Geçmişten bu güne sorunları büyüyerek gelen Kıbrıs, artık çözüm istiyor. Dünya adaletini gösterecek bu çözüm sabırsızlıkla bekleniyor. 1914-1918 1.Dünya Savaşı sonucunda, İngiltere, Osmanlıdan kiralamış olduğu Kıbrıs Adasına el koydu. Burayı İngiliz Kolonisi statüsü ile imparatorluğuna kattı.
Adanın nüfusunun büyük kısmı Konya Karaman yöresinden gitmiş Türkler, Rumlar, Maronitler ve Ermenilerden oluşuyor. Başlangıçta oranları daha yüksek olan Türklerin nüfuz içindeki yüzdesi 25.30'lara kadar düşmüştür. Onceleri adada, nüfus karmaşık bir şekilde yaşamaktaydı. Ayrı bir Türk bölgesi yoktu. İkinci Dünya Savaşı sonunda eski sömürgeler bağımsızlığa kavuşurken, Kıbrıs'lı Rumlar da İngilizleri adadan kovmak ve Adanın her yanında, özellikle Lefkoşe, Magosa gibi büyük kentlerde İngilizlere karşı saldırılar düzenlemeye başladılar.
Bu dönemde Türkiye'nin Kıbrıs politikası; o zamana kadar Kıbrıs ile hiç ilgilenmeyen, Kıbrıs'taki Türklerin varlığından dahi haberdar olmayan bir çizgideydi. İlk kez 1947-48 yılları arasında, Hürriyet Gazetesi'nin başlattığı bir kampanya ile kamuoyu Kıbrıs'taki Türklerin durumundan haberdar oldu. Bunun üzerine Türkiye Devleti Kıbrıs konusunda tavır almak zorunda kaldı. Ve tez olarak; adanın statüsünde bir değişiklik yapılacaksa eski sahibine iade edilmesi gerektiğini ileri sürdü. Ve Türkiye'de bu maksatla gösteriler düzenlemeye başladı. Burada ki politika,"Kıbrıs Türktür, Türk Kalacaktır!" sloganı ile belirtilmiştir. O dönemde dostumuz sayılan Yunanlılar'ı kırmamak için taksimde bölünme yapılmış ve "Ya Taksim, Ya Ölüm!" sloğanları atılmaya başlanmıştır.
Bu çalkantılar 10 yıl kadar sürmüş ve Türklerin Kıbrıs Adası'nda Yunan tezinden farklı bir tezi savunmaları oradaki Türkleri, İngilizler ile birlikte Yunanlıların saldırı hedefi haline getirmiştir. Birçok Türk bu sıralarda öldürülmüştür.
İngiltere, adayı terketmeye karar vermiş, fakat Türkiye ve Yunanistan'ın girişimleriyle adadaki toplumlararası sorunlara bir çözüm getirme zorunluluğu hissedilmiştir. Çözümün; İngiltere'nin çıkmasından sonra adanın bağımsız bir devlet haline getirilmesi sonucuna varılmış ve bu devlet için yeni bir yasa hazırlandırarak 1959-60 tarihlerinde Zürih ve Londra'da yapılan bir seri anlaşma ile bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Anayasasına göre bu cumhuriyetin yürütme, yaşama ve idari birimlerinde yetkiler her iki topluluk arasında paylaştırılmıştır.
Bu yapılan Anayasa 1963 yılına kadar yürürlükte kalmıştır. O yıl Cumhurbaşkanı olan Makarios , tek taraflı olarak Anayasayı değiştirdiğini bildirmiş, Bakanlar Kurulu'ndaki ve Yasama Meclisi'ndeki Türk üyeleri zorla görevlerinden atılmışlardır. Türk toplumunun buna itirazı üzerine adada Türklere karşı şiddet olayları başlamıştır. Bu aloylar sürüp gitmiş. Makarios Birleşmiş Milletler'in adaya güç göndermesini kabul etmek zorunluluğunu duymuştur. Özellikle Lefkoşe'de iki toplum arasında tampon oluşturan BM gücü, bu güne kadar adada görevini sürdürmektedir. Fakat bu gücün güvenliğini sağlamakta etkili olduğu söylenemez. Nitekim Türklere karşı girişilen saldırıların büyük boyutlara varması 1964'te Türkiye'yi müdahalenin eşiğine kadar getirmiştir. Türkiye'nin o tarihte kullanmak istediği fakat ABD'nin engellemesi sebebiyle kullanamadığı müdahale hakkı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşunda Londra'da imzalanan antlaşmalardan birisi olan uluslararası Garanti Antlaşması'ndan doğmaktadır. Bu antlaşma, Kıbrıs Cumhuriyet'inde kurulmuş olan anayasal düzenin bozulması takdirinde üç devlete ( Türkiye İngiltere Yunanistan) birlikte veya tek tek adaya müdahale ederek bozulan durumu düzeltmek hakkı tanımaktadır.
1967'e kadar Anayasa dışı bir Cumhurbaşkanlığı görevi sürdüren Papaz Makarios 63'ten sonra batılı devletlerin desteğini ve ilgisini çekebilmek amacıyla adadaki Komünist Partisiyle yakın ilişkiler içerisine girmiştir. 1967'de Yunanistan'da yapılan bir askeri darbe ile Albaylar Cuntası başa geçmiştir. Bu tarihten başlayarak Makarios, ENOSİS amacının ertelendiğini öne sürmüştür. Ve bunun üzerine adada Makarios'a ve ENOSİS'e karşı çıkan bütün Rumlara karşı, Cuntanın örgütlediği yeni bir terör örgütü EOKA kuruldu. 1967'den sonra Rumlar ikiye ayrıldı:
-ENOSİS'i erteleyenler.
-ENOSİS'i hemen isteyenler.
Bu olaylar 1974 yılına kadar sürerek gelmiş, 1974 yılında adada Yunan Cuntasının düzenlediği bir hükümet darbesiyle Makarios devrilmiş ve yerine EOKA örgütünün çetecilerinden kasap lakabıyla tanınan Nikos Samson Cumhurbaşkanlığına getirilmiştir.
1963 ve 1964'te Anayasanın değiştirilmesi üzerine durumu protesto eden, ada üzerinde uçak uçuran ve EOKA çetelerinin mevziilerini bombalamak'la yetinen Türkiye, bu kez Anayasal düzenin tamamen ortadan kalkması sonucunda Garanti Antlaşmasının kendisine tanıdığı müdahale yetkisini kullanmaya karar vermiştir. Önce İngiltere hükümetine, müdahalenin birlikte yapılmasını önermiş, İngiltere'nin bu hakkı kullanmayacağını bildirmesi üzerine, Türkiye hakkını tek başına kullanarak adaya asker çıkarmıştır.
Bu harekat, Yunanistan'da büyük yankılar uyandırmış, Yunan Cuntası'nın devrilmesine neden olmuştur. Adaya çıkan Türk kuvvetleri adanın yarısını kontrol altına almışlardır. Bunun üzerine Denktaş Makarios arasında yapılan antlaşmalarla adada nüfus değişimi yapılmış, güneydeki Türkler kuzeye, kuzeydeki Rumlar da güneye inmişlerdir. Böylece ada ikiye ayrılmıştır.
1983'te kuzeyde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetti, adıyla yeni bir devlet kurulmuş, böylece adada iki devlet ortaya çıkmıştır. Fakat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye dışında başka bir devlet tarafından tanınmamıştır.
Ancak bir devletin varlığını sürdürebilmesi için, diğer devletlerce tanınması şart değildir.
Günümüzde de Kıbrıs'la ilgili sorunlar gündemi oluşturmaya devam ediyor. Rum kesimi ile Türk tarafını uzlaştırma arayışları sürüp gidiyor. Son olarak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Butros Gali Newyork'da iki tarafı bir araya getirdi. Gali'nin önerisi Maraş'ın BM'ye Güzelyurt'unda Rumlara verilmesi idi. Ancak bu öneri iki tarafında onayından geçmedi. Gali'ye göre Kıbrıs sorununda uzlaşmaz taraf Denktaş. Son durumu anlatan bir rapor hazırlayan Gali bunu Güvenlik Konseyi'ne verdi. Güvenlik Konseyi bu raporu onayladı ve sertleştirdi.
Butros Gali'nin raporuna göre BM askerleri Maraş'a yerleştirilmeli, Türk tarafının elindeki topaklar %28 indirilmeli. Bu rapora olumlu bakan Rum kesimi Denktaşa'a kabul etmesi yolunda baskı yapıyor. Ancak Denktaş önerilere kesinlikler karşı. Taraflar Mart ayında tekrar bir aaya gelecekler.
Bu süre içinde BM, ABD, KKTC ve Türkiye'nin ne şekilde hareket edeceği merakla bekleniyor. BM Güvenlik Konseyi Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün görev süresinin uzatılıp uzatılmayacağı konusunda da bir karar verme süresi içerisinde. Barış Gücünde askeri bulunan bazı ülkeler askerlerini çekeceklerini bildiriyorlar.
Adada Barış Gücü'nün olmaması demek Yeşil Hat'ın ortadan kalkması ve TSK nın sınırda Rumlarla karşı karşıya kalması demektir. Bu durum Rum tarafının taşkınlıklarına ve kışkırtmalarına neden olacaktır. Bu nedenle Barış Gücü'nün Yeşil Hat'ta kalması isteniyor. Şu anda hersey BM'e ve Mart ayındaki görüşmelere bağlı.
Şimdi gözler Mart ayı içerisinde yapılacak olan Kıbrıs Zirve'sine çevrili. Zirve öncesi sorulan sorular hep aynı. Rum kesimi uzlaşmaz tutumunu sürdürecek mi? Gali ve BM, Türk kesimince kabul edilemez, tek yanlı taleplerinde ısrar edecek mi? Konu yine çözümsüzlüğe terkedilip çözüm bir başka zirveyemi ertelenecek?
Bu sorulara ve uzun ekleyişlerle geçen zirve öncesi Kurtuluş Savaşı Mücahit Gaziler Dergisi olarak yavru vatan Kıbrıs'a bir ziyarette bulunduk. KKTC Başbakanlık müsteşarı Tahsin ERTUĞRULOĞLU ile görüştük.
KSMG: Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Barış Harekatı sırasındaki görevleri ve önemi bilinen bir gerçektir. Kıbrıs'ın bağımsızlığında büyük katkıları olan Mücahitler'in şu andaki durumları hakkında bilgi verirmisiniz? KKTC'nin bağımsızlığı için savaşan bu insanlara sosyo kültürel güvence sağlama anlamında ne gibi çalışmalar yapılmaktadır.
T.ERTUĞRULOĞLU: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin oluşumunda inkar edilemeyecek payları bulunan Mücahitlere yasalarla bir takım haklar sağlanmıştır. BU hakları sizlere şöylece sıralayabilirim.
a) Mücahit Tanzim Yasası ile, 10 yıl ve üzerinde mücahitlik yapanlara ve daha sonra kamu görevine girmeyenlere "Emekli Maaşı" 10 yıldan az mücahitlik yapanlara da ikramiye verilmiştir.
b) Mücahitlik'ten sonra kamu görevine girenlere Emeklilik Yasası ile Mücahitlikte geçen her yıla karşılık iki yıl hizmet eklemesi yapılmış ve buna göre emekli olma hakkı tanınmıştır.
Aynı şekilde Mücahitlik yaptığı süre kadar hizmet eklemesi yapılmış ve bu süreye karşılık bulunduğu derecede kademe ilerlemesi verilmiştir.
c) Erenköy savunmasına katılan ve daha sonra 1975'e kadar kamu görevine girenlere, TC. de yaptıkları hizmet süresi kadar hizmet eklemesi yapılmış ve ayrıca Erenköy'de bulunduğu süreye bakılmaksızın 2 yıl hizmet eklemesi verilmiştir.
d) İskan Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasasında yapılan tadilat ile Mücahitlere Mücahitlik yaptıkları yıllarla orantılı olarak "Mücahit Puanı verilmiştir. Bununla KKTC'nde Rum'dan kalan Taşınmaz mal alma hakları bulunmaktadır.
e) Mücahitlik yaparken yaralanıp Malül olanlara özel donanımlı ve gümrüksüz araba ithali hakkı verilmiştir.
f) Şehit çocuklarına, arsa tahsisi ve evlenme yardımı yapılmakta olup ayrıca kamu hizmetine girişte kendilerine bazı kolaylık ve ayrıcalıklar tanınmaktadır.
KSMG: 1974 Barış harekatında binlerce şehit ve binlerce gazi vererek kazanılmış haklara yönelik, bugün BM'de müzakereler yapılmaktadır. Ve önümüze "Gali Haritası" adı altında bir harita konmuştur. Bu harita ile 40 bin insanın göçmen durumuna düşürülmesi insan haklarını savunan BM ilkeleriyle gelişmiyor mu? Bu insanların konumları ve hakları ne olacaktır?
T.ERTUĞRULOĞLU: Gali Haritası Kıbrıs Türk tarafınca kabul edilebilecek, hatta müzakere zemini olarak dahi kaale alınabilecek bir harita değildir. Bu haritaya göre KKTC topraklarının en az % 20' si Rum tarafına verilecek taviz olarak bizlerden talep edilmektedir.Böyle bir şeye onay vermemiz kesinlikle sözkonusu değildir. KKTC Devletinin sınırları 1974 Mutlu Barış Harekatıyla çizilmiştir. Mücahit ve Mehmetçiğin kanlarıyla sulanmış kutsal vatan topraklarından bir karışını bile düşman çizmesine çiğnetmek Kıbrıs Türkü' ne yakışmaz. Yüce Türk Ulusu'nun şanlı tarihine leke sürdürmemeye ad içmiş Kıbrıs Türkü Anadolu anasına olan borcunu ödemeye, ona vermiş olduğu sözünden geri dönmemeye kesin kararlıdır.
Gali Haritasıyla 40 bin civarında insanımızın ilk etapta yerinden edileceği, daha sonra uygulanması öngörülen nüfus hareketleriyle de 30-40 bin Rum'un Kuzey'e geçişinden etkilenecek bir o kadar daha insanımızın evinde yurdundan olacağı göz önünde bulundurulursa, 170 bin nüfuslu KKTC'nin yarı nüfusundan fazlası göçmen durumuna sokulacaktır. Kimsenin ne böyle bir şeyi bizlerden talep etmeye hakkı vardır ne de bizlerin buna onay vermeye hak, yetki veya isteğimiz bulunmaktadır.
KSMG: Türk askerini çekmek veya azaltmak karşılığında BM'nin verebileceği anlaşılır bir güvence olmadığı gibi durum bu şekilde gerçekleşirse Rumların cesaretlenip 74 evveline dönmelerini engelleyecek yasal bir konum, taahhüt de yoktur. O halde Türk askerini çekmek veya azaltmak sorunu için sizin düşünceleriniz nelerdir?
T.ERTUĞRULOĞLU: Türk Askeri Kıbrıs'a uluslararası garantilerden kaynaklanan garantörler ülke statüsünün getirdiği sorumluluklar dolayısıyla gelmiştir. Kıbrıs adasının Elenleştirme ve Yunanistan'a bağlama girişimleri karşısında yasal haklarını kullanarak gelmiştir. Bunların da ötesinde Kıbrıs Türkü'nün isteğiyle ve ısrarı üzerine Kıbrıs'a gelmiştir ve halen de aramızda bulunmaktadır.
Türk Askeri'nin adadan çekilmesini ve sayıca azaltılmasını gerkli kılacak ortam sağlanmamıştır. Kıbrıs konusunda Rum tarafıyla bir anlaşma sağlansa dahi ki bu konuda her hangi bir beklentimiz yoktur, caydırıcı sayıda ve güçte Türk Askeri varlığının adada kalması zaten sözkonusudur.
Kıbrıs Türkü, Anavatanı Türkiye dışında bir garantör, bir güvence kaynağı aramamaktadır. Bu değerlendirmemize hangi şekil ve yapıda olursa olsun BM güvencesi de dahildir.
Kıbrıs Türkü varolabilsin, insanca yaşayabilsin diye evlatlarını seve seve ateşe, ölüme gönderen Anadolu anasının yerini ister Amerikanı, ister Fıransızı, ister Alman veya İngilizi alabilir mi? Kim alabilirki.?
Kıbrıs Türkü Anavatanı Türkiye varolduğu sürece,varolabileceğini, güçlü olduğu ölçüde güçlü olabileceğini, Anavatansız varlığının hiçbirşey ifade etmeyeceğini, zaten bunun da mümkün olmayacağını çok, ama çok iyi bilmektedir. Durum bu denli açık ve net bir konumdayken BM'nin anlaşılır bir güvencesi ortada olsa bile bunun sadece bir kağıt parçası üzerinde kalacağı, gerçekte ve fiiliyatta hiç bir şey ifade etmiyeceği aşikardır. Hem Kıbrıs Türkü'nün kendi tecrübeleri hem de günümüz dünyasında ve etrafımızda gelişmekte olan olaylar bu gerçeği teyid etmektedir.
Sonuç İtibarıyla, eğer bir Kıbrıs sorunu diye bir sorun varsa, bu sorunun çözümü adadaki Türk Askeri varlığıyla bağlantılı değildir. Sorun 1974'te Türkiye Askeri'nin adaya gelmesiyle başlamamıştır. Bilakis adada yıllardır varolan bir sorun nedeniyle Türk Askeri adaya gelmiştir. Dolayısıyla 1974 ve Türk Askeri varlığı sorunun başlangıcı değil sonudur ve çözümüdür. Türk Askeri'nin adadan çekilmesi sözkonusu olmadığına göre uzatılması hususu da günü geldiğinde KKTC-TC hükümetleri arasında kararlaştıracak bir husuzdur, ama bizce bunun Kıbrıs konusundaki gelişmelerle her hangi bir bağlantısı yoktur ve böyle bir bağlantının kurulmasına da izin verilmelidir.
|