|
|
“Ben Savaşı Yaşadım,Hissettim ve Yazdım” Gazilik konusunda biruzman olan (E)Kd. Alb. Ali İhsanGürcan’ dan Türk gazileri ile gelişmişülke gazileriarasında bir mukayeseyapmasını istedik. Atatürk “bir ordunun değeri subay ve komuta heyetinin değeriyle ölçülür” deyişi, Türk ordusunun ve subayının niteliğinin nasıl olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Atatürk’ ü algılayan subaylar, ondan miras kalan askerlik mesleğini uluslararası platformda ya da ligde ilk sıralara yerleştirmiştir. İşte Kore Savaşı. Türk askerinin gücü,mesleği icra edişi Amerikan Kore gazileri tarafından sıkça dile getirilmektedir. Terörle Mücadelede gösterilen strrateji ve taktikler dünya ordularına parmak ısırtmıştır. Okumuş, gözlemlemiş, yaşamış ve yazmıştır. Düşüncelerini ifade etmiştir, bilgi ve birikimini kamu oyuyla paylaşmıştır. Kendisinden bir karşılaştırma yapmasını istedik. Güçlü ve gelişmiş ülkelerde yaşamlarını sürdüren gazilerin fotoğrafını çizmesini rica ettik. Bizleri memnuniyetle kabul etti. Gazilerle ilgili bilgilerini paylaşabileceğini ifade etti. Haber servisi ivedilikle konunun üzerine gitti ve ilgiyle okuyacağınız bir röportaj gerçekleştirdi. Gaziler Dergisi: Sayın Gürcan bir önceki Ekim, Kasım, Aralık 2004 sayısında gazilerin madalya konusunu işlediniz, öyle işlediniz ki, bizim telefonlarımız kitlendi her yerden konuyla ilgili olumlu tepki aldık. İnternet sitemize mail gönderenler yazılanların ne kadar haklı olduğundan bahsettiler. Gaziler dergisi olarak bizde memnun olduk. Peki bu yazınızda böyle ses getirecekmi dersiniz? A.İhsan Gürcan: Ben konuyu yalnızca ses getirsin diye yazmadım. Kore gazilerinin 52 yıl Kıbrıs gazilerinin 30 yıllık haklı beklentilerinden bahsettim sahada oynayan olarak. Bazıları vardır yanlızca yazarlar olayları hiç mi hiç yaşamamışlardır. Hatta ne olduğunu bile tam bilmezler bazan yazdıklarının. Ben olayları yaşıyarak yazdım yani hiç biri hayal değildir yazdıklarımın. Bu yazıda umarım onlardan biri olacaktır. Bir boşluğu dolduracağını düşünmekteyim. Ayrıca mademki olumlu tepkiler geldi bende onlar için bir hizmet yaptığımdan dolayı mutluyum. Gaziler Dergisi: şöyle bir soru sorsak nasıl olur acaba. Gazi kimdir gazilik nedir diye? A. İhsan Gürcan: Önce gazilik nedir ile başlıyalım. Gazilik; Türk kahramanlığının Türk vatanse verliğinin Türk fedakarlığının yaşıyan destanıdır. Gazi ise, bu destanı yazan kahramandır. Meydan Larusse Ansiklopedisine * Gazi Kahramandır. * Cumhuriyetimizin en büyük gazisi Mustafa Kemal Atatürk’ ün yaşıyan bir temsilcisidir. * Asildir, vakarlıdır yüksek şeref, ahlak ve fazilet sahibidir. * Canını ve gençliğini devlet için feda etmek üzere muharebe meydanına karşılıksız süren gazi daima devletinin yanındadır. * Kendisine vefatı halinde eşine şeref aylığı, sağlık hizmeti veren serbest seyahat kartı veren devletine şükran duyar. * Atatürk sevdası, vatan ve ayyıldızlı bayrak sevgisi, cumhuriyet aşkı gazinin devamlı kalbindedir. Gazinin devletten artık bir isteği kalmıştır. Kore den ilk kuşatmada 770 şehit 2147 yaralı 234 esir Kıbrısta 35 Subay 41 Astsubay 421 Erbaş ve Er şehit veren bir ordunun içinde kendi de şehit olmak için giren ama kaderin bir avantajıyla sağ kalmayı bilen gazi artık şükran duyduğu devletinden birde madalya almayı beklemektedir. Bu madalya ki ekonomik durumun en uygun olmadığı 1968 yılında Kurtuluş / İstiklal Savaşı gazilerine 85 bin tane madalya verebilen bu devlet aynı şeyi Kore ve Kıbrıs gazilerine neden yapmamıştır? Aklınamı gelmemiştir, mevzuatlarımı müsade etmemiştir yoksa başka bir şeymi düşünülmek tedir bilmemekteyim. şayet mevzuat müsait değilse yarım saatte o mevzuatı değiştirirsiniz diye düşünmekteyim. Peki mevzuatı değiştirirsiniz ne olur şu anda en genci 72 yaşında olan Kore gazilerine bir nebze de olsa mutluluk vermiş olursunuz bu az şeymidir. Biraz daha beklerseniz o gazileride bulamayacaksınız gideceklerdir aceleleri var. Gaziler Dergisi: Sayın Gürcan Türk gazilerinin 2005 yılına kadar kazanmış olduğu haklar nelerdir söylermisiniz? A.İhsan Gürcan: * Gazi kimlik kartı vardır. Bu kart ile belediye araçlarından ve bazı şehirlerdeki özel halk otobüslerinden devlet deniz yolu ve devlet demir yolu araçlarının iç hat seferlerinden ücretsiz istifade ederler. * Gazi aylığı alırlar bu günkü karşılığı 206 Ytl dir. * Müzelere devlet tiyatrolarına devlet opera ve balesine gençlik spor bakanlığı spor oyunlarına parasız girerler. * Subay astsubay gaziler ordu evi ve askeri kamplardan günübirlik giriş parası ödemeden istifade ederler. * Cep telefonundan, tek makbuzlarından, jeotermal enerji makbuzlarından indirimli istifade ederler. * Gaziler askeri hastane amaçlı misafirhanelerden, Gülhane Tıp Akademisinden istifade ederler. * Bazı askeri yurtlar Subay Astsubay Gazi çocuğuna ücretsizdir. * Gazi tek evi için emlak vergisi ödemez. * Askeri gazino ve orduevleri otoparkları Gazi Subay Astsubaya ücretsizdir. * Emekli Subay Astsubay Gaziler ordu evlerinden yıllık olarak ücret ödemeden istifade ederler (yanlızca giriş) Gaziler Dergisi: Peki sayın Gürcan 2005 yılında gazilere yeni ayrıcalıklar getirilebilirmi? Yeni hakları sizce neler olabilir veya olmalıdır? A. İhsan Gürcan: Bu soru Türkiye Muharip Gaziler Derneği Genel başkanlığınca ele alınacak bir konu gibi görünmektedir. Bu soruya ben yanlızca sahada oynayan bir gazi olarak şöyle cevap verebilirim. * Gaziler su hizmetindinden de indirimli istifade etmelidir diye düşünüyorum. * Gaziye ev telefonu hizmetindinde indirim sağlanmalıdır. * Gazi eşlerine ayrı kart verilmeli ve onlarda tek başına seyahat etmelidir. Gazi ayrıcalıklarından onlarda tek başına istifade etmelidir. * Gazilere tüm illerdeki belediye mezarlıkları özel yer ayırmalıdır. Bu yerlerden belediyece alınacak tedbirlerle Gazi anıtı yapılmalı devamlı Türk bayrağı dalgalan dırılmalıdır. * Gaziler Subay Astsubay değilse özellikle silahlı kuvvetlerce belirlenecek bazı kamplardan uygun zamanlarda günü birlik kıyafetide uyumlu olmak ve askeri kurallara uymak şartıyla istifade etmelidir. * Gazilerin en genci şu anda kore için 72 kıbrıs için 52 yaşındadır yorulmuşlardır vücutları artık genç değildir. Nasıl önceki yıllarda Devlet Deniz Yolları kamara veriyordu ise Devlet Demir yolları da kuşetli (yataklı) yer vermelidir. * Gazilere doğalgazda da gazi indirimi yapılmalıdır. * Gaziler, illerde il özel idareleri ve belediye kaplıcalarından ücretsiz veya indirimli istifade etmelidir. * Gazinin özel aracına devlet benzinine indirim yapılmalıdır. (yabancı ülke gazilerinde %50 indirimlidir mesela ABD’ de böyledir) * Gümrüklü getirilen araçlardan gümrük alınmamalıdır. * Evi olmayan gazilere faizsiz konut kredisi sağlanmalıdır (Dul eşi dahil). * Tüm gazi çocuklarına Üniversitelerde, Askeri okullarda, Polis Okullarında ek puan sağlanmalıdır. (Yunanistan bunu yapıyor) * Üniversite imtahanlarında gazilerden ve onların çocuklarından giriş harcı alınmamalıdır. * Üniversiteye giren çocuklardan okuma harcı alınmamalıdır. * Açık öğretimde okuyan gazi çocuklarına da aynı haklar verilmelidir. * Liselerde okutulan Milli Güvenlik derslerinde gazi ve gazilik konusu etraflıca işlenmeli ve toplumun gaziye saygısı arttırılmalıdır. * Devlet memuru sınavında gazi çocuklarına ek puan verilmelidir. * Gazi maaşı yetersiz olup asgari ücret seviyesine çıkartılmalıdır. şu an ABD gazisi, Yunan gazisi, Avustralya gazisi, Kanada gazisi 1500 doların üstünde maaş alırken Türk gazisinin 150 dolara yakın maaş alması bana göre düşünülecek bir konudur. O’da doların Türk parası karşısında değer yitirmesi sonucudur. Geçen yıl da 81 dolar kadar dı. Gaziler Dergisi: Gazilerin Dış ülkelerdeki haklarını öğrenebilirmiyiz acaba? A. İhsan Gürcan: Özellikle bu konunun artık bilinmesi ve gerçekçi çözümlere ulaşılması günü geldide geçiyor bile artık. İstiklal Savaşı gazisi kalmadı. Kore Gazisi de her geçen gün azalıyor en düşük Kore Gazisi yaşı 72 dir. Türkiye de insan ömrü ortalama 70 dir. Artık Kore gazileri bana göre intika ları oynamaktadır birer birer aramızdan ayrılacaklardır istemesekte. Öyleyse onlara Türk hükümeti ölmeden önce bir madalya vermek için acele etmelidir yoksa madalya verme kararına ulaşsa bile verebilecek sağ kore gazisi bulamayacaktır. Artık sıra Kıbrıs gazilerine gelecektir. şimdi yabancı ülke gazilerine sırayla bakalım. *AMERİKA BİRLEşİK DEVLETLERİ: * Eski Vietnam Gazileri, Körfez Gazileri özetle eski muharipler için ayrı asker hastaneleri vardır. Bu hastaneler gaziye ömür boyu açıktır. * Amerikada bazı şehitliklerde, en ayrıcalıklı mezarlıklarda (Kenedi nin yattığı Arlington Mezarlığı gibi) gaziler için yer ayrılmıştır. * 11 Kasım Amerikada gaziler günüdür. 11 Kasımda bankalar okullar, hükümet binaları kapalıdır. Her yerde 11 Kasımda gaziler için geçit töreni yapılır. * 11 Kasımda bütün ülke başta amerika başkanı olmak üzere gazilere teşekkür eder. Gazi çalışmak istiyorsa, çalışabilecek durumda ise devlet en iyi şartta ona iş sağlar. Gazi Amerikada çalışamayacak durumda ise devlet ona ölünceye kadar en iyi konumda bakar. * Amerikada siyah , beyaz, zengin, fakir, kadın, erkek herkes eşittir. Yanlız gazi ayrıcalıklıdır. Hatta ayrıcalıkta parlementeri bile geçer. Amerikada gazilere mor kalpli adam derler. Mor kalpli adam arabasının plakasından bile bellidir. Mor kalpli adamın otomobilinin arkasında damga mühür ve madalyaya benzer bir şey vardır. Sürücünün madalyalı olduğunu gösterir bu durum. Mor kalpli adam otomobilini parkedince, polis dahil her kes ona saygılı davranıyor. Tüm park yerindekiler ona gülümsüyor. Gelip elini sıkıyorlar. ona şükranlarını iletiyorlar. Gazinin göğsündeki mor kalp Amerika Birleşik Devletlerinin savaşta yaralananlarına verilen bir madalyadır. Polis mor kalpli adamı görünce selam verir. Mor kalpli adam lokantada yemek yerken yanına yaklaşırlar ve ona şükranların iletirler. “Sen bizim için savaştın derler. Madalya alt tarafı maddi değeri 10 Ytl ye kadar. Toplam maliyeti 52811 gazi için 500 bin Ytl kadar nedir ki bu miktar. Neden yıllarca gazilerimizden bunu esirgedik hep mevzuata mı takıldı her şey. Madem mevzuat müsait değildi neden değiştirmedik o mevzuatı. Elbet alan oldu ama alamayanlar hiç mi haketmemişti. Hak ettilerse niye verilmedi şimdiye kadar. 1968 de 85 bin İstiklal Savaşı gazisine madalyayı verilirken niye 2005 yılına kadar 52811 kişiye madalya vermedik? Bana göre yapılanlardan bir tanesi yanlıştı. Bence birincisi değil sizce hangisi? Bakınız Milliyet Köşe Yazarı Yavuz Donat ne diyor? (Amerikada Mor kalpli adamın sahip olduğuna parlementer bie sahip değil) Biz bu gazilerimize 52 yıldır madalya takamadık, bari bir özürümüzü sunalım “Ey Gazi Senden Özür Diliyoruz” 2- YUNANİSTAN GAZİLERİ: 3 şubat 2005 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde şöyle bir yazı okudum. Kıbrıs ta Türk ordusuyla ENOSİS uğruna savaşmış illegal EOKA örgütü nün 21 bin tane kaçmış mağlup olmuş elemanına 1 Nisandan itibaren Yunan hükümeti madalya vermeye hazırlanıyor muş. Onlar için ne kadar mutluluk verici bir durum. Acaba biz bundandamı ders almayacağız. Onlar mağlup oldukları halde madalya alıyorlar biz galip olduğumuz halde Türkün şanını yükselttiğimiz halde madalya alamıyoruz. Bunu anlamıyorum. Anlıyana da beri gelsin diyorum. * Yunanistan da ailesini geçindiremeyecek eski muharipler için ziraat ve hayvancılıkta eski muharipe ayrıcalıklar sağlanır. * Eski Muhariplere kamuya ait ürünlerde, çiftçilik ve yetiştiricilik (tarımcılık) yapmaları sağlanır. * Ölümü halinde eski muharibin hakları dul eşlere çocuklarına anne ve babalarına ya da yoksul kardeşlerine verilir. * Tütün ve tekel maddelerini satma önceliği, büfe açma, işletme önceliği * Kamuya ait işletmelerde eski muhariplere istediklerinde öncelik verilir. * Vergilerden ve diğer bir çok görevden eski muharib muaftır. * Toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanılır. * Eski muharibe sağlık ve ilaç yardımı yapılır. * Eski muharib aylığı 1500 dolardır. * Yunanlı kaçan gazinin bile madalyası vardır. * Bekçilik koruma işleri temizlik işlerinde eski muharibe öncelik verilir. *Yunanistanda tüm gazilerin çocuklarına eğitim parasızdır. Muharip gazi hiç bir eğitim fonu ödemez (bizde bu alanda hiç bir ayrıcalık yoktur. Tüm gaziler her şeyi öder.) * Muharip gazi çocukları üniversitelere, harp okullarına kontenjan dolsa bile istediklerinde alınır. (Türkiyede 1976 da lise ve dengi okulu Kıbrıs gazilerine yüksek öğrenim hakkı tanındı. Türkiye genelinde 145 öğrenci müracat etti. 22 öğrenci sadece alındı. Diğerlerine kontenjan yok dendi. Ne olurdu hepsi de alınsaydı ülke batarmıydı. Türkiye Muharip Gaziler Dergisi yıl 5 sayı 25 e bakınız Haziran 1989. 3- FRANSA GAZİLERİ: * Eski muharibin menfaatleri eski muharib bakanının direktifi altında gerçekleşir. * Askeri ve sivil hastaneler bütün muharip gazilere bakarlar. * Eski muharipler Fransada emekli maaşı alırlar. Bu maaş herhangi bir diğer maaşla birlikte ödenir. Yani gazi mesela bir öğretmenlik yapıyorsa hem öğretmen maaşını hem gazi maaşını alır. * Eski muharibin çocukları daha prestijli okula gönderilir gazi çocuğuna daha iyi bir eğitim sağlanır. * Gazi dul ve yetim aylığına ek olarak aile harçlığı da alırlar. * Yaralanan, hastalanan veya dul kalan eşi eski muharibin gazi maaşından yararlanır. * Yetimlere dul aylığı, rüştünü ispat edene kadar verilir. (Okuyan çocukta 25 yaşına kadar). * Sosyal güvenlik teşkilatı, eski muharibin tedavi ücretinin tamamını öder. 4- KANADA GAZİLERİ: * Kanadada eski muharip bakanlığı vardır. (Türkiyede eski muharib gazi bakanlığına nedense ihtiyaç yoktur. Söylesek bakanlık adedi zaten çok derler. Bakanlık adedi çok ise gaziler bir bakana direk bağlı olabilir. Bana göre Milli Savunma Bakanlığına direk bağlı olmalıdır veya bir müsteşarca idare edilmelidir.) * Eski muharibin malülüyet aylığı vardır. * Kanadada bir eski muharib aylığı 1240 dolardır (Türkiyenin 8 katı kadar) * Eski muhariblerin Kanadada hiçbir sorunları yoktur hepsi mutlu elinden tutulmuş durumdadır. 5- AVUSTRALYA GAZİLERİ: * Eski Muharip bakanlığı vardır. (Nedense Türkiye dışında bütün hükümetlerin gazi bakanlığı var. Her halde bizde gazilerin hiç bir sorunu olmaz diye düşünülüyor olmalı). * Eski muhariblere Avustralyada emekli maaşı ve bileşik ödenek altında bir maaş verilir. * Avustralya da gazi bir öğretmense ve 3000 dolar öğretmen maaşı alıyorsa o kadar da gazi maaşı alır. (Türkiyenin 15 katı kadar) * Avustralya da gazilerin hemen hemen bilinen hiç bir sorunu yoktur. Çanakkale Savaşına katılmış Anzaklar sık sık Çanakkaleye geziye gelirler (inşallah birgün biz de savaştığımız yerlere götürülürüz, götürülme akıllarına gelir) Gaziler Dergisi: Son olarak sayın Gürcan Türkiye gazileri için bu devlet son bir şey daha yapmalımıdır? A. İhsan Gürcan: Bu devlete gaziler minnettardır yaptıkları için. Gaziler devletini severler. Hiç bir gazi kendisi için yapılanı inkar etmez. Yanlız bir şeyi gazi hazmedememektedir. İstiklal Savaşının 85 bin gazisine madalya verebilen bu devlet Kore ve Kıbrıs gazisine de madalya vermelidir. Ben Kore savaşına girmedim Koreye de gitmedim ama Kore gazisine Kore hükümeti 16500 tane madalya gönderince gayri ihtiyari aklıma Türk hükümeti geldi. Ne geldiğini size bırakıyorum. Saygılar sunuyorum her şey gönlünüzce olsun...
Simerini gazetesinin 30 Ocak tarihli baskısında; 1950’ li yıllarda Kıbrıs’ ı Yunanistan’ a bağlamak için Türklere silahlı saldırılar düzenleyen, aralarında Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadapulos’ un da bulunduğu 21 bin civarındaki EOKA’ cıya madalya verileceğine yer vermişti. Mahi gazetesinin 3 şubat tarihli haberinde de 2005 yılının “EOKA Kurtuluş Mücadelesi Anı ve Onur Yılı” olacağı ve bu kapsamda çok sayıda etkinlik düzenleneceği bilgisi aktarıldı. 2004 yılının son sayısında (Kasım-Aralık) Gaziler Dergisi ise; Kıbrıs Gazilerimize TBMM tarafından bir madalya verilmesi gerekliliğine işaret etmişti. “İşi başından aşkın” yetkililerin kulak vermediği, “Madalya” dosyasına, duyarlı halkımızdan, gazilerimizden ve bir avuç gerçek aydınımızdan olumlu tepkiler geldi. “Tarih” İnsanlığın Ortak Belleğidir şimdi Kıbrıslı Rumlara sormak gerekir; Atalarınız Venedik ve Cenevizlilerin egemenliği altında ortadoks inançlarını insanca yaşayabiliyor muydu? Türk tehlikesine karşı kucak açtığınız ‘Haçlılar’ atalarınızın maddi manevi yaşamını kaosa sürüklemedi mi? Losıgnan Hanedanı’ nın kurucusu ve ilk kralı olan Guy De Lusıgnan’ ı Kıbrıs kralı ilan eden İngiltere Kralı Rıchard, Kıbrıs latin başpiskoposluğu’ nun kurulmasına neden olmuştu. Kuvvetli ve güçlü latin varlığına isyan eden atalarınızın şiddetli bir biçimde sindirildiğine tarih tanıklık etmektedir. Latin Başpiskoposluğuna bağlanan Ortadoks Başpiskoposluğu’ nun, II. Hugh (ölüm 1267) zamanında Başpiskopos Germanos’ un başpiskoposluğu iptal edilerek, Ortadoks Kilisesinin Legal varlığına son verilmişti. Hafızanızı tazeleyin... Latinlerden kurtulduğunuzu sandığınız anda Venedik ve Cenevizlerin kucağına düştünüz. Tüm bu kargaşa ve güvensizlik ortamından 2 Temmuz 1570’ de Türk askeri adaya çıkınca kurtulmadınız mı? Ne çabuk unuttunuz, 308 yıllık (1570-1878) sükunet ve barış dönemini? Kuzu Postuna Bürünmüş Bir Kurt Avrupalı emperyalist güçlerle kurulan Yunanistan devletinin, tarih sahnesine çıktığı 1830 yıllarından beri hiç değişmeden günümüze kadar gelen milli politikası Türk düşmanlığı olmuştur. Bu düşmanlık Yunan devlet adamları tarafından adeta bir isteri 1963 yılı Kanlı Noel’ i bu düşmanlığın hangi noktaya kadar götürebileceğini ortaya koymaktadır. Enosis, diğer bir ifadeyle Kıbrıs’ ın Yunanistan’ a ilhakı emellerine tek engel teşkil eden Kıbrıs Türk toplumunu ani bir saldırı ile yok etme teşebbüsü insanlık adına lanetlenmesi gereken Rum - Yunan ilişkisinin bir davranışı niteliğindeydi. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, AB, AP ve ABD, 1963-74 arası Kıbrıs’ taki vahşete gözlerini yummuşlardır. Yaşanılan insanlık trajedisine kayıtsız kalmışlardır. Kıbrıs Cumhuriyeti’ nden, 1963 yılındaki Kanlı Noel saldırılarını görmezden gelerek bahsetmemiz mümkün müdür? 1960’ da Kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti - tek devlet, birleşik Kıbrıs-Rum ve Yunanistan ilişkisinin emperyal içerikli yönetimleri tarafından yıkılmıştır. 1974 yılındaki Türkiye’ nin Ada’ ya müdahelesi neticesinde, son 30 yıldır tek bir Kıbrıs Türkü’ nün burnu dahil kanamamıştır. İşte çıplak gerçek budur. Ancak kuzu postu giymiş kurda inanacak kadar saf olmazsak, çıplak gerçeğin yıllarca sürdürebilir liğine inanabiliriz. 24 Temmuz 1923’ te imzalanan Lozan Antlaşması ile yeni Türk devleti İtilaf Devletleri tarafından resmen tanınmıştı. Kıbrıs, Batı Trakya, Musul gibi milli sınırlarımız dışında kalan vatan toprakları için fazla bir şey yapılamadı. Kıbrıs, Lozan Antlaşmasının 20. maddesiyle İngiliz mülkü oldu. 1925 yılında İngiltere, Kıbrıs’ ı bir taç koloni (Crown-Colony) olarak ilan etti. İngiliz idaresine karşı gelişen Türk Milliyetçiliği baskı altına alındı. 1921’ den itibaren okul kitaplarına sansür uygulanmaya başladı. Türk toplumunun kendini geliştirme olanaklarına kısıtlamalar getirildi, hizmetler yerine getirilmedi. İngiliz idaresi Rum toplumunu posta, elektrik, yol ve belediye Enosis ateşiyle yanan Rumlar bu süreçte adanın statüsünü değiştirmek için harekete geçtiler. 1931 isyanının elebaşısı Kitium Piskoposu Nicodemas, hedeflerinin Enosis olduğunu açıkça beyan ediyordu: “Yürüyeceğimiz tek bir yol vardı. Enosis bayrağını gün ışığına çekerek, Milli kurtuluşumuzu anavatan Yunanistan’ la birleştirerek elde etmiş olacağız. Milli bağımsızlığımız Yunanistan ile birleşmekle mümkün olacaktır.” 1960 yılının 15/16 Ağustosunda, Kıbrıs Cumhuriyeti ilan oldu. Ancak bu cumhuriyetin Rumlar tarafından Enosis hayalini gerçekleştirmede bir adım olduğu, bir geçiş dönemi olarak algılandığı ortadaydı. Kıbrıs İlhak Cephesi (KEM), Londra ve Zürich Antlaşmalarının ardından yayınladıkları beyanname ile bu yönelimi açık ve seçik ifade ediyordu: “Antlaşmaları ve Cumhuriyeti Enosis’ e giden ilk adım olarak addediyoruz.” Yine OPEK’ in (Kıbrıs Rumlarını Koruma Teşkilatı) 1961 bildirisi şöyleydi: “Bütün Rumlar’ ı Türkler’ e karşı bir karış toprak satmamaya davet ediyoruz. Çünkü: Türkler’ e toprak satmak, milli intihardan başka bir şey değildir. Bu beyanname bunu dikkate almayanlara da bir ihtardır.” Türk varlığına yönelik saldırıların artacağına ilişkin bilgiler Başkan Makarios’ un 15 Ağustos 1962 tarihli konuşmasında yer alıyordu: 25 Ocak 1963’ te Türk belediyelerinin elektriği kesildi ve Türk belediyelerinin inşaat ruhsatı vermek yetkisi bulunmadığı ilan edildi. Türklerin devlet memuru olmak için verdikleri dilekçeler çeşitli bahanelerle kabul edilmedi. Sonunda Başkan Makarios ! Anayasayı tanımayacağını da ilan etti. EOKA Diktatörlüğünün Türkleri İmha Planı Türkiye, Kıbrıs Anayasası’ nın tadilini kabul etmeyince, EOKA, meseleyi silahla halletmek ve Ada’ daki Türk varlığını bitirmek için harekete geçti. Rum imha planı adını bir Bizans destanından aldı: AKRİTAS 1963 katliamı bu planın ilk ve en önemli adımıydı. Bu plana göre güdülecek taktik şuydu: “Türklerin içten gelen bir direnmesine karşı bizim karşı hücumumuz ani olmazsa, Rumlar arasında panik yaratması tehlikesi vardır. Ani hücumumuz Türkleri kendilerine getirecek.” Dünyanın gözü önünde uygulanan soykırım planı Akritas, 21 Aralık 1963’ te gerçekleşti. Kıbrıs Türkleri 103 köyü terketmek zorunda kaldı. Göç eden Türklerin sayısı 18667 idi. Birleşmiş Milletlerin 1964 yılındaki raporuna göre, 124 köy zarar görmüş, yüzlerce Türk ölmüş, binlercesi yaralanmış veya köylerini terketmek zorunda kalmışlardı. 1963 yılında başlayıp 1964’ de de devam eden olaylarda 364 Türk şehit edilmişti. 1971’ de Ada’ ya gelen Grivas, EOKA-B adlı tedhiş örgütünü organize etti. Makarios 25 Nisan 1974’ te EOKA-B’ yi kanun dışı bir örgüt olarak ilan etti. Bu örgütün Yunanistan’ dan gelen emirleri uyguladığı, yönetildiği açıklandı. Tarihe Kanlı terör örgütü olarak geçmiş EOKA’ cıları madalya ile ödüllendirmek, yaptıkları vahşeti onaylamakla eşdeğer bir nitelik taşır. Terörist olduğu belgelerle ispatlanmış EOKA’ nın Kıbrıs Türkü’ nü adadan uzaklaştırmak için şiddete başvurduğu açık seçik ortadadır. Soykırım niteliğinde katliamlar gerçekleştirdiler. Kıbrıs Cumhuriyeti’ nin yıkılmasına vesile oldular. Gelişmiş ülkeler! bu katliamlara seyirci kaldı. Demokrasi ihrac edenler “kaos yarat yönet” stratejisini Kıbrıs özelinde denediler, uzun yıllar başarılı oldular. EOKA’ nın eylemlerine hoşgörü ile baktılar. 1960’ da Türkiye gözdağı vermeseydi, Garanti Antlaşmasını uluslararası hukuka sokmasaydı, Türkler adayı terkedecek ya da katledilecek ve böylece batı için Kıbrıs sorunu çözülecekti. Akritas Planı’ nı imzalayan Tasos Papadapulos ve 21 bin EOKA’ cıya madalya vermek ne anlama geliyor? Yaptığınız doğrudur, yine yapın... AB’ nin yeni üyesini Avrupalı Parlementerler gözlemlemiyor. Öyle olsaydı katliam ve Türk soykırımı yapanları madalya ile ödüllendiren Rum yönetimi ile ilgili birşeyler söylüyebilirlerdi. Terör, çağımızın en büyük handikapı. Teröristleri ödüllendirmek insanlığa karşı işlenebilecek en büyük suçtur. Gelişmişliği bedenleri ile özdeşleştirenlerin, beyinleri ne zaman gelişecek merak konusu. Biz Neden Uyuyoruz? Durumdan görev çıkarmak, başlı başına gelişmiş sorumluluk duygusunun ifadesi olsa gerek. Çünkü sorumluların duyarsız kalması, pek çok alanda boşluğa neden oluyor. Uyumaya devam ediyorlar. Üstelik en sık kullandığımız “su uyur düşman uyumaz” özdeyişine karşın. 2004’ ün son sayısında, Madalya konusunun tartışma zeminini oluşturan Gaziler Dergisi, açık bir ifadeyle güvenlik meselesine değinmişti: “Güvenliğimiz şehit ve gazilere göstereceğimiz duyarlılıktan geçer.” Kore gazilerine madalya vermeyi unuttuk. Allahtan!.. Kore Devleti onları hatırladı. Zaman zaman Kore gazilerine etap etap madalya yolladı. 70’ lerinde olan Kore gazilerine İstiklal Madalyası sahiplerine gösterdiğimiz yaklaşımın tıpkısını sergiledik! Kıbrıs Gazilerine Ordu 926 sayılı yasasına dayanarak 633 adet madalya verdi. Oysa unutmamamız gereken dönemin Genelkurmay başkanının sözleriydi: “Ayrım yapmadan herkese”. 30 binin üzerinde Kıbrıs Gazisi olduğuna göre, onlarıda es geçmişiz. Terörle Mücadele Gazileri ise aklımıza dahi gelmiyor. Yine hamasi edebiyat yine gaziler üzerinden siyasi rant elde etme çabası. Düşmanın uyumadığını gördüğümüzde, saldırılarını defetme taktiklerini geliştirip, yaygınlaştır dığımızda uykudan uyanabiliriz. Madalya Kampanyasına Katılmak Bir Vatan Borcudur. 2005 yılını “EOKA yılı” olarak ilan eden düşman yönetimini görmezden gelmenin doğuracağı sonuçlar açık ve nettir. 21 bin EOKA militanına madalya veren zihniyeti yeterince algılayamazsak, geçmişte yaşadığımız hataları sergilersek, hüsran ve acı dolu tecrübeyi bir kez daha yaşarız. İç ve dış politikada duyarlı olma zamanı gelmiştir. Televole mantığından ivedilikle uzaklaşmalı, topyükün bir mücadele başlatmalı. Rum yönetimini kin ve düşmanlık tohumuna su verecek, terörizme şapka çıkaracak uygulaması nedeniyle protesto etmeliyiz. Organize ve yaygın bir yöntem ile demokratik ve insan hakları çerçevesinde sesimizi dünyaya duyurmalıyız. Bu konuyla ilgili Ayşe Kocatürk, kizil_ates1@yahoo.com internet sitesi ile ilişkiye girebilir, sağlıklı ve organize bir protestoda bulunabilirsiniz. Bununla birlikte Gaziler Dergisi’ nin açmış olduğu “Tüm Gazilere Madalya Verilsin” adlı imza kampanyasına katılabileceğinizi belirtmek isteriz. Çünkü düşmana verilecek en can alıcı yanıt, Kıbrıs gazilerinin hepsine ve diğer gazilere TBMM tarafından verilecek madalya olacaktır Vergi Vereni Bağış Kamburundan Kurtarma Operasyonu amu Kurum ve Kuruluşlarını, kamu hizmetlerini ya da personelini destekleme gerekçesiyle kurulan dernek ve vakıfların kamuyla ilişkilerini yeniden düzenleyen yasa tasarısı TBMM Plan ve Bütçe Komisyo nunda 5072 kanun numarasıyla 2004 Ocak ayında kabul edilmişti. “Vakfımıza şu kadar bağış yapın sonra işleminizi yapalım” anlayışıyla hareket edenler yıllardır üstü örtülü bir soygun gerçekleştirdi. Bir devlet için çok büyük bir ayıptan yıllar sonra dönüldü. Aslında bu biçimde para toplamanın kanunsuz olduğuna 2002 yılında Danıştay karar vermişti. Ancak mahkeme kararlarının pek dinlenmediği Türkiye’ de buna uyan olmadığı için haraç alma vakıfları denetimsiz olarak varlıklarını sürdürmeye devam etti. Devletin işini üstlenen (!) dernekler ve vakıflar vatandaştan haraç almak, devlet bütçesinden para koparmak için adeta birbirleriyle yarıştı. Ortaya bir dernek vakıf ağalığı çıkmasına neden oldular. Edinilen bilgilere göre 600 kamu vakfı bulunduğu iddia ediliyor. Bu tip vakıfların mal varlığı hakkında ise pek bilgi yok. Ancak Merkez Bankası Vakfı’ nın 2 milyar dolar tutarında varlığı sahip olması, dudak uçuklattı. Milyar dolarlık bu varlık nasıl elde edilebildi? Üstelik ne kadar ahlaki bir durum olduğu da tartışılır. Ayrıca devletin iş yapmada yetersiz kaldığını, eksiklerin dernek ve vakıf aracılığı ile giderildiğini özetleyen bir tablo ortaya çıkıyor ki, bu olayı daha da vahim hale getiriyor. Devlet bu kadar aciz mi? İşte sorunun önemli bir halkası. Bugüne değin yapılanlar devletin gücüne vurulmuş bir darbe niteliği taşımaktaydı. Bir öneride bulunmak istiyorum. Dernek ve vakıflar topladıkları bağış ve yardımları, giderleri basın aracılığı ile kamuoyuna duyursun. Böylelikle hem vatandaş kime yardım yapacağını öğrenir hem de dernek ve vakıflar kontrol altına girer. Batı’ da bu uygulamalar Tüketici Dernekleri aracılığı ile gerçekleşiyor. Doğru ve yanlış ortaya çıkıyor. Yanlış olanın bağış ve yardım kanalları kesilip, doğru işler yapana akıtılıyor. Bu arada Mehmetçik Vakfı’ nın zaman zaman basında ve internette yer alan duyuruları örnek teşkil edebilir. 10.02.2005 tarihli Mehmetçik Vakfı Duyurusu basında yer aldı. Vakfa bugüne kadar yapılan yardımların 84 milyon YTL (84 Trilyon), halen yapılmakta olan nakdi yardımların aylık tutarının 1 Milyon YTL (1 Trilyon) olduğu kamu oyuna açıklandı. Duyuru’ da bir önemli nokta ise, “kişilerin arzuları dışında bağış toplanmamakta, sahıs ve kurumlara bağış toplama yetkisi veril memektedir. Diğer bir ifade ile TSK Mehmetçik Vatkfı; bağış toplayan değil, bağış kabul eden vakıf özelliği taşımaktadır” söylemiydi. Mehmetçik Vakfı, kapı kapı dolaşıp bağış toplamadığını, aracı kişi ve kurumlarla bağış toplama yetkisi vermediğini açıkça ifade ediyordu. Elbette bağış ve yardım toplama işini suistimal edenlere. Amaçlarını güncelleştirmekten uzak dernek ve vakıflara. Gelirleri keyfince harcayan dernek ve vakıf ağalarına. Dernek ve vakıfların kullandığı kaynakların büyüklüğü bugün hesaplanamamaktadır. Hemen hemen her kurum değişik adlarla kendi ‘yardım-bağış” örgütlerini kurmuşlar. Ortaya atılan kimi iddialara göre, Türkiye’ de bu araçlar sayesinde “mevcut bütçe kadar büyük bir bütçe hareketi” vardır. Bu sistemlerin çok yönlü etkileri hissediliyor. Bedelsiz kamu hizmetleri ücrete giderek fiyata bağlanan ve ödenmeden alınamayan ticari işleme dönmeye başlamıştır. Kaynaklar ve harcamalar ve kamu denetim birimlerince ne de halk tarafından denetlenebilmektedir. Elde edilen gelirlerin harcanmasında öncelik sıralaması yapılmamaktadır. Yolsuzluk “kamu erkinin, kişisel kazanç ya da bir grup mefaati için kötüye kullanılması” dır. Yolsuzluğun kökleri bir ülkenin sosyal ve kültürel tarihine, politik ve ekonomik gelişimine, bürokratik geleneklerine ve uygulanan politikalara dayanır. Yolsuzluğun bulunup ortaya çıkarılması zordur, zira yolsuzluk varlığını gizlemek üzere planlanmış tüm dinamikleri içinde barındırır. Genelde bir ‘kanser’ olarak tanımlanır yolsuzluk. Zayıf idarelerde ve geçiş ekonomilerinde kendini daha fazla hissettirir. Bu nedenler “şeffaflık” kavramının önemine bir kez daha işaret eder. şeffaflık, hesap verme sorumluluğunun etkin olarak işlemesine imkan verir. Koşullar değişiyor. Her yandan şeffaflık ve hesap verme talepleri geliyor. Bunlara direnmek zorlaşıyor. Daha çok şeffaflık ve hesap verilebilirliği sağlayacak adımlar mecburen atılıyor T.B.M.M den Madalya Verilmesi İle Doğabilir Hiç dikkatinizi çekti mi? Neden gazilerle ilgili haber, makale ya da Televizyon programı medyamızda yeterli düzeyde ele alınmıyor? Oysa biliyoruz ki, hemen hemen her alanda pek çok konu medya aracılığı ile gündeme getiriliyor. Bakınız yazılı basına; genelde magazin haberleri ikinci sayfada yer alır; politika, ekonomi, sağlık, din, spor ile doldurulur gazete sayfaları. Televizyon kanallarında, insanı çileden çıkaran programlarla birlikte pek çok konu gözümüzün içine sokulur. Zaplamaktan adeta başınız döner. Reklam araları o kadar uzundur ki, ne izlediğinizi unutursunuz. Neden böylesine uzak kalıyoruz. Üstelik en iyi bilinenin, tartışılanın “güvenlik” kavramı olduğunu ayrımında olarak; neden sessiz, atıl bir duruş sergiliyoruz? Duyarsızlık, umarsızlık bir hayat biçimimiz mi oldu? Yarınların güvenlik endişesi, dünyada çizilen yeni düzenlerin getirecekleri-götürecek lerine kayıtsız kalamayız. Gelecek kuşaklara güvenlikli bir Türkiye sunabilmenin yolu gazilik değerine sıkıca sahip çıkmaktan geçmektedir. Nereden anlıyoruz? Gelişmiş, güçlü devletlerin gazilerine karşı duruşundan elbet. Madalya ile Taltif Edilmenin Gizi Savaş, insanlık tarihinin en karmaşık en değişken olgusudur. Binlerce yıldır savaşıyoruz. Ve savaşmaya devam ediyoruz. Kim ne derse desin, “barış” insanın en önemli ütopyası olarak kalacak. Üstelik barış isteyenler de bir biçimde Yukarıdaki satırların gerçekliğine Milli Mücadele de tanık olduk. Güç koşullara karşın, dönemin en güçlü ordularının elinden Cumhuriyeti küllerinden yarattık. Bu savaşı lehimize çeviren ruhları da madalya ile ödüllendirdik. Fedakarlık gösterenlerin gönlünü okşadık, ödüllendirme yolu ile sevindirdik. Oğulların, kızların ve torunların o ruh ile gurur duymalarını tesis ettik. “Ben de gerektiğinde babamın yolundan severek ölüme giderim” demelerini sağladık. Madalya bir semboldür. Devlete fedakarca hizmet edenlere gösterilen duyarlılığın karşılığıdır. Elbette fedakarlığın, kahramanlığın ölçüsü değildir. Ancak insanoğlu takdir edilmek, yüceltilmek ister. Madalya bu boşluğu dolduran işleve sahiptir. Atatürk, madalyanın gizini iyi biliyordu. TBBM, ordunun zafere ulaşması için çareler arıyordu. İstiklal Madalyası yasa tasarısı hazırlamakla görevlendirilen Saruhan Milletvekili Mustafa Necati Bey’ de konunun bilincindeydi. 2 Ağustos 1920 tarihinde yasa tasarısını hazırladı. Savaşın uzun süreceği tahmin ediliyor, İstiklal Madalyası’ nın moral değerinin mücadeleye bindireceği olumlu etki hesaplanıyordu. Ancak tasarı “Böyle bir fedakarlığa aslında her yurtseverin zorunlu olduğu” yanıtını alıyor, Tüm reddedicilere karşın, tasarı, 4 Nisan 1921’ de Resmi Gazete’ de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Savaşı lehimize çeviren önemli etkenlerden biri olarak da tarihimizin sayfalarını süsledi; İstiklal Madalyası. Meclis 1921’ den Bugüne Madalya Vermedi Milli Savunma Bakanlığı (MSB) arşivinde görüleceği üzere, Kore Gazilerine, Güney Kore Cumhuriyeti ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğince bir defaya mahsus madalya verilmiştir. Bu madalyanın Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bir ilgisi bulunmadığı gibi, temini ve basımı da mümkün değildir. Ancak Kore Gazisi olduğunu belgeleyenlere Kore Madalyası ücretsiz veriliyor. Eğer Gazi isterse MSB’ da lütfediyor. Kıbrıs Barış Harekatına katılıp, üstün hizmet ve fedakarlığı geçenlere birlik konutanlılıklarınca Kıbrıs Madalyası verilmiştir. Kaç adet verilmiştir? Her gazi almış mıdır? Çıkın sokağa Kıbrıs Gazilerine sorun, alacağınız yanıt, “Kıbrıs Madalyası almadım” olacaktır. Terörle Mücadele Gazilerine gelince, yüzbinlerce Terör Gazisi’ nin gazilik ünvanı alamadığı gerçeğini göz önünde bulundurursak, Terör Madayası’ ndan söz edebilir miyiz? TBMM tarafından Kore, Kıbrıs ve Terör Gazileri’ ne verilecek sembolik bir madalyanın külfeti nedir? Ya da verilirse “kıyametmi kopar?” Savaş kahramanlarına madalya vermeyi unutan, vermemeyi uygun bulan her girişimin, her zihniyetin yanlış olduğunu, güvenlik meselesiyle çeliştiğini görmezden gelmek büyük bir gaflettir. Yer aldığımız coğrafya gelecekte sıcaklığını daha da arttıracaktır. Isındıkça ısınacak. Kan akışı devam edecek, can verenlerin sayısı yükselecek. Ağıtlar, göz yaşları içselliği bozacak. Ruhlar yara almayı sürdürecek. Böylesine vahim bir dönemin eşiğinde değil, içindeyiz. Teröre verdiğimiz 30 bin can unutulmadı. Kan ve can kaybı devam ediyor. Moral değere gereksinimimiz var. Gaziler Dergisi’ nden Bir İlk Daha Ulusal basında gazilik olgusu üzerinde tek ve iddialı olduğumuzu geçmişte yaptığımız işlerle ispatladık. Ve hayatın devam ettiği gerçeğini belleklerimizde canlı tuttuk. Gazilik meselesi ile ilğili gerçeklerin gün ışığına çıkması için çaba harcadık ve harcamaya devam etmekteyiz. Bu amaç doğrultusundan hareketle TBMM’ ni gazilik alanında güçlü bir daha adım atmaya davet ediyoruz. 2004 yılının son sayısında en önemli dosyamız; gazilere madalya verilmesinin önemi üzerindeydi. E. Kd. Albay Ali İhsan Gürcan’ ın kaleme aldığı “Kıbrıs Gazileri 30, Kore Gazileri 50 Yıldır Devletinden Bir Madalya Bekliyor” başlığı altındaki röportaj, gazilerden ve duyarlı kamuoyundan olumlu tepkiler aldı. Türkiye’ de nüfusun büyük bir bölümü, gazilerin madalya alamadıklarını bilmiyor. şimdi “mevzuat böyle” diyerek bu sorumluluktan kaçabilir miyiz? Hayır... Ya da gazilere madalyayı para karşılığı satan Muharip Gaziler Derneği’ ne “iyi yaptın, boşluğu kapattın” diyebilir miyiz? Hayır... Ne yapmalıydık? Ülkeyi bu konuda harekete geçirmeliydik. Gündem oluşturmalıydık. Kafaları bu yöne çevirmeliydik. İşte bu amaç doğrultusunda, Gaziler Dergisi, Türkiye genelinde “TBMM’ den Gazilere Madalya” başlığı altında bir imza kampanyası başlattı. İlk adım İstanbul’ da atıldı. Beyoğlu Kaymakamlığı ve İlçe Emniyet Müdürlüğü’ ne kampanya izini için müracaat ettik. Konuya duyarlı kamu görevlileri ivedilikle yanıt verdiler. 4 Mart günü izin belgesi alındı. Beyoğlu’ nun en işlek mevkiinde, esnafında katkılarıyla standımızı açtık. Basınımıza kampanyayı duyurduk. Gelen giden oldu. Yazacaklarını söylediler. Ancak Yeniçağ Gazetesi ve TRT int konuya yer verdi. CİHAN Haber Ajansı da haberi geçti. Yaklaşık 1.300 imza toplandı. Soykırım niteliğinde Türk katliamı yapan EOKA’ nın 21 bin teröristine madalya verilirken, 2005 yılı EOKA’ nın onur yılı ilan edilirken sessiz mi kalınacak? Haydi millet topyekün kampanyamıza destek verin.
ÇANAKKALE MADALYASI İÇİNKANUN TEKLİFİ VERİLDİÇANAKKALE MİLLETVEKİLİ İSMAİL ÖZAY VEÇanakkale Savaşına katılanlara şeref Madalyası Cumhuriyet’ in kurucu kadrolarının yer aldığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ nin önsözü kabul edilen Çanakkale Zaferi ile ilgili çok şeyler söylendi. Yazılıp çizilenlere bakıldığında ortak paydanın destansı nitelikte olduğu göze çarpmaktadır. Elbette atalarımız Çanakkale’ de destan yazdı. Dolayısıyla eserlerin bu içerikte olması doğal karşılanmalı. Her ulus geçmişin manevi değerlerini üst değer görmekle mükelleftir. Hataları da öyle... Yapılması gereken fakat henüz yapılmayanlarıda... Öncelikle, şunu kabul etmeliyiz; Çanakkale Zaferi’ ni yeterince anlamadık. Çanakkale şehitlerine ve gazilerine gereken önemi göstermedik. Çanakkale Savaşını ifade eden Anıt’ lar bile problem oldu, yıllarca inşaatı sürdü. Binlerce mil öteden atalarını yad etmeye gelen Anzakların torunlarını seyrettik, fotoğraflarını çektik. Oysa Çanakkale Savaşı, İstiklal Harbi’ nin ilk kıvılcımıydı. İlk ateş orada yanmıştı. Aylarca Çanakkale Boğazı’ ndan girmeye çalışan itilaf devletleri, 500 bin askeriyle telef oldu. Churchill’ in “3-5 günde geçeriz” dediği boğazın mavi suları kırmızıya boyandı. Ve geçemediler boğazı. İngiliz Bahriye Nazırı Churchill, 1 Ağustos 1930’ da “La Reuve de Paris” dergisine vediği demeçte Çanakkale Savaşı’ nın özetini yapmaktaydı: “Çanakkale engeli, Türkiye’ yi bir bozgundan kurtardı ve harbi uzattı. Bu yüzden mağluplar kadar muzaffer Avrupa’ 18 Mart 1915’ te başlayan Çanakkale Savaşları, Türk askerinin inanç, azim, cesaret, sadakat ve vatanseverliğinin ölümsüz bir destanıdır. Çanakkale, gerektiğinde vatanı uğruna severek ölüme koşanların, kendisinden kat kat güçlü kuvvetler karşısında göğsünü siper edenlerin, “size ölmeyi emrediyorum” komutunu belleklerine kazıyanların anıtlaşmış ifadesidir. Balkan Harbi’ nde umutsuzluğa düşen, onuru yaralanan bir ulusun tesellesidir. Çanakkale Savaşı. Atatürk’ ü orada tanıyıp, onun izinde bağımsızlığa koşanların tarihidir. Dünya imparatorluğuna soyunmuş, tekelden dünyayı idare etmeye çalışan İngiliz Krallığı’ nın hesaplarını altüst eden bir savaştı, Çanakkale Muharebesi. Sömürgelerde bağımsızlık umudunu ve ateşini yakan bir meşaleydi. Anadolu insanının sarsılmış olan prestijini güçlendirip, dinamizmini harekete geçiren ufuk çizgisiydi. Zayıf belleğimiz yaşanılanları unuttu. Masal dinler gibi dinledi dedelerden acı gerçeği. Zamanla üstünü ağır bir örtü kapladı, yılda bir kez hatırlar olduk. Süreç içerisinde bir sis kapladı Çanakkale Kahramanlarını. Bugün torunlar anımsamıyor dedelerini. Ziyaret etmiyor o gizemli yöreleri. Hissetmiyor çekilen ıstırabı, acıyı, gözyaşını. Taşımıyor göğüsler, atalardan miras bir Çanakkale Madalyasını. Neden? Çünkü Çanakkale Madalyası, Çanakkale Savaşına katılanlara şeref madalyası verilmesine dair kanun bulunmadığından, Çanakkale şeref Madalyası verilemiyor. Peki, neden? Çanakkale Savaşı’ nı yansıtan 18 Mart gününü şehitler Günü kabul ettik. 27.6.2002 tarihli 4768 sayılı kanunun 1. maddesi, Çanakkale destanına dayandırılarak kabul etti şehitler Günü’ nü. Bu çelişkiyi anlamak mümkün mü? Cumhuriyet Halk Partisi Çanakkale Milletvekili ve eski Çanakkale Belediye Başkanı İsmail Özay ve 23 milletvekili arkadaşı, anlaşılan bu çelişkiyi çözmeye kararlı. 11 Ocak 2005 tarihinde Çanakkale Savaşlarına katılanlara şeref Madalyası verilmesine dair bir kanun teklifini başkanlığa getirdiler. Teklif, Çanakkale Savaşlarına katılmış olup da halen Türk vatandaşı olanlara şeref madalyası, beratı ve rozeti verilmesini öngörmektedir. TBMM Başkanlığında, Çanakkale Milletvekili İsmail Özay ve arkadaşlarının sunduğu dilekçe şöyle: Gereğini saygılarımızla arz ederiz.”
Çanakkale savaşları ulusal kurtuluş tarihimizin en önemli savaşların dandır. Ayrıca emperyalizme karşı dünyadaki ilk ulusal direniş olarak, Sovyet devrimini doğrudan etkileyen bir savaş olarak, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ulusların, ulusal kuruluşunu hazırlayan tarihsel dönüşüm olarak ve daha bir çok yönleri ile dünya tarihinde yeri olan bir savaştır. Çanakkale savaşları; 18 Mart’ ta ve 25 Nisan’ lar da giderek uluslar arası boyutlarda düzenlenen törenlerle anılmaktadır. Uluslararası törenlerde savaştığımız ulusların askerleri ve yakınları, Çanakkale savaşlarına katılmanın ayrıcalığını simgeleştirmek açık bir övünç ve gururla sergilenmektedirler. Bu savaşın haklı gururunu taşıyan bizlerin şehit ve gazi yakınları ise bu gururunu simgesel yönünden yoksun olarak sadece anıları ile şüphesiz ki Kurtuluş savaşımız bir bütündür. İstiklal Madalyası Ulusal Zaferimizi ve ona katkı veren şehit ve gazilerimizin şahsında tüm ulusumuzu simgeler. Ancak Kurtuluş savaşımıza giden yolda halkımızın direniş inancı ve kurtuluş ümidi Çanakkale Savaşları ile başlar... ve gene Çanakkale Savaşları büyük önder Mustafa Kemal’ in doğuşunu simgeler. Bu savaşta yüzbinlerce şehit verdik. Onlar şehit oldukları için Kurtuluş Savaşımıza katılamadılar. En azından onların anısını simgesel olarak yaşatmak Kurtuluş Savaşını verenlere karşıda tarihsel bir görevimizdir. Ayrıca Çanakkale Savaşlarında verilen kayıp sayısı net değildir. Böyle bir hakkın verilmesi ile resmi kayıtların tekrar ele alınması sağlanacak ve daha sağlıklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Yukarıda belirtilen nedenlerle, Çanakkale Savaşlarının 90. yılının görkemli törenlerle kutlanacağı 2005 yılında TBMM’ nin şehitlerimizin aziz hatırasını daha anlamlı anmasına fırsat tanımak için bu teklif verilmiştir. Çanakkale şavaşı şeref Madalyası Kanunu Maddeleri Madde-1: Çanakkale savaşlarına katılan ve halen Türk vatandaşı olanlara bu savaşın bir anısı olarak şeref madalyası, beratı ve rozeti verilir. Madde-2: şeref madalyası hak sahiplerine, hak sahibinin hayatta olmaması veya hak sahibi tarafından mirasçılarından birisine bırakılmaması halinde eşine, yoksa en büyüğünden başlamak üzere çocuklarına beratı ile birlikte verilir. Bunlardan hiçbirisinin hayatta olmaması halinde, yukarıdaki esaslara göre torunları hak sahibi olur. Madde-3: Bu kanuna göre verilen madalyalar hak sahiplerince satılamaz, devredilemez, bağışlanamaz ve şekli değiştirilemez. Madde-5: şeref madalyası, bu kanuna göre hak sahibi sayılanların başvurmaları ve gerekli inceleme sonucunda hak sahibi olduklarının kesinleşmesi üzerine Milli Savunma Bakanlığınca verilir. Madde-6: şeref madalyası, beratı ve rozeti ile birlikte verilir. Madalya, rozet ve beratın biçim ve özellikleri, hak sahiplerinin belirlenmesi, madalyanın veriliş şekli, taşıma esasları, kayıt ve tescil işlemleri ve bu kanun uygulamasına yönelik hükümleri, Milli Savunma Bakanlığının altı ay içerisinde çıkaracağı bir yönetmelikle belirlenir. Madde-7: şeref madalyası, beratı ve rozeti yapımı ve dağıtımı ile ilgili her türlü harcama Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Geçici Madde-1: Bu kanun uyarınca çıkarılacak yönetmeliğin yayını tarihinden itibaren beş yıl içerisinde başvurulması halinde şeref madalyası, beratı ve rozeti hak sahiplerine verilir. Madde-8: Bu kanun yayını tarihinde yürürlüğe girer. Madde-9: Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür
Çanakkale Savaşı Madalyası İçin Adım Atan Milletvekilleri İsmail ÖZAY Ahmet KÜÇÜK Erdal KARADEMİR Yaşar TÜZÜN Nevin Gaye ERBATUR Bilhun TAMAYGİL Esat CANAN Yavuz ALTINORAK Yüksel ÇORBACIOşLU Mehmet Nuri SAYGUN Mehmet şerif ERTUşRUL Nejat GENCAN Yakup KEPENEK Mahmut DUYAN Hüseyin BAYINDIR Ali Kemal KUMKUMOşLU İlyas Sezai ÖNDER Nezir BÜYÜKCENGİZ Zekeriya AKINCI Sedat UZUNBAY Mehmet IşIK Mehmet KÜÇÜKAşIK Hüseyin EKMETCİOşLU Mustaf ÖZYURT
8 Mart Kadınlar Günü” nde Kadın şehitlerimiz’ de Hatırlanmalı“Anneler Günü”,“Kadınlar Günü” var da “Kadın Gaziler Günü” neden yok? Unuttuk mu Onları?
“Süt Gölü” bu göle Ak Göl de derler. İnananlara göre ilk ruh ve ilk hayat Süt Gölü’ nden alınan damla ile oluşur. Yakut’ ların Tanrıçalarından Ayzıt bir çocuk doğacağı zaman tarla, çiçek ve yemiş perilerini alarak lousanın yanına gider. Süt Gölü’ nden aldığı bir damla sütü çocuğun ağzına damlatır. Bu damla çocuğa verilen ruh olur. Murat Uraz tarafından kaleme alınan Türk Mitolojisi, yukarıdaki satırlarda kadının yaşam ile derinden ilintisi olduğunu ortaya koymaktadır. “Cennet anaların ayağının altındadır” deyişi de insanlara can, hayat veren; aylarca bedeninde taşıyan; varlığın kadın olduğuna ve onun yüksek bir düzlemde konuşlandığına işaret etmektedir. Mitolojik ve dinsel boyutun dışında kadının toplumun her katmanında erkekle birlikte yaşam mücadelesine katıldığına, zorluklara direndiğine tanık oluruz. Ülke yönetiminde yer aldığına, hatta ülkenin varlığı adına savaş alanlarında kahramanca boy gösterdiğine tarih ışık tutmaktadır. Fakat toplum tarafından yüzyılladır yeterli düzeyde algılandığına, anlaşıldığına onay veremeyiz. En net örneklerden biri Kadın Gazilerimiz’ e gösterdiğimiz tavır ve yaklaşımdır. şöyle bir araştırma yapmaya kalksanız çok az sayıda metaryale rastlarsınız. Bu neden böyledir? Sorunları üzerine eğildiğinizde entellektüel seviyede kalınır, yani masalarda söylenen süslü ve kitabi sözlerden öteye gidilmez. Atatürk bu noktayı yıllar önce belirlemişti: “Bizim toplumumuzda başarısızlığın sebebi kadınlarımıza gösterdiğimiz kayıtsızlık ve kusurdan ileri gelmektedir...” Toplumsal Tarihte Kadın Olgusu Toplumsal yapının ilk örneklerinde teori ve pratik kadın eksenine oturmuştur. Adeta bir harç, yapıştırıcı gibidir. Öncelikle yavrusunu koruma gereksinimi kadını erkek cinsinden ayırır. Doğal olarak bu durum kadın odaklı bir yaşama alt yapı oluşturur ve Tanrıçaların egemen olduğu bir dünyanın dinsel üst yapısını çizerken, ana-erkil yönetim biçimini de toplumun egemeni kılar. Üstelik, benzer varlığı yani çocuğunu koruma güdüsü kadına sevgi, paylaşım gibi duygularıda zemin teşkil eder. Yine kendi bedeninden olanı besleme hedefi, kadının, bitkilerle ve toprakla uyumunu sağlamış ve giderek ekip-biçme faaliyeti ile toplumun beslenme talebini karşılamıştır. Bir biçimde Neolatik Dönem’ in, toprağın işlenme döneminin ve yerleşik yaşama geçişin temelini de atan kadındır. Daha sonraki gelişmeler bilindiği gibi, kadın adına olumlu olmamıştır. İş bölümünde, üretim araçlarının gelişimiyle birlikte erkek öne çıkmış, Ancak, kadın toplumun derin menfaatleri karşısında üzerine düşeni yapmayı bilmiş, devletler kurulurken, bağımsızlık elde edilirken, canını feda etmekten kaçınmamıştır. Kurtuluş Savaşı’ nın Kahraman Kadınları Ulusal Bağımsızlık ve bir devlet kurma savaşı Türk Kadını’ nın ön plana çıkmasına vesile olmuştur. Kurtuluş Savaşı’ nda, cephede ve cephe gerisinde yer alan binlerce kadın Türkiye Cumhuriyeti’ nin temelinde önemli bir harçtır. Örneğin Halide Edip Adıvar. Milli Mücadele’ ye halkın katılımını sağlamak için düzenlenen mitinglerde ön saflarda yer almış, ateşli konuşmalarıyla mücadelenin fitilini ateşleyenlerden sayılmıştır. Mücadelede kadınların kurdukları teşkilatlar belki de savaşın en büyük motivasyonuydu. “Anadolu kadınları Mudafaa-i Vatan Cemiyeti”, “Asri Kadınlar Cemiyeti” gibi kadın teşkilatları savaşın en önemli lojistik birimiydiler. Pek çok kadın kahramandan bazılarını tekrar hatırlayalım: Kara Fatma (Fatma Seher Erden): Faruk Nafız Çamlıbel’ in bir şiirine ilham kaynağı olmuş Erzurum’ un Kara Fatma’ sı. “Kara Fatma adında bir kız çıktı meydana, Ya arslandı Ya kaplan, onu doğuran ana! Çağırdı Türk olanı, yükselterek sesini: Hey dullar, ihtiyarlar, çocuklar, nişanlılar! Sınırlarda döğüştü gürbüz delikanlılar, Sizler rahat ediniz evinizde diyerek... Onların kanı varda yok mu sizin kanınız? Kadınlar, ihtiyarlar, çocuklar toplanınız” 1888’ de Erzurum’ da doğmuştur. Babası Yusuf Ağa’ dır. Binbaşı Derviş Erden ile evlenmiş onunla birlikte Balkan Savaşına katılmıştır. I. Dünya Savaşında ailesinden 9 - 10 kadınla birlikte Kafkas Cephesine gitmiş, Mondros Ateşkesinden sonra eşi Ermeniler tarafından şehit edilince, etrafına topladığı kadınlarla birlikte Ermenilere karşı çarpışmıştır. Erzurum’ da, Mustafa Kemal ile yaptığı görüşme sonucunda görev istemiş ve silah arkadaşlarıyla Bursa ve İzmit’ in işgalden kurtulması için çalışmıştır. Fatma Seher için Mustafa Kemal ile görüşebilmek, bir süikastı önlemek için sıkı tedbirler alındığından pek kolay olmamıştır. Onunla görüşmeyi nasıl başardığını, nasıl vazifelendirildiği yine kendisinden izleyelim: “Mustafa Kemal’ in huzuruna çıkabilmek için muhtelif kıyafete girerek üç günlük bir mücadeleden sonra, devamlı bir takibim neticesi olarak, Sivas’ ta öğle yemeğine davetli bulunduğu bir yere giderken yolda yakaladım. Üzerimde çarşaf ve yüzümde peçe kaplı idi. Kendisiyle bir mesele hakkında görüşmek istediğimi söyleyince, ilk defa sert bir lisan kullanarak, ‘Ne görüşeceksin!’ mukabelesinde bulundular. Kalbimdeki vatan aşkı bu sert muameleye galip gelerek derhal peçemi kaldırdım ve İstanbul’ dan buraya kadar sizinle görüşmek için geldim, maruzatımın bir dakika için dinlenmesini ısrarla rica ettikten sonra, pek yakınımızda bulunan küçük bir lokantaya beni kabul ettiler.” Mustafa Kemal ona adını, silah kullanmayı, ata binmeyi bilip bilmediğini, savaştan ateşten korkarmısın diye sorar. Verdiği cevaplar Mustafa Kemal’ i memnun eder, “Bütün kadınlar Kara Fatma gibi olsaydı;” der, adı onun bu hitabından sonra Kara Fatma olarak kalır. Oğlu, kızı ve kardeşinin de yer aldığı müfrezesine az zamanda 480 Tarsuslu Kara Fatma, Gaziantepli Yirik Fatma: Asıl adı “Adile Hala” ve “Adile Onbaşı” diye anılan kadın kahramanın, silah arkadaşları arasında “Kara Fatma” olarak anıldığı bilinir. 8-10 kişilik milis kuvvetiyle Afyon savaşı’ na katılan Kara Fatma, Tarsus’ un kurtulmasında büyük yararlılıklar gösterir. Gaziantepli Yirik Fatma ise Gaziantep’ in Fransızlar tarafından henüz bütünüyle kuşatılmadığı sırada, düşmanın hareket edeceği haberi gelince, buna karşı koymak için yola çıkan milis kuvvetine, karşı çıkılmasına rağmen zorla katılır. Milis kuvvetlerine yardım eden “Nafize Kadın”, Yunanlılar tarafından yakalanarak, kuvvetler hakkındaki bilgi alınmak istenir, fakat Nafize Kadın işkencelere karşı koyarak hiç bir bilgi vermez. İki Oğlunu şehit Verdi Kendi Gazi Oldu: Yunanlıların İzmir’ e girmesiyle Milli Mücadele saflarında yerini alan Ayşe Hanım, İzmir’ in Yunanlıların eline geçmesi üzerine Aydın’ a gider. Aydın civarında kahramanca dövüşen Ayşe Hanımın burada büyük oğlu şehit düşer. I. ve II. İnönü Savaşlarına katılan Ayşe Hanım, ikinci oğlunu da bu savaşlarda şehit verir. Sakarya Meydan Muharebesi’ ne de katılan Ayşe Hanım, bu savaşta kasığından yaralanır ve tedavi gödükten sonra müfrezesine katılır. Gördesli Makbule: Vatan işgal altındadır; Yunanlar Sakarya Savaşı’ nı kaybetmiş, mevzilerine çekilmişlerdir. Gördesli Makbule, kocası ile çete kurarak dağlara çıkar. 17 Mart 1922’ de Kocayayla’ da cereyan eden bir çatışmada Makbule, geri çekilen çete arkadaşlarını kınayarak cesaret verici bir konuşma sonrası düşmana saldırır ve başından aldığı kurşunla şehit düşer. Ama silah ankadaşları düşmanı yenerler. Adana ve yöresinde Fransızlar’ a karşı verilen mücadelede yer alan ve milis kuvvetlerine katılan Kılavuz Hatice, 8 Mayıs 1920’ de milli kuvvetler Pozantı’ ya taarruzu başladığında, kritik bir duruma düşen Fransızları kandırarak klavuzluk eder. Hatice, klavuzluk yaptığı Fransızlar’ a yanlış yol göstererek Karboğazı’ na sokar. Boğazda sıkışan Fransızlar, Türk askerine esir düşer. Bitlis Defterdarının Hanımı: Kahramanmaraş’ ta düşmana verilen mücadelede en fazla yararlılık gösterenlerin arasında Bitlis Defterdarının Hanımı da bulunmaktadır. Bitlis Defterdarının Hanımı olarak bilinen bu kadın kahraman da, Kayabaşı Mahallesi’ nde 8 düşmanı öldürmüş daha sonra erkek elbisesi giyerek milis kuvvetlerine katılır. Tayyar Rahmiye: Adana’ nın kadın kahramanların dan Rahmiye Hanım da 9. Tümen’ in 1920 yılının şubat ayında Hasanbeyli civarında Fransızlar ile yaptığı muharebeye müfrezesiyle katılır. Muharebe sırasında ateş altında kalan iki arkadaşını korumak için ileri doğru atıldığından dolayı kendisine “Tayyar Rahmiye” lakabı verilir. Temmuz 1920’ de Osmaniye’ deki Fransız karargahına yapılan hücumda arkadaşlarının tereddüdünü görünce, “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da, siz erkek olduğunuz halde yerde sürünmekten utanmıyor musunuz?” diyerek hücuma geçilmesini sağladığı tarihi kaynaklarda yer almaktadır. Onbaşı Halide: Romancı Halide Edip Adıvarr ise “Halide Onbaşı” olarak İstiklal Savaşı’ na katıldı. Uzun süre cephelerde savaşan Halide Onbaşı, savaş alanındaki yararlılıkları nedeniyle İstiklal Madalyası almaya hak kazandı. Türk bağımsızlık savaşının bir sembolü olan Adıvar, Türk edebiyatına kazandırdığı eserler ile günümüz Türk gençliğine çeşitli dersler vermektedir
Amerikan GazilerdenDergimize Ziyaret 10 Mart 2005 tarihi anlamlı bir sahnenin tanığı oldu. Savaş Sendromunun (PTSD) gaziruhlarında yarattığı tahribat, 12 şubat 2005 tarihinde Dünya Barış İnisiyatifi Sekreteri Amerikan Gazisi Jim Doyle’ den bir elektronik-posta aldık. Mektup, özetle; 10 Mart’ ta Amerikalı gazilerden ve gazi yetkililerinden oluşan bir heyetin Gaziler Dergisi’ ne yapacağı iade-i ziyaret ile ilgiliydi. Ziyareti yapacak heyet, Veteran (gazi) dergisinin editörü bayan Mokie Pratt Porter, Vietnam Gazileri Barış İnisiyatifi Başkan Yardımcısı Nancy Switzer, Program Koordinatörü bay Mıchael Gaffney, Amerikan Gazi Hakları Avukatı bay Robert Maras tarafından oluşturulmuştu. Gazilerin genel sorunlarından başlayan, Amerikan ve Türk gazilerinin temel sorunlarına uzanan geniş bir yelpazede karşılıklı fikir alış-verişinde bulunduk. Bununla birlikte Amerikalı gazi dostlarımız, Türk gazilerine ve gazi haklarına ışık tutabilecek nitelikte pek çok döküman, belge ve kitap hediye ettiler. Dostlarımıza bu nedenlerle teşekkürü bir borç biliyoruz. Bilgi çağında, bilginin önemini, sağladığı faydayı, aydınlattığı karanlığı da karşılıklı ziyaretler aracılığıyla teyid etmiş oluyoruz. Konferans İçin Salon Bulunamadı Travma Sonrası Stres Bozukluğu (PTSD) nin ya da bilinen adıyla Savaş Sendromunun, gazilerin gizli düşmanı olduğu pisikoloji bilimi aracılığıyla kanıtlandı. Bazı gazilerin gizli hastalık da denilen PTSD’ nin pençesi altında yaşamını sürdürdüğü bilinmektedir. Ülkemizde yeterli seviyede ve derinliğine incelenmediği de aşikardır. PTSD’ nin gazi ruhlarında yarattığı tahribat, yol açtığı derin yaralar tedavi edilmediği sürece gazinin yaşamını PTSD konusunda Amerikalı gazi dostlarımızdan bir konferans vermelerini rica ettik. Teklifimizi memnuniyetle karşıladılar. Geniş tabanlı bir konferans olacaktı. Öyle umduk. Ancak ne Beyoğlu Belediye’ si salonunu açtı ne de “salon kiraya” verenler bir indirime gitti. Bununla birlikte Türkiye’ nin gazilerle ilgili en büyük derneği Türkiye Muharip Gaziler Derneği’ de başvurumuzu reddederek böyle bir toplantıya iştirak edemeyeceklerini bildiren bir yanıt verdiler. Üstelik geleneksel “misafirperverlik” anlayışımızı hiçe sayarak, Amerikalı Gazi dostlara bir “hoşgeldiniz” demek kibarlığını da göstermediler. Tüm bu olumsuzluklara karşın, Gaziler Dergisi yetkilileri ve bir avuç gazi, Gaziler Dergisi’ nin merkezinde Amerikalı Gazileri ağırladı. Basın camiamızdan ise yalnızca Tempo Dergisi muhabiri Güçlü Özgan davetimize yanıt vererek, toplantıya katıldı. Yalnızca bir derginin ilgi göstermesi, diğerlerinin sessiz kalması, Türk basınının gaziler konusunda duyarsız, atıl bir duruş sergilediğini belgelemeye yeterliydi. 15 m’ lik Odada 15 Kişi Gaziler Dergisi’ nin 15 m2 lik salonunda toplanan 15 kişi gazilerin temel sorunlarını tartıştı. Amerikan Gazi Konuklarımızı, kaldıkları otelden alıp, Gaziler Dergisi’ nin merkezine getirdik. Konuklarımız, bu ziyaretin karşılıklı olduğunu belirttiler. (200 yılında Gaziler Dergisi Amerikan Gazilerini ziyaret etmişti) Paris’ te, “Agent Orange ve Dioxsin tahribatı’ nın gaziler üzerindeki etkisi” niteliğinde uluslararası bir toplantıya katılacak olan Amerikan Gaziler Heyeti’ nin önce Gaziler Dergisi’ ni ziyaret etmeleri bizleri bir hayli memnun etti. Bir nokta çok önemliydi; konuklarımızdan öğrendiğimize göre, ABD, savaş tarlasına gönderdiği her askerini geri dönünce gazi kabul edip, gazilik ünvanı vermesiydi. Gazilik ünvanı almak ABD’ de gaziler açısından bir problem teşkil etmiyormuş. Her gazinin “bir madalyası”, tedavi göreceği yüzlerce “Gazi Hastanesi”, Bizlere de faydalanmak amacıyla PTSD ile ilgili dökümanlar ilettiler. Bu konuda pek çok gazinin hayatının karardığını ifade eden gazi hakları avukatı Robert Maras ve Barış İnisiyatifi Koordinatörü Mıchael Gaftney, birçok gazi ailesinin parçalandığını, gazilerin alkol ve uyuşturucu batağına saplandığını, bu durumdan gazi çocuklarının olumsuz etkilendiğini aktardılar. Konuk gazimiz Mıchael’ in ayakları işlevini yitirmiş, sakat arabasına mahkum olmuş. 3. katta yer alan büromuza çıkarken çok zorlandı. Ancak gözlerindeki mutluluk hiç eksilmedi. Acı ve ıstıraba meydan okuyan Mıchael düşüncelerini şöyle özetledi: “PTSD yüzünden uyuşturucu ve alkole bağımlı bir insan olarak uzun bir süre yaşadım. Ancak şimdilerde gazi haklarını savunan biri olarak mutluluğu elde ettim.” PTSD konusunda pek çok bilgi birikimine sahip olan Nancy Swwitzer’ in üzgün ve ıstırap çeken bir yüzü var. Savaşta bir bacağını kaybeden eşi, PTSD’ nin pençesine yakalanmış. şimdilerde de kanser onu ele geçirmiş. Karşılıklı görüşmede çok duygulu anlar yaşandı. Bizlere şu cümleleri aktardı Nancy: “ Gazilerle ilgili nerede bir çalışma çaba varsa ben mutlu ve huzurlu oluyorum. Bu tabloyu görmekten dolayı acılarım biraz olsun hafifliyor.” Aynı zamanda gazi kızı olan Veteran Dergisi’ nin editörü Mokie Porter sözlerini şöyle noktaladı: “19 yıldır Gazi dergisinin editörüyüm. Bu işe gazilere biraz yardımcı olabilirim ya da onlar için Gaziler Dergisi, Terörden Çektiklerimizi Aktardı Konuklarımıza Türk gazilerinin bazı temel sorunlarından bahsettik. Gazi Hastaneleri adı altında hastanelere sahip olmadığımızı, Terör Gazilerinin ünvan problemi yaşadıklarını, ülke ekonomisiyle ilintili olarak maaşlarının düşük olduğunu aktardık. Özellikle, terörden dolayı maddi ve manevi açıdan yıprandığımızı dile getirdik. 30 bin vatandaşımızı teröre kurban verdiğimizi belirtirken, konuklarımız bir hayli şaşırdılar ve etkilendiler. Bu noktada bir çıkarsama yaptık; biz terörden çektiğimizi ne yazık ki, dünyaya yeterince anlatamamışız. Aslında bu güne kadar çektiklerimizi kime anlatabildik ki... Üstelik Ermeni Diosporasının egemen olduğu Amerika’ da , ASALA’ nın katlettiği dışişleri yetkililerini yeterince Amerikan kamuoyuna fotoraflayamadık. Bu acı bir gerçek, ama gerçek. Amerikan Gazileri Heyeti, Amerikan Meclisindeki temsilcilerine, terörden dolayı yaşadığımız ıstırabı ve Türk gazilerinin sıkıntılarını aktaracaklarına dair söz verdiler. Bundan sonra da Veteran Magazin (Gazi Dergisi) ile Türk basınındaki gazilerin sesi, kulağı Gaziler Dergisi’ nin “kardeş kuruluş” olduğuna, çeşitli çalışmaları birlikte yürüteceğimize karar vedik. Ziyaretin devam edeceğini, bilgi alış-verişinin kesintisiz yürütüleceğini belirten Amerikalı konuklarımızla karşılıklı hediyeler vererek ve bir dahaki sefere buluşma umudunu yenileyerek ayrıldık. Anti-Amerikancı Görüş Amerikan-Türk Gazileri’ nin Dostluğunu Bağlamaz Gazilerin ortak paydaları vardır; kardeşlik, vatana, toprağa, bayrağa, millete duyulan geniş ve güçlü sevgi, bağlılık ve sorumluluktur. Döndükten sonra karşılaştıkları duyarsızlık, ilgisizlik kenara itilmişlikti. Düşünün, Amerikan ve Türk gazilerinin yıllar sonra karşılaştıklarını; göz göze geldiklerini; sırt sırta siperde dövüştüklerini ve yaşanılanları yeniden hatırlayıp birbirlerine sarıldıklarını. Gaziler savaşın hayatta kalan tanıklarıdır. Savaş ile ilgili söylenecek ne varsa gazilerin söylemleri ile karşılaştırılamaz. Savaş ve barış hakkında gerçek ve doğru sözcükler onların ağızlarından çıkandır. şimdi Amerikan aleyhtarlığı Türk gazisinin Amerikan gazisine bakış açısını değiştirebilir mi? Kore gazimiz, Amerikalı Kore Gazisine karşı düşmanca bir tavır içine girebilir mi? Hayır. Çünkü gaziler ölene kadar kardeştir Gündemin İçinden Gündemin İçinden Bölücü Terör ile uzun yıllar mücadelede saflarda yer alan, terörün etkisini kıran, boşa çıkaran köy korucuları hak talep ediyor. 1985 yılında silahları ile birlikte devletin yanında yer aldılar. şemdinli Baskını bir çeşit başlangıç oldu Köy Korucularının mücadelesinde. şimdi haklı olarak devletin onlara sahip çıkmasını istiyorlar. Mesela emeklilik hakkı talep ediyorlar. 18 yıl mücadele veren bir köy korucusu ölüp gidiyor, çocuklarına bir şey kalmıyor, bir miras bırakma arzusundalar. 60 binin üzerinde Köy Korucusu var. Ama hiçbirinin sosyal güvencesi yok. Ve onlar hala dağlarda geziyorlar, her an oluşacak bir çatışmaya hazır bir biçimde.
Özel Günlerde şimdi hemen “kadın hakları”, “feminist hareket” türünden karşı atak gelebilir. Kadınların ikinci sınıf vatandaş olarak telekki edildikleri, ezildikleri üzerine söylevler alır başını gider. Süslü kelimelerden oluşan cümleler retorik sanatını icra edercesine dışavurulur. Kabul. Türk kadını bazı sosyal haklardan, gelenek ya da töre zemininde, bölgesel nitelikte geri kalmış olabilir. Eğitim eşitliği ve fırsatından yeterli seviyede yararlanama dıkları gözlemlenebilir. “Namus” kavramını kadının zina yapma sıyla özdeşleştiren küçük kafaların egemenliğinden söz edilebilir. Namus cinayeti bazı bölgelerde hoş karşılanabilir, Cezaevlerinde paye olabilir. Fakat bunun sorumlusu olarak yalnızca erkeği göstermek, eksik ve hatalı bir düşünce yapısını açık ve seçik ortaya koyar. Çünkü bugünün kadını ile dünün cepheye savaşmaya giden, cephe gerisinde dernekler aracılığıyla savaş malzemesi üreten kahraman kadınlar arasında büyük bir uçurum var. Bakınız, hiç bir kadın örgütü kahraman kadınlarımızdan ya da Gazi kadınlarımızdan söz ediyor mu? Onları sembolik olarak dernek amblem ve isimlerin dışında hatırlıyor mu, ya da hatırlatacak projelere imza koyuyor mu? Eee... Sen dünün, kahraman kadınını ağzına almayacaksın, bu gün çıkıp kadın haklarından bahsedeceksin. Buna çifte standart derler hanımlar. Eksik, eksik, eksik...
NGİLTERE’ nin başkenti Londra’ da Birinci Dünya Savaşı’ nda yaşamını yitiren hayvanların anısına bir anıt yapıldı. The Daily Telegraph Gatezesi’ nin verdiği habere göre, savaşın gizli kahramanları, irili ufaklı tüm cesuryürek hayvanlara adanan, “Seçenekleri yoktu” yazılı dev anıt David Backhouse’ un tasarımı. Kimisi mermilere hedef olan, kimisi açlıktan ölen atlar, köpekler, posta güvercinleri, fillerin anıtı Mayfair’ deki Park Lane’ de törenle açıldı. Hayatları pahasına haberleşmeyi sağlayan ve mesaj taşıyan güvercinler anısına törende yüzlerce güvercin uçuruldu. Törene katılanlar arasında savaştan dönebilenler ve madalyalı köpek Buster da vardı. Kahraman Buster, Irak’ ın güneyinde Safwan’ da gizli bir silah deposunu bularak bir terörist hücresini çökerterek madalyaya layık görülmüştü. Birinci Dünya Savaşı’ nda 8 milyon at ölmüştü.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ ün Çanakkale Zaferi’ nin 90 ncı Yıldönümü ve şehitler Günü vesilesiyle yayınladığı mesajın satır arası çok dikkat çekiciydi. Belkide bugüne değin Genelkurmay’ dan konuyla ilgili yayınlanan farklı içerikli ilk mesajdı. Ne dedi sayın Genelkurmay Başkanı, bir göz atalım: “Bugün, özgüvenimizi bizlere yeniden kazandıran Çanakkale zaferinin 90. yıldönümü’ nü kutlamanın ve aziz şehitlerimize karşı kutsal görevimizi yerine getirmenin gurur ve heyecanını yaşıyoruz.* Özgüvenimizi kazandıran bir zafer. Ordunun Balkan Savaşı’ ndan yitirdiği güveni tekrar kazandırıyor Çanakkale Zaferi. Bu bağlamda çok önemli. Milli Mücadele Kadrolarının Çanakkale Savaşı ile başgösterdiğini düşünürsek, çok büyük kazanımları bize sağladığını söylemek yanlış olmaz. Devam edelim satır aralarını okumaya; İşte önemli, dikkat çeken bir başka görüş de bu noktada filizleniyor; yaşadıklarımızı ve ülkeyi gelecekte bekleyen tehlikeleri gençlere anlatmak, kavramalarını sağlamak ciddi olduğu kadar önemli bir mesele. Geçmiş ile geleceğin arasında kurulacak köprü bir zorluk. Ne yazık ki, bu manevi köprünün güçlü olduğunu söyleyemiyoruz. Bundan dolayı uyarıyor Genekurmaybaşkanı sayın Hilmi Özkök. şu noktanın altını çizmek durumundayız; yaşadığımız acı tecrübeleri gündemde tutan, genç nesillere aktaran yayın organlarının, özellikle Gaziler Dergisi’ nin üzerine saldıran zihniyeti saklandığı köşelerden deşifre etmek zorundayız.
Ermeni Diasporası’ nın iddialarına kaynaklık eden yapıtlarından, belki de en önemli dayanaklarından “Mavi Kitap”, bizzat yazarı Arnold Toynbee tarafından “oyuna getirildik” sözleriyle geçerliliğini yitirdi. Ünlü İngiliz tarihçi A. Toynbee’ nin Klasik Yayınları kanalıyla Türkçe’ ye çevrilen “Hatıralar: Tanıdıklarım” adlı eser Ermeni iddialarını çürütüyor. Eserinde, 1966 yılında Lord James Bryce ile birlikte hazırladıkları Blue Book - Mavi Kitap’ ın, İngiltere hükümeti tarafından propaganda amacıyla hazırlatıldığını bilmediğini ifade eden A. Toynbee “Bilseydik böyle bir şeyi yapmazdık” diyor. Klasik Yayınları tarafından dilimize çevrilen “Hatıralar: Tanıdıklarım” adlı eserinde A. Toynbee, Ermeni Diasporası’ nın ortaya attıkları, hemen hemen her fırsatta dile getirdikleri “soykırım” söylemini çürütmekle kalmayıp bazı komiteci Ermenilerin ülkeyi haince bölmeyi hedeflediklerinin de altını çiziyor. İşte kitaptan bir kaç cümle: “... Anadolu’ nun batısında yaşayan Yunanlılar gibi Ermeniler de bir gün Osmanlı İmparatorluğu’ ndan kendilerine bir devlet koparabileceklerinin ümidini taşımışlardı. Yunanlıların ve Ermenilerin siyasi amaçlarının meşruiyeti yoktu. Çünkü iki grup da Türkler arasında azınlıktaydı. İstekleriyle Türk İmparatorluğu’ nu bölmeyi amaçlıyorlardı. Yalnız bu Türk halkına ciddi haksızlıklar yapılmadan gerçekleştirilemezdi.” şimdi ASALA Terör Örgütü’ nün döktüğü kanın hesabını kim verecek? Ey! dünya kamuoyu soruyoruz, cevaplayın. “Mavi Kitap” Morardı Kulağımıza Takılanlar Kanun gereği Çanakkale Savaşlarına katılanlara Çanakkale Madalyası ya da şeref Madalyası verilmektedir. Milli Savunma Bakanlığı / Arşiv Müdürlüğü “Bir ordunun değeri, subay ve komuta heyetinin değeriyle ölçülür...” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK Türkiye Muharip Gaziler Derneği Kapatılıyor 1/979 Esas Numarası ile 22 şubat 2005’ te “Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Harp Malülü Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı” başlığı altında bir yasa tasarısı TBMM komisyonunda. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzalı dilekçe, Bakanlar Kurulu’ nca kararlaştırılıp, 21 şubat’ ta, gerekçesi ile birlikte Meclis Başkanlığı’ na gönderildi. Türkiye Muharip Gaziler Derneği, düzenlenmenin yasallaşmasını takip eden 3 ay içinde genel kurulunu toplayacak ve “Türkiye Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneği” adını alacak, malvarlığını yeni derneğe devredecek. Derneğin üyeleri ise yeni derneğin üyesi sayılacak. Belirtilen sürede bunu yapmayan dernekler hükümsüz sayılacak. Tasarının Özeti: Tasarı ile amaçları aynı olan ve üyelik koşulları ve üyelerinin özellikleri arasında büyük farklılık bulunmayan iki derneğin Türkiye Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri adı altında birleştirilmesi, bu derneğe kurucu olabilecek kişilerin de aynı çatı altında toplanması, giderlerinde tasarruf sağlanması, hizmet götürülemeyen il ve ilçelere temsilcilikler açılması, gaziler ile şehitlerin dul ve yetimlerinin yanı sıra kardeşlerinin de bu derneğe üye olabilmelerine imkan tanınması öngörülmektedir. GENEL GEREKÇE 2847 sayılı Kanunla kurulan Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Harp Malülü Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler derneklerinin ortak amaçları; Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan personelin askerlik mesleğine ilişkin ortak anılarını yaşatmak, dayanışmalarını devam ettirmek, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamaktır. Türkiye Harp Malülü Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneğinin kurucuları; harp ve vazife malulleridir. Bu derneğe üye olabilecekler de kurma hakkına sahip olanlar, harp ve vazife malullerinin eşleri ile dul ve yetimleri, şehitlerin dul ve yetimleri olarak belirlenmiştir. Kanunda belirtildiği şekilde Türkiye Muharip Gaziler Derneğine İstiklal Savaşı, Kore Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekatına katılanlar ile bunların eşleri, dul ve yetimleri üye olabilmektedir. Türkiye Harp Malülü Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneğine harp ve vazife malullerinin yanı sıra, terör olayları nedeniyle şehit olanların eşleri ile malul olanlar da üye olabilmektedir. 2847 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi ile bu Kanunla kurulması öngörülen dört Askeri dernek dışında aynı amacı güden, bu dernek isimleriyle veya bunların isimlerinin baş ve sonuna ekler yaparak veya asker, gazi, muharip, askeri okul adlarını veya benzeri isimleri kullanarak dernek kurmak yasaklanmıştır. Bu nedenle söz konusu derneklerin aynı çatı altında birleştirilerek yeni bir isim alabilmesi için 2847 sayılı Kanunda değişiklik yapılması gerekmektedir. Anayasanın 61 inci maddesi gereği Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle malül ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar. Bu katagoriye giren bireylerin korunması yönünde etkili düzenlemelerin yapılması, yaşam standartlarının yükseltilmesi, toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesinin sağlanması Devletin temel bir vazifesi olmasının yanında ülkenin ulaştığı insan hakları düzeyi ile de doğru orantılıdır. Amaçları aynı olan ve üye olabilme nitelikleri arasında fazla farklılık bulunmayan Türkiye Muharip Gaziler ile Türkiye Harp Malülü Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri derneklerinin yasal düzenleme yapılarak Türkiye Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneği adı altında birleştirilmesi ile; 1. Oluşturulacak yeni derneğin üye sayısı, gelirleri ile yurt içi ve yurt dışındaki temsil yetkisinin artması, daha etkin ve faal olmalarının sağlanması, uluslararası benzer kuruluşlarda Türkiye’ nin etkili temsil edilmesi ve haklarının savunulması, amaçlanmaktadır. 2. Giderlerde tasarruf sağlanması, 3. İki derneğin birleşmesi sonucu meydana gelecek güç birliği neticesinde hizmet götürülemeyen il ve ilçelere de temsilcilikler açılamak suretiyle üyelere daha etkin ve faal hizmetler sunulması,
MADDE GEREKÇELERİ Madde 1- Madde ile; 2847 sayılı Kanunun başlığı değiştirilerek Kanunun başlığı ile içeriği arasında bir paralellik sağlanması öngörülmektedir. Madde 2- 2847 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde ayrı ayrı belirtilmiş olan Türkiye Harp Malülü Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri ile Türkiye Muharip Gaziler dernekleri amaç ve kapsam bakımından incelendiğinde birbirine paralel faaliyetlerde bulundukları ve üye profilinin de birbirine çok benzediği görülmektedir. Bu benzerlikler doğrultusunda; personel, bina, yurt içi sosyal ve kültürel faaliyetler, uluslararası alanda Türkiye’ nin temsili ve haklarının etkili bir biçimde savunulması, bütçe ve benzeri konularda ortak bir çatı altında faaliyette bulunması derneğin gücünü daha da artıracak ve derneği daha etkili ve yararlı bir hale dönüştürecektir. Madde 4- Türkiye Muharip Gaziler Derneğine İstiklal Savaşı, Kore Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekatına katılanlar ile bunların eşleri, dul ve yetimleri; Türkiye Harp Malülü Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneğine harp ve vazife malülleri ile bunların eşleri, dul ve yetimlerinin yanı sıra şehitlerin eşleri ve yetimleri ile malul olanlar da üye olabilmektedir. Madde ile; aynı his ve idealleri paylaşan ve bunu yaşamlarının bir parçası haline getirmiş olan insanlarımızın aynı çatı altında bulunması, aralarındaki dayanışmanın sağlanması ve güçlerinin birleştirilerek daha etkili ve verimli çalışmalarına yardımcı olunması amacıyla gaziler ve şehitlerin dul ve yetimlerinin yanı sıra en yakın akraba olarak kardeşlerinin de bu derneğe üye olabilmelerine imkan tanınması öngörülmektedir. Madde 5- Madde ile; Türkiye Muharip Gaziler ile Türkiye Harp Malülü Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri derneklerinin mal varlığı ve üyelerinin yeni kurulacak Türkiye Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneğine katılımı konusunda uygulama açısından karşılaşılabilecek güçlüklerin ortadan kaldırılması amacıyla bir geçiş dönemi öngörülmektedir. Madde 6- Yürürlük Maddesidir. Madde 7- Yürütme Maddesidir. TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR, EMEKLİ ASTSUBAYLAR, HARP MALULÜ GAZİLER, şEHİT DUL VE YETİMLERİ İLE MUHARİP GAZİLER DERNEKLERİ HAKKINDA KANUNDA DEşİşİKLİK YAPILMASINA İLİşKİN KANUN TASARISI Madde 1- 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Harp Malulü Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanunun adı “Türkiye Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri, Türkiye Emekli Subaylar ve Türkiye Emekli Astsubaylar Dernekleri Hakkında Kanun” olarak değiştirilmiştir. Madde 2- 2847 sayılı Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş. “Madde 1- Bu Kanun, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılanların askerlik mesleğine ilişkin olarak anılarını yaşatmak, dayanışmalarını devam ettirmek, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla kuracakları Türkiye Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri, Türkiye Emekli Subaylar ve Türkiye Emekli Astsubaylar derneklerinin tabi olacakları esas ve usulleri düzenler.” Madde 3- 2847 sayılı Kanunun 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Madde 2- Bu Kanuna tabi derneklerden: a) Türkiye Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneği; harp ve vazife malulü olanlar, savaş katılanlar ile mükerrer 1 inci maddede belirtilen muharip gazi ve malül gaziler, b) Türkiye Emekli Subaylar Derneği; Türk Silahlı Kuvvetlerinden emeklilik veya maluliyet nedeniyle ayrılan subaylar, c) Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği; Türk Silahlı Kuvvetlerinden emeklilik veya maluliyet nedeniyle ayrılan astsubaylar ile uzman jandarma ve uzman erbaşlar, tarafından kurulur.” Madde 4- 2847 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Madde 4- Bu Kanunun kapsamına giren derneklerden; a) Türkiye Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneğine, bu Derneği kurma hakkına sahip olanlar, Kuvayı Milliyeye katılanlar, savaş ilan edilmemiş olsa bile savaşa katılanlar, işgal kuvvetlerine karşı çarpışanlar, çatışmaya taraf olan bir devletin silahlı güçlerine karşı savaşanlar, bunların eşleri ile dul ve yetimleri, şehitlerin dul ve yetimleri ile kardeşleri, b) Türkiye Emekli Subaylar Derneğine, bu Derneği kurrma hakkına sahip olanlar, bunların eşleri ile dul ve yetimleri, c) Türkiye Emekli Astsubaylar Derneğine, Bu Derneği kurma hakkına sahip olanlar, bunların eşleri ile dul ve yetimleri, üye olabilirler.” Madde 5- 2847 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “Geçici Madde 4- Bu Kanunun yayımına takip eden üç ay içerisinde Türkiye Muharip Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri ismini alarak tüzüğünde gerekli düzenlemeleri yapar. Bu işlemlerden sonraki üç ay içerisinde ise Türkiye Harp Malulü Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneği, yeni oluşan Türkiye Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneğine iltihak ve mal varlıklarının bu derneğe intikali hususunda genel kurulunda gerekli kararı alır. Belirlenen sürede bu kararı almayan dernekler süre bitiminde, ihfisah etmiş sayılır. Bu derneklerin malvarlıkları Türkiye Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneğine intikal eder. İltihak suretiyle veya infisah etmiş sayılarak tüzel kişilikleri sona eren derneklerin üyeleri, Türkiye Gaziler, şehit Dul ve Yetimleri Derneğine re’sen üye kaydedilir. Üyelik başlangıç tarihleri feshedilen derneklere üye olunan tarihtir.” Madde 6- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Madde 7- Bu Kanun hükümlerinin Bakanlar Kurulu yürütür.
Güvenlik Ve Gazilik Özdeştir Genel yayın politikanızda sürekli işlediğiniz bir konu fazlasıyla dikkatimi çekti; güvenlik sorunu milletçe duyarlı olmamız gereken bir mesele. Bulunduğumuz coğrafya gereği ihtiyatlı, itidallı ve güçlü olmak hem güvenliğimiz hem de geleceğimiz açısından önem arzediyor. Birlik ve bütünlük anlayışı devletimizin dayandığı temel bir konu. Bu temel eğilime farklı yönlerden saldırılar gerçekleşiyor. Milli birliğimizi yapay sorunlarla provoke eden sinsi güçler, uyumuyor ve Sevr’ den bu yana emellerini gerçekleştirmek amacıyla “sinek” üretiyorlar. Bütünlüğümüzü, Misak-ı Milli sınırlarımızı bozmaya çalışan şer odakları, dış güçlerin desteğine ülkedeki istikrarı bozmaya yönelik çabalarını sürdürüyor. Rejim düşmanları cumhuriyetin altını oymaya uğraşıyor ve bu alanda, culmhuriyet tarihi boyunca, “kaos yarat ve yönet” taktik ve stratejilerini uygulamaya koymaktan bıkmıyor, çekinmiyor. Dışa bağımlı ekonomik sistem ise, yoksulluğu üst seviyeye çıkartıyor. Bugüne kadar 17 irili ufaklı ekonomik kriz, yaşamı çekilmez kıldı. “Bıkkınlık” eğilimi halkın psikolojisinde egemen. Gençlerin “hiçlik” boyutundaki ilgi alanları bu durumu onaylamaktadır. Yoksulluk iddialarının yoğunluğu adeta yaşanılan kötü durumun fotografını çekiyor. Böylesine karmaşık, sorunlu, can sıkıcı bir dönemde gereksinimimizi ya da ilacımızı iyi belirleme sorunuyla karşı karşıyayız. Güvenlik, istikrar ve gelecek için gerekli reçeteler nelerdir? Bu sorunları iyi tesbit etmeliyiz. Gaziler Dergisi, öncelikler listesinin ilk sırasını belirlemiş. Güvenlik ve gelecek kavramlarını gazilik olgusu ile ilişkilendirmiş. Bu tesbit benim de katıldığım bir tezi doğrulamakta. Gazilik olgusuna yakın ülkelere baktığımızda konuyu daha da iyi görüyoruz. Özetle formül şöyle gözüküyor: Gazilerin Mutluluğu Geleceğin Mutluluğu E. Öğretmen Hakkı Yeten / MUĞLA
İstiklal Madalyası’ nıNasıl Alırım? Madalya, madde olmasına karşın manevi bir semboldür. Büyük dedem Milli Mücadele gazisiydi. Meclisin verdiği İstiklal Madalyası’ nı gururla taşırdı. Babam, çocukluğumda, hep bir gazi olmayı hedeflediğini sıkça anlatırdı. Benim idolüm ise başkaydı. Elvis Presley hayranıydım. Teksas, Tommiks gibi kahramanlardı rüyalarımı süsleyen. Ancak şimdi daha farklı düşünüyorum. Gözlerim açıldı. Bana miras olarak gelen cumhuriyeti, demokrasiyi ve Atatürk öğretilerini çocuklarıma miras olarak devretmek istiyorum. Onların kahramanlarını seçmelerine “yardımcı olmalıyım” diye düşünüyorum. Bence bir ulusun birinci dereceden kahramanı gaziler olmalıdır. Buradan hereketle yitirdiğim büyük dedemin İstiklal Madalyası’ nı yeniden almak istiyorum. Taşınmalardan, göçlerden dolayı maalesef atalarımdan kalan en değerli mirası yani İstiklal Madalyası’ nı çocuklarıma bırakamamak durumu ile karşı karşıyayım. Sorunuma yardımcı olacağınızı umut ediyorum çalışmalarınızda başarılar dilerim. Mimar Engin Yüksel / ANKARA
Gazi Bakanlığı Ön Koşul
“Doğru, eğrilir ama kırılmaz” deyişi bana şunu hatırlatıyor; Doğru bir bilgi tohum olur, filiz verir, güçlenir ve sunduğu meyveden canlılar faydalanır. Ama bu süreçte başına gelenler, “pişmiş tavuğun” başına gelmez. Ayrıca tohum döneminde gözlere ve kulaklara güçlü bir biçimde hitap edemediğinden dolayı, kulak arkasına atılır, ciddi alınmaz. Fakat şu gerçeği yadsıyamayız; bir tohum 3 bin yıl sonra bile canlanır. Gelelim “Gazi Bakanlığı” projenize. Öncelikle sizi kutlarım. Ülkem gazilerine büyük yarar sağlayacak bir tasarıyı, yıllar sonra gündeme taşımanız, bu doğrultuda il il imza kampanyaları organize etmeniz, basınımızın ölmediğini, televolebasını olmadığını ispat etmek açısından çok çok önemli. Çünkü buhran dönemlerinde Medya’ nın sorumluluğu bir kat daha artmaktadır. Gazilerin temel sorunu diye nitelendireceğim gazi kimliğine sahip olmak, gazi ünvanı almak sanırım Gazi Bakanlığı kanalı ile olacak. Çünkü yüzbirlerce “Terör Gazisi” ünvan bekliyor. Kim, hangi bakanlık terörle mücadele gazilerine ünvan verecek? Bu sorunun yanıtı şimdilik yok Neden? Çünkü bir gazi bakanlığı yok. Sloganınız Çok Anlamlı “Asla Gazileri Kaderlerine Terketmeyeceğiz” sloganını nasıl buldunuz? Nasıl keşfettiniz? Çok anlamlı bir slogan. 4 kelimeyle bir bütünü izah ediyor. Bakın sloganınızı nasıl algıladım: a) Gazilerin büyük bir bölümü kaderlerine terkedilmiştir, b) Kore ve Kıbrıs gazileri Terörle Mücadele Gazilerine yeterince sahip çıkmamıştır, c) Gazi haklarını elde etmek deveye hendek atlatmakla eşdeğerdedir, e) Hepimiz topyekün gazilerimize sahip çıkmak zorundayız. İyi anlamışmıyım? Lütfen sloganlar üretin gazilikle ilgili düşünelim, düşündükçe de gazilik bilincimizi arttıralım. Kıbrıs Gazisi Yusuf Altıok / BURSA OKUYUCU MEKTUPLARI PTSD (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) Gerçekten üzerinde durmamız gereken bir dosya. CNN Türk, Savaş Sendromu denilen bu sorunu televizyona taşımıştı. Sanırım çok kişinin gözünden kaçtı. Hollywood meseleyi filimler aracılığıyla vermişti. “4 Temmuz”, “İlk kan”, “Eve Dönüş” adlı yapıtlarda savaştan dönen gazilerin bir kısmının da Travma Sonrası Stres Bozukluğu’ na tanık olduk. “Yazı, Tura” da Uğur Yücel PTSD’ yi çok iyi işlemiş ve Olgun şimşek’ de çok iyi canlandırmış olacak ki ödüle layık görüldüler. Gaziler Dergisi PTSD denilen bu illeti yıllar evvel ortaya koymuş. 127. sayınızı saklamaktayım. Bu sayınızda geniş bir yer vermiştiniz. PTSD’ nin gazilerin sinsi düşmanı olduğunu belirtmiştiniz. Çok haklıydınız. Babam Kore Gazisiydi. Annemin anlattıkları ve çocukken yaşadıklarımızı PTSD’ nin bilgisine ulaşana kadar algılayamadık. Çok geç oldu. Eğer bu bilgi daha önceleri mevcut olsaydı, en azından ben, babamın içinde bulunduğu durumu kavrar ve bir başka davranırdım. Babamla geçmişte yaşadığım sorunlarda, sürekli onu suçladım. Ancak şimdi kendimi affetmiyorum. Keşke babam sağ olsaydı da özür dileyebilseydim. Kore Gazisi Oğlu Semih Akkent / İZMİR
Gaziler Törenlerde Öne Çıkmalı Bakıyorum da pek çok kutlama ve törenlerde gaziler arka planda, ses getirmiyor, cansız gazete fotoğraflarında yansıtılıyor. Bence bu yanlış, ayıp ve üzücü bir olay. Savaşın tanıkları onlar, acıyı, vahşeti yaşamış onlar, savaşı lehimize çeviren anlar, düşmanı hala ürküten onlar. Neden geride kalacaklar? Bununla birlikte gazilerle ilgili çok sayıda kitap, dergi, belge ve bilgi mevcut değil. Bir kitapçıya gidin, sorun “gazilerle ilgili kitap, dergi var mı? diye, alacağınız cevap” hayır! ama tarih bölümüne bakın, belki işinize yarayacak bir kitap bulursunuz? Gaziler tarih mi oldu, yoksa duyarsızlığımız, ilgisizliğimiz mi onları tarih yaptı? Av. Halit İçli Gazi Kadınlarımız İlk kez yayınlarınızdan Gazi Kadınlarımız ile ilgili detaylı bilgi edindim. “Kadının adı yok” gibi feminist değerlere sıkıca bağlı değilim. Kadın ve erkeğin hem birlikte hem de ayrı işlevlere sahip olduğuna inanırım. Kadın ve erkeğin kutsal ve ortak değerler zemininde birlikte hareket ettiklerini tarih bize öğretmektedir. Bayrak, vatan gibi sözcükler içi boş kuru değildir. Kutsal ve ortak değerler doldurmaktadır bu kavramların içini. Yayınlarınızdan edindiğim bilgiler ışığında kendimce bir yorum yaptım; Gazi kadınlarımızın dile getirilmesi, Gazi kadın profiliniz çizilip genç kızlarımıza nakşedilmesi konusunda adımlar atmalıyız. Geniş tabanlı olmasa da genel başlık altına girebilecek nitelikte bir araştırma yaptım. Çıkan sonuç bir hayli üzücüydü. Ama gerçek buydu. Pek çok kadın odaklı dernek, vakıf, sivil toplum örgütüne sahibiz. Hemen hemen hepsi de kadın sorunlarını, yapılması gerekenleri aktarmak için yoğun bir çaba sergiliyorlar. Yalnız bir eksikle; Gazi Kadını işlemiyorlar, konuyla ilgili bilgi aktarmıyorlar. Gazi kadın imajının Türk kadınına uyarlanması konusuna sahip çıkmak durumundayız. Kara Fatma, Nene Hatun karakterini bilen, uygulayan bir Türk kadınını hayal ediniz, neleri başarmaz ki...? Dr. Songül Yelkenci / İSTANBUL
Gazilik Bir Yaşam Biçimi Herkese nasip olmaz gazilik. Gazi kartı taşımak bir ayrıcalıktır. Devlet adamı, sanatçı, sporcu olabilirsiniz, ama bedeninizi savaşta risk edecek kadar cesur olmadıkça gazi olamazsınız. Cümle alem gazilere saygı duyulması üzerine tartışma yapamaz. Ancak bir şey daha var; gazilik yaşam biçimidir. Gaziler, ülkeleri adına, devletin verdiği görevi her türlü risk taşımasına rağmen yerine getiren insan tanımlamasıdır. Bu nedenle gazilerimiz de ülkedeki yoksulluğun, talanın üzerine gitmelidir. Adaletsizliğin hesabını sormalıdır. Devlete yönelik her türlü saldırının karşısında durmalıdır. “Ben gazi oldum, işim bitti” dememelidir. Köşeye çekilmemelidir. Kıbrıs Gazisi Halit Er / KONYA
Haberler... Haberler... Haberler... Haberler...Haberler... Haberler... Haberler... Haberler... Bayrağımıza Saldırıyı Nefretle Kınadık Böylemi kutlanmalıydı Nevruz? Baharın müjdesini böyle mi karşılamalıydık? Ey suçlu, neredeysen hesap ver. O bayrak için büyük deden çanakkale’ de, misak-i milli sınırları içinde can verdi. Ne diye? Sen özgür, bağımsız ve demokratik bir hukuk devletinde güvenle yaşayasın diye. Sanıyormusun, sadece bayrağa saygısızlık ettin; sen dedenin kemiklerini sızlattın. Rahat uykusundan uyandırdın. Büyük dedeni utandırdın. Ya sana ne demeli sinsi, hain. O çocukların eline, yırtılsın diye bayrağı veren hain. şimdi huzurlumusun. Mutlu oldun mu? Eylemin sansasyon yarattı mı? Rahat uyuyor musun? İşgalci düşmana karşı, bayrağını, toprağını, namusunu korumak uğruna ölüme severek, gülerek koşan deden rüyana girdiğinde dudağın uçuklamayacak mı? Senin bu yaptığın hainliği, hayvan bile yapmaz, değilmi insan. İngiliz Ordusu Ayakkabı Üreticisi ngiliz Ordusu, Irak’ tan sonra yeni bir cephede daha savaşmaya hazırlanıyor: Ayakkabı Sektörü. Nike, Adidas ve Reebok gibi ünlü spor ayakkabı firmalarına rakip olacak olan İngiliz Ordusu, adını ve amblemini, PT-03 adı verilen koşu ayakkabısına verdi. İngiliz Ordusu tarafından desteklenen ilk ticari ürün olan ayakkabı, ordunun beden eğitimcilerinin katkılarıyla dizayn edildi. İngiltere’ de silahlı kuvvetlerin 1998 yılından bu yana ‘imajlarını’ paraya dönüştürme eğitimi içinde olduğu biliniyordu. Kraliyet Hava Kuvvetleri de kendilerine ait olan ve tişörtler üzerinde sıklıkla kullanılan kırmızı, beyaz ve mavi ‘hedef’ sembolünün patentini alma uğraşı içinde. Albay Anlatıyor İngiliz Ordusu, ayakkabının tanıtımı için de atağa geçti. Nike gibi markalar reklamlarında Michael Jordan gibi ünlüleri kullanırken, İngiliz Ordusu’ nun da Albay Phil Watkins’ i var. Ordu Fiziksel Eğitim Bölümü Başkanı olan 55 yaşındaki Watkins, 40 yıllık ordu kariyeri boyunca Malezya’ dan Kuzey İrlanda’ ya birçok savaş bölgesinde bulunduğunu, PT-03’ ün giydiği en iyi ayakkabılardan olduğunu söylüyor. PT-03’ ün imajı İngiliz olsa da, yapıldığı yer Vietnam. 141 dolarlık ayakkabıların birçok askerin bütçesini zorlayacağı belirtiliyor. GAZİLERE ÖZEL MEZAR YERİ Sivas, Yeni Ülke gazetesi gazilerle ilgili ilginç bir haber geçti. Gazilerinde artık kendilerine ait özel mezar yerleri olacak. Muharip Gaziler Derneği’ nin Belediye Encümenine sunduğu mezarlık talebi karara bağlandı. Encümen Gazilerin mezarlık talebini kabul ederek onayladı. Muharip Gaziler Derneği Başkanı Süha Tan, şimdi tek sorunlarının mezarlık çevrre düzenlemesi olduğunu söyledi. Tan, “Derneğimizin maddi imkanları kısıtlı. Mezarlık yerinin çevre düzenlemesi konusunda Sivaslı hemşerilerimizin bizlere yardımcı olmalarını istiyoruz” dedi. 300’ e yakın gazinin bulunduğunu dile getiren Süha Tan, “Gazilerimiz belediye encümeninden çıkan bu karara çok sevindiler. Çünkü onlar bu ülke için savaşlara giderek Türk askerinin kahramanlığını ortaya koydular. Kendilerine verilen bu önem onları mutlu etti. Ancak sıkıntılarımız halen devam ediyor. Gazilerimiz belediyenin tüm imkanlarından yararlanmak istiyor. Türkiye genelinde gazilerimiz evlerinde kullandıkları suyu ve elektriği indirimli olarak kullanıyorlar. Bizlerde bu imkanlardan yararlanmak istiyoruz. Çünkü birçok gazimiz sadece devlet tarafından verilen gazilik maaşı ile evini geçindirmekte” dedi. Muharip Gaziler Mezarlığının yapılmasının ardından gazilere yönelik kura düzenleyeceklerini dile getiren Dernek Başkanı Süha Tan, “Gazilerimiz sağ iken kendi mezar yerlerini kendileri belirlesin istedik. Mezarlığımızın yapılmasının ardından gazilerimiz arasında kura düzenleyerek mezar yerlerini kendilerine tesbit ettireceğiz” dediler. şehit Yakınına Yol BedavaSu Niye Parayla ? TBMM Genel Kurulu’ nda görüşülmeye başlanan tasarıda şehit eş, anne ve babaları ile şeref aylığı alanların eşlerine tren, vapur, belediye otobüsü ve benzeri toplu taşıma araçlarından ücretsiz olarak yararlanabilme imkanı getirildi. Ancak Milli Mücadeleye katıldıkları için İstiklal Madalyası olan, Kore ve Kıbrıs Barış Harekatı’ na katılan kişilere içme suyunun belediyelerce ücretsiz verilmesi önergesi kabul edilmedi. ABD’ de İkinci Dünya SavaşındaÖlenler İçin Anıt WASHİNTON, ABD başkentinde İkinci Dünya Savaşı’ nda yaşamını yitiren askerler için yapılan bir anıt Başkan Bush’ un da katıldığı törenle açıldı. Yaklaşık 140 bin kişinin katıldığı belirtilen törende savaş gazileri de yer aldı. 175 milyon $ (250 Trilyon) malolan anıtın özel kişi ve kurumların bağışları ile yapıldığı bildiriliyor. Başkan George W. Bush, törendeki konuşmasında İkinci Dünya Savaşı ile Irak operasyonunun karşılaştırarak, Amerika’ nın geçmişte Nazilere ve Faşizme karşı zafer kazandığını, şimdi de yeni düşmanlara karşı savaştığını söyledi.
22. Yıl Tebliği Uzun bir süreç... Her veri, bilgi ve belge bir çok an’ ın izlerinde dergisi potasında eridi. şehit ve Gazi olgusuna, politik, ekonomik, sosyal ve popülist kaygılardan uzak, araştırmacı, sorguluyucu bir mantıkla ve objektif bir gözlük takarak yaklaşıldı. Türkiye’ de ilk kez Mart 1992’ de, gazilerin, yaşadığı ekonomik ve sosyal sıkıntıları; resmi geçit töreni dışında ve hamasi edebiyat yapmadan kamuoyu gündemine taşıyan... şehit ve Gaziler üzerinde dönen politik, ekonomik ve şahsi çıkar dolaplarını deşifre eden... Kan sıkıntısı çekilen sıcak savaş döneminde, şubat-1993’ de ‘Kan Bağışı’ kampanyası ile siyasetçilerin, ordunun, yetkililerin, iş dünyasının ve halkın takdirine mazhar olan... Yabancı ülke gazilerine tanınan yasal hakları, uygulanan programları, tasarlanan projeleri, gazi organizasyonlarını ve işlevlerini Türk gazilerinin bilgisine sunan... Dergisi ve çalışanlarının iddiası şudur: “Biz, Türkiye’ de ‘gazilik’ olgusu üzerine yayın yapan ilk ve tek dergiyiz. Yetkimizi, İstanbul Valiliği tarafından verilen Mart 1983 K-542-10406 sayılı belge ile aldık. Gücümüz ise; dördüncü kuvvet basından kaynaklanır. Amacımız; gazilik kavramının derinliğine inmek, tüm detayların ortaya çıkmasına aracı olmak, gazilerin bilinç düzeyini yükseltmek, kamuoyunu bilgilendirmek ve yetkilileri harekete geçirip, izlemektir. Ancak , tüm bu faaliyetler gerçekleştirilirken zaman zaman bazı yetkililer tarafından araştırılmadan, değerlendirilmeden önyargılı tavırları ile karşılaşmaktayız. Elbette ak ile kara ortaya çıkmalı... şehitler ve gaziler üzerine politik ve ekonomik çıkar amaçlı manipulasyonlar deşifre edilmeli... Bu noktada herkes hemfikir. Ateş olmayan yerde duman tütmez... Ama duman hangi yönde? Bunun yanıtını düşünerek, tartışarak ve inceleyerek bulmaya çalışalım. Günah keçisi olmak kimsenin kabulleneceği bir durum değildir. Dezenformasyon tuzaklarından kurtulalım ki, kafalar karışmasın. Kore Savaşı’ ndan bugünlere, 50 yılı aşkın bir süreçte gazilik kavramını karıştırdığımızda; yeterli ilgi gösterilmeyen, bir kaç kurum dışında desteklenmeyen ve problemleriyle giderek büyüyen bir çerçeveyi karşımızdaki duvarda çivili görürüz. Bakmasanız ya da görmemezlikten gelseniz de o, duvarda anlaşılacağı günü bekler. Gazilik olgusunu yardım, bağış gibi konulara indirgemeden irdelemenin tam zamanıdır. Konuya yardım, bağış persfektifinden bakmak gazilere yapılan en büyük haksızlıktır. Onların cesur birer kahraman olduğunu unutmaktır. Anayasa’ nın 61. maddesi gazilere gereken önemin eşit şekilde verilmesini hükmeder. Ancak, onlarca hükümet gazilik kavramını ihmal etmiştir. Gazilerle ilgili birçok yasa ya meclis raflarında ya da henüz hazırlanmamıştır. Türkiye’ nin jeopotik konumu itibariyle güvenlik sorunu en temel, en güncel meselesi olduğu konusunda hemfikiriz. Yaşadığımız terör vebası belleklerimizde yerini korumaktadır. Gelecekle ilgili kaygılar dünya devletlerinin gündemini işgal etmektedir. Kargaşa içinde yüzen bir dünyada, güvenlik sorunu ile gazilerin el üstünde tutulmasını birarada gören uluslar güçlü olarak ayakta kalacaktır. Gazi temsilcisi dernek ve vakıflar silkelenmeli, gazilerin seslerini meclise taşımalıdır. Gazilerin; eşleri, ebeveyinleri, çocukları ve yakın çevresi ile geniş bir tabana sahip olduklarını hatırlatacak, yaklaşımları, siyasi iradeye sunmak görev kabul edilmelidir. Sivil toplum kuruluşlarının temel amaçları bu tip çalışmalarda önem kazanır. Bu konularda adım atmak isteyen her kuruma, kişiye açık olduğumuzu beyan ediyoruz. Dergi sayfalarımızı, gazilik olgusu ile ilgili her türlü düşünceye, tartışmaya açıyoruz. Gün ışığına bugüne değin gereğince(!) çıkmayan “Gazilik” meselesini aydınlı¤a kavuşturmak için gelin birlikte olalım...” |