gazilerle kurulan empati
gelmektedir. Bu empati (eşduyum), belki gazi olan bir insanın hislerini onun
kadar anlamamıza yetmeyecektir. Yine de, bu eşduyumu biraz da olsa
yakalayabilmek adına çaba sarfetmek isabetli olacaktır. Acıları vefakarlığa
dönüştürdüğümüz noktada, insaniyetimiz filizlenecektir. Ancak; böylesi
duygusal zekalarla bir bilim, .gazi-lik. olgusunu gerek psikanalitik, gerek
sosyolojik ve gerekse sanatsal açıdan gözetebilecektir. Türkiye. de
disipliner bulaşıcılığın bu .gerek. lerle büyütülerek ilerlemesi
temennisiyle...
DİPNOTLAR VE KAYNAKÇA:
1- Ferit Develioğlu, Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitapevi,
Yayına Hazırlayan: Aydın Sami Güneyçal, Ankara, 2005, 22. Baskı, s. 284
Sözlükte geçen kelime gazi şeklinde yazılmış ve gaza. dan galdiği için .ga.
hecesinin uzun bir şekilde telaffuz edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu
ifadeyi önemsiyoruz. Nitekim; kelimenin, II. Mahmut döneminde bir çeşit süsü
altını anlamına da geldiğini düşünürsek... (D. Mehmet Doğan. ın hazırladığı
Büyük Türkçe Sözlük. te de Rehber Yayınları, Şubat 1992, 9. Baskı, s. 380.-,
II. Mahmut. un çıkardığı bir altın sikke anlamına gelmektedir). Gazi
sözcüğünün açılımını ve geçirdiği tarihsel evriminin dahi, başlı başına bir
araştırma konusu olduğunu söyleyebiliriz.
2- Zygmunt Bauman, Sosyolojik Düşünmek, Ayrıntı Yayınları, Çeviren: Abdullah
Yılmaz, İstanbul, 2002, 3. Basım, s.12
3- Bakınız: Saffet Murat Tura, Freud. dan Lacan. a Psikanaliz, Ayrıntı
Yayınları, Ankara, Mart 1996. 2. Basım, s.87.
4- İsmail Tufan, Modernleşen Türkiye. de Yaşlılık ve Yaşlanmak / Yaşlanmanın
Sosyolojisi, Anahtar Kitaplar, İstanbul, Ekim 2003, s. 14.
5- Bakınız: Engin Gençtan, Psikanaliz ve Sonrası, Hür Yayın, İstanbul, Mart
1981, 1. Baskı, s. 293, s. 296-297.
6- Bakınız: Kaan H. Ökten, Heidegger Kitabı, Agora Kitaplığı, İstanbul,
Ağustos 2004, 1. Basım, s. 63-64.
7- A.g.e 64.
8- Neslihan Yalman ve Ahmet Hilmi Balcı, .Siyasi Katılım/Katılımsızlık
Çerçevesinde Kemal Tahir. in Kurt Kanunu. ndaki Emin Bey. in ve Kara Kemal.
in Sanat Sosyolojisi Düzleminde İncelenmesi., Türkiye Günlüğü, Sayı: 86, Güz
2006, ss, 95-110.
9- Saffet Murat Tura, Freud. dan Lacan. a Psikanaliz, s. 161.
10- Hatun Doğan, .Temennim Dünyanın Her Yerinde Barış Olsun. (Röp), K.S.M.
Gaziler Dergisi, Yıl: 23, Sayı: 145, Temmuz-Aralık Özel Sayısı, s. 15.
(Vurgu şahsıma aittir.)
11- Yusuf Alper, Şiir ve Psikiyatri Kavşağında, Okyanus Yayınları, İstanbul
2001, 1. Baskı, s. 43
MADALYA ÜZERİNE BİR KURGU
Alb. (E) Ali İhsan GÜRCAN
Senaryo: Genel olarak Kıbrıs ve Kore. de geçiyor genelde geceleri.
Dekor: Mutsuz bir savaş sahası, yer yer şehitler ölü ve yaralılar.
Oynayanlar: Kore ve Kıbrıs. ta savaşmış 52.811 kişi. Bazıları Subay bazıları
Astsubay bazıları Erbaş ve Er bazılarıda kadın! Aralarından memur olanları
da var.
Senaryo Türü: Bir noktada drama sayılabilir.
Konu: Savaş sonrası bazıları madalya alıyor mutlu, bazıları savaşmış yoğun
stres ve travmalar yaşamış her nasılsa sağ kalmış sonra yuvasına dönmüş,
bazen sıçrıyarak uyanmış bazen mide kanamaları geçirmiş bazen ileriye doğru
boş boş bakmış bazen gülmüş bazen ağlamış kişiler ve bunların sorunları.
Gerekçeler: Türk hükümeti bu kişilerin bazılarına madalya verdi bazılarına
vermedi. Vermedikleri için gerekçeleri vardı gerekçeleri genelde şunlardı.
1) Sen harbin yönünü değiştirmedin
2) Seni sıralı sicil amirin madalyaya layık görmemiş
3) Başarılı olan ekipte sende varmıydın belli değil
4) Harp sahasından kaçtınmı kaçmadın mı tam bilinmiyor
5) Türkün şanını yükseltip yükseltmediğin anlaşılamadı ve benzeri
gerekçeler.
İşte Madalya almamalarının nedenleri. Ya alanlar bunların hepsini tam
yaptılar, yaptılarki madalya aldılar. Bizde yapsaydık bizde madalya alırdık.
Genelde söylenen budur halbuki gerçekte bumudur belli değil. O zaman gerçek
nedir hep beraber dinleyelim bunu son defa yazıyorum bir daha bu konuda yazı
yazmayacağım. Yazmayıp da ne yapacağım eylem yapacağım.
Eylemin Türü: Daha sonra belli olacak ama her şeyi yasal hudutlar içinde
yapacağım.
Şimdi hikayeme gelelim.
Geçenlerde devletin üst düzey yetkilileri 108 yaşında bir gaziyi ziyaret
ettiler. Bu gazi son İstiklal Savaşı gazisiydi. Bu gazi adına tabiki tüm
gaziler olarak mutlu olduk ama isterdik ki 108 yaşında değil, 30 yaşında 40
yaşında ziyaret edilmeli ve gönlümüz alınmalıydı. Biz gaziler ölüme beş kala
değil hemen savaştan gelir gelmez hatırlanmak ve gönlümüzün alınmasını
istiyoruz. Elbet gazilere bu devlet birçok şey yaptı bunu inkar etmemiz
yanlış olur. Ama gaziler için herşey yapıldı mı hayır. Halterciler halter
kaldırdıktan sonra basketbolcular oyundan sonra futbolcular maçtan sonra
güreşçiler güreşten sonra atletler koşudan, yüksek atlamadan, uzun atlamadan
sonra iş adamları fabrikalarını genişletince sanatçılar sanatlarını icra
edince hemen madalyalarını alırlarken ve bize de savaşırken savaş meyda
nındayken madalyalarınızı yazdık dönmeden alacaksınız denmişken Kıbrıs
gazileri 33 yıldır Kore gazileri 54 yıldır madalya alamamış kimin umrunda.
Geçenlerde sayın Başbakanımız Kızılaydan değeri 42 bin ytl olan bir madalya
aldı onun adına bizde sevindik ama istemeyerek üzüldük de. O 42 bin ytl. lik
madalyayı alırken, diğer sporcular birlerce cumhuriyet altını alırken, Güney
Kore. de 2002 yılından Türk Milli Futbol Takımı 23 kişisiyle hiç biri ayırt
edilmeden gol atana da atmayana da bekte olanada forvette olanıda pas vereni
de vermeyeni de hepsi Devlet Üstün Hizmet nişanı alırken, koşucu Süreyya
Ayhan antrönörü ve kocası olan Yücel Kop. la birlikte altın madalya, ev ve
cumhuriyet altını alırken bu çifte standart niye, biz niye almadık diyesi
geliyor insanın. Bizim madalyamız 42 bin ytl değil, 10 ytl. lik olsun yeter.
İsteğimiz çok masum. Madalyanın cinsimi. Altın olur, gümüş olur, bronz olur,
bakır olur, teneke olur özetle birşey olur ama sevineceğimiz bişey olur. Biz
sevinmeyelimmi sevinmemiz kime ne kaybettirir. 20 yaşında, 22 yaşında
kendisini uçaktan paraşütle atan, donanmayla karaya çıkan, helikopterle
gelen, jetlerle savaşa katılan bazılarının kolunu kaybettiği, bazılarının
bacağını kaybettiği, bazılarının hayatını kaybettiği, fizik kayıpları
olmayanların ruhunu kaybettiği bir savaşta 10 ytl. lik bir madalya ne ki,
neden vermiyoruz niçin ısrar ediyoruz, versek kıyametmi kopar kıyamet zaten
koptu. Kıyamet 628 kişiye verilince koptu. 628. in dışında kalanlar
hainmiydiler, savaşı sabote mi ettiler. Onlar Türkün şanını yükseltenlerden
değilmiydi. Onlar başarılı ekipte yokmuydu, onlar izin alıp tecavüzünde mi
bulundu veya hava değişimi alıp birdaha gelmediler mi. Bunlar olmadıysa
bunlara hayır deniyorsa o zaman niye ayırt ettiniz, hep sizin yaptığınız mı
doğru. Doğru nedir bende biliyorum. 33 yıl 10 ay fiili, 45 yıl 10 ay itibari
hizmet ettim. Takım komutanlığı, bölük komutanlığı, karargah subaylığı, grup
komutanlığı yaptım. Bu komutanlıklarda üstün cesaret feragat, harekat, idari
hizmet, üstün hizmetlerden dolayı gerek Genelkurmay Başkanından gerek Kara
Kuvvetleri Komutanı, Genelkurmay 2. Başkanı ve Jandarma Genel Komutanından 8
adet şilt aldım, şerit rozet aldım. 150 ye yakın takdir yazısı aldım.
Bunları yapan ben Kıbrıs. ta paraşütle atlayan ben birliğimi sevk ve idare
eden ben arazi kazanan ben düşmanı yok eden ben daha ne yapmalıydım. Beni
nasıl izlediniz. Harp sahasında 20 Temmuz günü Harbin en hareketli olduğu
gün, 2. Harekatın başladığı 14 Ağustos günü Üstteğmen Ertan Demirbaş, Teğmen
Ali Kumpur, Teğmen Ömer Lütfü Taşçıoğlu ile birlikte Dipkarpasa ilk giren
biz daha ne yapmalıydık. Harbin yönünü değiştirmek nasıl oluyor, harp daha
başka nasıl değiştirilir. Yani Harbin yönünü değiştirmek soldan giden harbi
sağa almakmıdır. Bunlar boş mesnetsiz ve hiçbir dayanağı olmayan şeylerdir
bunları bırakınız, bırakmalısınız doğru olan Kıbrıs. da yapılmıştır,
yapıldığı için de zaten savaş kazanılmıştır. Biz başarılı olmak için herşeyi
yaptık, herşeyi yaptığımız için başarılı olduk.
Birşeye geliniz geçmişte birçok hatalar yapıldı. Bu hatalar Fransada Yüzbaşı
Dreyfus. a, İngiltere de Jandark. a yapıldı. Önce itibarları kaybettirildi,
önce hain ilan edildiler sonra milli kahraman oldular ve en üstün devlet
nişanıyla ödüllendirildiler. Aynı şey Galile Galileo. ya yapıldı. O .dünya
dönüyor. dedi karşısındakiler .dönmüyor. dedi, sonra döndüğü anlaşıdı.
Yapılan yanlıştan dönüldü o defterler yeniden açıldı. Bizde niye açılmasın,
bizde de Çandarlı Halil Paşa. ya aynı hata yapıldı idam edildi, sonradan
suçsuz olduğu anlaşıldı. Aynı hatalar 1. Dünya Savaşında Allahüekber
dağlarında Hafız Hakkı Paşa. ya yapıldı. Hafız Hakkı Paşa haklıydı Enver
Paşa yanlışta ısrar etti neticede 100 bin kişi öldü hani sorumlusu. Ya
Başbakan Adnan Menderese olanlar önce idam edildi sonra itibarı iade edildi
anıt mezarı yapıldı, havaalanına ismi verildi. İstiklal Savşanda 85 bin
kişiye 1968 yılında iyi görev yaptılar diye hepsine madalya verildi, kimse
ayırt edilmedi. Doğru olan da buydu. Yani herkese verilmesi. Elbet ayrım
olacaktı ama ayrım yanlış yapana, savaştan kaçana, görevini yapmayana
olmalıydı.
Silahlı Kuvvetler ödül yönergesinde üç şeyden bahsediliyor.
1) 1. derece övünç madalyası savaşa katılıp herhangi bir disiplinsiz durumu
görülmeyenlere verilir deniyor. Bunu almalıyız. Bu olmuyorsa şunu almalıyız.
2) Liyakat Madalyası, görevlerin başarılmasında büyük beceriklilik ve
çeşitli görevlerde başarı gösterenlere verilir deniyor. Peki soruyorum size
biz uçakla Kıbrıs. a atlama bölgesine inip arazi tutup, havabaşı tutup,
arazi kazanıp, düşmanı yok edince, Dipkarpası alınca bir beceriklilik
göstermiş olmuyormuyuz daha nasıl beceriklilik gösterelim. Burtlancaster-
Tony Curtis. in trapez filiminde olduğu gibi ayrıca havada elele mi
tutuşmamız lazım veya su içinde su dansçıları gibi başımız aşağıda
ayaklarımız yukarıda ritmik cimlastik mi yapalım daha ne yapsaydık
yaptıklarımız yetmiyor mu. Hadi benim sicil amirim var. Er, Onbaşı,
Çavuşların da sicil amirleri varmı onlar ne yapacaklar dı. Onlar da bizim
ekibin içindeydiler onlarında başarılarda payı vardı.
3) Hadi bu ikisine layık olmadık peki hizmet madalyasınada mı layik değiliz.
Silahlı Kuvvetler Madalya ve Nişanlar yönergesinde hizmet madalyası aynen
şöyle diyor; Üstün Hizmet Madalyasıyla taltif edilemeyecek derecede başarı
gösterenlere verilir deniyor bunuda mı haketmedik. Peki hakedenlere Harp
sahasını gören çok büyük dürbünlerle 50 yaklaştırmalı, 50 büyütmeli
dürbünlerle mi baktık. Onların bütün hareketlerini izledik mi hiç mi
yanlışları yoktu, onların sicil amirleri onlara hep iyi dediler de bize hep
kötü mü dediler. Kötü idiysek niye arazi kazandık, düşmanı yok ettik,
havabaşı tuttuk, bizden sonraki birliklere elverişli ortam sağladık. Onlara
yapılan hakta bize yapılan haksızlıkmı acaba.
Elbet haksızlık var, elbet haksızlığı yapan var, bazıları hayatta bazıları
hayatta değil. Öyleyse doğru olan nedir. Kanımca doğru olan şudur. 52.811
kişiyle bir anket yapınız doğru olan nedir diye sorunuz inanıyorum ki şu
cevapları alacaksınız. İsterseniz yapın.
a) Muharip Gaziler Derneği Ankaradan beklentilerimiz: Siz Muharip Gaziler
Derneği lütfen oturunuz bu gaziler için yeniden dört dörtlük, heryönüyle
düşünülmüş, yanlışı hiç olmayan bir kanun teklifi veriniz. Bu kanun teklifi
şöyle olsun;
Kore. de savaşmış 1-2-3 üncü kafilede buulunmuş ve Kore hükümetince
kendilerine madalya tahsis edilmiş 16.500 kişi için Türk Hükümetince,
Kıbrısta 20 Temmizda 1. harekata ve 14 Ağustosta 2. harekata fiilen katılmış
havadan, karadan, su üstü ve su altından katılmış canını ortaya koymuş
verilen her görevi yapmış ve kaçmamış, hiç bir disiplinsiz durumu gözükmemiş
herkese ama herkese bir madalya teklif ediniz. Madalyanın cinsi önemli
değil. Altın, gümüş, bronz hatta bakır bile olabilir bu madalyayı teklif
ediniz hemde en erken zamanda teklif ediniz. Geçmişte yapılan ve birçok
gazinin bu bir hatadır dediği madalya/nişan bastırıp bunu isteyen gazilere
parayla satmayınız.Bu yapılan işi doğru bulmuyorum yalnış buluyorum. Derneğe
gelir kaydetmek için başka yollar bulabilirsiniz lütfen madalyayı/nişanı
darpaneye bastırıp parayla satmayınız. Bizim istediğimiz bu değildir, bizim
istediğimiz T.B.M.M. den çıkacak bir madalyadır. Bu madalyayı takmak
istiyoruz. Başkasını takmayacağız.
Milli Savunma Bakanlığı: Siz Milli Savunma Bakanlığı, gaziler olarak sizden
bir isteğimiz vardır. Muharip Gaziler Derneği Genel Başkanlığından gelecek
olan, hazırlanacak olan tüm gazilere madalya verilmesi teklifini lütfen
destekleyin tıpkı 1968 yılında 85 bin İstiklal Savaşı Gazisine yapıldığı ve
kimsenin ayırt edilmediği, herkesin aldığı gibi tıpkı 2005 yıında Kıbrıs.
dan savaştan kaçan 21 bin EOKA-B mensubuna Yunan hükümetinin hiç kimseye
ayırt etmeden madalya vermesi gibi, tıpkı Bosna-Hersekte mezalim yapan toplu
katliam yapan sırplara madalya verilmesi gibi biz mezalim yapan, kaçan
değiliz. Sizin gerekçeniz çok kolayca bulunabilir yeterki isteyiniz. Bu
benim zamanımda olmadı sorumlusu ben değilim. Kore için 54 yıl Kıbrıs için
33 yıl geçti o defter kapandı birdaha açılmayacak demeyiniz, derseniz
haksızlık devam etmiş olacaktır lütfen haksızlığı önleyiniz, engelleyiniz.
Türkiye Hükümeti: Lütfen Milli Savunma Bakanlığı. nın hazırlayacağı/sunacağı
kanun teklifini Bakanlar Kurulunda öncelikle görüşünüz ve kanun teklifini
Bakanlar Kurulundan ivedi geçirip, T.B.M.M. nin önüne getiriniz sizden
beklenen budur bunu istiyor sizden gaziler. 52.811 gazi eşleriyle birlikte
105 bin gazi çocuklarıyla birlikte 210 bin kişi sizin için bir anlam
taşımıyor mu. Taşımıyorsa bir sorun yok ama taşımalı değil mi. Zamanında
Hz. Ömer Dicle de bir koyun kaybolsa hesabını benden sorun demişti, şimdi
bir koyun değil 52.811 gazinin madalya hakkı kayboluyor sizin için önemli
değil mi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi: Siz Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli
üyeleri, milletvekilleri önünüze bir kanun teklifi geliyor/gelecek bu kanun
teklifini, 52.811 kişinin haksızlığını ivedi şekilde görüşünüz oturumdan
kaçmayınız. Nasıl Türkiye Cumhurbaşkanını seçmek için 367 sayısını bulmak
için büyük bir gayret göstermişseniz nasıl kendi maaşlarınız 22 Temmuz da
yapılacak seçimler nedeniyle 3 aylık çalışma süreniz dolmayacak olmasına
rağmen 15 Temmuz da 3 aylık maaşınızı muhtemelen tam alacaksanız bu konuda
vicdan huzuru duyacaksanız 52.811 gazinin madalyası için tam bir vicdan
huzuru duyabilirsiniz çünkü onlar hak ettikleri birşeyi istiyorlar. Genelde
hak edilen bir işi savunmak çok kolaydır. lütfen Kore gazileri için 54 yıl
Kıbrıs gazileri için 33 yıldır devam eden haksızlığı gideriniz. Tıpkı CHP
Milletvekilleri sayın Enver ÖKTEM, sayın Abdülrezzak ERTEN, sayın Ensari
ÖĞÜT, sayın Türkan MİÇOĞLU, sayın Vezir AKDEMİR gibi yapınız ve bu kanun
teklifini destekleyiniz. Destekleyiniz ki bu gaziler size ömür boyu minnet
duysunlar.
Saygılar Sunuyorum herkese mutluluklar dilıyorum. Bu konuda yazacağım son
madalya yazısı budur. Bundan sonra madalya konusunda yazı yazmayacağım
BEKLENTİ; GAZİ NÜFUSUNA SAHİP ÇIKAN BİR İKTİDAR
Büyük bir gazi nüfusu, 2007 seçiminde çıkacak iktidardan sorunlarını derinliğine
irdeleyecek, taleplerini kucaklayacak ve Gazi Bakanlığı. nı kuracak adımlar
bekliyor.
FİLİZ İŞİLER
Cumhuriyet tarihinin gazilik olgusunu ilgilendiren bölümüne göz attığınızda,
bilgi ve kaynakların küresel ısınmanın getirdiği kuraklığı aratmayacak düzeyde
olduğuna tanık olursunuz. Öncelikle yazılı eser sayısı oldukça kıttır.
Mevcutları şöyle bir incelediğinizde, gazilerin temel sorunlarına eğilmediğini
rahatlıkla görebilirsiniz. Eserler genelde kahramanlık boyutunu işlemiştir.
Oysa gazilerimizin başka düzlemlerde de meseleleri bulunmaktadır. Madalya
konusu, ayakları yerden kesik bir biçimde varlığını sürdürmektedir. Ruhsal
yaralanmalar ne yazık ki hiç algılanmamaktadır. Rehabilite edilmeden kaderlerine
terk edilen gaziler, tam bir trajedi yaşamaktadırlar. Terörle Mücadele gazileri,
ünvan beklemekten yani gazi adını almaktan çok uzak bir mesafede durmaktadırlar.
Hak alanlara ise, hala gazi yerine .vazife malülü.
demekteyiz.
İktidar ya da muhalefet edenler, anlaşılır olmayan sebeplerle gazilik olgusuna
teğet geçmişlerdir. Hangi siyasi partinin seçim bildirgesinde gazilere yönelik
vaatlere rastladınız. Bir bakın...
Bir seçim dönemi daha... Sancılı ve . ne olacak bu memleketin hali..
cinsinden sorulara muhatap. Şöyle ya da böyle yeni bir iktidar ve muhalefet
oturacak Milletin Meclis koltuklarına. Yine yeni kavgalara, sürtüşmelere,
yasalara tanıklık edeceğiz. Bu seçim döneminde de büyük işlere imza atacağız
diyenleri sıkça dinleyeceğiz televizyon ekranlarında, miting alanlarında ve
broşürlerde sıkça okuyacağız.
Geçmişte olduğu gibi.
Hepimize bildik gelir bu tip tümceler. Ve yıllardır böyle sürer gider.
Elbette sosyo-ekonomik gelişme adına pek çok işler yapılmış, adımlar atılmıştır.
Pek çok konu ise, yıllardır askıda kalmış, tozlu raflar arasında hatırlanmayı
beklemektedir. İşte bu konulardan biri belki de en önemlisi gazi nüfusuna
yönelik radikal adımların atılmaması noktasındadır.
Ancak gelmiş geçmiş iktidarlardan ve muhalefet yapmış partilerden ilgi bekleyen
büyük bir gazi nüfusuna sahip olduğumuzun da ayrımında olalım.
Belki şimdilik sessizler, örgütlü değiller. Sivil toplum örgütleri gazi nüfusunu
derinliğine algılamamış olabilirler. Sokaklara dökülmeyi onurlarına yediremeyen
gazilerin, sizce, hep büyük ve derin sessizliklere gömülmek zorunda kalmalarına
izin mi vereceğiz.
Gazi nüfusunun içine girip, seçimlerden ya da yeni oluşacak iktidardan
beklentilerini sorduk, ilginç cevaplar aldık.
Terörle Mücadele Gazisi : (Abdullah KIRAN)
.Timin arkasındaydım. Bir operasyona gidiyorduk. Time yetişmek için biraz
hızlandım. İşte o anda havaya fırladım ve hızla yere çakıldım. Bir ayağım
yerinde yoktu. Yaşadığım olayı anlatamam. Toplumun içinde çok çeşitli gruplar
bulunuyor. Bunlardan biri belki de en önemli olanı gaziler.Yaşadıklarıma ve
yaptığım tesbitlere göre, milletin gaziye ne sevgisi ne de saygısı var. Aynı
timsahın gözyaşları. Devlet gazilere iş veriyor. Ancak altyapısı hazırlanmamış.
Bir iş verdiler; sabahtan akşama kadar ayakta çay servisi. Amirlerin baskısı. Ve
sonunda işi bırakmak zorunda kaldım.
Şimdi seçimlere harıl harıl hazırlanan siyasetçileri görüyorum ekranlarda,
gazete sayfalarında. Bir gazi olarak 2007 seçimleri sonucu kim iktidar olursa
olsun mutlaka bu yanlış gidişe son vermeli. Cinnet geçirip, eşini ve çocuklarını
elleri ile boğarak öldüren gaziye, suçun hepsini yüklemek hiç bir vicdana
sığmaz. Eğer orada oturup, yönetmeyi sorun çözme değil, sorun üretme olarak
temellendiren bir iktidar gelirse, yaşamımızdan bir 4 ya da 5 yıl daha
alacaktır..
Halit Sağlam: (Terörle Mücadele Gazisi)
.Bugüne kadar .gaziler seçim sonrası oluşacak iktidardan ne bekliyor..
sorusunun sorulduğunu duymadım. Sanırım seçim anketi yapan firmalar da böyle bir
soruyu anketlerine almamışlardır.
Bende böyle bir soruyla ilk kez karşılaşıyorum. Öncelikle bu soruya beni muhatap
gördüğünüz için teşekkür ederim.
Gazilerle ilgili konuların ne yazık ki seçim döneminde gündeme gelmesi acı bir
gerçek.
1993 yılında aldığım bir yara sonucu gazi oldum. Yıllardır ne televizyonda ne de
yazılı basında terörle mücadele gazileri gündeme getirilmedi. Bunca yıldır
gazileri ve de şehitleri kaderlerine terkedenler, hangi yüzle bize bakacak ve
bizlerin sıfatlarını telaffuz edecek.
Güneydoğu. da bölücü terör örgütü ile mücadeleye yüzbinlerce insan gitti.
Kimi bayrağa sarılı döndü, kimi de sağlam. Aileleri ile birlikte milyonlara
ulaşan bir guruptan rahatlıkla sözedebiliriz. Sorunları sadece ekonomik değil,
manevi sorunlarda söz konusu. Böylesi bir nüfusun sorunları ile uğraşacak
merciin çok güçlü ve donanımlı olması gerekiyor.
Bu nedenle yeni oluşacak siyasi iktidardan şehit ve gazi nüfusunu kapsayacak bir
bakanlığı tesis etmelerini bekliyoruz..
Hatice Kaynak: (Terörle Mücadele Gazisi Eşi)
.Siz, bir gazi eşi olmak nedir sorusuna cevap verebilir misiniz.
Diyeceksiniz ki, yaşamak lazım. Doğrudur. Yaşamanız gerekiyor, o konuda bir şey
söyleyebilmek için.
Bir iki noktaya değinmek istiyorum. 17 yıllık evliyim. 3 çocuğum var. Eşimle
aynı çevrenin insanlarıyız. Yani birbinimizi çok eski tanıyoruz. Ailemizi
komşuydular. Severek evlendiğimiz için çok büyük problemler yaşamadık.
Ancak asteğmen olarak görev yaptığı Güneydoğu. dan döndükten sonra kabuslarımız
başladı. Savaş bizim için bitti derken, kendimizi hiç tanımadığımız bir
çatışmanını içinde bulduk. Yıllardır birbirini çok tanıdıklarını sürekli tekrar
eden bir çift, bir anda kampların yorgun savaşçısı oldu.
Önceleri algılayamıyordum nedenini. Psikolojik destek aldım. Psikiyatristim
eşimin askerde bir travma yaşamasının doğal olduğunu ve bu travmanın ruhsal
yaralar açabileceğini öngörünce, olaya farklı bakmaya başladım. İyiki de
davranışlarımı değerlendirmişim. Eşimi şimdi daha iyi anlıyorum. O bir gazi,
farklı biri. Bir değer. Hatta yüce bir değer.
Siyasilerden isteğim gazi eşlerine odaklansınlar. Çünkü biz anayız. İlk hayat
dersini biz veriyoruz. Bizler sorunlu olursak, bu çocuğumuza da yansıyabilir.
Haydar Atik: (Kore Gazisi)
.78 yaşındayım. Ömrümün sonuna geldim. Huzurlu ve mutlu yaşadım. Allaha şükür
çocuklarımdan bir sorun görmedim. Devletimi, bayrağımı, milletimi canımdan çok
sevdim. Kore. ye mutlu gittim mutlu döndüm. Vazifesini başarıyla tamamlamış bir
insanın duygularıyla doyasıya yaşadım.
Çocuklarıma ve torunlarıma sürekli vatanseverliğin ne olduğunu anlatmaya
çalıştım. .Hizmet, hizmet, hizmet. dedim.
Tek bir buruk noktam var. Onu da sadece kendimi düşünerek değil, her gün
şehitler geliyor, demek ki gazilerde gelecek, hepimiz için meclisten madalya
bekliyorum. Yeni meclisin bu boşluğu doldurmasını ve ölmeden bana da bir madalya
vermesini talep ediyorum..
H.Y.: (Kıbrıs Gazisi Eşi)
.Seçim kampanyalarında ve dağıtılan broşürlerde, iktidara soyunanların yoğun bir
.vaat. trafiği içinde kaldıklarını gözlemliyoruz. Biri mazotu .1 Ytl yapacağım.
diyor, diğerleri bunu takip ediyor. .işsize maaş vereceğim.
diyor, diğerleri .OTV vergisini kaldıracağım. diyor.
Adeta bir .vaat yarışı. izleniyor. Siyasilere şunu sormak istiyorum: Niçin şehit
ailelerine ve gazilere yönelik vaatleriniz yok. Üstelik onları yer yer
kullanıyorsunuz.
.Ne şehittir Ne gazi......... anlayışından vazgeçmenin zamanı gelmedi mi.
Savaşın dönüş maliyetini hesaplamıyor musunuz.
2007 seçiminde, kim kazanırsa kazansın şehit ve gazi kümesinin temel sorunlarına
sıkı bir biçimde eğilmesi gerekiyor. Artık gazilik ile ulusal güvenlik
olgularının içiçe geçtiğini kavramalılar..
KORE
GAZİSİ VE KORDER BAŞKANI HAYRETTİN SUAKAR. IN YASA TEKLİFİ
146. sayımızın kapağında .Kore Gazilerinin Kurduğu Dernek Gazi Adını Alamadı!.
başlığı altında, .pes. dedirtecek bir habere yer vermiştik. 100.
e yakın Kore Gazisi, kurdukları derneklerinde gazi adını kullanamıyor. Bu
nedenle bir hukuk mücadelesi veriyorlar. Hatta derneğin başkanı Kore Gazisi
Hayrettin Suakar bu aksaklığın giderilmesi için bir kanun teklifi hazırlamış.
Çiğdem BAYRAK
Anayasanın 2. maddesine göre, .Türkiye Cumhuriyeti...... bir hukuk devletidir.
Nedir hukuk devleti.
Hukuk devleti, en kısa tanımıyla faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan,
vatandaşlarına hukuki güvenliği sağlayan devlet demektir. Anayasa mahkemesi de
12 Kasım 1991 tarih ve K.1991/43 sayılı kararında hukuk devleti ilkesini, benzer
bir şekilde .yönetilenlere en güçlü, en etkin ve en kapsamlı biçimde güvencenin
sağlanması, tüm devlet organlarının eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması.
olarak tanımlamıştır.
Yine Anayasa Mahkemesi 21 Haziran 1991 tarih ve K. 1991/17 sayılı kararın da
basit bir formül kullanmıştır:
.Hukuk devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, toplum yaşamında
adalete ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kuran ve düzeni sürdürmekle kendisini
yükümlü sayan, bütün davranışları hukuk kurallarına ve anayasaya uygun, işlem ve
eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlet demektir.
Anayasa Mahkemesi 27 Mayıs 1999 tarih ve K 1999/15 sayılı kararında hukuk
devletinin yasama organını da hukuka bağlılığını içerdiğini ifade etmiştir.
Kanunları seçimle gelmiş milletvekilleri tarafından oluşturulan Türkiye Büyük
Millet Meclisi yapar. Kanunlarda bir boşluk görülürse ya da sakınca farkedilirse,
bu durumda kanunlar değiştirilir, yenileri kabul edilir.
Dolayısıyla, bu kanunların herhangi bir şekilde milletin aleyhine işlemesi de
imkansızlaşır. Eğer hukuk devletinin işlemesinde aksaklık meydana geliyorsa,
herkes elbirliği ile devlete yardımcı olmak ve hukukun üstünlüğü ilkesini
korumaya gayret etmelidir.
Kore Gazisinin Hukuk Savaşı
1983 yıl ve 2847 sayılı yasanının 6. maddesi açık ve net bir biçimde, Türkiye
Harp Malülü ve Türkiye Muharip Gaziler dernekleri dışında hiçbir derneğin,
gaziler tarafından kurulmuş olsa dahi, gazi adını kullanarak dernek
kurulamayacağını hükmediyor. Durum böyle olunca da, gaziler, iki dernek çatısı
altında, yıllardır pek çok aksaklıklarla mücadele etme zorunda kalıyorlar.
2847 sayılı yasanın Anayasa. nın eşitlik ve dernek kurma ilkeleriyle çeliştiğini
algılamakta güçlük çekilmiyor. Yapılması gerekinin ise yeni bir düzenleme olduğu
da gözden kaçmıyor. Yeni bir yasanın eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarını
öne çıkaracağı düşüncesinde olan KORDER (Koreliler Yardımlaşma Derneği) başkanı
ve Kore Gazisi Hayrettin Suakar, Gaziler dergisine görüşlerini şöyle aktarıyor:
.Çağdaş ve demokratik kuruluşlar haklarını zorlanmadan kolaylıkla alabilmeleri
için yürürlükte olan insan haklarına saygılı ve çağdaş kanunlardan
yararlanmışlardır. Dolayısıyla savaş alanlarında Türk vatanı ve Türkçülük için
canlarını ortaya koyarak kanlarını akıtan kahraman Gazilerimiz ile aynı amaçlar
uğruna canlarını seve seve vererek tabutlarına al bayrağımız örtülü olarak yaslı
ailelerine teslim edilen mübarek şehitlerimize Türk gençliğinin sevgi, saygı ve
özenti duyarak sahip çıkabilmesi için öncelikle devletimizin gerekli tedbirleri
alması şarttır.
Bu hususta Anayasamızın 61. maddesi bugüne kadar layiki vechile
çalıştırılmamıştır. Dolayısıyla şehitlerimizin kemikleri, geride bıraktıkları
yakınları ve gazilerimizin yürekleri sızlatılmaktadır.
Yüce Gazi Mustafa Kemal Atatürk. ümüzün muasır medeniyetler seviyesininde
üzerine çıkabilmemiz hakkındaki arzularını ve direktiflerini yerine
getirebilmemiz için evvela çağdaş ve demokratik girişimlerle örgütlenmemiz
şarttır. Bunun içinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, A.B. Kopehag siyasi
kriterleri uyum yasaları denen kanunumuz ile Anayasamızda belirli hususlara
uyarak hazırladığım bu kanun teklifimin bir an önce yürürlüğe konması genç
kuşaklara ışık tutacak, onları heyecanlandıracak, zaman zaman kamuda hasıl olan
TİNSEL boşluk doldurularak yok edilecektir..
Yasa Teklifi Şehit Polis Ailelerini de Kapsıyor
Şehitler, yakınları, gaziler ve yakınları hakkında kanun teklifi hazırlayan
KORDER başkanı Gazi Hayrettin Suakar, hazırladığı yasada şehit polis ailelerine
de yer veriyor. Bununla birlikte federasyon ve konfederasyon kavramlarına da
değiniyor.
Gaziler dergisine ilettiği yasa teklifini gerekçesiyle birlikte aktarıyoruz.
TÜRKİYE EMEKLİ KARA SUBAYLARI - TÜRKİYE EMEKLİ HAVA SUBAYLARI - TÜRKİYE EMEKLİ
DENİZ SUBAYLARI - TÜRKİYE EMEKLİ KARA ASTSUBAYLARI - TÜRKİYE EMEKLİ HAVA
ASTSUBAYLARI - TÜRKİYE EMEKLİ DENİZ ASTSUBAYLARI - TÜRKİYE HARP MALULÜ GAZİYER
ŞEHİT DUL YETİMLERİ, KORE SAVAŞ GAZİLERİ - KIBRIS BARIŞ HAREKATI GAZİLERİ -
ŞEHİT ASKER AİLELERİ İLE ŞEHİT POLİS AİLELERİ DERNEKLERİ HAKKINDA KANUN.
AMAÇ VE KAPSAM:
Madde 1- Bu Kanun; Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan vatandaşlarımızın
askerlik mesleğine ilişkin ortak anılarını yaşatmak, dayanışmalarını devam
ettirmek, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak gayesiyle kuracakları,
Türkiye Emekli Kara Subayları, Türkiye Emekli Hava Subayları, Türkiye Emekli
Deniz Subayları, Türkiye Emekli Kara Astsubayları, Türkiye Emekli Hava
Astsubayları, Türkiye Emekli Deniz Astsubayları, Türkiye Harp Malulü Gaziler
Şehit Dul ve Yetimleri, Kore Savaş Gazileri, Kıbrıs Barış Harekatı Gazileri,
Şehit Asker aileleri ve Türk Emniyet teşkilatına bağlı Şehit Polis Aileleri
derneklerinin tabi olacakları esas ve usulleri düzenler.
KURUCU ÜYELER:
Madde 2- Bu kanuna tabi derneklerden:
a) Türkiye Emekli Kara Subayları, Türkiye Emekli Hava Subayları ve Türkiye
Emekli Deniz Subayları dernekleri, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki görevlerinden
emeklilik veya maluliyet nedenleriyle ayrılan subaylar,
b) Türkiye Emekli Kara Astsubayları, Türkiye Emekli Hava Astsubayları ve Türkiye
Emekli Deniz Astsubayları dernekleri, Türk Silahlı kuvvetlerindeki görevlerinden
emeklilik veya maluliyet nedenleriyle ayrılan astsubaylar ile uzman çavuşlar,
c) Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yitimleri dernekleri, Harp Malulü
Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri,
d) Kore Savaş Gazileri dernekleri, Kore Savaşlarına bilfiil iştirak etmiş olan
vatandaşlarımız,
e) Kıbrıs Barış Harekatı Gazileri dernekleri, Kıbrıs Barış harekatlarına bilfiil
iştirak etmiş olan vatandaşlarımız,
f) Şehit Asker Aileleri yardımlaşma dernekleri, şehit olan askerlerimizin ana,
baba, eş ve yetimleri,
g) Şehit Polis Aileleri yardımlaşma dernekleri, şehit olan polislerimizin ana,
baba, eş ve yetimleri
Tarafından kurulur.
TÜZEL KİŞİLİK KAZANILMA:
Madde 3- Bu kanuna göre kurulacak olan madde 2 de (a), (b), (c), (d) ve (e)
bendlerinde belirtilen derneklerin hazırlanacak tüzükleri Milli Savunma
Bakanlığınca incelenip, gerekiyorsa ilave ek ve değişiklikler yapıldıktan sonra
(f) ve (g) bendlerindeki derneklerin tüzükleri ile birlikte İçişleri Bakanlığına
gönderilir. İçişleri Bakanlığınca dernekler kütüğüne kayıt edilen bu dernekler,
kayıt tarihinden itibaren tüzel kişilik kazanır, tüzükler kayıt tarihi
itibariyle kurucu üyelere teslim edilir.
Tüzüklerde yapılacak değişiklikler hakkında da aynı yöntem uygulanır.
ÜYE OLABİLİCEKLER:
Madde 4- İkinci maddeye göre kurulacak derneklerden:
a) Türkiye Emekli Kara Subayları, Türkiye Emekli Hava Subayları ve Türkiye
Emekli Deniz Subayları derneklerine; bu dernekleri kurma hakkına sahip olanlar,
bunların dul eşleri ve yetimleri,
b) Türkiye Emekli Kara Astsubayları, Türkiye Emekli Hava Astsubayları ve Türkiye
Emekli Deniz Astsubayları derneklerine; bu dernekleri kurma hakkına sahip
olanlar, bunların dul ve yetimleri, c)Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit dul ve
yetimleri derneklerine; bu dernekleri kurma hakkına sahip olanlar, bunların dul
eşleri ve yetimleri, şehitlerin dul ve yetimleri,
d) Kore savaş Gazileri derneklerine; bu dernekleri kurma hakkına sahip olanlar.,
bunların dul eşleri ve yetimleri,
e) Kıbrıs Barış Harekatı Gazileri derneklerine; bu dernekleri kurma hakkına
sahip olanlar, bunların dul eşleri ve yetimleri,
f) Şehit Asker Aileleri Yardımlaşma derneklerine; bu dernekleri kurma hakkına
sahip olanlar ve,
g) Şehit Polis Aileleri Yardımlaşma derneklerine; bu dernekleri kurma hakkına
sahip olanlar.
Üye olabilirler.
KURUCU ÜYE OLAMA YACAKLAR:
Madde 5- Türk Silahlı Kuvvetlerinden emeklilik hakkı kazanmadan istifa edenler,
(savaşanlar hariç) mahkeme kararı ile çıkarılanlar, disiplinsizlik veya ahlaki
nedenlerle ayırma işlemine tabi tutulanlar, Anayasa ve kanunlarla dernek kurma
hakkını kaybedenler bu kanuna tabi dernekleri kuramaz ve üye olamazlar.
YASAKLAR VE KURULUŞ ŞEKİLLERİ:
Madde 6- Bu kanuna göre kurulan dernekler, 5253 sayılı dernekler kanununda
belirtilen yasaklara riayet eder. Bu derneklerden illerde birer tane, sınırları
birbirine bitişik ve komşu olan en çok beş adet ilin kapladığı bölgelerde de
birer tane olmak üzere aynı isimler altında, aynı amaçları güden dernekler
kurulabilir.
Bu dernekler, bulundukları il ve bölgelerde şube ve temsilcilikler açabilirler.
KAMU YARARINA ÇALIŞMA:
Madde 7- Bu kanuna göre kurulan dernekler, kamu yararına çalışan derneklerden
sayılırlar. Bu derneklere yardım yapılabilmesi için ayrıca Milli Savunma ve
İçişleri Bakanlıkları bütçelerine ödenek konulabilir.
DERNEKLERE İLİŞKİN HÜKÜMLERİN UYGULANMASI:
Madde 8- Bu kanunda özel hüküm bulunmayan hallerde 5253 sayılı dernekler kanunu
ile 4721 sayılı Türk Medeni kanunun dernekler hakkındaki hükümleri uygulanır.
DERNEKLERİN ÜST KURULUŞLARI:
Madde 9- a)Federasyonlar: Kuruluş amaçları birbirine benzer durumda olan en az
beş adet derneğin amaçlarını gerçekleştirmek üzere üye sıfatı ile bir araya
gelmeleri suretiyle bir federasyon kurulur.
Her federasyonun bir tüzüğü bulunur. Federasyon kuruluş bildirimi, tüzük ve
gerekli belgelerini yerleşim yerinin en büyük mülki amirine verilmesiyle tüzel
kişilik kazanır.
b) Konfederasyon: Kuruluş amaçları birbirine benzer durumda olan en az üç adet
federasyonun amaçlarını gerçekleştirmek üzere üye sıfatı ile bir araya gelmeleri
suretiyle kurulur. (Emekli subaylar ve Astsubaylar Konfederasyonu, Şehitler ve
Gaziler Konfederasyonu) gibi.
Her konfederasyonun bir tüzüğü bulunur. Konfederasyon, kuruluş bildirimi, tüzük
ve gerekli belgelerini yerleşim yerinin en büyük mülki amirine vermesiyle tüzel
kişilik kazanır.
YÖNETMELİK:
Madde 10- Bu kanunda belirtilen derneklerin, yurt dışındaki aynı amaçla faaliyet
içinde olan dernekler tarafından düzenlenen toplantılara katılmalarına izin
verilmesi ve benzeri yabancı dernek temsilcilerinin Türkiye.ye davet edilmeleri,
bu toplantılar ile yurt içi ve yurt dışı tanıtma faaliyetlerinden uygun
görülenlerinin giderlerinin hangi ölçüde karşılanacağı hususları ile ilgili usül
ve esaslar, üyelerin ulusal bayramlarda ve kurtuluş günlerinde giyecekleri
kıyafetlerin şekli, takabilecekleri madalya ve benzeri alametlerin neler
olacağı, Milli Savunma Bakanlığınca ve gerektiğinde İçişleri Bakanlığı. nın
çıkaracakları yönetmeliklerle düzenlenir.
GEÇİCİ MADDE 1- Bu kanun yayımı tarihini izleyen bir ay içerisinde Milli Savunma
ve İçişleri Bakanlıkları halen mevcut derneklerin yönetim kurullarından,
mensuplarının tabi olduğu statüyü dikkate alarak yeni kurulacak derneklerin
kurucu heyetlerinde görev alacak kişilerin tesbitini ister. Bu süre içinde,
dernekler kurucu heyette görev alacak kişileri belirlemez veya bildirilenler
gerekli niteliklere haiz olmaz veyahut sayıları yedi. den az olursa, yetkili
bakanlıklar kurucu heyetleri doğrudan oluşturur.
Bu şekilde oluşturulan kurucu heyetler, dernekler kanununa ve bu kanunda
öngörülen esasları dikkate alarak yeni kurulacak derneklerin tüzüklerini
hazırlayıp iki ay içinde Milli Savunma veya İçişleri Bakanlıklarına vermek
zorundadırlar. Bakanlıklar tüzükleri inceleyip kanuna uygunluğunu sağlayarak,
nihai şeklini verir.
GEÇİCİ MADDE 2- Mevcut dernekler, geçici birinci maddeye göre yeni derneklerin
kurulma işlemlerinin tamamlanmasını izleyen üç ay içinde genel kurullarını
toplayıp, üyelerinin tabi olduğu statülerini dikkate alarak, yeni kurulan
derneklerden birine intibak ve mal varlıklarının bu kanuna göre kurulacak
derneklerden bir veya birkaçına intikali hususunda gerekli kararı almak
zorundadır. Belirlenen sürede bu kararı almayan dernekler süre bitiminde infisah
etmiş sayılır. Bu derneklerin mal varlıkları bu kanuna göre kurulan derneklerden
Milli Savunma ve İçişleri Bakanlıklarınca uygun görülecek bir veya birkaçına
intikal ettirilir. Mal varlıklarının bu kanuna göre kurulan derneklerden bir
veya birkaçına intikali için karar alınmasında üyelerinin statü ve miktarı göz
önünde bulundurulur.
İltihhak suretiyle veya infisah etmiş sayılarak tüzel kişilikleri sona eren
derneklerin üyeleri, tabi oldukları statüye göre yeni kurulan derneklere yeniden
üye kaydedilir.
GEÇİCİ MADDE 3- Üyelerin nitelikleri ve kuruluş amaçları bakımından tüzüklerinde
belirlenen amaç ve kullandıkları isimler bakımından bu kanun esaslarına aykırı
olan dernekler bu kanunun yayımını izleyen bir ay içinde İçişleri Bakanlığınca
tesbit edilerek ilgili olanlara yazılı olarak bildirilir. Dernekler bu
bildirimden itibaren altı ay içerisinde gerekli değişiklikleri yaparak
tüzüklerindeki kanuna aykırılıkları gidermek zorundadır. Belirlenen sürede
gerekli değişiklikleri yapmayan dernekler, süre bitiminde infisah etmiş sayılır
ve dernekler kanununa göre tasfiye edilir.
YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILAN KANUNLAR:
Bu ...... sayılı yeni kanunun kabülü ile 16.06.1983 tarihinde kabul edilerek
18081 sayılı resmi gazetede 18. 06. 1983 tarihinde yayımlanan 2847 sayılı özel
kanun ve ekleri yürürlükten kaldırılmıştır.
YÜRÜRLÜLÜK:
Madde 11- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
YÜRÜTME:
Madde 12- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
GENEL GEREKÇE:
(5253 Sayılı Dernekler kanununun kabülü neticesi İçişleri Bakanı sayın
Abdülkadir Aksu. nun beyanıdır.)
Yeni dernekler kanunumuz, sivil toplum örgütlerinin önünü açacak, sivil toplum
kanalıyla devlet-vatandaş birlikteliğini oluşturarak, çağdaş dünyayla
bütünleşmiş güçlü bir sivil toplum oluşumuna katkı sağlayacak, dernek kurma,
üyelik ve dernek faaliyetlerine serbestlik getirecek, derneklere uygulanan
yaptırımların ve bürokrasinin azaltılmasını sağlayacak özgürlükçü bir yasa
olarak tarihe kayıt düşecektir.
Türkiye. nin hedefi, daima, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak olmuştur.
Bu hedeflere ulaşmada, çağdaş, atılımcı ve dinamik bir yapının varlığı
kaçınılmazdır. Sivil toplum, gelişmiş demokrasilerin olmazsa olmaz
önkoşullarındandır. Gelişmiş batı ülkelerinde, insanlar, üye oldukları
derneklerin sayısı ve itibariyle kendilerini tanımlamaya çalışırlar; çünkü onlar
bilirler ki, sivil toplum örgütleri yabancılaşmanın önündeki en büyük engel,
sosyalleşmenin en etkili aracıdır. İşte bu nedenle, sivil toplum örgütleri güçlü
olan ülkelerde demokratik rejimde güçlüdür. Demokrasi ve sivil toplum, adeta,
birbirlerinin tamamlayıcısıdır.
Biz, Türkiye olarak, demokrasiyi hem siyasal bir sistem hemde bir hayat tarzı
olarak, sivil toplumun yönetime katılmasını sağlayıcı tedbirleri almaya devam
ediyoruz. Bu cümleden olarakta dernekler kanununu değiştiriyoruz.
Kamu hizmeti sunan kurumların sivil toplum örgütleriyle işbirliğini
geliştirmesini ve güçlenmesini arzu ediyoruz. Nitekim, bu kuruluşların daha
etkin faaliyette bulunabilmeleri için yasal ve kurumsal alanlarda bir dizi
tedbir alınmış, bundan sonrada ihtiyaç duyuldukça bu tedbirler
geliştirilecektir. Kabul edilen bu yasa, demokrasi, insan hakları, özgürlükler
ve ekonomik ferah yolunda çok önemli bir kilometre taşıdır.
Bütün vatandaşlarımız için çok önemli olan bu değerlerin sağlanmasında, kamu
sektörü, özel girişimciler ve sivil toplum örgütlerinin el ve gönül birliği
içersinde çalışması şarttır.
Bu kanunun önemi, devletin sivil topluma bakışını kökten değiştirmesinde
yatmaktadır. Artık sivil toplumun önü açılmıştır. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti
devleti, üçüncü sektörle, el ele, milli meselelerine sahip çıkmanın şansını
yakalıyacaktır. Bu değişim, tam bir zihniyet reformudur, toplumla kucaklaşma
projesinin yeni bir etabıdır.
Yasanın herkese hayırlı olmasını diliyorum
TÜRKİYE EMEKLİ SUBAY LAR, EMEKLİ ASTSU BAYLAR, HARP MALULU GAZİLER, ŞEHİT DUL VE
YETİMLERİ MUHARİP GAZİLER DERNEKLERİ HAKKINDA KANUN
Kanun No: 2847
Kabul Tarihi : 16.06.1983
Yayımlandığı R.G: 18.06.1983 - 180 81
Amaç ve Kapsam
Madde 1- Bu Kanun, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılanların askerlik mesleğine
ilişkin ortak anılarını yaşatmak, dayanışmaların, devam ettirmek, sosyal ve
kültürel ihtiyaçlarını karşılamak gayesiyle kuracakları Türkiye Emekli Subaylar,
Türkiye Emekli Astsubaylar, Türkiye Harp Malülü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri
ile Türkiye Muharip Gaziler derneklerinin tabi olacakları esas ve usulleri
düzenler.
Kurucular
Madde 2- Bu kanuna tabi derneklerden:
a) Türkiye Emekli Subaylar Derneği; Türk Silahlı Kuvvetlerinden emeklilik veya
maluliyet nedeniyle ayrılan subaylar.
b) Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği; Türk Silahlı Kuvvetlerinden emeklilik
veya maluliyet nedeniyle ayrılan astsubaylar ile uzman çavuş, uzman jandarma
çavuşlar,
c) Türkiye Harp Malulü Gazileri Şehit Dul ve Yetimleri Derneği; harp ve vazife
malulü olanlar,
d) Türkiye Muharip Gaziler Derneği; savaşa katılanlar.
Tarafından kurulur.
Tüzelkişilik kazanma
Madde 3- Bu kanuna göre kurulacak dernekerin tüzükleri, Milli Savunma
Bakanlığınca incelenip, gerekiyorsa ilave ve ek değişiklikler yapıldıktan ve son
şeklini aldıktan sonra İçişleri Bakanlığına gönderilir. İçişleri Bakanlığınca
Dernekler Kütüğüne kaydedilen dernek, kayıt tarihinde tüzelkişilik kazanır.
Son şeklini alan tüzük, kayıt tarihi ile birlikte kuruculara tebliğ edilir.
Tüzüklerde yapılacak değişiklikler hakkında da aynı yöntem uygulanır.
Üye olabilecekler
Madde 4- (Değişik: 6.11.1996-4204/1md.)
2 nci maddeye göre kurulacak derneklerden;
a) Türkiye Emekli Subaylar Derneğine, bu Derneği kurma hakkına sahip olanlar,
bunların eşleri ile dul ve yetimleri,
b) Türkiye Emekli Astsubaylar Derneğine, bu Derneği kurma hakkına sahip olanlar,
bunların eşleri ile dul ve yetimleri,
c) Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneğine, bu Derneği
kurma hakkına sahip olanlar, bunların eşleri ile dul ve yetimleri, şehitlerin
dul yetimleri,
d) Türkiye Muharip Gaziler Derneğine, bu Derneği kurma hakkına sahip olanlar,
Kuvayi Milliye. ye katılanlar, savaş ilan edilmemiş olsa bile savaşa katılanlar,
işgal kuvvetlerine karşı çarpışanlar, çatışmaya taraf olan bir devletin silahlı
güçlerine karşı savaşanlar, bunların eşleri ile dul ve yetimleri, üye
olabilirler.
Kurucu ve üye olamayacaklar
Madde 5- Türk Silahlı Kuvvetlerinden emeklilik hakkı kazanmadan istifa edenler
(savaşanlar hariç), mahkeme kararı ile çıkarılanlar, disiplinsizlik veya ahlaki
nedenlerle ayırma işlemine tabi tutanlar, bu kanuna tabi dernekleri kuramaz ve
üye olamazlar.
Yasaklar
Madde 6- Bu kanunla kurulması öngörülen derneklerin dışında; aynı amacı güden,
bu derneklerin isimleriyle veya bunların isimlerinin baş ve sonuna ekler yaparak
veya asker, gazi, muharip, askeri okul adlarını veya benzeri isimleri kullanarak
dernek kurulamaz.
(Ek: 23.7.1999 - 4417/2 md.) Bu kanuna göre kurulan dernekler, siyasi
partilerden, işçi ve işveren sendikalarından ve mesleki kuruluşlardan maddi
yardım kabul edemezler ve adı geçen kurumlara nakdi yardımda bulunamazlar.
Kamu yararına çalışma
Madde 7- Bu kanuna göre kurulan dernekler kamu yararına çalışan derneklerden
sayılırlar. Bu derneklere yardım yapılabilmesi için ayrıca Milli Savunma
Bakanlığı Bütçesine ödenek konulabilir.
Derneklere ilişkin hükümlerin uygulanması
Madde 8- Bu Kanunda özel hüküm bulunmayan hallerde Dernekler Kanunu ile Türk
Medeni Kanununun dernekler hakkındaki hükümleri uygulanır.
Yönetmelik
Madde 9- Bu Kanunda gösterilen derneklerin. yurt dışındaki aynı amacı güden
dernekler tarafından düzenlenen toplantılara katılmalarına izin verilmesi ve
benzeri yabancı dernek temsilcilerinin Türkiye. ye davet edilmesi. bu
toplantılar ile yurt içi ve yurt dışı tanıtma faaliyetlerinden uygun
görülenlerin giderlerinin hangi ölçüde karşılanacağı hususları ile ilgili usul
ve esaslar, üyelerin ulusal bayramlarda ve kurtuluş günlerinde giyecekleri
kıyafetlerin şekli takabilecekleri madalya ve benzeri alametlerin neler olacağı,
Milli Savunma Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir.
Geçici Madde 1- Bu Kanunun yayımı tarihini izleyen bir ay içerisinde, Milli
Savunma ve İçişleri Bakanları halen mevcut derneklerin yönetim kurullarından,
mensuplarının tabi olduğu statüyü dikkate alarak yeni kurulacak derneklerin
kurucu heyetlerinde görev alacak kişilerin tespidini ister. Bu süre içinde
dernekler kurucu heyette görev alacak kişileri belirlemez veya bildirilenler
gerekli nitelikleri haiz olmaz yahut sayısı yediden az olursa, yetkili bakanlar
kurucu heyetleri doğrudan oluşturur.
Bu şekilde oluşturulan kurucu heyetler, Dernekler Kanununa ve bu Kanunda
öngörülen esasları dikkate alarak yeni kurulacak derneklerin tüzüklerini
hazırlayıp ik ay içinde Milli Savunma Bakanlığı tüzükleri inceleyip, kanuna
uygunluğunu sağlayarak, nihai şeklini verir.
Geçici Madde 2- Mevcut dernekler, geçici 1 inci maddeye göre yeni derneklerin
kurulma işlemlerinin tamamlanmasını izleyen üç ay içinde genel kurullarını
toplayıp üyelerinin tabi olduğu statülerini dikkate alarak, yeni kurulan
derneklerden birine intibak ve mal varlıklarının bu Kanuna göre kurulacak
derneklerden bir veya birkaçına intikali hususunda gerekli kararı almak
zorundadır. Belirlenen sürede bu kararı almayan dernekler süre bitiminde infisah
etmiş sayılır. Bu derneklerin mal varlıkları bu kanuna göre kurulan derneklerden
Milli Savunma ve İçişleri bakanlarınca uygun görülecek bir veya birkaçına
intikal ettirilir.
Mal varlıklarının bu Kanuna göre kurulan derneklerden bir veya birkaçına
intikali için karar alınmasında üyelerinin statü ve miktarı gözönünde
bulundurulur.İltihak suretiyle veya infisah etmiş sayılarak tüzel kişilikleri
sona eren derneklerin üyeleri, tabi oldukları statüye göre yeni kurulan
derneklere yeniden üye kaydedilir.
Geçici Madde 3- Üyelerin nitelikleri ve kuruluş amaçları bakımından geçici 2 nci
maddeye göre iltihak kararı alması veya infisah etmiş sayılması mümkün olmayan
ancak tüzüklerinde belirlenen amaç ve kullandıkları isimler bakımından bu kanun
esaslarına aykırı durumda olan dernekler, bu Kanunun yayımını izleyen bir ay
içinde İçişleri Bakanlığınca tesbit edilerek ilgililere yazılı olarak
bildirilir. Dernekler bu bildirimden itibaren altı ay içinde gerekli
değişiklikleri yaparak tüzüklerindeki Kanuna aykırılıkları gidermek zorundadır.
Belirlenen sürede gerekli değişiklikleri yapmayan dernekler, süre bitiminde
infisah etmiş sayılır ve Dernekler Kanununa göre tasfiye edilir.
Yürürlük
Madde 10- Bu Kanun yayım tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 11- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür
Sessiz Kahramanlar:
UZMAN JANDARMALAR
Dağların doruklarından sahillere kadar geniş bir yelpazede görev üstlenen uzman
jandarmaların feryatları yükseliyor.
A.GÖNÜL PALALAR
Gaziler dergisine gelen bir elektronik posta (e-mail) 25.000 Uzman Jandarmanın
ortak sorunlarını, hissettiklerini ,taleplerini vurguluyordu.
Medyanın gündem diye yutturduğu haber sağanağından ötürü toplumun dikkatini
çekmeyen Uzman Jandarma; nasıl oluştu, kimlerdi, ne yer ne içerlerdi, bihaberdik
genelde tüm ciddi meselelerde olduğu gibi.
28 Mayıs 1988 tarih ve 3466 sayılı kanunla Uzman Jandarma birimi bir ihtiyaç
olarak doğdu. Kanunun 1. maddesi .Jandarma Genel Komutanlığınca belirlenen kadro
görev yerlerinde devamlı personel istihdam ederek hizmetteki verimi artırmak
maksadıyla. düzenlendiğine hükmeder.
Yine aynı kanunun 3. maddesi, b fıkrası Uzman Jandarma tanımını vermektedir, .Bu
kanuna göre Uzman Jandarma Okulunu başarı ile bitiren Uzman Jandarma çavuştan
Uzman Jandarma sekizinci kademeli çavuşa kadar rütbeli haiz asker kişileri ifade
eder..
4. Madde ise, .Uzman Jandarma kaynaklarını, 18 yaşını bitirmiş ve 24 yaşını
geçmeyen en az lise veya dengi okul mezunu erkeklerden teşkil eder. hükmü ile
profesyonel askerin tohumlarının atıldığını açığa çıkarmaktadır. 1989 yılında
oluşturulan Uzman Jandarma sınıfı, Jandarmanın daha çağdaş yöntemlerle görev ifa
edebilmesine katkı sağlamak amacıyla tesis edildiği gibi, aynı zamanda bölücü
terör örgütüne karşı sürekli savaşan asker ihtiyacını da karşılamak için
oluşturuldu.
Bir yanda PKK. nın korkulu rüyası haline geldiler, diğer taraftan suçluyu,
hırsızı kovalayan, mağduru koruyan çağdaş jandarmanın örneği oldular.
Uzman Jandarmanın Açılımı
3466 sayılı kanuna tabi olan Uzman Jandarma 1 yıl Ankara Beytepe Jandarma
Okullar Komutanlığı. nda eğitim ve öğretim görmektedir. Uzman Jandarma
muvazzaftır. Mecburi hizmet süreleri 10 yıldır. Uzman Jandarma, uzman erbaşlar
ile erbaşların ve erlerin üstü olup, yargılama usulü açısından erbaşlarla aynı
hükümlere bağlıdır. 1 yıllık eğitime müteakip atandıkları birliklerde 6 aylık
staja tabi tutulurlar. 1989. dan bugüne kadar, Jandarma Genel Komutanlığı
bünyesinde, teşkilatın hemen hemen her birim ve branşında görev yapmaktadır.
Uzman Jandarma ile Uzman Erbaş aldıkları eğitim ve görev bakımından farklılık
göstermesine rağmen, ülkemizde bu iki sınıf birbirine karıştırılmaktadır. Bir
polis memurunun aldığı tüm eğitimleri alan Uzman Jandarma, Jandarma Trafik, Olay
Yeri İnceleme, Kaçakçılık, Çocuk Suçları, Muharebe, Kriminal Karakol,
İstihbarat, Arama Kurtarma gibi alanlarda sorumluluk yüklenir.
Her rütbede bekleme süresi 3 yıldır. Terfileri 30 Ağustos tarihinde gelir.
Kademe ilerlemesi 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa göre
yerine getirilir. Uzman Jandarma Birinci Kademeli Çavuş, Astsubay Meslek
Yüksekokulu bünyesinde alacakları eğitim ve öğretimle Astsubaylığa geçebilir.
Kıyafetleri TSK Kıyafet Yönetmeliği ile belirlenir. Bedeli karşılığında zati
tabanca edinirler, resmi ya da sivil kıyafetle taşıyabilirler. Emekli
olduklarında subay, astsubay gibi zati tabancalarına taşıma ruhsatı verilir.
Sessiz Kahramanların Sıkıntıları
25.000 sessiz kahraman, eşleri ve çocukları ile 100.000. e yakın bir nüfus,
yetersiz yasalar karşısında çeşitli sorunlar ile başbaşa.
Bir Uzman Jandarma .Aynı kıyafeti giyip, aynı amaç uğruna vatana hizmet
ediyoruz, subay ve astsubayla aynı yemini haykırıyoruz ancak, şu anki konumumuz
itibariyle ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz. 1989. dan bu yana
vatanımızın en ücra köşesinde ve sınır ötesinde sayısız şehit ve gazi verdik. Bu
çelişkiyi anlamak mümkün değil. diyerek, konunun ciddiyetle ele alınmasını talep
ediyor.
4505 sayılı Temsil Tazminat Ödenmesi hakkındaki kanun Uzman Jandarmaya temsil
tazminatı ödenir hükmünü veriyor. Ancak uygulamada böyle bir tazminat söz konusu
değil. Bakanlar Kurulu Kararıyla 10 Mart 2000 tarihinde Başbakanlık Müsteşarına,
Yargıtay-Danıştay-Sayıştay Başkanı ve Başsavcı ile üyelerine, Rektörlere,
Büyükelçilere, Adalet Bakanlığı Müsteşarına, General ve Amirallere temsil
tazminatı ve 10 Ocak 2002 tarihinde Albay ve Yarbaylara bu tazminat ödenmiş.
Ancak kıdemli Binbaşı, Binbaşı, II Kıdemli Başçavuş ve Kıdemli Başçavuş ile
Uzman Jandarmaya ve Uzman Çavuşlara da temsil tazminatı verilmesine yönelik
girişimlerden bugüne değin bir netice alınmamış. Bu dengesizliğin, nitelikli
insan gücüne sahip olma hedefini olumsuz etkilediği, bilgi birikimine sahip
teknik personelin büyük oranda ayrılmasına neden olduğunu, TSK değerlerinde ve
disiplininde aşınmalara yol açtığı yapılan değerlendirmeler arasında olduğu
sıkça ileri sürülmektedir.
Ordu Evlerinden Yararlana mıyorlar
3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu.nun 30. maddesi .Uzman Jandarmalar Jandarma
Genel Komutanlığının belirleyeceği esaslara göre sosyal tesislerden
faydalanırlar.. hükmünü taşıyor. Gelgelelim, bugüe kadar birkaç il dışında uzman
Jandarma Misafirhanesi açılmamış. Muvazzaf personel oldukları halde subay ve
astsubaylar gibi sosyal tesisler ve Ordu Evlerinden yararlanamamaktalar.
Yine bir Uzman Jandarma bu durumu şöyle özetliyor .Görev için ya da diğer
zamanlarda başka bölgelere gidildiğinde bu tesislere alınmadığımızdan dolayı
maddi külfet oluşturmakla birlikte, kapıdan ailemizle beraber geri
çevrildiğimizde çocuklarımıza vermemiz gereken cevap ne olmalıdır. Ayrıca bu
durum bebaber çalıştığımız subay ve astsubaylar arasında alay konusu olmakla
birlikte ailelerimizi ve bizleri rencide etmektedir. Dolayısıyla moral
motivasyonumuz olumsuz yönde etkilenmekte ve birlik, beraberlik ruhuna da zarar
vermektedir..
100.000.e yakın Uzman Jandarma nüfusunu (eşleri ve çocukları ile birlikte)
eşitlik ilkesinden yoksun bırakmanın bir anlamı var mı. Sosyal tesis ya da
misafirhane adı altında açılacak komplekslerin maliyeti karşılanamaz mı. Bu
mağduriyetin giderilmesi bütçeye büyük yük mü getirecek. Hani güvenlik meselesi
önemliydi.
Eğitim Anlayışına Aykırı Uygulama
Ülkemizde ön lisans ile lisans düzeyinde okul bitiren devlet memurları 1.nci
derecenin 4.üncü kademesine yükselir. Oysa Uzman Jandarma lisans ya da önlisans
yapsada bu derece ve kademeye yükselemiyor.
Ayrıca ortaokul (ilköğretim) mezunu sıfatı ile 11.inci derecenin 1.inci
kademesinden göreve başlamaları, üstelik lise mezunu olmalarına karşın) hakların
verilmemesi anayasaya da aykırı.
Acaba başka bir meslek grubu böylesi ve çağdışı bir uygulama ile karşı karşıya
kalsaydı ne olurdu.
Uzman Jandarma bir güvenlik neferidir. Güvenlik sorununun öncelikle ele alındığı
ülkemizde, uzman jandarmaya yönelik ve insan haklarına aykırı yaklaşımların
tutarsızlığı ve çelişkileri zarar getirir. Dolayısıyla uzman jandarmanın
yaşadıklarını hissetmek, sorunlarını çözecek adım atmak başta siyaset grubu
olmak üzere hepimizin görevi olmalı.
Uzman Jandarmanın Diğer Sorunları
Lojman sorunu geneli kapsayan bir meslek olmakla beraber, Uzman Jandarmayı daha
derin etkiliyor. Lojmanların yüzde 45. i subay, yüzde 35. i astsubay, yüzde15. i
de sivil personele ayrılmış.
Uygulamanın sonuçlarına baktığımızda, çok şey yetersiz ama yasalaşmış. Uzman
Jandarmanın sorunu burada başlıyor; kontenjanda boşluk olduğunda, Uzman Jandarma
arkadan geliyor, böylece açıkta kalıyor. Özellikle bu durum PKK ile mücadelenin
yoğun olduğu bölgelerde öne çıkıyor. Uzman Jandarma ailesi ile birlikte
güvenliğini hangi evde huzur içinde alıp, göreve gidecek. Maskeli teröristler
tarafından evinde şehit edilen Astsubay Levent Çevik akıllarına düşmeyecek mi.
Astsubay seviyesinde eğitim ve öğretimden geçtikleri halde, asgari lise mezunu
olmaları gereken Uzman Jandarma bir noktada daha rahatsız; erler gibi
yargılanıyorlar. Yeri geldiğinde tim komutanını temsil etmesini istiyorsunuz,
ancak bir suça karıştıklarında er ve erbaş gibi muhatap alıp, yargılıyorsunuz.
Şimdi düşünün er ve erbaşların üstünde mevkiye sahip Uzman Jandarma altındaki
görevlillere nasıl komuta edecek. Askerlerini hangi motivasyon gücü ile
muharebeye sokacak. Ya da asker tim komutanı Uzman Jandarmayı dinleyecek mi.
Son dönemde ortaya çıkan bir diğer sorun ise, astsubaylığa geçişin giderek
zorlaşması. Eskiden yılda 1000. e yakın Uzman Jandarma astsubay olurken, bugün
100-150 kişinin astsubaylığa geçebildiğini görmekteyiz. Bir Uzman Jandarma diyor
ki .meslek hayatımda sadece bir uzman astsubaylığa sonra da subaylığa geçtiğine
tanık oldum. O, şimdi üsteğmen onunla gurur duyuyorum.
Gönül Penceresi - A. Gönül
PALALAR
SİYASİ İKTİDAR, MİLYONLARA ULAŞAN ŞEHİT VE GAZİ NÜFUSUNU KUCAKLAYACAK GAZİ
BAKANLIĞINI KURMAK ZORUNDA
1995 yılında ilk kez Gaziler Dergisi. nde
yayınlanan .Gazi Bakanlığı.
projesi yankı bulmaya devam ediyor. Pek çok vatandaş ve gaziler projeye
olumlu bakıyor.
Savaş; kahramanlık, cesaret, vatanperverlik, övünç, zafer, bandomızıka gibi
anlamlar taşırken, bir başka boyutunda kan, barut, bedenen kopan uzuvlar,
acı haykırış, yanmış et kokusu, sırtını verdiğiniz kardeşten öte silah
arkadaşınızın yitimi gibi duyguları kapsamaktadır. Gerçekten savaş karmaşık
bir olgudur. Dolayısıyla savaşı yaşayanarın duyguları, düşünceleri,
sorunları, talepleri derinliğine incelenmelidir.
2007 seçimleri diğer seçimlerden farklı bir ivme kazandı. İlk kez gazilik ve
gazilik olgusu siyasiler ve medya tarafından yoğun bir şekilde gündeme
taşındı. .onlar hep anılırdı. diyebilirsiniz, ancak göründüğü gibi değil. 10
yıl öncesine gidin, araştırın, şehit cenazelerine bakın, gaziler medyada ne
ölçüde yer almış bir inceleyin.
Şehit cenazelerinin de gazilerin de yalnız bırakıldığına şahit olacak ve
şaşıracaksınız.
Aslında 84 yıllık cumhuriyet tarihimize baktığımızda gaziler adına olumlu ve
büyük adımların atılmadığını kolaylıkla tesbit edebiliriz. Bu nedenle
kahramanlarımızı unutmamızı çok yadırgamıyalım.
Meclis 19 Eylül 1921. de Atatürk. e gazi ünvanı verdi. İlk adım Atatürk. ün
nezlinde gerçekleşti. 24 Şubat 1968 tarihli 1005 sayılı .İstiklal Madalyası
verilmiş bulunanlara vatani hizmet tertebenden şeref aylığı sağlanması.
hakkındaki kanun gereğince Kore ve Kıbrıs gazilerini tanıdık. 200. yılında
ise 19 Eylül. ü Gaziler Günü olarak kabul ettik.
Gazi aylığı dışında sağlık güvencesi, devlete ait ulaşım araçlarından
ücretsiz yararlanma gibi birtakım haklar sağladık gazilerimize.
Diyebilirsiniz ki, daha ne yapacaktık. Şöyle bakın, gazilik olgusu ulusal
güvenlik olgusu ile içiçedir. Mal, can güvenliği gazilerin teminatı altında
geçerlilik kazanıyor. Şehitler bedel ödüyor. Yani sizin yerinize o ölüyor, o
yaralanıyor.
Onların moral motivasyonu, savaşma gücü, bize rahat bir uyku sağlıyor.
Bugüne kadar verilenler yeterli değildir. Terörle Mücadele Gazileri. nin
büyük bir bölümü gazi ünvanı alamadı. Meclis. gazilere bir madalya vermeyi
bile unuttu. Gençlik onları yeterince tanımıyor. Hangi Milli Eğitim Bakanı
bu konuda bir çaba gösterdi.
Gazi maaşı ile geçinen gazilere sıkça tanık oluyoruz. Gazi dernekleri
giderek büyüyen gazi sorunları karşısında yetersiz ve çaresiz kalıyorlar.
PTSD denilen sinsi düşmanın gazi ruhlarında açtığı yaralar, büyük
felaketlere yol açıyor. Yeterli sayıda rehabilitasyon merkezleri hala
kurulamadı. Daha pek çok sorun kapıda sıraya girmiş ve bekliyor.
Peki ne olacak gazilerin bu hali. Kim çözecek sorunları, kim kucaklayacak bu
büyük nüfusu. Milli Savunma Bakanlığı. na havale edemeyiz, İçişleri
Bakanlığı. na bırakamayız, çünkü bunlar başlıbaşına bir bakanlık sorunu.
Yani Gazi İşleri Bakanlığı. ın alanı.
İngiltere. nin milli geliri 1,5 tirilyon dolar. Bakan sayısı 20. ABD. nin
milli geliri 8 tirilyon dolar. Bakan sayısı 14. Fransa. nın milli geliri 1
tirilyon 700 milyar dolar. Bakan sayısı 14. Türkiye. nin milli geliri 400
milyar. Bakan sayısı ise son 5-6 yıl içinde 36. dan 23. e indirildi.
Neden bakanlık sayısını indirmek istiyoruz. Devlet hantallıktan kurtulmalı,
personel maaşlarından tasarruf etmeli, gereksiz teşkilatlar ortadan kalkar,
taşıt, aydınlatma, ısıtma ve sağlık giderlerinden tasarruf, bürokrasinin
azalması gibi sebepler sayılabilir.
Bu noktada bir gerçeğin altını çizmek istiyorum. İngiltere, ABD, Fransa,
Avustralya gibi gelişmiş ülkelerde az sayıda bakanlık olmasına karşın GAZİ
BAKANLIĞI var.
Bu ülkeler emperyalist, sömürgesi olduğu için gazi bakanlıklarını tesis
etmişler fikri ortaya atılabilir. Bir anlamda bu düşünce doğru da olabilir.
Ancak Terörle Mücadele. nin dünya konjonktüründe yüklendiği anlam SAVAŞ.
tır.
Türkiye net bir biçimde adı konmasa da yıllardır içten ve dıştan gelen
terörle savaşıyor ASALA ve PKK ile savaşta olduğu gibi...
Gaziler dergisi yaklaşık 10 yıl içinde topladığı 12.000 imzayı, 2004 yılında
TBMM, Dilekçe Komisyonu Başkanı Yahya Akman. a iletti. İmzalar Türkiye. de
gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, şehit ve gazi nüfusunu kucaklayacak bir GAZİ
BAKANLIĞI. nın kurulması talebini içeriyordu. Ancak .bakanlık sayısını
azaltıyoruz. cevabını aldık. Doğaldır ki yılmak yok, yeni imzalar gelmeye
devam ediyor. Onları. da yeni meclise teslim edip, takip edeceğiz.
Gazi Bakanlığı konusunda yalnız olmadığımızı biliyoruz. Pek çok destek açık
ya da satır aralarında kendini hissettiriyor. İki örnekle aktarmak
istiyorum. İlki Türkiye Muharip Gaziler Derneği Genel Başkanı Feridun
Çelenk.in Mart 2007.de . Yeniden Vatan ve Hürriyet. dergisine verdiği beyan,
diğeri Terörle Mücadele Gazisi Oktay Kaya.nın Kasım 2005.te . Gözcü.
gazetesine açıkladığı görüş.
Türkiye Muharip Gaziler Derneği Başkanı Feridun Çelenk; Bugün yurtdışında .
Gazi Bakanlığı. olan devlet var. Kore.de ve Avustralya.da Gazi Bakanlığı
var..
Terörle Mücadele Gazisi Oktay Kaya; . Bizim sorunlarımızla ilgilenen kimse
yok. Bir tek politikacı kapımızı çalıp da .sizler ne yapıyorsunuz. diye
sormadı. Öneride bulunuyorum. Şehit Aileleri ve Gaziler için bakanlık
kurulsun. Bu ülkede binlerce gazi ve binlerce şehit ailesi var. T.B.M.M.nde
onların haklarını savunacak birileri olmalı
Bakış Açımız - Bnb. (E)
Ş.Ercüment GÜNGÖR
ŞEHİT VE GAZİLİK OLGUSU NİHAYET GÜNDEME TAŞINIYOR
Sevgili okur, yine dopdolu bir dergi ile huzurunuzdayız. Madalya konusundan,
Travma Sonrası Stres Bozukluğu adıyla bilinen ruhsal yaralanmalara uzanan
geniş bir yelpazede, gazileri derinden ilgilendiren meseleler büyük bir
titizlikle hazırlanıp sizlere sunuldu. Gaziler dergisi mutfağında
oluşturulan örneklerden bazılarını verelim; Uzman Jandarma. nın adeta
sorunlar yumağında kaybolması, GATA. nın Sağlık Kurulu Raporu. nun Emekli
Sandığı tarafından reddedilmesi neticesi bir gazinin mağdur edilmesi, Milli
Mücadele. nin ilk kıvılcımları efelerin öyküleri, gazilerin 2007 seçimi ile
işbaşı yapacak iktidardan beklentileri gibi.
Şimdi sıra sizde, arkaya yaslanın ve emek verilerek hazırlanan konuları
özen göstererek okuyun.
Dikkat edilirse, şehitlik ve gazilik olgusu nihayet hızlı bir biçimde
gündeme düştüğü görülmektedir. Yıllardır medyada yer almayan, toplumsal
bilinçten uzak bir mesafede duran bu iki olgu, şimdilerde seçim propagandası
yapan siyasi partilerin, söylemlerinin merkezine oturdu. Televizyon
programları ve gazeteler sıklıkla bu iki olguyu işliyorlar. Görüştüğüm pek
çok şehit yakını ve gazi de bu durum karşısında şaşkınlıklarını gizlemiyor.
Bu köşeden yıllardır şehitlik ve gazilik kavramları üzerinde sistemli ve
özenli çalışmaların yapılması gerekliliğinin altını çizdik. Anayasa. nın
gazileri ilgilendiren 61. maddesinin çalıştırılmadığını ve çalıştırılmasının
elzem olduğunu duyurmaya çalıştık.
Gazilerin asla kaderlerine terkedilmemesi gerektiğini söyledik, durduk.
Geniş bir gazi nüfusunun sessizce beklediklerini aktardık. Hükümetlerin
konuya karşı yeterli ilgi duymamaları neticesi, bir kaos ortamının
doğacağını çok önceleri öngördük. Sorunlarını dile getirmek için muhatap
bulamayan gazilerimizi dernek ve vakıflar çerçevesinde ele alınmasının
yanlışını anlattık.
Bugünlerde tam bir dernek enflasyonu mevcut. Şehit yakınları ve gaziler
adına yola çıkan pek çok dernek ve vakıfın gazilerin sorunlarını çözebilecek
güçte olmadıkları ortaya çıktı. Aslında bu sonuç doğaldı. Çünkü gazi
sorunlarının çözülebileceği zemin meclisti. Yasaların üretildiği meclis, ne
yazık ki gaziler söz konusu olduğunda, sessizliklerini gizlemediler. Atılan
adımlar ise, hem yetersiz hemde uygulamada hantaldı.
Oysa hepimiz biliyoruz ki, geçmişine sahip çıkmayan ulusların geleceklerine
şüphe ile bakılmaktadır.
Güvenlik sorunu, bugünün dünyasında en temel sorunlardan biridir. En güçlü
ülkeler dahil, güvenlik sorunu karşısında kaygı taşımaktadır. Bu konuda
büyük yatırımların yapıldığına tanıklık etmekteyiz. Amerika, Irak Savaşından
dönen gazilerin, ömür boyu bakımları için harcanacak parının 250 ile 650
milyar dolar olacağı tahmininde bulunuyor. Kamuoyuna sunulan bu bilgi
güvenlik sorunu maliyetinin büyüklüğüne işaret ediyor ve güvenlik ile
gazilik meselesinin ne denli örtüştüğünü de açığa çıkarıyor.
Gazilerin ve gazi derneklerinin karşılaştıkları sorunları iletebilmesi için
muhatap olacak bir birim 2007 senesinde oluşturuldu. İçişleri Bakanlığı,
İller İdaresi Genel Müdürlüğü konu ile ilgili görevlendirildi. Genel
Müdürlük de Şehit ve Gazi İşlem Takip Bürosu. nu kurdu.
Oluşturulan birimin Gazi Bakanlığı sürecinde önemli bir kilometre taşı
olacağını söyleyebiliriz. Çünkü en temel sorun yeni koordinasyon meselesi,
böylelikle bir nebze de olsa giderilecek gibi. Gazilerin ve gazi
derneklerinin üst bir düzeyde koordine edilmesi, inannıyorum ki, pek çok
sorunu çözecek
EMEKLİ SANDIĞI. NIN FENDİ PTSD. Lİ
GAZİYİ YENDİ
Emekli sandığı gazilik ünvanını tespit edip onay veren bir kurum. Ancak GATA
raporuna rağmen ruhsal yaralanmaları, (PTSD) tanımayarak, pek çok gazi
ünvanlarından ve nişanlarından mahrum ediliyor.
A.Gönül PALALAR
Gaziler dergisi abonelerinden Uğur Taşdemir, kardeşi Cihat Taşdemir. in gazi
ünvanına ulaşma sürecinde yaşadıklarını, sorunlarını dergimiz aracılığı ile
kamuoyuna duyurmayı talep etti. Toplumun vicdanında gazi kabul edilen on
binlerce kahraman ne yazık ki mevzuat hazretlerine kurban ediliyor.
Uğur Taşdemir. in kardeşi Cihat Taşdemir de bu kurbanlardan 1991-93 arası
Güneydoğu. da PKK terörü ile savaşan Cihat, 2007 yılında da gazi ünvanını
alamadı.
Cihat gazi unvanı alma sürecini, Kara Kuvvetleri Komutanlığı. na bir mektup
göndererek başlatmış. Mektubunda, Dağ Komando Okulu Çavuş talimgahında
eğitim aldığını belirten Cihat, PKK terörü ile gerek sınır içinde gerekse
sınır ötesinde pek çok çatışmaya girdiğini belirtiyor. Astsubayı. nı yanı
başında şehit veriyor.
Mektuptan bazı alıntılar aktaralım, .Silah sesleri, cesetler, kabus dolu
günler psikolojimi bozdu. Terhis olduktan sonra, sivil hayatta unuturum
sandığım bu olaylar beynimde daha fazla büyümeye başladı. Evlendim. Şu an 11
yıllık evliyim ama evliliğimi hiç yaşayamadım. Psikolojik sorunlarım
olduğundan hiç bir yerde çalışamadım..
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Cihat. ın mektubuna gereken ilgiyi gösteriyor.
10 Eylül 2004 tarihinde Cihat. ın rahatsızlığının askerlik sebep ve
tesiriyle meydana gelip gelmediğinin tespiti maksadıyla, askerlik şubesi
kanalı ile GATA. ya sevkin yapılmasını talep ediyor.
Kapı Gibi Raporu Tanımıyorlar!
Eylül 2004, Mart 2005 ve Şubat 2006. da GATA Ruh Sağlığı ve Hastalıkları
Başkanlığından sağlık raporu alıyor.
Verilen raporların ortak paydası; Kronik Travma Sonrası Stres Bozukluğu
yani, PTSD (Post Travma tic Stress Disoder) Üstelik son rapor (Şubat-2006)
gazi Cihat. ın hastalığının askerlik döneminde yaşadığı olayların sebep ve
tesiri ile meydana geldiğini 35 askeri doktorun imzasıyla karara bağlıyor.
Bununla birlikte, Mehmetçik Vakfı Mayıs 2006. da 5. inci derece malülüyet
yardım tutarı 3.455 Ytl. tutarında yardımda bulunuyor. Yine Milli Savunma
Bakanlığı, Aralık 2006. da 78 sayılı karar ile 10.626 Ytl. Nakdi Tazminat
ödüyor.
Buna karşın Emekli Sandığı Vazife Malullüğü Tesbit Kurulu, Mayıs 2007. de,
GATA Profesörler Sağlık Kurulunca 06/02/2006 tarih ve 21 sayılı .Kronik
nitelik kazanmış travma sonrası stres bozukluğu. tanılı raporu kabul
etmediğini ve 5434 sayılı kanunun vazife malullüğü hükümlerinin
uygulanmasının mümkün olmadığına karar verip, gazi Cihat. ı şok ediyor.
Bu nasıl olur demeyin, yoğun bir biçimde gariplikler ülkesinde yaşadığımız
gerçeğini hatırlayın. Gariplik kendini bilim alanında da hissettiriyor.
GATA. da 35 Tıp insanı hastalığın sebebini ve adını teşhis ediyor, ancak
bir başka kurumumuz olan Emekli Sandığı Sağlık Kurulu. nda ise bu tespitler
tanınmıyor, reddediliyor. Ya Gata. nın doktorları ya da Emekli Sandığı. nın
doktorları hatalı. Ancak görüntüye baktığımızda , Emekli Sandığı
doktorlarının tespiti geçerli. Çünkü Cihat Taşdemir. in gazi olup olmadığına
onlar karar veriyor.
Ve Cihat. ı gazi kabul etmiyorlar.
Ruhsal Yaralanmalar Gazilerin Sinsi Düşmanı
Gazetelerin 3. sayfalarında .cinnet. haberlerini dikkatlice okuduğumuzda
Terörle Mücadele. de nefer olmuş kahramanların dramatik sonlarına rastlarız.
Bu çaplı örnekler akıl tutulmasına neden olur.
Mayıs 2007. de basında geniş yankı bulan Uzman Çavuş Ahmet K.. nin dramını
hatırlayalım. Ankara, Mamak. ta bunalıma giren malülen emekli Uzman Çavuş
Ahmet K., önce eşi Türkan K.. yi, daha sonra okuldan eve gelen iki oğlunu
boğarak öldürmüştü. Eşini ve çocuklarını öldürdükten sonra bir mektup yazan
Ahmet K., .Ailemden memnunum, beni kandırdılar, malulen emekli yaptılar.
Maaşım düştü. diye yazdığı öğrenilmişti.
Ruhsal yaralanma delilik değildir, .kafayı sıyırma. şeklinde
dillendirmeylede uzak-yakın ilişkisi yoktur. Sadece anormal duruma karşı
verilen normal bir tepkidir. Savaş bir yönü ile anormaldir. Kopan bir uzvun
hala canlı bir halde titremesine, bakmaya korkarsınız. Fiskiyeden çıkan su
gibi fışkıran kan aklınızı başınızdan alır.
Savaşın vahşi yüzünün, bazı insanların ruhlarında derin izler bırakması
normal bir durumdur. Ancak konu ile ilgili bilinç seviyesinin düşüklüğü,
travma sonrası stres bozukluğu. nu algılamaya elvermez. Oysa rehabilite
edilebilir bir hastalıktır PTSD.
Travma, canlı üzerinde beden ve ruh açısından önemli ve etkili yaralanma
belirtileri bırakan yaşantı olarak tanımlanmaktadır. Çatışmalar ve
savaşlardan etkileşmek, ruhsal travma kapsamına girmektir. Ruhsal bir
travmaya maruz kalmış kişilerde önce akut stres bazı kişilerde de bunun
sonrasında TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) ya da diğer adı ile PTSD
(Post Travmatik Stress Disorder) dediğimiz bir durum gelişebilir. Travma
Sonrası Stres Bozukluğun üzerinde neden durmalıyız. Sorusunu eğer hasta
tedavi edilmezse ne türden korkunç olaylara maruz kalacağını tespit ederek
yanıtlayabiliriz.
Gazileri Kaderlerine Terketmeyeceğiz
Gaziler dergisine ve vatandaşların büyük bir bölümüne göre gazi olan Cihat
Taşdemir, Emekli Sandığı. nın yanlış ve haksız temelli kararı neticesi hem
gazi ünvanından hemde gazilere yönelik haklardan mahrum edilmiştir. 3713
sayılı ve 12 Nisan 1991 tarihli Terörle Mücadele Kanunu. nun 21. maddesi,
.kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken
terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan, ölen veya
öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması
Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. demektedir. Ayrıca maddenin (E) fıkrası
.... Emekli Sandığınca kendilerine verilen tanıtım kartlarını ibraz etmeleri
durumunda, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bütün hastanelerde muayene ve
tedavi edilirler. Bunların her türlü tedavi giderleri Milli Savunma ve
İçişleri Bakanlığınca karşılanır. hükmündedir.
Gazi Cihat. ın Gazi tanıtım kartı Emekli Sandığınca verilmedi. Peki Gazi
Cihat. ın durumu ne olacak.
Unutmayalım ki, ruhsal yaralar gazilerin sinsi düşmanıdır. Gazileri gizli
gizli kemirir. Hassasiyet göstermezsek, vebalini yüklenemeyiz, altında
kalırız
EMEKLİ SANDIĞINDA USÜLSÜZLÜK
Emekli Sandığı. nın hesap ve işlemlerini inceleyen Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulu (YDK), dudak uçuklatan usulsüzlükleri ortaya çıkardı. YDK
uzmanları sadece 2005 yılında toplam 146 bin 643 kişinin hakkı olmadığı
halde emekli aylığı veya sağlık yardımı aldığını belirledi.
MERNİS kayıtları üzerinden yapılan tarama 15.7 milyon YTL. lik aylık ve
ikramiyenin hak sahibi olmayanlara ödendiğini, 10.7 milyon YTL. lik sağlık
harcamasının ise emekli, dul ve yetimler için yersiz harcandığını gösterdi.
YDK, maliye, nüfus idaresi ve Bağ Kur. la temasa geçilerek elektronik
sorgulama altyapısı kurulmasını önerdi.
Ölüye emekli maaşı
.Yersiz ödemelerden alacaklar 2004-2005 döneminde yüzde 125 oranında ve 14
milyon 647 bin 124 YTL artarak 26.4 milyon YTL. ye ulaştı. bilgisini veren
YDK uzmanlarına göre, Emekli Sandığı 2005. te
- 2 bin 303 ölüye emekli aylığı ödemesine devam etti.
- 408 kişi hem yetim aylığı hem de emekli aylığı aldı.
- 14 bin 8 kişi ise evlendiği halde dul veya yetim aylığı almayı sürdürdü.
- Bin 309 yetim aylığı ile birlikte, muhtaç veya sakatlık aylığı da aldı.
- 292 kişi aynı kimlik numarası ile aynı anda Kore ve Kıbrıs Gazisi aylığı
aldı.
- Bin 316 kişi aynı kimlik numarası ile emekli dul ve yetim aylığının yanı
sıra Kore veya Kıbrıs Gazisi aylığı aldı.
- 711 kişi muhtaç ve yetim aylığı alırken aynı anda SSK emeklisi aylığı da
aldı.
- 11 bin 403kişi muhtaç aylığı alırken SSK. dan emekli aylığı almayı
sürdürdü.
- 14 bin 188 kişi 65 yaş veya muhtaç aylığı alırken sigortalı bir işte
çalışmaya başladı.
29 bin 810 kişi iki ayrı dosya üzerinden emekli aylığı aldı.
- 7 bin 14 kişi ise aynı kimlik numarası ile ancak farklı ad ve soy adlarla
emekli aylığı almaya devam etti.
- 44 bin 105 kişi evli göründüğü halde sağlık karnesi iade etmedi.
- 14 bin 902 kişi öldüğü halde sağlık karnesi aktif halde tutuldu.
YDK. nın çarpıcı saptamaları
YDK uzmanları, Emekli Sandığı üzerinden çifte aylık veya sağlık hizmeti
alanların durumunu şöyle değerlendirdi:
.Yersiz ödemelerden alacaklar genel olarak, kendilerine aylık ödenen ve
sağlık yardımı yapılan kişilerin ölüm, evlenme, öğrenimini tamamlama, işe
girme, muhtaç olmama, diğer sosyal güvenlik kurumları kapsamına girme gibi
çeşitli nedenlerle durumlarında değişiklik olduğu halde Sandığa
bildirilmemesi ve bu değişikliklerin Sandık tarafından zamanında tesbit
edilmemesi sonucu daha sonra yapılan incelemede hak sahibi olmadığı halde
kendilerine ödeme yapıldığı belirlenen kişilere çıkarılan borçlardan
oluşmaktadır..
YDK. ya göre incelemek üzere gönderilen toplam 146 bin 643 kişilik liste ile
ilgili ön incelemesi yapılan 24 bin 889 kişiden, 9 bin 818 kişinin işlemi
iptal edildi ve bu kişilere 11 milyon 349 bin 847 YTL yersiz ödeme yapılmış
olduğu tesbit edilerek tahsilatı yönünde işlem başlattı. 121 bin 754 kişiye
ait inceleme ise tamamlandı.
Kaynak: Habergenç.com