Antep'e gazilik ünvanı verilişinin 74. yıldönümünde Gazi Antep Belediye Başkanı. Celal Doğan'dan kutlama törenleriyle ilgili bilgi alırken, gazi bir şehrin başkanının gazilik ve Türkiye'de gazilerin durumuyla ilgili görüşlerinide aldık. Başkan Celal Erdoğan "Gazi dediğimiz an, vatanı, milleti, toprağı, özgürlüğü, bayrağı, namusu için göğsünü işgalcilerin, düşmanın mermilerine siper eden ve güzelim ülkeyi kurtararak, bizlere emanet eden kahraman atalarımız anılmaktadır." derkenşehrin kurtuluş öyküsünüde şöyle anlatıyor:
"Gaziantep Savunması, yürekleri yurt sevgisi ile dolu bir avuç Antepli' nin gerçekleştirdiği, inanılması zor bir efsanedir. Alın teri ile ıslanmış, umutla yeşermiş toprağını işgalcilere vermemek için canını feda eden, şehir bombardıman altında iken "VATANIM" diyebilen, "HÜRRİYET" diyebilen, insanımızın dayanışma ve kentleşme içerisinde akıllara durgunluk veren, özverili bir kavganın ürünüdür. Bununla nekadar övünsek azdır.
Birinci Dünya Savaşından Osmanlı imparatorluğunun mağlup çıkması üzerine 1916 yılında İngilizler ve fransızlar arasında imzalanan "SİXPİKO" Anlaşmasında Antep, Maraşi ve Urfa Fransızlara bırakılıyordu. Ancak ingilizler, Fransızları Musul üzerindeki iddaalarından vazgeçirmek için Suriye'yi tahliye etmedikleri gibi Maraş ve Urfa' yı da işgal ettiler.
1919 Kasımında İngilizler Antep' i Fransızlara terketti.
26 - 27 - 28 Mart 1920' de sayı ve silah üstünlüğü çok fazla olan Fransız birlikleriyle kahramanca mücadele edildi. Şahin bey, şiddetli top ateşiyle karşı karşıya olduğu bu mücadelede, Elmalı Köprüsü' nde şehit düştü. Şahin bey' in ölüm haberi Antepli'lerin kenetlenmesine ve şehirde fiilen savaşın başlamasına neden oldu.
11 Ağustos 1920'de çevre tepeleri ele geçiren Fransızlar, Antep' i yeniden ve tamamen kuşattı. Düşman teslim çağrılarını tekrarlayarak, kalenin Güney Burnuna beyaz bayrak çekildiği taktirde, ateşi keseceğini bildirdi. Bu çağrıya Antepli' lerin cevabı "Kalenin Burnuna Al Bir Türk Bayrağı Çekmek" oldu.
Kuşatma altındaki halk sefalet içerisindeydi. Fransız uçaklarından atılan teslim çağrıları şehirde huzursuzluğu arttırıyordu. Karatarla Camii' nde toplanan halk, Antep' i savunmaya karar verdi. Uçaklı, Otobüs tanklı 20 bin kişilik modern Fransız ordusuna karşı Antep halkının, sahip olduğu bazik silahlardan başka bir şeyi yoktu.
23 Kasım 1930' da şehir son kez kuşatıldı. 20 bin düşman askerine karşılık yanlızca 1970 mücahit vardı. 9. Tümen Komutanı Özdemirbey' den o günlerde şu mektup geliyordu; "UZUN MÜDDET BİZDEN YARDIM BEKLEMEYİNİZ KUVVETLERİMİZ DAĞILDI ŞEHRİ TESLİM ETMEK TE SİZE DÜŞMEZ. ANTEP' İN MUKADDERATI MÜDAFİLERİN FİKRİNE KALMIŞTIR." diyordu.
Antep'te açlık baş göstermişti. Ekmek sıkıntısı son haddini bulmuş, zerdali çekirdekleri öğütülerek, ekmek yapılıyor, cephede savaşanlara yetiştiriliyordu. Sokaktaki kediler, köpekler bileaçtı. Bir gece bahçedeki küçük oğlunun çığlığına koşan anne, çocuğunun köpek tarafında parçalanmış cesedi ile karşılaştı. Savaşta ölmüş beygir leşleri yiyecek diye paylaşılıyordu.
Cephane eksikliğini kapatmak için bütün ustalar bir imalathanede toplanıp, kara baruttan fişek dolduruyor, fişekhanede şehit çocukları çalışıyor, oyuncakla oynaması gereken minicik eller titreye titreye boş kovanları topluyordu. Kadın çoluk cocuk herkez sırt sırta, omuz omuza savaşıyor, kahramanca çarpışıyor cepheye yemek getiren kadın, erkeği yemeğini yiyene kadar silahı alıp, erkeğinin yerine çarpışıyordu.
10 Aralık 1920 tarihinde Lohanizade Mustafa Nurettin bey; "Bütün kuşlar, konacak dal, yuva yapacak çatı bulamadıkları için Antep' i terkettiler" diyordu. Bu şartlar altında kuşatmayı yarmaktan başka çare kalmamıştı.
Antep, 10 ay 9 gün hiç bir şeyden yılmamış. Fransız bombardımanına azimle göğüs germiş ancak, açlık belini bükmüştü. Bu mücadele nüfus kayıtları olan 6417 şehit, 18 bin mağdur, dul ve yetim bırakmıştı. Antep Savunması karşısında Fransız Şark Orduları Komutanı General Goro; "Biz 10 ay 9 gün Antep' i teslim alamadık. Anadolu' da binlerce Antep var" derken, bu mücadelenin önünde saygıyla eğiliyordu.
8 Şubat 1921 tarihinde TBMM, 93 Nolu Kanunla kahraman Antep' e "Gazilik" ünvanı verdi. Bu şehir için ulu önder Atatürk; "Türküm diyen her şehir, her kasaba ve en küçük Türk köyü Gazianteplileri kahramanlık misali olarak alabilirler" dedi. 25 Aralık 1920 tarihinde Fransız askeri Gaziantep'i terk ederken, o günü yaşayanlar yazdıkları destanı gururla izlediler.
Dünya globalleşmenin, dünya kardeşliğinin gündeme geldiği şu günlerde, ülkemizde ve çevremizde yaşanan nahoş olaylara dikkat çeken Doğan, "Bazıları macera peşinde koşmaktalar. bu da ülkemizdeki ve dünyadaki yumuşamayı çirkinleştirmektedir. Ama dost - düşman herkes şunu açıkça bilmelidir ki, milli ğolitikamız Yurtta Sulh, Cihanda sulh' tur. Laik, demokratik, çağdaş Türkiye' nin maceralara sürüklenmesine Atatürk Türkiyesi' nin halkı izin vermiyeektir. Biz barıştan yanayız. Savaşın hiç bir şey kazandırmadığının da bilincindeyiz diyerek tüm insanları barışa ve kardeşliğe çalışıyor.
Dışarıdan hiç bir destek görmeden kendi halkının birlikte mücadelesi ile Fransız ordusuna karşı 10 ay 9 gün mücadele eden Gaziantepli'nin mücadelesi şöyle kutlanmaktadır:
Daha önce sadece resmi törenlerle kutlanan Antep Savunması yıldönümleri 1989 yılından bu yana Büyük Şehir Belediyesi tarafından şenlik olarak kutlanmaya başladı. 1995 yılında yedincisi kutlanan "Kurtuluş Şenlikleri" çerçevesinde bir çok etkinlik düzenlendi.
Üç gün süren Kurtuluş Şenliklerinde yurt dışından ve yurt içinden halk oyunları ekipleri davet edilmekte tüm ihtiyaçları ve yol giderleri Gaziantep Büyükşehir Belediyesince karşılanmaktadır. Yüzlerce genç üç gün boyunca semtlerde gösterilerde bulunmaktadır. Yine son gün halk konseri, kurtuluş balosu düzenlemektedir. Ayrıca çevre illerden gaziler davet edilmekte ve şenliğe katılmaktadırlar.
Gaziantep' e has aşırmalı "Aba Güreşi" musabakaları düzenlenmekte, bu güreşin yaşatılması sağlanmaktadır. Dereceye giren gençlere özendirici altın ve para ödülü vermektedir.
Diğer bir etkinlik ise dünyada şehir adıyla anılan "Antep Mutfağı" nın unutulmaya yüz tutmuş yemeklerini yeniden mutfaklara getirmek için yarışmalar düzenlenmektedir. Amaç, Antep'in yemek kültürünü yeniden canlandırmak ve tanıtmak. Bu amaçla da bir yarışma yapılmaktadır.
Resmi törenlerde ise, Şehitler Abidesi Ve şehit mezarları ziyaret edilerek, çelenk ve buket konulmaktadır. Resmi kutlama günü ise Atatürk Anıtına çelenk konulduktan sonra, vilayette kutlamalar kabul edilmekte, daha sonra tören alanına gidilmektedir.
Tören alanında şehrin işgali, olayların gelişimi, çete savaşları ve zaferin kutlanması bir senaryo dahilinde uygulanmaktadır. Daha sonra da resmi tören geçişleri yapılmaktadır.
Gazilerin şu an içinde bulundukları yaşam şartlarının içler acısı olduğuna değinen Başkan Doğan şunları sözlerine ekliyor:
"Bu vatan uğruna canını seve seve feda etmekten bir an bile tereddüt etmeyen, nesli tükenmek üzere olan bu insanlarımız hiç bir zaman layık oldukları konuma getirilmediler. Hep sıradan insanlar gibi muamele gördüler.
Devletin geçimleri için verdiği paralar zaman içerisinde enflasyon karşısında eriyip, gitti. Yeterli ilgi gösterilmedi. İnsanlarımız onlara laik oldukları sevgiyi, saygıyı gösteremediler. Toplu taşıma araçlarında bile onlara yer vermekten imtina ettik. Ancak, dünya değiştikten sonra törenler düzenlendi. Kıymetleri bilindi. Ama önemli olan ölmeden önce kıymetlerini bilmektir.
Antep Savunması gazilerimizin durumu ise içler acısı... Devlet Kurtuluş Savaşı, Kore Savaşı, Kıbrıs Savaşı gazilerine yetersiz de olsa bir maaş vermektedir. Fakat, bizim gazilerimiz (Antep Savunması Gazileri), Antep savaşında düşmana karşı gögüsünü siper ederek, Fransızların Güneydoğu'yu işgal etmesini önleyen gazilerimize bu yardım bile çok görülmektedir.
Yaşları 90' ı aşmış perişan durumda olan ve sayıları bir elin parmakları kadar olan bu insanlarımızın çoğu şu anda ekmeğe muhtaçtır. Dilenenleri dahi vardı. Eli öpülesi bu insanlar, belediyenin ve yardımsever insanların desteği ile yaşamaktadırlar.
Bu güne kadar çok büyük hizmetler gerçekleştiren Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir elin parmakları kadar olan Antep Savunması Gazilerine bakamayacak kadar aciz değildir.
Bu eli öpülesi insanlar bir an önce layık oldukları konuma getirilmeli, hiç olmazsa yaşamlarının son günlerini sıkıntısız geçirmeleri sağlanmalıdır."
Röportaj A. Gönül Palalar.
Yıl 1996, sayı 103
|