Çeyrek asır gibi çok uzun bir süredir, Terörle Mücadelede saf tutan gaziler, eve dönüşte Travma Sonrası Stres Bozukluğu denilen bir illetle savaşmak zorunda kaldılar. Ruhların yaralanması biçiminde algılanan bu marazla olan mücadelelerini ne yazık ki yıllardır tek başlarına sürdürüyorlar. Çünkü bu bela halen yeterince anlaşılamadı |
Akut Stres Bozukluğu,
Travma oluşumundan sonraki ilk 1 aylık süre içinde gözlenir. Belirtileri aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir.
A
1-) Gerçek bir hayat kaybı, ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da başkasının fizik bütünlüğüne yönelik bir tehdit olayını yaşamış, tanık olmuştur.
2-) Kişi aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme şeklinde tepkiler göstermiştir.
B - Kişi bu olayı yaşarken ya da yaşadıktan sonra dissosiyatif belirtiler dediğimiz aşağıdaki belirtilerin en az üçünü yaşamıştır.
1-) Uyuşukluk, dalgınlık, duygusal tepkisizlik, donukluk hiç bir şey hissetmiyorum, ne ağlamak ne gülmek geliyor içimden sadece bir noktaya bakıp dalıyorum.
2-) Çevrede olup, bitenlerin farkına varma halinde azalma etrafımdan habersizim, kim geldi, kim gitti, kim ne dedi bilmiyorum.
3-) Çevreyi olduğundan farklı, yabancı, değişik algılama (derealizasyon) burası sanki benim odam, yatağım değil, sanki boşluktayım, yaşadıklarım gerçek değil.
4-) Kendini olduğundan farklı, yabancı, değişik algılama (depersonalizasyon) sanki kendimi dışarıdan izliyorum, ellerim sanki benim ellerim değil.
5-) Dissosiyatif amnezi dediğimiz, travma öncesi, esnasına veya sonrasına ait olayları hatırlayamama ne olduğunu, ne yaptığımı bilmiyorum, kimlerle konuşmuşum, nerelerden geçmişim bilmiyorum.
C - Travmatik olayın kişinin gözünün önüne tekrar tekrar gelmesi, ister istemez düşünmesi, rüyalarda görülmesi, kâbuslar, illuzyonlar (nesneleri korkutucu bir şekilde travmayla ilgili nesnelere benzetme, kalemleri bıçak gibi algılama şeklinde), flasback dediğimiz sanki o olayı tekrar aynı şekilde yaşıyor gibi hissetme hali, olayı hatırlatan şeylerle karşılaşınca kaygı duyma (tv. de seyredilen deprem görüntülerinde, çatışma ve savaş sahnelerinde fenalık hissetme, travmatik olayların yıl dönümlerinde huzursuzluk hisleri)
D - Travma ile ilgili hatıraları akla getiren uyaranlardan kaçınma (onları düşünmek, konuşmak, o duyguları hissetmek, o olayın benzeri etkinlikler, yerler ve kişilerden uzak durma)
E - Aşırı uyarılmışlık hali (uykuya dalmakta ve sürdürmekte zorluk çekme, huzursuz bir şekilde dolaşma, bir noktaya, konuya dikkatini verememe, en ufak bir sesten irkilme, yerinde duramama gibi)
Bu belirtiler kişilerde belirgin bir kaygıya yol açıp, toplum içinde, iş yaşantısı, genel uğraşlarında belirgin bir bozulmaya yol açmaktadır.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu,
Travmatik olayın yukarıda saydığımız etkileri 1 ayı geçmiş ve devam etmektedir.
A - Kişi hayatı tehdit veya ölümle tanık olmuş ya da yaşamıştır. Aşırı korku, çaresizlik, dehşete düşmüşlük içindedir.
B - Travmatik olayı aşağıdakilerden en az birisi ile yeniden yaşıyordur.
1-) Elde olmayan bir şekilde tekrar tekrar anımsama endişe ya da algılar (küçük çocuklar travmayı konu alan oyunlar oynarlar)
2-) Olayı huzursuzluk verir bir şekilde rüyada görme.
3-) Olay sanki yeniden oluyormuş gibi davranma.
4-) Olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç ya da dış olaylarla karşılamakta yoğun huzursuzluk hissetme. |
TSSB’ nin üzerinde neden durmalıyız? Sorusunu eğer hasta tedavi edilmezse ne türden korkunç olaylara maruz kalacağını tespit ederek yanıtlayabiliriz.
1-) Kişinin sosyal ve mesleki hayatı, duygusal dünyasında bozukluk oluşur (işten çıkarılmalar, boşanmalar, tek başına yaşama, kendini iyi hissetmeme gibi).
2-) Kişinin hayatının kalitesi azalır (intihar girişimleri, hastaneye yatışlar, alkol ve uyuşturucu madde alışkanlıkları, suç işleme)
3-) Diğer fiziksel ve psikiyatrik hastalıklara eğilim artar (ileri dönemlerde gastrit, hipertansiyon, astım gibi fiziksel ve depresyon, panik bozukluğu gibi psikiyatrik bozukluklar).
4-) Rahatsızlık uzun erimde kişinin ailesi ve çevresini de etkileyeceğinden toplumda huzursuzlukların artmasına ve ruh sağlığı bozuk bir toplum haline gelmemize yol açmaktır.TSSB için risk faktörleri de; ailede psikiyatrik bir bozukluğun olması, çocukluğun erken dönemlerinde davranış bozukluklarının olması, eğitim düzeyinin düşük olması, küçük yaşta ailesinden ayrılma, daha önceden depresyonun varlığı ve yeterli çevresel desteklerin olmaması TSSB’ nin gelişme riskini arttırmaktadır.
Doğal afetler, savaşlar, kazalar gibi insanların yaşadığı beklenmedik stres kaynakları, çoğu zaman kalıcı fiziksel ve ruhsal zedelenmelere yol açmaktadır. Özellikle büyük savaşlar sonrasında görülen bozuklukların anlaşılması ve bunlara çözüm bulunması travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) İncelenmesine temel olmuştur.
Eğer bu durum uzun sürerse tedirginlik, baş ağrısı, yorgunluk, nabızda artış, terleme, mide kasılması, çene kasılması ve konsantrasyon bozukluğu oluşur. Daha ciddi düzeyde ise yüksek tansiyon, kalp rahatsızlığı, sindirim sistemi bozukluğu, depresyon, psikiyatrik hastalıklar hatta ölüm ortaya çıkabilir. Son yıllarda yapılan araştırmalar stresin bağışıklık sistemini, mikrop istilasını kolaylaştırarak çökerttiğini göstermektedir. Kişi enfeksiyonlara açık hale gelmektedir.
Zihinsel stres, kan damarı lezyonlarına ve kolesterol oranının yükselmesine neden olmaktadır. Bir başka araştırma ise stresin kanın kimyasal bileşimindeki önemli elemanlarda değişime neden olduğunu ve kalp hastalıkları riskini arttıran bir amino asit’ in oranını yükselttiğini göstermektedir.
Stres, sindirim sistemini etkilemekte mide ülserine, kanamalı kolitlere yol açmakta. Sindirim sistemine bağlı çeşitli sorunlar mide düğümlenmesi ve bağırsak hassasiyeti sendromu yaratmaktadır.
Özellikle bunaltı hakimdir. Olayı hatırladıkça sıkıntısı artar. Umutsuz ve mutsuzdur. Yaşadığı olayı düşsel bir tutumla gerçekdışı yaparak kurtulmaya çalışır. Bu sıkıntının (bunaltının) uzun sürmesi depresyonu ortaya çıkartır. Zaman zaman kişi bunaltıyı azaltmak için içki içme davranışına ya da uyuşturucu maddelere sığınır. Bu da bağımlılıkların ortaya çıkmasına neden olur.
Savaş, terör sonucunda akrabalarını, yakınlarını kaybetmiş kişiler hayatta kaldıkları için patolojik bir suçluluk duygusu yaşarlar. Bunu yaratan kişi ya da gruplara karşı içlerinde duydukları nefreti bastırmaya çalışırlar. Bu durum da kendilerinde sürekli çatışma yaratır. APA (Amerikan Psikiyatri Birliği) nin “Teşhis ve İstatistik El Kitabı” na göre travma sonrası gerginlik tepkileri sarsıntı doğuran bir baskıyla başlar ve bu durum hemen hemen herkese önemli derecede ıstırap çektirebilir. Travmayı tanımlamadan travmayla yaşayan birini anlamak ya da tasavvur etmek hemen hemen olanaksızdır. Birliğin bu Kılavuz kitabı, uzmanlar ve terapistler için sarsıntıdan doğan şiddeti dört kategoride sunuyor.
1-) Savaştan sağ dönenler için fiziksel bütünlüğün kaybı ya da ölümün korkutucu yüzü.
2-) Aileden ya da yakın arkadaşlardan birinin ölümü.
3-) Evini ve çevresini aniden kaybetme.
4-) Yakın bir zamanda ciddi olarak yaralanmış ya da öldürülmüş bir kişiyi görmek.
Tüm bu sınıflandırma gerçeğin kendisinden çıkan sonuçlardır. Savaş gazileri, tecavüze uğrayanlar, evleri yangında ya da bir doğal felakette kaybedenler travma sonrası şiddet ve gerginlik illetine yakalananlardır.
ABD’nin PTSD ile Mücadelesi
ABD’ de PTSD uzmanlarından ve “Post Traumatic Gazette” nin yayıncısı Patience Mason’ a göre “Alkol, uyuşturucu ve diğer maddeleri sık kullananların çoğu bu alışkanlığı geçmiş tecrübelerinde ki bir travma olayı ile ilişkilendirmekteler. Vietnam Gazileri’ nin ‘Yeni Şartlara Alıştırma Çalışmaları’, gazilerin yaklaşık 3/4’ ünün PTSD etkisiyle zararlı maddeleri kullandıkları ve %22’ sinin de bu şekilde devam ettiğini göstermektedir. Ayrıca PTSD’ ye maruz kalanlar acılardan kurtulmak için oburluk derecesinde beslenmeye şiddet davranışlarını sergilemeye, insanlara karşı bağırma, çağırma davranışı göstermeye, sekse, işe, alışverişe, kumara ve internet kullanmaya alışır.
Alkol ve uyuşturuculara teslim olan uyuşuk biri bu bağımlılığı yoğun bir şekilde acılara bağlar. Fakat bazı insanlar grup çalışmalarına katılıp yardım görebilirler. İnsanlar çoğu kez yaşamın içinde yeni travmaya maruz kalır ve PTSD emareleri geri gelebilir. Bu belirtiler oluştuğunda, genel eğilim konuşmanın işlemediğini düşünmektir ve alkol ya da uyuşturucuya yönelmek en kolay seçenektir”.
Patience Mason “PTSD ve Substance Abuse” başlıklı yazısında şu ifadelere yer veriyor: APA 1968 ve 1980 yılları arasında PTSD’ nin savaş ile ilgili bağlantısına itibar etmediler, önem vermediler. Bu tavır Vietnam Gazileri’ nin savaşın psikolojik yaralarını sarmak için gereken profesyonel yardım almalarını engelledi bazıları içinde “Siz gitmeden önce bozulmuştunuz” dendi. Böylece bir çok Vietnam Gazisi taşıdıkları PTSD ile kendileri ilgilenmek zorunda kaldılar. Kendini deli, çıldırmış gören gaziler bu durumun PTSD ile ilgisini anlayamadılar. Belirtiler duygusuzluk, hissizlik, her şeyden aşırı sakınma ve aşırı ihtiyatlı olma hali şeklindeydi. Birçokları için sarhoş olmak deli olmaktan daha iyiydi.
Bugün, PTSD konusunda yardım almak olanaklıdır. Fakat PTSD üzerindeki çalışmalar, madde bağımlılarına şifa vermemektedir. Bağımlı olmamak ve kendine hakim olmak da PTSD’ nin tedavisinde yeterli değil. Madde bağımlılığı ile mücadelede sürekli başarısızlık içindeyseniz, yeniden değerlendirmek girişiminde bulunmak hastalığın cinsini ya da ilacını belirlemek için gereklidir.
Brecksville Bölgesi VA (Gazi Bakanlığı)’ nın Tıp Merkezi’ nde görevli Baverly Donovan’nın yönettiği “PTSD ya da Madde Bağımlılığı Tedavi Programı” terapistler için gelişmiş bir kılavuz oldu. Bu program, madde bağımlılığı ahlaki bir konu olarak değil, bir güvenlik meselesi gibi tanımlamayı kapsıyor. Kullanıcılar tedaviye değil, uyuşturucuya yöneliyor. PTSD’den, tedavisiz kurtulmak küçük bir olasılıktır.”
Donovan acı bir itirafta da bulunuyor: “PTSD ya da madde bağımlısı biriyle yaşamak çok güçtür. Sevdiğimiz biri acı çekerken, biz yardıma çalışırız ve bu anlayış daha çok probleme öncülük eder. Düşüncelerimiz yanlış anlaşılabilir.
Bir defasında, örneğin, eşim Bob’ u vurmayı düşündüm. Alkolün beyin hücrelerini daha fazla tahrip etmesine engel olup, onu, bu acıdan kurtarmak istiyordum. Ancak bunun yerine William Mahedy’ nin “12-step” programına gittim. Bu program yaşantımı değiştirdi. Davranışlarım, eşim Bob’u, bunalttığını görememiştim. Şimdi, ilişkimiz, ikimiz için de huzur dolu. James Boscarino’ nun 1997’ de PTSD’ li Vietnam Gazileri ile yaptığı çalışma, onların diğer Vietnam Gazileri’ nden daha ciddi fiziksel hastalıklar (kalp rahatsızlığı) enfeksiyonlar ve sindirim, kas, solunum sistemi bozukluğu taşıdıklarını gösterdi. Onun inancına göre; PTSD, vücut ve beyin kimyasını değiştirir ve bağışıklık sistemine hasar verir. Ve PTSD Araştırmaları Ulusal Merkezi’ nden Matthew Friedman, J. Boscorino’ yu onaylarken “ Bu bulgular, PTSD’ yi tedavi eden doktorların tecrübeleriyle mutabık kalıyor.” diyor.
ABD’ li Vietnam Gazileri’ nde, stresle ilgili bir diğer hastalığın yüksek tansiyona neden olduğuda rapor edildi. VA (Gazi Bakanlığı), PTSD’ nin stresle ilgili rahatsızlıkları ikinci derecede olabileceğini kabul ediyor ve PTSD hastalığı teşhis edilmemiş 950.000 gazinin VA’ nın sisteminde yer aldığını tahmin ediyor. Ve, Patience Mason, “buna, VA’ nın hiç görmediği PTSD’ li 1.300.000 gaziyide ekleyin” diyor.
1995'te, ‘American Journal Psychiatry’ dergisinde yayınlanan bir çalışma; II. Dünya Savaşı, Harvard mezunu ve savaşta yoğun çatışmaya girmiş bazı gazilerin, gelecekteki sağlık durumlarının zayıf kalacağının önceden tahmin edildiğini gösterdi. Ağır savaş koşullarında yer alan 54 askerin %56’ sı (27 askerin %59’ uda PTSD’ liydi) kronik hasta oldu ya da 65 yaşından önce öldü.
TSK Öncülüğünde Kurulan Rehabilitasyon Merkezi
Türkiye’ ye döndüğümüzde PTSD ya da travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) üzerinde bir takım çalışmalar yapıldığını görmekteyiz. İlk örnek: TSK Rehabilitasyon Merkezi. “Haydi Türkiye Mehmetçikle Elele” kampanyası ile toplanan bağışlar 28 Temmuz 1995’ te Genelkurmay Başkanlığı’ na bırakıldı. Kapsamlı ve çaplı çalışmalar sonucu, bu bağışlar ile terörle mücadele sırasında sakatlanan ve uzvunu kaybeden gazilerimiz için hizmet sunacak bir “Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi” kurulmasına karar verildi. Merkez Ankara’ nın, Çankaya ilçesi Bilkent yolu üzerindeki Lodumlu bölgesinde 328 bin m2’ lik bir alan üzerine inşa edildi. Aralık 1996’ da dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından temeli atıldı. Bu gün 125 yataklı Nörolojik Rehabilitasyon Kliniği’ nde akut bakım ve kafa travması rehabilitasyonu alt bölümleri ile klinik hizmetleri verilmektedir. Bu bölüm
| Travma Sonrası Stres Bozukluğu politika malzemesi yapılmadan derin, ciddi ve çaplı çalışmalar ve getireceği verilerle sağlığı bozulmuş gazilerin taşıdığı bu ıstırabı dindirmek, yeniden yaşama sarılmalarını sağlamak ve her şeyden önemlisi; onları terk edilmişlik duygusundan kurtarmak herkesin ödevi ve görevi olmalıdır. |
travmatik beyin hasarları rehabilitasyonunda, Türkiye’ nin modern tek merkezidir. Rehabilitasyon Merkezi’ nde bir başka dikkat çekici bölümde “Psikolojik ve Sosyal Hizmet Danışma” birimidir. Birim, hasta ve ailesinin psiko - sosyal profilini çıkartmak, testler uygulamak, fiziksel problemlerin nedenlerini saptamak, ailenin rehabilitasyon sürecini aktif katılımını temin etmek, hasta ve ailenin mevzuat çevresinde kanuni hakları hakkında bilgilenmelerini sağlamak, mesleki rehabilitasyonu değerlendirmek gibi faaliyetleri kapsar.
PTSD üzerinde bir araştırmada GATA (Gülhane Askeri Tıp Akademisi) Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğinde uygulanmıştır. Araştırmanın konusu; Post Travmatik Stres Bozukluğu gösteren hastalarda bir hemşirelik modeli üzerinedir. Araştırmaların verileri, ölçeği, yaşanan olayların etkisi ölçeği, Hamilton depresyon ölçeği, içerden kontrol odağı ölçeği ile toplanmaktadır.
Nisan 1997’ de Ulusal Travma Dergisi bir araştırma yayınladı içeriği, GATA Hemşirelik Yüksek Okulu’ nda bir doktora tezi idi.
Özetle; travma geçiren hastalarda ağrı, travmaya bağlı yetersiz solunum, solunum sıkıntısı ve solunum sayısında artma ile ağrı ve drene bağlı hareket kısıtlığı saptanmıştır. Bakım gereksinimlerine göre bakım planı çerçevesinde uygulanan hemşirelik girişimleri yeterli, kontrol grubundaki hemşirelik girişimleri ise yetersiz olarak değerlendirilmiştir. Hastaların gereksinimlerinin tespiti ve bu gereksinimlerin giderilmesi amacıyla travma değerlendirme formunun olgularını bir ekip çalışması şeklinde uygulamaya konulması ve hemşirelik girişimlerinin bu formdan elde edilen veriler doğrultusunda gerçekleştirilmesinin yararlı olacağı önerilmiştir.
Sonuç olarak; Travma Sonrası Stres Bozukluğu politika malzemesi yapılmadan derin, ciddi ve çaplı çalışmalar ve getireceği verilerle sağlığı bozulmuş gazilerin taşıdığı bu ıstırabı dindirmek, yeniden yaşama sarılmalarını sağlamak ve her şeyden önemlisi; onları terk edilmişlik duygusundan kurtarmak herkesin ödevi ve görevi olmalıdır.
|
Travma Sonrası Ruhsal Bozukluk
Patience Mason
Savaş, bazı insanların ruhsal yaşamını takviye eder. Fakat gazilerin çoğunda gerçek bunun tam tersidir. Vietnam da yaşananlardan dolayı gaziler bazen lanetlenmiş olduklarını hisseder. Ya da Tanrı konusunda kırgınlık ve aldatılmışlık duygusu gösterirler. Özellikle, onlara eğer Tanrı’ nın bizim tarafımızda olduğu söylenmişse... Bu fikir, genç insanları kolayca etkiledi. Bir Vietnamlı’ ya her ne yapmışlarsa doğru olarak algılandı. Çünkü, Tanrı zafer kazanmalarını istiyordu. Fakat gören, yapan ya da duyan gaziler, olan şeylerin bazılarından aşırı bir şekilde taciz ediliyordu.
Bu olayların başıma gelmesine tanrı neden izin verdi? sorusu cevaplanabilir görülmüyor. Bildiğimiz; insan öldürmenin günah ve suç olduğudur. Ancak savaşta hayatta kalmak için insan öldürmek doğrudur. İşte, insan öldürmenin de psikolojik ve dinsel boyutta derin yaralar açtığı gerçeği bireyin yalnız başına kaldığında ya da vicdan hesaplaşmasında ortaya çıkar. Bu olayda bir çok insan için inanç bozukluğu yaratır.
Gaziler, tanrının onları terkettiğini hissedebilir. Onlar hayalkırıklığı, yılgınlık ve katı bir kızgınlık içinde olabilirler. Bu ruhsal izolasyon P.T.S.D olarak tanımlanır. Bu tanımı Vietnam gazi danışmanı Alan Cutter yapmıştır. Alan Cutter’ a göre P.T.S.D’ nin bu türü; sır tutmak, sessiz kalmak, içe kapanmak ve kendini dış dünyadan izole etmekle ilgili emarelerden meydana gelir. Bu durum ruhsal yapıdaki sorunların iyileşmesini ve kişiye yardımı zorlaştırır.
Hayatta kalabilmek için yaptıkları ya da yapamadıklarını bir kenara bırakıp, iyiliği tanımaya bir çok gazinin ihtiyacı var. Tedavi mümkündür. Ruhsal dayanakları geliştirerek yaşamı daha iyi kılabiliriz. Din ruhsal bir çalışma iskeletini önceden hazırlıyabilir. Çoğu insan için de bu durum gerekli değildir.
Tedavinin özel bir yapısı vardır. Size yarayanın ne olduğu sizinle ilgilidir. Ancak din adamlarının ifade ettiği “eğer sende benim inandıklarıma inanırsan, yaptıklarımı yaparsan ve benim kadar inancın olursa bu hastalıktan kurtulabilirsin” tezi konuyu özünden uzaklaştırır ve PTSD hastalığının gerçeğini gizler. Bu bir yanıltmadır. Bana göre bu bir ruhsal sömürüdür.
Bir arkadaşım tanrı kelimesini değişik yazıyor ve sürekli öyle kullanıyor. Bu da insanın algılama kapasitesindeki düzeyleri yansıtıyor.
Ben ruhsal yaşamı olan bir ateistim. “Benim dinim doğru, diğerleri yalnış” düşüncesi bana göre, mantık değeri taşımaz. Ayrıca inançlı olanların inançsız olanlar üzerindeki egemenliği insanları böler. Ben “12 adımlık” programın içindeyim. Bu program ruhsal yapımızı düzenlemeye yarayan bir programdır. Önemli olan doğruluğu değil işlevi ve işe yararlılığıdır. Ben inanıyorum ki, bir çok dinin yeryüzünde varolması ve onun pratiği, uygulanırlığı bizim ruhsal ihtiyaçları olan varlıklar olduğumuzun bir kanıtıdır. Bu gereksinimimizi çeşitli ruhsal kaynaklardan karşılarız.
Bu açık bir gerçektir ki, kimine doğru olan kimine yanlıştır. Çeşitli ruhsal çözümlerin olması insanın inanç dünyasını geliştirmiş ve hangi inanç sistemini benimsiyeceği de kişinin kendi öz iradesine bırakılmıştır. Tedavi sürecinde bazıları doğuştan kabul ettikleri dinin yardımıyla bazılarıda bunun dışında kendi inancıyla iyileşme gösterebilir....
İnanç dünyasını geliştirmek için bir gazi şu soruları kendine yöneltmeli; “ Hayatıma anlam ve amaç katan nedir? Kime ve neye güvenmeliyim, bunun dozunu nasıl arttırabilirim? ve süreç içinde güvenme duygusunu öğrenmeliyim”.
Öncelikle gaziler kendi öz dünyalarını keşfetmek ve hangi ruhsal kaynaktan besleneceğine kendisi karar vermelidir ve bu küçük adımlarla olur. Başka birinin ruhsal sisteminin önüne, arkasına geçmek bir anlam taşımaz. Kendi inanç sisteminizin yararlılığını savunmak ya da açıklamak zorunda değilsiniz. Esasen ruh aklın üzerinde bir olgudur.
Ruhsal niteliklerimizin düşündüğümüzden de çeşitli olduğunu görebiliriz. Örneğin şevkat, bağlılık ve cesaret gibi yüksek ahlaki değerler gaziler arasında yaygındır. Bağlılık duygusu gazilerde çok güçlü ve yoğun yaşanır. Kardeşlik duygusu gazilerde kutsallık kazanır. Hatta suçluluk duygusu bile yüksek ahlaki değerlerin yansımasıdır. Suçluluk hissetmeyen ahlaki duyguların önüne set çekendir.
Kutsallık olgusunu kiliseden aldık. Ama bu kutsallık olgusunu çevremizden ve kendi içselliğimizden de keşfedebiliriz. Hepimizin güzelliğe iletişime ve ibadete özlemi vardır.
Güzelliği nerede bulursunuz? İçsel aydınlanmaya, güneşin doğuşundan, yelkenliyle açıldığında, aidiyet halinde ve bir yaz bahçesi, bize zerafetin ve güzelliğin bir deneyidir. Cevabınız ne olursa olsun ortaya çıkan sonuç sizin ruhsal yaşantınızdır. Diğer bir yardım ise, tanrı kavramını statik olmaktan yani katı kuralcılıktan dinamik yaşamın içinde gelişen ve büyüyen bir şekilde algılamak ya da bir çerçeveye almaktır. İyi bir uygulama da beyaz bir kağıda neyin olmasını istiyorsanız onları listelemektir ve yavaş yavaş bunları gerçekleştirmektir.
Meditasyon ve dua’ da diğer bir tedavi yöntemidir. Dua ile şikayetler ve talepler ortaya konulur. Meditasyon da içselliğimizi açığa çıkarmak ve onu dinlemektir. Bu dinleme safhası başlarda zor olsada yavaş yavaş ilerleme sağlanır. Tanrı ve din hakkında daha çok araştırma ve bilgi edinme yollarını da açmak gerekir. Çocukluğunuzda okuduğunuz dinsel ve edebi pasajlara bugün yetişkin gözüyle baktığınızda şunu görebilirsiniz; yüzyıllar öncesi yazılan bu eserler size hala yol göstericidir. İnsanlarla konuşun, tartışın ve okuyun. Tüm bunlar sizlerin çocuksu yanlarınızı geliştirir.
Ruhsal Yaşamın Avantajları
1-) Bu bütüne bağlı olma duygusu yani aidiyet size kuvvet verir. İster bir kiliseye, bir cemiyete bağlı olun bu size uyum getirir.
2-) Acı, elem karşısında direnme, güvenmeyi arttırır.
3-) Tanrıdan gelme ve evrenin uyumu içinde yer alma duygusu PTSD’ yi haketmediğinizi ortaya koyar.
4-) Ulvi odaklara ve olgulara bağlı olma onların bir parçası gibi düşünme acı içinde kalmanızı engeller.
5-) Ruhsal destek almanız savaşla ilgili anılarınızı anlatmayı ve diğer travmaları tedavi etmeye etkilidir.
Özet Çeviri: Yavuz ALTAÇ |