FLAŞ HABER

PROF. DR. TABİP ALBAY K. NAHIT ÖZMENLER: “ÇATIŞMANIN OLDUĞU BİR YERDE ETKİLENMİYOR OLMAK İÇİN İNSANIN TAŞ OLMASI LAZIM”

tabib albay

 

Prof. Dr. Tabip Albay K. Nahit Özmenler:

“Çatışmanın Olduğu Bir Yerde Etkilenmiyor Olmak İçin
İnsanın Taş Olması Lazım”

GATA’da Askeri Psikoloji ve Harp Psikolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tabip Albay K. Nahit Özmenler , Gaziler Dergisi’nin yıllardır üzerinde durduğu , gazileri ve yakınlarını derinden etkileyen “travma “ sorununu kamuoyuna açtı.

Gaziler Dergisi TSSB ( Travma Sonrası Sres Bozukluğu) ya da PTSD ( Post Traumatic Stress Disorder)  adı verilen “ sinsi düşmanın” gazileri ve ailelerini tehdit ettiği , bunun en somut örneklerinin de gazetelerin 3. Sayfalarında yer alan “cinnet” haberleri ile gözlemlendiği  noktasında sürekli bir biçimde toplumu ve yetkilileri uyarmaktaydı.

Ancak bu konu “ Türk ordusunda böyle bir vaka olmaz “ hamaseti ile devamlı ötelenmekte hatta sır gibi olayların üstü örtülmekteydi.

TSK ise , olayın vahametini geç de olsa 2008 yılında gördü ve GATA bünyesinde Askeri Psikoloji ve Harp Psikiyatrisi Bilim Dalı’nı kurdu. Gelen vakalarla daha sistemli ilgilenebilmek , genel psikiyatri hastalarından farklı olarak ele almak için de Travma Psikiyatri Servisini oluşturdu.

“30 yıldır süren bir silahlı çatışma var. Bu çatışmanın sonuçları var, bunlardan etkilenen insanlar var. Daha önce de vaka geliyordu ama bu vakalarla ciddi ilgilenmek gerekirdi.” şeklinde meseleye yaklaşan Prof. Dr. Tabip Albay K. Nahit Özmenler, “ İnsanlar rahatlıkla başvuruda bulunuyor mu?” sorusuna   şu yanıtı verdi;

“Bazı meslek gruplarında, askerlerde, güvenlik ve bürokrasiyle ilgili meslek gruplarında insanların psikiyatriye başvururken hala çekinceleri var. Erlerde , askerde gelecek beklentisi  ön planda olmadığı için çok daha rahat hareket ettiklerini görüyoruz. Ama ağır tablolarda ailelerin savunucu davrandıklarını , reddettiklerini, çocuklarında bir şey olmadıklarını ifade ettiklerini görüyoruz.”

Melis Komisyonu’na Bilgi Verdi

TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan Terör Alt Komisyonu’na bilgi veren Özmenler ( 1  ) “Travma Psikiyatri Servisi’ne muvazzaf personel, görevli askerler, şehit yakınları, gaziler ya da terhis olduktan sonra aradan zaman geçmesine rağmen ruhsal belirtiler gösteren ve bunun askerlikle ilişkili olduğunu söyleyen vatandaşlar başvurmaktadır.” dedi.

Son 30 yılda ne kadar insanın psikolojik açıdan etkilendiği sorusuna karşılık Özmenler, ellerinde bu konuda bir veri olmadığına işaret ederek , “Milli Savunma Bakanlığı kayıtlarında , belki askerliğe elverişsizlik kararı verilenlerin kaydı vardır, ama terörden ne kadar etkilenmiştir diye bir kayıt yok elimizde. Böyle bir çalışma var,  ama henüz rakamsal sonuç olarak söyleyebileceğim bir veri yok. “dedi.

Olayların yıllar sonra da ortaya çıkabileceğini, birliklerinden terhis olan askerlerin tıbbi sorunu olup olmadığının sorgulandığın ancak bunun daha yaygı olarak yapılması gerektiği görüşünü savunan Özmenler “ Belki uyumama meselesi böyle bir hastalığın belirtisidir.Çatışmadan etkilenen bir çok insanımız var. Travmanın geniş biçimde ele alınmasında fayda var.” Dedi.

Başvurularda; uykusuzluk, öfke patlaması, insanlarla birlikte olamama, yalnızlığı tercih etme şikayetlerinin daha çok görüldüğünü aktararak, “ Bizde Vietnam Sendromu var mı? Sorusuna “ Bizdeki daha farklı…” karşılığını verdi.

NTV’de Canlı Yayında

TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nda görüşlerini aktaran Özmenler, bir ile daha imza attı. Böylesi el değmemiş, tabu olarak görülen! Travma meselesini canlı yayın aracılığıyla tüm ülkeye duyurdu.

NTV’de yayınlanan “Bugün Yarın” programında  Oğuz Haksever  ile bir söyleşi yaptı. Çok ilginç, önemli ve dikkat çekici beyanlarda bulundu. (2)

Soru yanıt şeklinde bu röportajı aktarıyoruz.                                        

Askerlik psikiyatrik, psikolojik açıdan baktığımızda nedir? Siz bir katkı sağladığını da söylüyorsunuz bu anlamda

Özmenler  : Askerlik psikolojisi denince genelde öncelikle sanki işin olumsuz yönü , insan psikolojisi üzerindeki zorlayıcı,  stresör verici etkisi ele alınacakmış gibi düşünülebilir. Ama askerlik psikolojisi aynı zamanda ergenlik dönemi sonunda genç erişkinliğe geçiş aşamasında insanların birey olmayı denediği farklı kültürlerden, farklı gruplardan bir başkasıyla beraber olup, bir grubu, bir görevi, bir amacı paylaşmayı öğrendiği bir takım ruhu oluşturduğu böylelikle insanı psikolojik açıdan pişiren geliştiren yönü de olan bir kavram askerlik psikolojisi.

Psikiyatri terimi hastalık kavramlarıyla ilişkili olsa da  askerlik psikiyatrisi  ve askeri psikoloji kavramını ele aldığımızda sadece hastalıklarla değil, insan ruh sağlığı açısından olumlu yönlerini de değerlendiriyoruz.

 

Psikiyatri, psikoloji alanında bir  koruyucu sağlık anlayışınız var. Bu ne demek?

 

Özmenler:  Koruyucu sağlık sadece askerlikle sınırlı bir şey değil. Topum bazında da önemli bir sağlık hizmeti bir sağlık kavramı . Ama konu silahlı kuvvetler  olunca hem ülkemizde hem diğer önde gelen ülkelerde koruyucu sağlık hizmetleri önemli bir sistem oluşturmakta . Koruyucu ruh sağlığı da silahlı kuvvetlerdeki sağlık hizmetlerinin ayrılmaz, önem verilen bir parçası.

Koruyucu sağlık sistemi içerisinde askeri cepheye, savaş koşullarına hazırlamak olduğu kadar, bu koşullar içerisinde karşılaşacağı stresörlerle, zorluklarla, güçlüklerle mücadele etmesini sağlamak, zora düştüğü zaman yardım elini ulaştırabilmek ve yine risk faktörlerini erkenden değerlendirmek, erken dönemde müdahale ederek, olası psikiyatrik rahatsızlıkların etkisini azaltmak, erken teşhisi sağlamaktır.

 

 TSK’nde koruyucu sağlık hizmeti  önem verilen bir tıp hizmetidir. Bütün dünyada askeri tıp dediğimiz zaman iskeleti belkemiğini bu koruyucu sağlık sistemi oluşturmaktadır. Yine ülkemizde koruyucu sağlık ile ilgili yegane bülten TSK tarafından yayınlanmaktadır. Bu sistem içerisinde koruyucu sağlık hizmetleri de 1950 yıllarından beri yapılandırılarak , daha kurumsal hizmet verir hale getirilmiştir.

 

Alo Mehmetçik hattını can dostu olarak tanımlıyorsunuz. Bundan kastınız nedir?

Özmenler:  Alo  Mehmetçik hattı, aile danışma sistemi ,can dostu sitemi koruyucu ruh sağlığı sisteminin basamaklarından birini oluşturur. Buraya yapılan müracaatlar uzmanlar tarafından değerlendirilmekte, kişiye danışmanlık hizmeti verilmekte, ismini adresini veren kişilere   geri dönülmekte, gereken yardım ve destek sağlanmaktadır.

Can dostu sistemi insanın yalnız kalmamasını, anılarını paylaşmasını sağlamaktadır. Batılı ordularda da bu sistem vardır. Bu tip çalışmalar ruh sağlığı sistemimize örnek verilebilir.

Güneydoğu Sendromu diye bir şey var mı?

Özmenler:   Evet bu konu çok sık dile getiriliyor. Vietnam sendromu var mı? Biz deki örneği nedir? Zaman zaman batılı basında bunları sık görüyoruz. Irak sendromu, Afgan sendromu gibi adlar veriliyor.

Şu var tabi ki ,çatışmanın olduğu bir yerde etkilenmiyor olmak için insanın taş olması lazım. Tabi ki bizim askerimiz de girdiği çatışmalarda, yaptığı görevlerde, koşullar nedeniyle bir miktar etkileniyor. Ama bir miktar etkilenme sadece askerde değil, mesela deprem yaşayan insanlar da bir miktar etkileniyor.  Her etkilenme mutlaka bir sendroma, bir hastalığa gitmiyor.

Bizde de görev yapan askerlerde, biliyorsunuz ki 30 yıldır bir çatışma dönemi var,dolayısıyla ruhsal yönden etkilenenler oluyor.  Bu personelin müracaatları halinde ya da bölük komutanları, revir doktorları, biraz önce adını söylediğimiz psikolojik danışma merkezlerindeki psikologlar tarafından kimi zaman askerlerin arkadaşları, bu can dostu sistemindeki arkadaşları, ya da üstleri amirleri, ruhsal yönden iyi görmedikleri personeli , ilgilenilmesi için bize gönderiyorlar. Tabi ki bunların muayeneleri, tedavileri, ruhsal yönden değerlendirilip, bu süreç içinde yapılıyor.

Ruhsal yönden etkilenen personelimiz var, yok denemez, ama bunu özel olarak bir sendrom adıyla yani kitaplarda ve başka yerde yazmayan, çok bize has, çok özel, komplike bir çerçevesi olan bir sendrom olarak tanımlamak çok doğru olmaz diye düşünüyorum.

Zaman zaman bizdeki oranla , Vietnam’daki oran, batıdaki oran karşılaştırılmaya çalışılmıştır. Tabi ki ruhsal sorun dediğimiz zaman çok geniş bir yelpaze var. Çok şey tanımlanabilir , ama iş biraz da hastalık kavramına doğru geldiği zaman, bir hekim değerlendirmesi sonucu tanıya geldiğimiz zaman çerçevenin çok daha daraldığını görüyoruz. Daha keskin sınırlar içinde tanının konduğunu görüyoruz. Bu da, bu konularda konuşulan   verileri, vaka sayısı ile ilişkili yorumları çok muğlak belirsiz hale getirebiliyor.

Şunu söyleyebiliriz, bu tür sendromlar ya da ruhsal etkilenmeler, görevin niteliğine göre, görev alınan koşulların yani sadece silahlı çatışmanın kendisine değil, fiziksel koşullara da bağlı olarak şekillenebiliyor. Belirsizliklere , görev süresinin uzamasına yönelik teorik bir bilgi olarak söyleyebilirim, tekrarlayan ve uzayan cephe görevlerinin askerlerin ruh sağlığı üzerinde önemli bir etkisi olduğu söylenebilir. Teorik kitaplarda bu şekilde yazıyor.

Şimdi buradan Güneydoğuya baktığımız zaman, bir Vietnam’a ya da ABD’nin bu tip   faaliyetlerine göre daha sınırlı süreli çatışmalar var. Kendi topraklarımızdayız. Askerlik  görevine atfedilen toplumsal  daha olumlu yükler   söz konusu. Bunların tabi ki ortaya çıkan tabloyu , niteliğini, niceliğini etkileyebildiğini söylüyorum. Buradan yanlış anlaşılmasın yani bir hamasi ifade kullanıp da Güneydoğu sendromu ya da Güneydoğuda ruhsal olarak etkilenen yoktur demiyorum ama bunu yanlış yerlere çekip yanlış adlandırmak da sakıncalı, doğru değil diye düşünüyorum.

Doğru yani eğer Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar için bir örnek aranırsa buna Costa Rica’yı Kolombiya’yı vs. vermek lazım. Sayın Özmenler çok samimi, Mehmetçik bütün bunlara nasıl dayanıyor, ne dersiniz? Zor bir ortam, çatışma, ölümler yaşanıyor, arkadaşları ölüyor vs. Mehmetçiğin genel bir profilini çıkarabilir misiniz bu açıdan bize?

Özmenler:  Tabii ki. Güneydoğudaki koşullar ya da çatışma koşulları, dağda bayırda bulunuyor olmak, kısıtlı fiziksel imkanlarla karşı karşıya kalmak her aradığının her zaman bulunamaması, zorlu arazi koşulları… tabi ki işin stresini arttıran faktörler . Ama şu var işin içerisinde; mesela bana şu şekilde sorsaydınız, Güneydoğuda bulunan askerlerle Güneydoğuda olmayan askerler ya da başka bölgelerde görev yapan askerler arasında  ruhsal kırılmalar,   başvurular, bazı ruh sağlıyla ilgili komplikasyonlar açısından karşılaştırma yapar mısınız diye  sorsaydınız şöyle bir cevap verirdim size;Güneydoğudaki asker çok daha iyi durumda niye ? Zorlu koşulların getirdiği birliktelik, takım ruhu,beraber kaynaşma, yakınlaşma askeri en çok ayakta tutan faktörlerden bir tanesidir.

Yine Güneydoğuya gönderilen askerler arasındakiler mutlaka askere alındıkları gibi Güneydoğuya gitmiyorlar. Bir eğitim döneminden geçiyorlar. Eğitim döneminin başında ve sonunda yine tıbbi muayenelerden, sağlıkla ilgili değerlendirmelerden geçiyorlar. Motivasyonu yüksek olan askerler ağırlıklı olarak  Güneydoğuda çatışma bölgelerinde görev alıyorlar. Bunlar tabi ki oradaki zorlukları, koşulları yenmeyi kolaylaştıran faktörler.

 Yaptığımız çalışmalarda şu örnekleri gördük . Üs bölgesindeki görevler, arama tarama faaliyetleri dediğimiz çatışma riskinin daha yüksek olduğu faaliyetlerden,  bölük komutanının  ”  seni iyi görmedim” diye uzak tuttuğu askerlerin bilhassa gruba, kola katılmak istediğine sık şahit oldum. Yani takımdan ayrı kalmamak…

 İnsan  psikolojisi  etkileniyor mu? Etkileniyor. Ama  olumsuz değil.Çünkü önemli olan takımın, bütünün bir parçası olmak.” Ben grubumdan ayrı kaldığım zaman , izne gittiğim zaman aklım burada kalıyor, arkadaşlarımı düşünüyorum” diyen asker o takımla, birlik bütünlüğüyle nasıl kaynaştığını ,aslında  bir gruba nasıl ait olabildiğini de gösteriyor diyebilirim.

Efendim, intiharlar son beş yıl içerisinde 400’ün üzerinde. TSK’nın bunu görmezden gelmemesi çok önemli. Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz gerçekten çok önemli. Ne var bunun arkasında? Buna TSK ne kadar ciddiyetle eğiliyor?

Özmenler:  Şunu söyleyebilirim,şimdi intihar davranışı bütün dünyada bilinen, epidiyomolojik olarak baktığımızda, dalgalı bir seyir gösteren davranış, bir sonuç davranışı. Bir çok faktör bunun içerisinde olabilir. Bazı prensiplerden bahsedebiliriz. Bir kere askerlik intihar davranışı açısından genel olarak bakarsak koruyucu bir ortam. Bir, askerde yalnız değilsiniz. Kıyıya köşeye çekilemiyorsunuz. Can dostunuz oluyor, takım arkadaşınız oluyor, takım komutanınız, bölük komutanınız oluyor, manga komutanınız oluyor, bir yatakhanedesiniz. Askerlik aslında bir açıdan  bireyin, bireysel mahremiyetini daraltan bir ortam ama yalnız kalmıyor insanlar.

İkincisi şu ya da bu şekilde  mutlaka bir sağlık tarama sisteminden geçirilerek insanlar  TSK’da silah altına alınıyorlar. Askerler ya da diğer muvazzaf personel , bu da toplumda genel olarak var olan riskleri birebir taşımadıklarını gösteriyor. Bu açıdan bir kere askerlik intihar davranışına göre koruyucu bir özellik taşıyor.

Bu konu zaman zaman basına da çıkıyor, biraz çarpıtılarak da aktarılıyor. Yakın dönem içerisinde şu kadar, şu zaman periyodu içerisinde, şu kadar asker intiharı oldu diye şu kadar sayı veriliyor. Tabi ki biz işimiz, görevimiz  gereği bunları araştırıyoruz. Aynı dönem içerisinde aslında medyayı taradığınız zaman kat be kat daha fazla sivilde de intihar vakaları olduğunu görebiliyorsunuz. Bu kaçınılmaz bir durum.

TSK’da intihar davranışı ya da her türlü kaza, olay, insanın başına, askerin başına gelebilecek her türlü riskli durum, en üst düzeyde , çok ciddiyetle ele alınıyor. Bunu size açıklıkla söyleyebilirim. Yani her bir vakanın, her bir durumun sadece tamamlanmış intihar değil, kendi kendine zararcı davranışlar, pek çok şey bunun içerisinde. Ve de en üst düzeyde titizlikle inceleniyor. Her vaka değerlendiriliyor. Biz de Askeri Psikoloji ve  Harp Psikolojisi bilim dalı olarak, bize gelen bu konudaki bütün dosyaların analizini yapıyoruz.

Bütüne baktığımızda, zaman  içerisinde  koruyucu ruh sağlığı faaliyetlerini  ele almıştık . Bütün bu faaliyetlerin getirisi olarak, bir kere yıllar içerisinde vaka sayısında önemli bir azalma var. Bunun çok önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum.  Tabi ki bu sıfır olmayacaktır. İnsanın bulunduğu her yerde sorun çıkabilecektir. İnsanın bulunduğu her yerde günün birinde intihar vakası olabilecektir.

Ama TSK’nde intiharı önlemek için ya da ruh sağlığını korumak için attığı adımlar, basamakları başka ülkelerin bu konuda yaptığı çalışmalarıyla karşılaştırırsak hiçbir tanesinde bir eksik başlık, yapılmayan, bizde olmayan bir başlık tanımlayamayız. Bunu açıklıkla söyleyebilirim. Ama tabi bir yandan da nitelik ve nicelik olarak bunları geliştirme çalışmalarımız da devam ediyor .Şu çok önemli, kaybedilen her vaka bizler için TSK açısından bir acı ve en üst düzeyde tek tek sorgulanıyor bunlar.

Bir başka konu. Siz ve sizler, biriminiz, bilim dalınız  silahlı kuvvetlerde ne kadar etkili?  Ne kadar yetkili?

Özmenler:  Askeri Psikoloji Harp Psikolojisi Bilim Dalı GATA Askeri Tıp Fakültesi çerçevesinde  oluşturulmuş bir bilim dalı. Etkinliğimiz tabi ki  yeni kurulmuş bir bilim dalı. Personel niceliğini arttırmak, personel niteliğini arttırmak yolunda çabalarımız var. TSK içerisindeki etkinliğine gelince araştırmalar yapmak, bu konuda hizmetleri geliştirebilmek konusunda yaptığımız müracaatlarımız,  taleplerimiz üst komutanlıklarımız tarafından her zaman ilgiyle ve ciddiyetle ele alınıyor, reddedilmiyor diyebilirim. Bu konuda sürdürülen TSK içerisindeki her türlü toplantının, faaliyetin içerisinde bizden danışmanlık hizmeti istiyorlar. Eğitim faaliyetlerine katılıyoruz. Bunları söyleyebilirim. Bilmiyorum sorunuza cevap oluşturdu mu?

Gerçekten yeterli sayılır, son bir konu ,zamanımız doldu ama sorulacak o kadar çok şey var ki. Ne olursa olsun. Subaylar, astsubaylar ve  üstler  bunların da psikiyatrik, psikolojik desteklenmesi, ere yaklaşım konusunda  bilgilendirilmesi  ne durumda ordumuzun?

 

Özmenler:  Bu şu ana kadar konuştuğumuz koruyucu ruh sağlığıyla ilgili hizmetlerin hepsi tabi ki sadece erlerle sınırlı değil. Subaylar, astsubaylar ve diğer uzman çavuşlar dahil olmak üzere rütbeli rütbesiz silahlı kuvvetler personelinin hepsine yönelik. Bu personelin eğitim basamakları içerisinde tabii ki insan psikolojisi, liderlik, yönetimle ilişkili yapacakları görevlerin niteliklerine, özeliklerine yönelik olarak her basamakta eğitimleri sürdürülüyor. Bunlar standart  bir biçimde eğitim programı içerisinde yer alan çalışmalar. Bunun dışında  Harp Psikiyatri Bilim Dalı olarak bizim değişik kademedeki sağlık personelini ya da sağlık personeli olmayan diğer muvazzaf personele yönelik de eğitici, bilgilendirici çalışmalarımız, en azından son 10-15 yıldır sistematik bir biçimde sürdürülmektedir diyebilirim.

-Herhalde bu son 10-15 yıl diye dile getirdiniz. Bunun sonuçlarını gerçi ben yapalı 30 yıl oldu askerliğimi, çok şey değişmiştir herhalde.  Sayın Özmenler, son olarak neler demek istersiniz, bu güzel, tarihi yayında?

Özmenler:   İlginize teşekkür ederim diyebilirim. TSK’da personelin sağlığı önemli.  Önemli olması gereken de bir faktör. Zaten gereken önem de veriliyor. Ruh sağlığı önem taşıyor diyebilirim. Ruh sağlığındaki çalışmalar toplumsal ruh sağlığı çalışmalarına da paralellik gösteriyor. Bu çerçevede geliştirilerek sürdürülüyor. Bunları söyleyebilirim. Bundan sonraki basamaklarda da daha iyisi, daha iyisi mutlaka olacaktır diyebilirim.

- Bilimsel yaklaşımın, geleneksel  ön yargılara ağır basmasını işitmek hoş bir şeydi sayın Özmenler. Ya da Prof. Tabib Albay K. Nahit Özmenler …

KAYNAK:

1-www.haber3.com

2- NTV-BUGÜN YARIN / Oğuz HAKSEVER

Yoruma kapalı.

Scroll To Top