Polisin “Gazi” Yerine “Vazife Malulü” Denilmesinden Rahatsız Olduğunu Biliyor musunuz?
Öldüklerinde bayrağa sarılı tabutlarla eve döndüklerinde “şehit “olarak tarihe geçiyorlar. Ama yaralandıklarında Atatürk’ün mirası olan “Gazi” sıfatı yerine “vazife malulü” olarak nitelendiriliyorlar.
Başta Silahlı Kuvvetler personeli, Emniyet Teşkilatı mensupları, öğretmenler, köy korucuları 23 yıldır çağın vebası terörle mücadele ettiler. Vatanın bekası ve bölünmez bütünlüğü uğruna hayatlarının baharında cenneti mekân seçtiler.
Bu kurumların mensupları görevlerini yerine getirirken ne isyan ettiler, ne kaçtılar. Şehitlerimize baktığımızda, ülkenin dört bir köşesinden geldiklerini ve devletin kurumlarında üstelik en tehlikeli ve risk taşıyan bölgede görev aldıklarını tespit ediyoruz.
Fakat ne hikmettir ki, konu “gazilik” unvanına geldiğinde bir aymazlık içinde olduğumuz görmekteyiz.
Anlamsız bir biçimde yıllardır, onlara “vazife malulü” yakıştırmasıyla konuyu öteliyoruz.
Gazi Hüseyin Ümit Unutulmadı
2002 yılında Gaziler Dergisi’nin 128. sayısında iç burkan bir trajedi aktarılmıştı. Kimin icadı! Olduğu bilinmeyen “vazife malulü” yakıştırılması , belki de bir gazinin , yaşamına son vermesi üzerinde etkili olmuştu.
Gazi Hüseyin Ümit , bir terörle mücadele gazisiydi. Tekerlekli sandalyeye mahkum ve bir başkasının yardımına muhtaç kalan bir gaziydi.1998 yılında askerlik görevini yaptığı Şırnak İkizdere’de sinsi düşman mayına bastı. Gözlerini, bacaklarını kaybetti. Sağ kolu kullanılmaz hale geldi. Günlerce komada yattıktan sonra hayata “merhaba” dedi.
Eve kapanıp , ailesinin yaşamını karartmak istemedi. Toplumsal yaşamda aktif bir rol üstlendi.Bölücü başı apo’nun davasına müdahil olarak katıldı. Adeta terörle mücadele kahramanlarının bir sembolü haline geldi. Türkiye ‘O’nu sevdi, saygı gösterdi.
Memleketi Rize’de yaşama uyum sağlamaya çalıştı. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’dan “sokak çocukları” için destek istedi. Boş olan Kuran kurslarında sokak çocuklarının barındırılmasını talep etti. Mahkum olduğu tekerlekli sandalyeden, bir proje geliştirecek kadar duyarlı, zeki ve üreticiydi.
TSK’nın verdiği, Rize Yenipazar mahallesindeki evde kardeşi Bünyamin ile yaşıyordu. Komutanları, silah arkadaşları onu yalnız bırakmıyordu.
Rize’de düzenlenen “Devlet Övünç Madalyası” törenine davet edildi.Tören Gazi Hüseyin için bir kırılma noktası oldu.” Malul” olarak anons edilince, çok içerledi. Komutanının elinden madalyasını alırken “malul” nitelendirmesine adeta isyan etti:
“Bize malul demeyin. Sakat değiliz. Gazi ya da Şehit deyin”
Rize Garnizon Komutanı Jandarma Albay İlhan Altınay, onu sakinleştirmeye çalıştı. Daha sonra evinde ziyaret edip gönlünü almaya çalıştılar.
Ancak Gazi Hüseyin içine kapandı. GATA’dan aldığı psikolojik destek de yeterli gelmedi. Ve o kara gün gelip çattı.”Kardeşini çarşıya gönderdi.Hediye edilen silahını başına dayadı ve yaşamına son verdi.
Gazi Hüseyin’i malul, sakat yakıştırması mı etkiledi, yoksa yaşadığı travmaya mı yenildi bilemeyiz.Fakat malul denilmesine isyan ettiğini biliyoruz.
Polisler de “Vazife Malulü” Denilmesinden Rahatsız
Terörle mücadelede hainler tarafından katledilen polise “şehit” unvanı veriliyor.Ancak yaralanan polislerin mevzuat gereği ”gazi” yerine “vazife malulü” olarak tanımlanmalarına karşı çıkan polisler, uygulamadan rahatsız olduklarını dile getiriyorlar.
Osmaniye İl Emniyet Müdürü Halil Yılmaz, Çağın Polis Dergisi’nde yayınlanan makalesinde “Emniyet Teşkilatı mensuplarının görevi başında ve görevi nedeniyle yaralananların, bir uzvunu kaybedenlerin bu fedakarlıklarının Atatürk mirası olan “Gazi” sıfatı ile değil de “vazife malulü” olarak nitelendirilmesi bizlere üzüntü veriyor” dedi.
Gerek TSK gerek Emniyet Teşkilatı iç ve dış güvenliğimizi sağlayan üniformalı ve silahlı birer kuruluş olduğunu belirten İl Emniyet Müdürü Halil Yılmaz, “Emniyet Teşkilatı’nın emeklilik ve malullük gibi nedenlerle ayrılan mensuplarının mesleğe ilişkin ortak anılarını yaşatmak, dayanışmalarını devam ettirmek, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla herhangi bir yasal düzenleme ne yazık ki mevcut değildir.” Sözleriyle 2847 sayılı 1983 tarihli askeri kanuna göndermede bulunuyordu.
Osmaniye İl Emniyet Müdürü Halil Yılmaz bu konudaki görüşlerini şöyle dile getiriyordu; “2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Türkiye Emekli Astsubaylar, Türkiye Muharip Gaziler ile Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit ve Dul Yetimleri Dernekleri hakkında kanun ile TSK’den ayrılanların askerlik mesleğine ilişkin ortak anılarını yaşatmak, dayanışmalarını devam ettirmek, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak gayesiyle kuracakları Türkiye Emekli Astsubaylar Türkiye Muharip Gaziler ile Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit ve Dul Yetimleri Derneklerinin tabi olacakları esas ve usuller düzenlenmiştir. Bu kanuna göre kurulan dernekler, kamu yararına çalışan dernekler sayılmakta ve bu dernekler için Milli Savunma Banklığı bütçesine ödenek konulabilmektedir.Yani devlet yardımı yapılabilmektedir, hatta resmi binalarda faaliyet yürütmektedirler. Bütün bunlar gıpta ile baktığımız son derce yerinde düzenlemelerdir.
Türkiye Polis Emeklileri Derneği 1948’de kurulmuştur. Emniyet teşkilatı’nın emeklilik ve malullük gibi nedenlerle ayrılanların örgütlenmesi olan sivil toplum kuruluşları içerisinde kamu yararına çalışan dernek statüsündeki tek kuruluş, Türkiye Polis Emeklileri Derneği’dir. Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki , aynı amaçla kurulmuş ve faaliyet yürüten Türkiye Emekli Subaylar ile Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği’ne tanınan kanunla kurulma, devlet yardımı alma ve resmi binalarda faaliyet yürütme imkanlarından yoksundur.
Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği 1998 yılında kurulmuştur.
BU derneğin mevcudiyeti dahi başlı başına yerinde bir oluşumdur,önemli bir ihtiyacı karşılamaktadır. Ancak burada da üzülerek ifade etmem gerekir ki bu dernek de aynı amaçla faaliyet gösteren Türkiye Muharip Gaziler ile Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit ve Dul Yetimleri Derneklerine tanınan kanunla kurulma, kamu yararına çalışan dernek statüsüne sahip olma, devlet yardımı alma ve resmi binalarda faaliyet yürütme imkanlarından yoksundur”.
Gaziler Dergisi, Polise de “Gazi” Unvanı Verilmesinde Israrcı
Yıllardır, Gaziler Dergisi, sürekli bir biçimde polise gazi unvanı verilebilmesi için yayınlar yapıyor. Ancak yetkililerden yani vekillerden ses çıkmıyor. Bir iki cılız girişimle konu savsaklanıyor.
Öncelikle TBMM’ni dolduran vekiller ve özellikle Emniyet Teşkilatı kökenli vekiller şunu iyi bilmelidirler ki “vazife malulü” kavramı , terörle mücadele kahramanı polis tarafından benimsenmedi.
Çok haklılar. Hırsız , uğursuz peşinde değil, terörist peşinde koştular. Vatan, bayrak gibi kutsal değerler uğruna al bayraklı tabutlara girdiler, uzuvlarını yitirdiler.
Vazife Malulü kavramı 5434 sayılı 1949 tarihli Emekli Sandığı Kanunu’nun 45. maddesinde tarif ediliyor “Malullük; iştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa bunlara vazife malulü denir”
Kurumların menfaatlerini korumak maksadıyla bir iş yaparken de malul olabilirsiniz, fabrika , atölye ve benzeri işyerlerinde kaza neticesiyle de malul olabilirsiniz ve her iki durumda da Emekli Sandığı Kanunu’na göre vazife malulü sayılırsınız.
Pes, elma ile armut bu kadar birbiriyle karıştırılabilir.
Elini makineye kaptıran fabrika işçisiyle, bir mayına basma sonucu ayağını yitiren ya da bir mermi, roket ile kolunu , gözünü kaybeden ve teröristin korkulu rüyası olan polisi aynı kefeye koyup, sen “gazi” değil “vazife malul”üsün nasıl diyebiliyorsunuz?
|