(PTSD) TRAVMA SONRASI STRES SENDROMU 1
İnsanlık tarihinin karmaşık ve değişken bir olgusu olan savaşın nedenleri, niteliği ve kapsamı konusunda tam bir görüş birliği yoktur. Bu alandaki çeşitli yaklaşımlar ideoloji ve bakış açısından farklılıklar kadar konunun felsefi, siyasal, ekonomik, sosyolojik, psikolojik, hukuksal boyutlarıyla ilgilidir. Bununla birlikte savaş ile ilgili genel düşünce, savaşın sonuçları üzerine birbirinden farklı analizler yapmak olarak şekillenmektedir. Ölü ve yaralı sayısı, kullanılan askeri strateji ve taktikler, silahların sayısı, niteliği gibi.Savaşı, sadece zafer ya da yenilgi kavramlarıyla sınırlayanlar Tolstoy, “Sivastapol” da şöyle yanıt vermektedir: “Savaşı, mızıka ve bandolardan, zıplayıp duran cakalı atlara binmiş generallerden ve sancakların dalga dalga akışından ibaret güzel, intizamlı ve şaşaalı bir olay olarak değil, gerçek yüzüyle görüyorsunuz - kan, ızdırap ve ölüm olarak.”
Savaşın dillendirilmeyen dehşet yüzü; kopan kol ve bacaklar, parçalanmış baş ve gövdeler, ağır et ve barut kokusu, silah arkadaşının cansız, boş gözlerle bakan bedeni yeterince tartışılmaz hatta midesi kaldıramayanların başlarını başka bir yöne çevirmesine neden olur. “Ağzı olanın konuştuğu” zemini bir yana bırakırsak, savaşla ilgili konuşması gerekenin savaş politikası üretenlerin, savaş çığlığı atanların değil, bizzat savaşın, normal bir insanın tahammül edemeyeceği boyuttaki gerçek ve çirkin yüzüne tanıklık eden gazilerin olması gerektiği üzerinde hemfikir olabiliriz. Bundan dolayıdır ki, gazilerin ezici bir çoğunluğu, “yine vatanım için gerekirse savaş tarlasına giderim” demelerine karşın, savaşın ürkütücü ve ıstırap dolu bir olgu olduğunu ileri sürmektedirler. Çok sayıda ölümü ve ağır yaralanmaları, yardım isteyenlerin acı içindeki çığlıkları, yanmış et ve barut kokusunu, yaşamın son hırıltısını kulaklarıyla, gözleriyle ve de hisleriyle yaşayan bir insanın psikolojisi, yaşanılan anormal duruma tepki verir. Travma niteliğindeki böylesine güçlü bir etkiye tepki vermek normal bir insan davranışıdır.
Ancak normal bir insanın, anormal bir duruma gösterdiği bu tepki, yüzyıllardır anlaşılamıyordu. İnsanlık “savaş sendromu” ya delilikle ya da ruhsal zayıflıkla örtüşmekteydi. Psikolojinin savaşa ve askeriyeye olan ilgisi katlanarak artmaya başlayınca, gerçek gün ışığına kavuştu. Böylelikle savaşın, insan ruhunda açtığı derin yaralar yavaş yavaş kavranmaya başlandı.Dünya genelinde “savaş sendomu” nun oluşturduğu hazin durum 150 yıl önce Amerikan iç savaşında filiz verdi. Ancak savaştan dönenlerin gösterdiği farklı tepkilerin sebebi net değildi. Özellikle II. Dünya Savaşı gazileri ve Amerikan Vietnam gazileri üzerinde yapılan derin araştırmalar gösterdi ki, savaş, gazilerin ruhunu harap etmiş, yaşamlarını tam bir cehenneme çevirmişti.Gelişmiş ülkelerin PTSD konusunda gözleri yeni açılmaktayken, Türkiye’ de, gazilerin yaşadıkları sorunlara bilimsel yaklaşmak, geniş bir tabanda kavranmasını beklemek hayal perestlikti.Gaziler dergisi, 1995 yılında ilk kez PTSD dosyasını kamuoyu ile paylaştığında, mevcut fatoğraf pek iç açıcı değildi. Bir yanda gazetelerin 3. sayfaları Güneydoğu gazilerinin bunalıma dül;ekleri aydınlatmak” mesleği olduğunu idrak eden TEMPO ve gazeteci Güçlü Özgan PTSD sorunun sayfalarına taşıdı. TEMPO, 11 - 17 Mayıs 2005 baskısında, Güçlü Özgan imzalı “Güneydoğu Gazilerimizin İkinci Savaşı: PTSD Travma” haberini yayınlayarak, kanunun ciddiyetine dikkat çekti. Gaziler adına önem arz eden PTSD sorununu, TEMPO gibi güçlü ve geniş bir tabana hitap eden dergiye taşımakta aracılık eden Gaziler dergisi, böylelikle görevini ifa etmiş oldu.
TEMPO, Gazilerin İkinci Savaşına Odaklandı
“Derdini anlatamayan derman bulamaz” misali, terörden çektiğimiz maddi ve manevi ıstırabı tüm boyutlarıyla dünya kamuoyuna aktaramadık. Batı’ nın yaşadığımız acıları görmezden gelmesi, umarsız tavrı kah üzdü kah kızdırdı. Ancak çuvaldızı kendimize batırma gibi bir geleneğe sahip olmadığımız için var olan olumsuz tabloyu üstlenmedik yaşadıkları sorunları biz, görmezden geldik. Onlarla yeterince ilgilenmedik. Hatta gazilerimizi kayıt altına bile almadık.Bu eğilim duyarsızlık değil de ne idi? Savaş sonrası eve dönen yüz binlerce terör gazisi asker, polis, öğretmen, köy korucusu ve diğer kamu görevlilerini arayıp, sormadık ıstırabın, talebin, şikayetin nedir diye... Adeta onları “meçhul asker” olarak gördük. Kaderleriyle yalnız bıraktık. Bugün pek çok gazi, gazi olduğunu bilmiyor. Çünkü! kol ve bacakları sağlam ve bir bütün olarak döndüler. Gazilik tanımının eksik yapıldığı Türkiye’ de, ruhları yaralanmış gazilerle ilgili çalışma yapmak kimin aklına gelir ki...Güçlü Özgan TEMPO’ daki haberinde bu gafleti şöyle özetliyor: “Bu uzun süreç içinde bölgede yaşanan olaylara tanık olan, çatışmalara katılan ve bu yaşadıklarının ruhlarında bıraktığı izleri tezkere sonrası evlerine taşıyan gençler, yaşamlarına devam etmeye çalışıyorlar. Adını bilmedikleri, belki de hiç bir zaman öğrenemeyecekleri travmalarıyla birlikte. Gittikleri gibi döndüklerini zannedenlere kendilerini anlatmaya çalışıyorlar. Ailelerine, arkadaşlarına, sevdiklerine patronlarına... Kimisi bunu başarabilse de, kimisi ruhlarında açılan büyük yaranın izlerini tamir edemeyerek bir kenara çekiliyor.”TEMPO dergisine demeç veren GATA’ dan 2000 yılında emekli olan Psikiyatr Prof. Dr. Aksın Sürmeli, gazilerin yaşadıkları sorunların sadece onları ilgilendirmediğini, tüm toplumun ortak sorunu olduğunu ileri sürüyor. Prof. Sürmeli, bu sorunla unutarak ya da yok sayarak değil, tam tersi üzerine giderek mücadele edebileceğini vurguluyor. Görüşlerini kamuoyuna TEMPO aracılığı ile paylaşan Prof. Sürmeli, PTSD sorununa şöyle yaklaşıyor: “Bu sorunların çözümü için gerekli olan en önemli olgu, toplumun bu vakaları kabul etmesidir. Güneydoğu’ da çarpışıp gelmiş olan gençlerin ne yaşadıklarını, bugün neler hissettiklerini anlamak için çaba harcaması gerekiyor herkesin. Bugün çoğu kişi, o olaylar hiç yaşanmamış gibi davranıyor. Bıçağın kemiğe dayanmasını beklemeden, bu sorunların çözümü için çaba harcanmalı. Bu sorunlar toplumumuzun önünde sonunda yüzleşeceği, yüzleşmek zorunda kalacağı şeylerdir. Bu gençler Güneydoğu’ da son derece ağır şartlarda düşmanla çalıştılar. Arkadaşlarını, kollarını, bacaklarını kaybettiler. Ruh sağlıklarını kaybettiler... Döndüklerinde ise yaşadıklarının kimseyi ilgilendirmediğini gördüler.”PTSD dosyasına katkı sağlamak amacıyla TEMPO’ ya bilgi veren Gaziler dergisinden A. Gönül Palalar ise görüşlerini şöyle aktardı: “Öncelikle PTSD bir bilinç sorunu. Ne yazık ki, bizde çok yanlış algılanıyor. PTSD bir delilik belirtisi değil, aksin bir hastalık durumudur. ‘Ruh doktoruna gitmek’ delilikle eşdeğer görülüyor. PTSD, anormal durumlar için normal bir insanın normal bir tepkisidir. Dolayısıyla konuyla ilgili temel yanılgılardan kurtulmakla işe başlamaktayız.”Güneydoğu Gazileriyle Ortaya Çıkan Gerçek1996 Aralık ayında, Hürriyet gazetesinde yayınlanan, GATA tarafından yapılan araştırma, korkunç gerçeğin altını çizdi. Güneydoğu’ da PKK terör örgütüyle çatışan Mehmetçiğin yoğun bir biçimde ruhsal bozukluklar yaşadığı ortaya konuldu..GATA Askeri Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığı’ nda yapılan “çatışmaya bağlı Travma Sonrası Stres Bozukluğu” konulu tez araştırmasında, Vietnam Savaşı esnasında psikiyatrik sorun nedeni ile başvuran Vietnam’ daki Amerikan Denizcilerinin yüzde 27’ sinde, Lübnan Savaşı sırasında başvuran Lübnan askerlerinin yüzde 23’ ünde, Türkiye’ nin Güneydoğu’ sunda çatışma bölgesinden gelen askerlerde ise yüzde 27.8’ inde antisosyal kişilik (Vietnam Sendromu) en yüksek bulgu olarak tespit edildi.Güneydoğu’ daki çatışma bölgesinden gelerek psikolojik tedavi amacı ile başvuran hastaların yüzde 27.8’ inde görülen antisosyal kişilik (Vietnam Sendromu) hastalığının yanı sıra, yüzde 16.6’ sında konversiyon bozukluğu, yüzde 13.2’ sinde anksiyete bozukluğu, yüzde 10.7’ sinde travma sonrası stres bozukluğu, yüzde 8.8’ inde şizofreni, yüzde 6.3’ ünde majör depresif bozukluk, yüzde 5.9’ unda da uyum bozukluğu tesbit edildi.Güneydoğu’ dan sendom nedeni ile başvuran askerlerden yüzde 43’ ünün üste karşı saldırgan davranışlar sergilediğinin vurgulandığı araştırmada, çatışma bölgesinden gelen hastaların yüzde 16.6’ sında konversiyon bozukluğu (Gerçekle ilgisi olmayan ve korkuya dayalı davranış sergileme) belirlendi.
Uykusuzluk Baş Sorun
Psikolojik travmanın meydana geldiği tarih itibarıyla, Güneydoğu’ da savaşan askerlerin yüzde 21.19’ unun uykuya dalma güçlüğü çektiği, yüzde 18.61’ inin çabuk sinirlenme ve öfke patlamaları gösterdiği, yüzde 14.14’ ünün kendisini her an tetikte gibi hissettiği, yüzde 13.05’ inin suçluluk duygusu hissettiği, yüzde 12.8’ inin olayları hatırlatan durumlarda otonom belirtiler gördüğü, yüzde 12.78’ inin düşüncelerini yoğunlaştırmada zorluk çektiği, yüzde 12.76’ sının aşırı irkilme tepkisi gösterdiği, yüzde 11.18’ inin olayı tekrar tekrar hatırladığı, yüzde 10.8’ inin olayı sık sık rüyasında gördüğü, yüzde 10.54’ ünün olayı hatırlatan durumlarda psikolojik sıkıntı çektiği, yüzde 10.31’ inin olayı yeniden yaşıyormuş gibi hissettiği ve davrandığı, yüzde 10.23’ ünün olayı hatırlatan ortamlardan uzaklaştığı, yüzde 10’ unun etrafı ile eskisi gibi ilgilenmediği, yüzde 9.55’ inin geleceğinin kalmadığı duygusuna kapıldığı, yüzde 9.26’ sının insanlardan uzaklaştığı, yüzde 8.66’ sının ise olayın en önemli bir bölümünü hatırlayamadığı tespit edildi.
PTSD Sorunu Bilinçlenmeyi Gerektirir
Sorunu yok sayarak mücadele edemeyiz. Gazilerimize gereken önemi göstermek istiyorsak, yaşadıkları her acıyı dindirecek önlemleri almak yükümlülüğündeyiz. Gelişmiş ülkelerdeki rehabilitasyon merkezleri, gazilerin ikinci savaşı olarak nitelendirilen PTSD konusunda kıyasıya bir mücadele yürütüyorlar. Türkiye’ de ise bu konuda uzun bir yol aldığımızı söylemek güç.Hatta kaş yaparken göz bile çıkartabiliyoruz. Örneğin 2003 yılında Gaziler Dergisi’ nde yayınlanan bir haberde, İzmir Buca’ da, Gaziler Rehabilitasyon merkezini 3 trilyon lira harcayıp, bitiriyoruz. Sonra ne yapıyoruz? Koca bir hiç. Üstelik merkezi önce kaderine terk ediyoruz, sonra da kapatıyoruz.Bugün tam teşekküllü tek bir rehabilite merkezine sahibiz. Pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da ilk adımı askeriye attı. TSK, 21 Nisan 2000’ de bir Rehabilitasyon Merkezi’ ni hizmete açtı. Toplam inşaatı 102.500 m2, peyzaj ve rekreasyon alanı 282.500m2.Kompleksin kapsamında; 200 yataklı Omurilik ve Ortopedik hastane, 50 yataklı devamlı bakım evi, 50 yataklı hasta misafirhanesi, meşguliyet ve mesleki rehabilitasyon üniteleri, alış-veriş merkezi, amfi tiyatro, sera ve botanik bahçesi, gölet ve süs havuzu, voleybol, basketbol, futbol sahaları gibi tesisler bulunuyor.Rehabilitasyon Merkezi’ nde; GATA ve diğer askeri hastanelerde mevcut imkanlarla tedavi gören TSK personelinin fiziki, tıbbi ve sosyal açıdan tam anlamıyla bir rehabilitasyona tabii tutulmaları, engelli hale düşenlerin ve bakıma muhtaç olanların yaşam boyu devamlı bakımlarının yapılması, gerekli her türlü imkan suretiyle yeniden sosyal hayata döndürülmeleri
Bilindiği gibi travma canlı üzerinde beden ve ruh açısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantı olarak tanımlanmaktadır. Psikolojik travma; kişinin duygusal, fiziksel ve zihinsel bütünlüğünü zedeleyerek, yaşantısına darbe vuran ve ruhsal bozukluklara iten dramatik olaylardır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu ya da bilimsel adı ile PTSD, özellikle savaş ve terör, saldırı ve cephe yaşantısı gibi olayların ardından ortaya çıkabilen ve psikolojik travmaların yarattığı ruhsal sorunlardır.Travma Sonrası Stres Bozukluğu. İnsanlar yaşadıkları ortamın düzenli ve sürekli olmasını isterler ve bunun gereksinimini duyarlar. Yarının şu anın devamı olmasını, kesintisiz bir yaşamı arzular.Kişinin yaşamını, yaşam döngüsünü tümü ile değiştiren olaylar, kişinin yaşamında önemli yeri olan kişilerin yitirilmesi ve/veya buna neden olan olaylar insanda ciddi, zaman zamanda kalıcı psikolojik yaralanmalara neden olur.Travma sonrası stres bozukluğu savaş, kaza, terör, saldırı, tecavüz gibi gündelik yaşamın dışındaki yaşantılardan sonra ortaya çıkabileceği gibi, deprem, sel, yanardağ patlamaları gibi doğal afetlerin ardından ortaya çıkabilen ve psikolojik travmaların yarattığı ruhsal sorunlardır.Travma sonrasında; anılar çok canlıdır, olayı anımsatan ve tekrarlayan rüyalar sık görülür. Olayı anımsatan en ufak bir hatırlatıcı karşısında, olayın tekrar yaşanması ve gerginlik hissi yaygındır, stres veren yaşantıyla ilgili olan her türlü hatırlatıcıdan kaçma dikkat çeker.Psikolojik duyarlılık ve uyarılmada artma görülür; duyarlılığı ve uyarılmayı arttıran semptomlardan da mutlaka ikisi görülür.
Bunlar;
*Uykuya dalma ve uykuyu sürdürmede güçlük
*Patlama halinde kızgınlık ve sinirlilik
* Konsantrasyon güçlüğü
* Aşırı şaşkınlık
* Aşırı temkinlilik
Travma sonrasında kişiler izlendiğinde ya da yakınlarının ifadelerinde travma öncesi ile travma sonrası kişilik özellikleri arasında tanı koyacak kadar büyük bir farkın olduğunu gözlediklerini bildirir.Dış dünyaya karşı kızgınlık, sosyal yaşamdan geri çekilme, boşluk, ümitsizlik duyguları, gerçek ve görünürde bir neden yokken sürekli tehdit algısı içindeymiş duygusu taşımak, sıksık ifade edilen ve gözlenen semptomlardır.Yaşanan travmatik olaydan sonra, yaşam artık travmadan önceki yaşam ve travmadan sonraki yaşam olarak ikiye ayrılmıştır. Travmatik olaylar kişilerin yaşamında kaçınılmaz bazı değişikliklere neden olur. Değişen roller, iş sorunları, göç, sosyal desteğin azalması, sağlık sorunları, aile içi ilişkilerde ortaya çıkan sorunlar gibi.Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri
*Hayatta kaldığı için kendini suçlu hissetme
*Olayın yaşanmasına ve neden olanlara kızgınlık
* Yaşamla ilgili umutlarını yitirme
* Amaçların anlamsızlaşması, herşeye karşı ilgisizlik
* Aşırı yemek yeme
* Yoğun duygusal değişiklikler
* Huzursuzluk
* Tehdidin yol açtığı aşırı gerginlik
*Yoğun duygusal bağların olduğu kişi ve objelerin kaybında yaşanan acı, tutulan yas
* Dikkati yoğunlaştıramama
* Travma yaratan olayla ilgili sık sık kabus görme
*Baş dönmesi, baygınlık hissi göğüs ve kalp bölgesinde ağrılar, kalp çarpıntıları, adale ağrıları, halsizlik, nefes almada zorluklar, bulantı, sindirim sistemi ile ilgili şikayetler gibi bir takım fiziksel sorunlar
* Korku ve kaygılar
Travmadan Etkilenmede Risk Grupları
* Yaşantının şiddeti (Yaşamda meydana getirdiği değişiklikler)
* Kişilik özellikleri (Geçmişteki travmalar, sorunlar, klinik düzeydeki depresyon)
* Geçmiş psikopatolojik durum
* Yakın geçmişteki kaygı ve depresyon
* Çocuk dönemi travması
* Cinsiyet (Kadınlar daha çok etkileniyor.)
* Düşük eğitim düzeyi ve sosyoekonomik durum
* Travma ailenin yaklaşımı
Travma Sonrası Sorunlarla Nasıl Başa Çıkabiliriz?
Stresle başa çıkmada kişilik özellikleri çok önemlidir. Yeterlilik, kendine güven, güçlülük, sağlam ego, yaşamda tutarlılık, esprili kişilik, entellektüel becerilerin varlığı, heyecan arayan kişilik yapısı stresle başa çıkmada artı puanlardır.Travma sonrası stres bozukluklarında genellikle psikoterapi uygulanması tercih edilir, uygulanan terapilerin ortak özelliği kişiye stresle baş etmenin yollarını göstermesidir.
Psikoterapiler: Bireysel ya da grup halinde uygulanır. Travma sonrası sorunları çözümü ve yeni yaşama uyum sağlamayı amaçlayan destek çalışmalarıdır.
Uygulamalı Teknikler:
Bu teknikler yoğun bir eğitim programı içinde kişilere verilir ve daha sonra kendi başlarına uygulamaları istenir. Stresle başa çıkmak ve yaşamı verimli kılmak için kullanılır.
- Görsel İmaj Teknikleri: Kaygı duyulan durum, obje bellekte en ince ayrıntısına kadar canlandırılır. Bu durumda neler hissettiği sorularak olaydan etkilenme derecesi zaman içerisinde azaltılır.
* Sistematik Duyarsızlaşma: Olumsuz duygu ve düşüncenin nötrleşmesi amacıyla yapılır, kademeli iyileşme sağlanır. Stresi azaltacak şekilde en rahatsız ediciden en çok rahatsız ediciye doğru bir uygulama içerir.
* Psikodrama: Gruplara uygulanan bir tekniktir. kişi diğer kişilere rol vererek yaşadığı ve kendini rahatsız eden yaşantıları grup içinde canlandırır. Olayı tekrar tekrar canlandırarak, yaşayarak duyguları ve düşünceleri ile yüzleşir.
* Nefes Alma Teknikleri: Nefes almayı düzenleyerek gerginliği gevşemeye dönüştürmeyi ve bu şekilde gerginlikten kurtulmayı sağlar
- .* Gevşeme Teknikleri: Kas ve sinir sistemini rahatlatıcı çeşitli hareketleri içerir.
* Aşılama Çalışmaları: Kaygı uyandırdığı düşünülen durum veya objeye karşı kişi önceden alıştırılır. Kişi gerçek olayla karşılaşmadan önce benzer olayla karşılaştığı için olaya karşı hazırlıklı olur.
Gaziler Dergisi Araştırma Servisi |