 |
TERÖR GAZİSİ POLİS
Haber: Kadir PALALAR |
Polislerin bayramı ulusça kutlandı. Nutuklar atıldı, vaatler verildi, umut
aşılandı. Ancak Terörle Mücadelenin Gazi polisleri yine unutuldu. Onların
sorunlarına hiç değinilmedi. Ne hissettikleri, nasıl yaşadıkları üzerinde
tek bir beyanat verilmedi, ulusal basında tek bir haber, bir satır yazıya
rastlanılmadı.
Dünyanın neresinde görülür, savaşa gideceksin; ölürseniz şehit olarak
anılacaksınız; sağ salim döndüğünüzde ise gazi kabul edilmeyeceksiniz, size
gazi unvanını vermeyi uygun görmeyecekler. Şu gerçeği kabul edelim; terörle
savaş yeni bir dünya savaşıdır ve süreç yoğun bir şekilde devam etmektedir.
Dünya adeta fokurdayan bir kazan. Ve bu savaşta kaçanlar, korkanlar kadar
hayatını hiçe sayarak ölüme koşanlar bulunuyor. Savaşı masumlar lehine
çevirenlerden biri de polisler.
Polis kavramının asıl şekli; sözcüğün nereden geldiğini ya da nasıl
oluştuğunu, ortak kökünü bulmaya çalıştığımızda askeri bir zeminde
var olduğunu tarih önümüze döker.
Eski Türklerde Polisler
Güvenlik ihtiyacı, özgürlük ihtiyacından daha önde gelir. İnsanlık tarihine
baktığımızda, doğal durumdan yani ilk özgürlükten bilinçli olarak vazgeçip,
devletli toplum olma yolundaki serüven güvenlik taleplerinin neticesinde
oluşmuştur. Düzensiz ve güvensiz yaşamı geride bırakan insanlık, devlet adı
verilen sisteme boyun eğerek, özgürlüğünden vazgeçmiştir. Bununla birlikte
devletin en büyük ödevi de iç ve dış güvenliğin teminat altına alınması
olmuştur.
Tarih boyunca pek çok devlet kurmuş olan Türkler kamu düzeni ve güvenliği
ile ulusal güvenliği paralel yürütmüşlerdir. Gerilere gittiğimizde güvenlik
işlerini Subaşı adı verilen teşkilatlanmanın üstlendiğini tespit etmekteyiz.
Kabile sisteminde Türkler, orduyu sevk ve yönetenlere “Subaşı “adını
vermişlerdi. Kabilelerin birleşme döneminde ise,”KAĞAN” yapılanmasına
geçilmiştir. Subaşılar savaşta belli birliklere komuta ederken, barışta
bulundukları bölgenin güvenliğini sağlamışlardır. Bilinen en eski Subaşı, 7.
yüzyılda Tonyukok kitabesinde adı geçen İnalkağanı dır. Selçuklu’ nun
kurucusu Selçuk Beyi de bir Subaşıdır. Anadolu Selçukluları da merkezlerde
askeri ve mülki işlere bakanlara Subaşı demişlerdir. Görevlerinin kamu
düzenini ve güvenliğini sağlamak olduğu bilinmektedir.
Sözcük, Anadolu’ daki beyliklerin askeri komutanları tarafından da
kullanılmıştır. Düzen ve güvenlik belli yasalar çerçevesinde yürütülmüştür.
Oğuz Hanı ın Oğuz Türesi, Cengiz Hanı’ ın Ulug Yasası, Timur’ un Tzükhati
dönemlerinin hukuk kuralları olarak uygulanmıştır. Yasalar suçun
engellenmesini ve suçlunun yakalanmasına önem vermiştir. Dolayısıyla polis
teşkilatının askeri teşkilat ile iç içeliğinden kolaylıkla bahsedebiliriz. Bu
durum Osmanlı İmparatorluğunda da devam etmiştir. Askeri amirler aynı
zamanda polis amiri olarak da görev yapmışlardır. Yeniçeri Ocağı’nın
kaldırılmasından sonra 10 Nisan 1845’te ilk polis teşkilatı kurulmuştur. Bu
sebeple İstanbul’ un güvenliği yeniçeri ağası yerine serasker’ e
bırakılmıştır. Daha sonra ilerleyen yıllarda zaptiye müdürlüğü’ nün
kurulduğunu görmekteyiz.
Milli Mücadelede Polis
1920-23 yılları arasında polis teşkilatı, birisi İstanbul’ da Osmanlı
Devleti’ ne tabi olarak, diğeri ise, merkezi Ankara’da olmak üzere iki
kısma ayrılmıştı. İstanbul’ da Osmanlı Polis Teşkilatı, padişah ve onun
hükümetinin emrinde, işgalci düşman kuvvetlerinin baskı ve istekleri
doğrultusunda çalıştırılmaya zorlanmıştır. Milli Polis Teşkilatı ise, bir
yandan ana yurdu işgal eden düşman devletlere, diğer yandan düşmanlarla
işbirliği yapan padişah ve hükümetine, bundan başka ayaklanarak yurdun iç
güvenliğini bozan yerli işbirlikçilere ve bağımsız devlet kurma hayali
peşinde koşan ve bu uğurda akla sığmayacak çılgınlıklar yapan Ermeni ve Rum
azınlıklara karşı mücadele etmiştir.
İşgal altında bulunan bölgelerde ihtilaf devletleri kendi askeri polis
teşkilatını görevlendirmişler, mevcut Osmanlı Polis Teşkilatında
azınlıkları, ermeni ve Rumları egemen kılmışlardır. Maddi ve manevi baskı
ve her türlü çıkar vaatlerine karşın yabancıların emellerine hizmet
etmeyecek yapıda olan bir kısım Türk Polislerini derhal azletmişler,
memleket dâhilinde kalmaları tehlikeli görülen polisleri de MALTA’ ya
sürgüne göndermişler, bunların yerine kendi amaçları doğrultusunda hizmet
edecek kimselere görev vermişlerdir. Ancak her gidenin yerine yeterince
eleman bulamadıkları için bir kısım polisler görevlerinde kalmış, bunlar
ulusal Kurtuluş Savaşının kazanılması için, işgalin her türlü bilgisini ve
yardımlarını Ankara’ya ulaştırma yolunda fedakarca çalışmışlardır. Anadolu’
dan verilen direktifler çerçevesinde istenilen işleri başarmak amacıyla
milli ve gizli grupları oluşturmuşlar, bazı kişilerin ve mütarekeyi takiben
esaretten dönen Türk subaylarının Anadolu’ya kaçırılmasını, işgal altındaki
depo ve ambarlardan silah ve cephanelerin gizlice Anadolu’ya gönderilmesini
sağlamışlardır. Keza bu dönemde düşman devletler, casus örgütlerini Kurtuluş
Savaşını sabote etmek için ülkemize göndermişlerdi. Türk Polisi bunların
gizli amaçlarını hareketlerinden önce öğrenmiş, haklarında her türlü bilgiyi
fotoğraflarıyla birlikte Anadolu’ya ulaştırmış ve böylece Milli Mücadeleyi
kundaklamaya gelenlerin emellerini gerçekleştirmeden yakalanmalarını
sağlamışlardır.
Türk Polisi, işgal altında bulunan bölgelerde emniyet ve asayişin korunması
ve suç faillerinin meydana çıkarılmasında da başarılı çalışmalar
yapmışlardır.
Terörle Mücadelede Polis
Yıllardır, terör, polisi bir hedef olarak görmüştür. Devletin güvenlik
güçlerine karşı silaha başvuran terör, pek çok polisin şehit olmasına
yüzlercesinin de yaralanmasına neden olmuştur. 1980 öncesi İdeolojik
çatışmada sonrası da bölücü terörün içinde bulmuştur kendini. Yaşadıkları,
hissettikleri yetkililerin, nutuk atma çerçevesinden öteye gidememiştir.
Vaatler verilmiş, umut aşılanmış hepsi bu. Hatta polis kökenli
milletvekilleri bile yeterince ilgilenmemiştir meslektaşlarının
sorunlarınla. Tayin giyotinine başlarını koyarken, sessizce izlenmişlerdir,
kimse parmağını oynatmamıştır.
Her sıkışanın, başı belada olanın imdadına yetişen polise ne yazık ki hor
bakılmış, sürekli eleştirilmiş vurun abalıya mantığı çalıştırılmıştır
yıllarca. Onlar yine de görevlerini yerine getirebilmek için şahadet
kuyruğuna girmişlerdir, hiç yakınmadan, isyan etmeden.
Terörle savaş 21. yüzyılın savaş biçimidir. Farklı bir yapıya sahiptir.
Düzenli orduların savaşı değildir. Terörün hedefleri geniştir. Sivil ve
resmi ayrımı yapmadan saldırır. Bu yeni savaş biçiminde olayları
derinliğine kavramadan zafer elde etmek güçtür.
Terör Gazisi Polisler
Teröre karşı verilen mücadelenin bir boyutu, belki de en önemli boyutu,
teröre karşı savaşanlara gereken önemin ve değerin verilmesidir. Polislerin
çoğu “gazi polis” kavramını bilmemekte, kendilerini ”gazi” olarak
görmemektedirler. İşte bu korkunç bir yanılgı ve yanlıştır. Şahadet
mertebesine ulaşan polisin olduğu yerde neden polis gazi unvanı alamaz,
neden polisler bunun bilincine varamazları Bunu anlamak mümkün değil.
Onları vazife malulü olarak değerlendirebiliyoruz ancak neden gazi
diyemiyoruz Devlet bu konuda neden uyumaya devam ediyor. Neden gazi
polisler hak aramak için mahkeme koridorlarında günlerce, aylarca
bekletilir
EMŞAD (Emn. Tşk. Vazife ve Şehit Aileleri Yardımlaşma Dayanışma Derneği)
yetkilileri mevcut yasaların yeniden düzenlemesi için istek ve temennilerini
belirten bir mektubu ilgililere 2003 yılında iletmişler. Ancak tek bir ses
gelmemiş. Soruyoruz; böyle bir yaklaşımla “sizlere ölmeyi emrediyorum” deme
hakkına nasıl sahip olabiliriz EMŞAD’ın yetkilileri şöyle diyor; Vazife
Malulü Gaziler arasında eşitlik sağlanmadığı müddetçe Vazife Malulü Gazi
polislerin gönülleri rahat olmayacaktır |
|